Behiç Gürcihan11 Ağustos 2005 05:57

Caddebostan Operasyonu : Elitler Avam'ların Donunu Görünce (Avam'ların Oyuna, Elitlerin Gücüne İhtiyaç Duyanların İnce İstanbul Operasyonları) - Behiç Gürcihan

Yıllardır televoleler ve medya üzerinden ELİT donuna maruz kalıp; buna duydukları tepki üzerinden "muhafazakar dinamikleri" besleyen "AVAM" kitleler (Bkz : AKP); ilk defa ELİT'lere kendi donlarını gösterme fırsatı buldular...Caddebostan Plajı Operasyonu'ndan sözediyoruz...Neden "Operasyon" dediğim yazının sonunda daha bir netleşecek. Hep beraber düşünelim : Hayatlarını "İslamcılık" üzerine kurup, kitlelere bu kavram üzerinden kendilerini pazarlayanların; AB yolunda "Hristiyan Demokrat" kulübüne girmeye çalışması ile, "Avam"'ın Caddebostan Plajı'ndan denize donla girmesi arasında bir bağ var mı acaba?


Yıllardır televoleler ve medya üzerinden ELİT donuna maruz kalıp; buna duydukları tepki üzerinden "muhafazakar dinamikleri" besleyen "AVAM" kitleler (Bkz : AKP); ilk defa ELİT'lere kendi donlarını gösterme fırsatı buldular...

Caddebostan Plajı Operasyonu'ndan sözediyoruz...

Neden "Operasyon" dediğim yazının sonunda daha bir netleşecek.

Hep beraber düşünelim :

Hayatlarını "İslamcılık" üzerine kurup, kitlelere bu kavram üzerinden kendilerini pazarlayanların;

AB yolunda "Hristiyan Demokrat" kulübüne girmeye çalışması ile,

"Avam"'ın Caddebostan Plajı'ndan denize donla girmesi arasında bir bağ var mı acaba?

Ya da;

Mine Kırıkkanat gibilerin hiç bir zaman hakkında kalem oynatmayacağı;

laikliği "don çizgisini gösterme özgürlüğü"nden öte algılayamayacak "felan oldum yani" neslinin bilinçli teşhirciliği ile;

Caddebostan'da "jogging" yaparken; köpeğine yaptığı aylık masraftan daha az paraya çalışan "Avam"ın donunun altındakini görünce rahatsız olanların "İstanbul elden gidiyor" feryatları arasında bir ilinti kurabilir miyiz?

"Avam'ın donu" ile "Elitin Donu" arasındaki bu modernite uçurumu aynı zamanda ülkemizin sırat köprüsü mü?

Bütün bu görsel kakafoni içerisinde akla zarar daha onlarca soru üretebiliriz.

Tanga ile Türban arasına gerilen bir sosyal dokunun çok farklı yerlerinden yırtılması ve bu soruların yırtık dondan çıkar gibi çıkması doğal.

Böyle bir ortamda "İslamcı" Başbakanlar Yahudi Bankerlerle hemhal olurken;

Mustafa Kemal'in üniformasını taşıyanların; ABD'yi "stratejik müttefik", AB'yi de "devlet politikası" ilan etmesine de şaşırmamak lazım.

Sonuçta onlar;

Caddebostan'da donla denize girip, "Muhafazakar Demokrat" partilere oy verenlerle;

Beşiktaş'ta; kıçının arasındaki tangayı göstere göstere yürüyüp, şeriat gelmesin diye "Sosyal Demokrat" partilere oy verenlerin oluşturduğu;

kafası boşaltılmış bir Millet'in üst yapıları.

Bu üst yapıların Millet'i ve Devlet'i geleceğe taşıyacak bağımsız ve özgün politikalar üretememesi ve kulvarlar açamaması, bunu başkalarının yapmadığı anlamına gelmiyor.

Hem de öyle kulvarlar ki; baktığınızda şeytana ayakkabısını ters giydirecek cinsten yöntemler geliştirdiklerini görüyoruz.

"Caddebostan Plajı" manevrası buna güzel bir örnek.

Manevrası diyoruz çünkü derinlerde;

İstanbul'a yönelik çok kapsamlı planın ince ayrıntılarından birini içeriyor.

Diyeceksiniz ki;

"Avam-Elit Donu" ikileminin İstanbul'u Türkiye'den ayrıştırma projesi ile ne alakası var?

"Büyük proje adamı" Kadir Topbaş'ın; nostaljik sloganlarla ilan panolarından (billboardlar) duyurduğu "CaddeBostan Plajı" projesinde gözlerden kaçan iki ayrıntı mevcut :

1) Plaj projesi için kullanılan reklamdaki görsel imge, normalde bir plaj sahnesinde görülebilecek mayolu kadın-erkek ikilisini değil, boş bir şezlongu içeriyor. Böyle bir projeyi duyuracak reklamın görsel duyurusuna mayolu bir erkek ve özellikle kadın imgesinin konulmaması; plajı, muhafazakar kesimin ilgi alanı dışına çıkmaktan koruyor.

Vurgunun altını bir kere daha çizelim : İlgi alanına sokuyor demiyoruz...ilgi alanının dışına çıkmaktan koruyor.

Daha da önemlisi;

2) Caddebostan Plajı ile ilgili reklam panoları; bilinçli olarak; İstanbul'un varoşlarında da yoğun olarak kullanılıyor.

Normalde bırakın denize girmeyi; şehrin merkezine bile kırk yılda bir inen kitlelerin bulunduğu semtlere;

"Caddebostan Plajı" panosu asmak için en kalitelisinden TOPLUM MÜHENDİSİ, yani İSTİHBARATÇI olmak lazım.

Hem de; hedeflediğinizi toplumu uzun vadeli dönüştürmeyi hedefleyen bir gücün İSTİHBARATÇISI.

Normalde kendi sosyal mekanlarında yaşayan ve

yüksek ulaşım giderleri;

yüksek giriş bedelleri (menü fiyatları, bilet fiyatları, v.s.) sayesinde fazla karışmadan ve birbirleri ile ana arterler dışında karşılaşmadan ; ( biri klimalı arabasında trafikte, diğeri klimasız tıkış pıkış otobüste yolda) fazla etkileşime girmeden yaşayanlar;

"Caddebostan Plajları"nda kafa kafaya geldiler.

Ve bu kafa kafaya gelişin lokal olarak kalmayıp; toplumsal dönüşüm misyonuna hizmet etmesi için medya gerekli noktalarda görevini üstlendi.

"Kıçındaki tangayı" göstermeyi modernlik;

"Avam donu" görmeyi anti-modernlik olarak algılayanların feryadı kapladı bir anda ortalığı.


Bu gürültü arasında toplumsal bilinçaltında ve en önemlisi elitlerin bilinçaltında çok önemli bir "sempati odağı" oluşturuldu.

Eskiden "İstanbul çok kalabalık, pasaportla girilsin" cümlesine, sırf Tayyip Erdoğan söylüyor diye veya olayın mantıksızlığı üzerinden karşı çıkacak olanların artık bu cümleye "sempatisi" daha da arttı.

Kısacası;

"İpini koparan İstanbul'a geliyor" tezi;

ip don giyenlerin nezdinde daha bir "dinlenebilir tez" konumuna yükseltildi.


Bu durumda;

"Avam donu" üzerinden iktidar olan fakat iktidarda kalmak için "elit donuna" fazlası ile ihtiyaç duyan Recep Bey'e ihale edilen

"İstanbul'u Uluslararası Kolonileştirme Projesi"nin;

"İstanbul' Pasaport" uygulaması ayağında;

"Caddebostan Plajı Projesi";

elit donlarının algılamasını kırmada müstesna bir başarı edindi.

İstanbul Belediyesi'ne sızmış ekipleri tebrik etmek lazım.

Milletimize yönelik psikolojik harbin kalitesini gün geçtikçe yükseltiyorlar.

Eskiden; ülkeye pahalı gaz kazıklamak için Hürriyet'e "enerji açığı büyüyor" manşetleri attırıp, bir de üstüne üstlük İstanbul'da yapay elektrik kesintileri yaratıp, milleti salak yerine koyanlar;

artık akıllandı ve

bu Millet'in; ABD'li aklına ayarlı psikolojik harp tekniklerini yemediğini anladı.

Bunun üzerine;

"Metal Fırtına" ile başlayıp, "kafamızı kızdırmayın, gireriz Kuzey Irak'a" mizansenleri üzerinden derinleştirilen ve

"Uluslararası Koloni Kerkük" projesine hizmet eden psikolojik harp operasyonları gibi;

"Uluslararası Koloni İstanbul" projesi için de kaliteli ve çok boyutlu bir psikolojik harp operasyonu yürütüyorlar.

İşi;

"elit donu"-"avam donu" çatışması kurgulamaya kadar vardırdılar.

Haftalık dergilerin "1 YTL"'ye indirilerek,

popüler "dezenformasyonun" kitlelere indirgenmesi yönünde bir adım atılması da, bu çalışmanın derinleştirileceğini gösteriyor.

"Avam"'ın oyuna;

"Elit"'in gücüne ihtiyaç duyanlar;

Caddebostan'da "Avam"'ın donunu Elit'e;

Haftalık dergilerin kapağında da;

Elit'in donunu "Avam"' a gösterip
;

İstanbul'un dokusunu parçalıyorlar.

Recep Bey'in dilindeki "İstanbul'a Pasaport" projesi ile;

Ankara'da bazı raflarda duran;

"Selimiye Oteli" projesi;

"Donlar Savaşı"'nın sonuçlarının olgunlaşmasını bekliyor.


"Kıçındaki dona sahip olma" ifadesi;

artık sadece mecazi anlam taşımıyor.


B.G.