|
|
Hiç birimizde yatımıza
Fenerbahçe bayrağı çekip tatile
çıkacak hal kalmadı.
Hayatımızın ; yatsız ve mutabakatsız bu safhasında; AKP'nin %47'sini
görmüş Tuncay Özkan gibi bakıyoruz
birbirimize.
"İki kişiden
biri" psikozu ile boğuşmaktayız.
Gereğini yapanlar var.
Ağar istifa etti. Övülesi bir davranış ama Ağar'ı
övme işini, bu konuda daha tecrübeli olan Perihan
Mağden'e bırakıyoruz.
(Bkz: Tahtıravelli
Ülkesinde 1 Perihan Mağden Kaç Ağar Eder)
Aldığımız duyumlara göre; Baykal'da istifa edecekti ama Rodosluların yoğun baskısı sonucu
vazgeçti ve Türk siyasi tarihine geçecek
o meşhur açıklamayı yaptı.
Peki istifayı düşünmesi gereken başka bir
yer yok mu?
Bu seçimin tek mağlubu Ağar ve Baykal mı?
Tabiki hayır.
Bu seçimde alınan sonucun bir numaralı müessibi ve
toplum karşısında ve kendi içinde samimi bir
özeleştiri tavrı sergilemesi gereken yegane kurum varsa o da Genelkurmay'dır.
08 Mayıs'ta yazdığımız Bir
Muhtıra Çevresinde Danseden İki Devlet Adamı
başlıklı yazıda altını çizmiştik:
Kötü bir
kompozisyon tadında yazılan ve dosta düşmana; bu
ülkeyi yönetme iddiasında olan kurmayların
ülkenin karşı karşıya olduğu tehlikeyi ne kadar
yüzeysel okuduklarını ilan eden "Muhtıra";
bütün zamansızlığı
, üslupsuzluğu
ve içeriksizliği
ile beş temel vektöre hizmet etmiştir:
1) Tayyip Erdoğan'a
seçim öncesinde partisindeki kontrol dışı unsurları
dizginlemesi
2) Kamuoyu oluşturma
mekanizmalarına; Tayyip Erdoğan'a ayak bağı olan bu unsurları
sevimsizleştirme fırsatı vermesi
3) Yaşar Paşa'nın alt
kadroları nezdinde çok değerli bir zamanı kazanması
4) Tayyip Erdoğan'ın
seçmenine dönüp, "mağduru" ve "demokrasi
kahramanını" oynaması ve dolayısı
ile mevcut oylarını kemikleştirirken; düşüş trendini
yükselişe çevirmesi
5) AKP'ye ;
Kürt kökenli seçmene;
"sakın
maceraya kalkışmayın yoksa bakın muhtıralarının sonuna durup dururken
"Ne Mutlu Türküm demeyen düşmanımızdır" gibi
ibareler yerleştiren asker
amcalara sizi veririz"
mesajını verme şansı tanıması. |
Sanmayın ki; uzun zamandır savunduğumuz bir tez olan; "Genelkurmay Türk
Silahlı Kuvvetlerini yönetemiyor" tezinin her
seferinde bir kez daha kanıtlanmasından memnunuz.
2003 yılında Hac
Yolunda Değil, Haç Yolunda başlıklı raporumuz ile
ortaya koyduğumuz ve daha sonra TSK
ile AKP'nin Gölge Dansı (13 Ocak 2003) ; Türkiye'de
Pentagonizasyon Süreci (22 Ağustos 2003) ; Gladio
Ürünü İslamcılık ve
Kürtçülüğün Yeniden
İnşaasında Koza Olarak AKP (20 Ağustos 2005) ; Askerleşen
Entellektüeller, Entellektüelleşen Askerler, Salak
Yerine Konan Millet (28 Ekim 2004) ; Kurmayın
Zekası İmamın İmanı Tekleyince (21 Temmuz 2006) ; Erdoğan
- Büyükanıt Ekseninde İki Entellektüel
(25 Ağustos 2006) gibi bir çok yazı ile;
Dolmabahçe Mutabakatına gelip dayanan bu hazin
süreci irdelemeye çalışıyoruz. Yaşar Paşa'ya
yazdığımız mektupları saymıyorum bile...(Yaşar
Paşa'ya Mektup IV - Emperyalizmin A, B, D -si )
Takdir edersiniz ki; bu yazılarla Genelkurmay'ın derin sevgisini
kazandık. Periyodik olarak sevgilerini göstermeye devam
ediyorlar.
Ama hala ne kendi içlerinde, ne de Türk Milleti'ne
karşı samimi bir özeleştirinin en ufak bir emaresini
göstermiş değiller.
AKP gibi bir
partiyi; %35'lerden aşağı doğru yönelmişken ve en
önemlisi tabanında ciddi sorunlar yaşamaya başlamışken; demokrasi havarisi konumuna
sokup, tabanını kemikleştirip, kitleler nezdinde mağduriyet primini
toplamasına yardım etmek en hafif tabirle basiretsizliktir.
Karşı dinamiklerin, Cumhuriyet mitinglerini "postalla" eşleştirmesini
kolaylaştıran bu vahim zamanlama hatasının, basit bir basiretsizlik
olmadığını zaman ortaya çıkaracaktır.
Bütün
bunlar sonucunda; bırakın siyaset mühendisliğini;
Genelkurmay'ın siyaset teknisyenliği yapacak kadar bile kendi toplumunu
ve dinamiklerini bilmediği bütün
çıplaklığı ile ortaya çıkmıştır.
Türk Silahlı Kuvvetleri gibi; sadece dünyanın en
cesur silahlarını değil, aynı zamanda en donanımlı beyinlerini
barındıran bir yapının ürete ürete, AKP'yi %47 ile
iktidara taşıyan bir muhtıra üretmesinin ciddi bir
açıklamasını Genelkurmay'ı yönetenler Türk
Milleti'ne borçludur.
Bugüne kadar siyasal İslam'ı besleyen onlarca toplumsal
dinamiği; ister OYAK olsun, ister kontrolündeki vakıflar
olsun, emrindeki onlarca mekanizma ile topluma serpeceği bir
çok eğitim/istihdam/vs. odağı ile bertaraf edebilecekken;
(Bkz: Coşkun Ulusoy OYAK'ın yurtlar kurmasına neden karşı
çıktı? Yurtlarda Hollandalılar kalacak olsa, aynı direnci
gösterir miydi?) ;
bugün Siyasal
İslam'a karşı duruş sergiliyormuş gibi yapmak kimseye
inandırıcı gelmemektedir.
Yıllardır "stratejik
müttefik", "Atatürk'ün
gösterdiği hedef" olarak nitelendirdiği AB-D'yi;
bugün PKK'ya silah sağlamakla suçlamak ilkokul
çocuklarının bile mantık duvarlarında eriyip gitmektedir.
OYAK satılırken; Muavenet vurulurken; Irak
bölünürken, başına çuval
geçirilirken sesini çıkarmayanların;
Türkiye'de ürete ürete "türbanlı kız"
üzerinden siyaset üretmesi ve sesini
yükseltmesi , siyaseti ne kadar sığ bir düzlemde
algıladıklarını ortaya koymaktan başka bir işe yaramamaktadır.
Daha da vahimi;
Genelkurmay; bugüne kadar, Türkiye adına bir uzun
vadeli, kapsamlı ve yerli bir Güvenlik
Politikası üretip, kamuoyunun değerlendirmesine
sunamamıştır.
Genelkurmay
Başkanlarının yaptığı durum değerlendirmelerine Plato'nun Devlet'i
muamelesi yapan medyanın varlığı bu eksikliği örtse de;
AB-D'nin konjonktürel ihtiyaçları doğrultusunda
değişen küresel güvenlik terminolojisinin
Türkiye'nin şartlarına uyarlanarak , tercüme
edilmesi; Türk Ordusu'nu Afganistan'a,
Lübnan'a en gözde birliklerini yollarken, Güneydoğu'da mayınlara
bir telaş içinde çözüm arama
noktasına getirmiştir.
"ABD'ye karşı Rusya"; "İsrail'le birlikte Çin" gibi bulunan "denklemsel"
çözümler; ABD aşıldığı
noktada bile, sorunun temelinde yeralan "müttefiksiz asla"
psikolojisinin aşılamadığını göstermektedir.
Eğirdir'de
gerçekleştirilen halkla ilişkiler faaliyetleri
; Ertuğrul Özkök, Mehmet Ali Birand, Taha Akyol gibi
gazeteci süsü verilmişlerin varlığı olmadan
hiç bir anlam ifade etmez. O faaliyetlerde hiç
kimse size gerçek, sorulması gereken sorular sormaz.
"Bugüne
kadar özel şirketlere akıttığınız milyonlarca dolar
kaynak karşılığında üretilen araçların zırhı ne
durumda?"
diye sorup canınızı sıkmaz.
Ya da tutup;
"Türkiye'deki
500 büyük ailenin oğulları nerelerde askerlik
yapmaktadır, daha doğrusu yapmakta mıdır?"
gibi terbiyesizliklere muhatap olmazsınız.
Türk
Komandosunun dağlardaki kahramanlığını ışığı sadece sizi değil,
gerekirse bütün kör noktaları sorgulayıcı
gözlerden saklar ama bu Türk Askeri'nin
özündeki Türk Evladı'na olan cevap borcumuzu
geçersiz kılmaz.
Şu çok iyi bilinmelidir ki;
"aman TSK'yı
yıpratmayalım" gerekçesi; bu
gerekçe ardında her türlü
verimsizliklerini ve basiretsizliklerini saklamaya
çalışanları sonuna kadar koruyamayacaktır.
Türk
Silahlı Kuvvetleri'ni en çok; üniformanın
kutsallığı ile üniformanın içindekinin faniliğini
değiş tokuş etmek isteyenler yıpratmaktadır.
Halkın içinden çıkan bir ordunun, tepeye
vardığında çevresini; NATO standartları, oligarşik
ilişkiler, stratejik müttefikler ile kuşatılmış bulmasının
dinamikleri sorgulanmadan; ne
Hudson rezaletini, ne
e-muhtıra hezimetini, ne de yattaki Fenerbahçe
bayrağını anlamamız mümkün olacaktır.
Bir Türk Vatandaşı olarak üzülerek tespit
etmek durumundayız ki;
Genelkurmay;
küresel siyaset mühendislerinin; AKP
üzerinden kurguladıkları makro siyaset
mühendisliğinin araç kutusundaki bir unsura
dönüşmüştür.
"Türkiye'nin
en büyük ihraç malı ordusudur" diyen
ve bir kere olsun TSK'yı yıpratmakla suçlanmayan Soros'un
bunu bizden daha önce görmüş olduğu
anlaşılmaktadır.
Zamanında "Internet
korkakların yeridir" tespitinde bulunan Yaşar Paşa'nın
döneminde Internet'e konulan o e-muhtıra ; Soros ve
gibilerinin Türkiye'ye akıtacağı milyarlarca dolar fona
bedeldir.
NATO stratejilerine bağlılığı düşünce eksenlerinin
ana kulvarı haline getirenler; NATO'nun bu coğrafyada kurguladığı proje
AKP ile örtüşünce tarihi bir
çelişkiler yumağı içerisinde kendilerine yeni bir
rota belirlemeye çalışırken; Millet nezdinde de
görüntüyü idare etmeye
çalışmaktadırlar.
E-muhtıra ve
"çete operasyonları" ; bu bağlamda aynı makro operasyon
madalyonunun iki yüzüdür.
E-muhtıra yüzü; AKP'nin yelkenlerini şişirerek; BOP
Projesinin en değerli kadrolarını toplum üzerinde psikolojik firavun
konumuna yükseltirken;
"Ulusalcı
Çete Operasyonları" yüzü;
birileri için , Ağustos
şurası öncesinde çok değerli hareket
alanları açmıştır.
Bu hareket alanları; 2020'lerin
General kadrosunu şimdiden düşünen AB-D'nin
fazlası ile işine gelecek ve "ulusalcı-çeteci" yaftası
bahane edilerek; Tayyip
Erdoğan'ın Milli Görüş gömleğini
çıkarmasından daha hızlı bir şekilde, kadrolarda
gömlek değişimine gidilecektir.
Dolayısı ile Dolmabahçe mutabakatı; biri 22 Temmuz, diğeri
30 Ağustos olmak üzere iki ayaklıdır.
Bu açıdan bakıldığında;
bizim; "e-muhtıra
hatası yüzünden kim istifa edecek?" diye
soru sormamız bile naiftir.
Internet üzerinden yayınlanan o e-muhtıra; anlaşmanın
taraflarının istediği sonucu fazlası ile vermiştir.
Birileri görevlerine Baykal kararlılığı ile; "oylarını yükseltmiş
olarak" devam edecektir.
Beylerbeyi
mutabakatı, Dolmabahçe mutabakatı deşifre edilmiş kimin
umurunda...
B.G.
|
|
|
 |
|