Türk medyasının ; Şemdinli vakasında da , Danıştay cinayeti sonrasında da, Hrant Dink cinayeti sonrasında da ve şimdide Ümraniye'de "bombalı evle" başlayan tutuklamalar zinciri sonrasında da bir güvenlik bültenine dönüşmesinde tembelliğin çok büyük etkisi var.
Hiç bir muhabir kendisine servis edilen bilgiyi "acaba doğru mu?" filtresinden geçirmediği için, ortalık komedi seviyesinde cereyan eden bir yalan bulutuna dolanmış durumda.
Bizim Oktay'ın da adının karıştırıldığı bu olayları namuslu bir şekilde haberleştirmek isteyebilecek medya mensupları olduğunu bildiğimiz için
onlara ortaya serilen ilişkiler ağını daha net anlamalarına yardımcı olacak bir mini rehber hazırladık.
1) Rütbe ve iş karışıklıkları
a) Kuvvai Milliye Derneği'nin başkanı Bekir Öztürk ; "Emekli Albay" değildir. Bekir Öztürk; Mersin'de çalışan bir sağlık görevlisidir.
Kuvvai Milliye Derneği'nin ; Kuvvayi Milliye Derneği ile alakası yoktur. Birinin başında kendi halinde, ülkesi için bir şeyler yapmaya çalışan, borçlanıp kredi alarak dergi çıkartan bir vatansever; diğerinin başında düğün salonlarında düzenlediği abuk subuk törenlerle Kuvva adının lekelenmesine vesile olan bir emekli albay vardır.
b) Muzaffer Tekin'le birlikte tutuklanan Zekeriya Öztürk; emekli albay değildir. Emekli yüzbaşıdır.
c) Oktay Yıldırım; "helikopter pilotu" değildir. Komandodur. Kayseri Komandodur. Gökyüzü ile tek ilgisi dağlarda mücadele ederken altında yatması ve onlarca kez yaptığı paraşüt atlayışlarıdır.
d) Muzaffer Tekin emekli albay değildir. Emekli yüzbaşıdır. Çok uzun seneler önce; ünlü Tuzla olayı sonrasında ordudan istifa etmiştir. Merak eden araştırır.
2) İlişkiler Ağı
Herkesin sıfatı "ulusalcı/milliyetçi" olduğu için; kamuoyuna sunulan portre bütün servis edilen isimlerin yediklerinin içtiklerinin ayrı gitmediği yönünde. Çeşitli mitinglerde ve toplantılarda bu isimleri yanyana gösteren fotoğraflar üzerinden gerçekleştirilen kadraj mühendisliği bu propagandanın ana malzemesini oluşturuyor.
Halbuki kazın ayağı hiç de öyle göründüğü gibi değil...
Muzaffer Tekin ile Veli Küçük'ün arası limonidir.
Muzaffer Tekin ile Oktay Yıldırım'ın arası; aşağıda ayrıntılarını bulacağınız olay akışı sonrasında, açılmış ve bir zaman birbirlerine "baba-oğul" kadar yakın olan bu ikili uzaklaşmıştır.
Oktay Yıldırım ile Zekeriya Öztürk'ün arası açıktır, görüşmezler.
Oktay Yıldırım ile
Kemal Kerinçsiz kavgalıdır.
Bekir Öztürk ile Muzaffer Tekin tanışmamıştır bile.
Bekir Öztürk ile Kemal Kerinçsiz'in arası açıktır; görüşmezler.
Bekir Öztürk ile Oktay Yıldırım; biri dernek başkanı, diğerinin derneğin İstanbul İl Başkanı olması nedeni ile sürekli telefonda görüşürler.
Oktay Yıldırım ile tutuklananlardan Mahmut Öztürk'ün arası limonidir ve görüşmezler.
Bütün
buna rağmen medyaya yansıtılan resim bu şahısların sürekli görüşen, yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen, birlikte "plan yapan" bir "çete" olduğu yönünde. Birbirlerine düşman derecesinde uzak insanların bulunduğu bir grup ancak bu kadar yanlış resmedilebilir.
3) Yakın Geçmiş Olay Akışı
Aşağıda kaba hatları ile sunacağımız olay akışı; bugün gelinen noktayı anlamak ve ilişkiler ağının niteliğini kavrayabilmek açısından şart.
Gerçek gazetecilik yapmak isteyen medya mensuplarına aşağıdaki olaylar akışını araştırmalarını ve konu ile ilgili zamanında yazdığımız yazıları okumalarını tavsiye ediyoruz.
Olaylar genel sırası ile verilmiştir
a) Muzaffer Tekin'in Kadıköy'deki ofisi; ulusalcı/milliyetçi kesimden bir çok ismin buluşup, sohbet ettiği bir mekandır. Danıştay saldırısı öncesinde Zekeriya Öztürk Muzaffer Tekin'le tanıştırılır ve ofise sürekli gidip gelerek Muzaffer Tekin'le samimiyeti ilerletir. Danıştay saldırısının faili Alparslan Aslan; tekkeye dönüştürülen Muzaffer Tekin'le bu ofiste tanıştırılmıştır.
b) Danıştay saldırısı sonrasında Muzaffer Tekin arkadaşlarına Danıştay saldırısında adı geçen Alparslan Aslan'ın zamanında ofisine getirildiğini ve kendisi ile tanıştırıldığını anlatır. O gece aralarında Zekeriya Öztürk'ün de bulunduğu bir grupla akşam yemeği yerken evine polislerin geldiği ve arama yapacakları haberi gelir.
c) Bunun üzerine Zekeriya Öztürk, Muzaffer Tekin'i
"olay durulana kadar ortalıkta görünmemesi, göründüğü takdirde kelepçelenerek medyaya afişe edileceği, olay durulduktan sonra gidip ifade verebileceği"
yönünde ikna eder. Zekeriya Öztürk ; Mehmet Eymür'ün de avukatlığını yapan kendi avukatı Ertaç Giray'ı alarak Muzaffer Tekin'in evine gider ve polislerin aramasına nezaret eder.
Bu arada Muzaffer Tekin; bu ekibin yanlış yönlendirmesi sonucu, Emniyet'e gitmek yerine o geceyi Zekeriya Öztürk'ün bir arkadaşının evinde, sonraki geceyi ise Mahmut Öztürk'ün evinde geçirir.
Bu arada medyada "Kaçak Yüzbaşı Aranıyor" manşetleri altında operasyonun psikolojik boyutu güçlendirilir.
Alakası olmadığı bir olayda ;daha ilk geceden vereceği bir ifade ile önlenebilecek bu operasyon, yanlış/kasıtlı yönlendirilme sonucu Muzaffer Tekin'i hedef tahtasına yerleştirir.
Muzaffer Tekin'i yanlış yönlendirerek saklanmasına vesile olan bu ekibin başı; Muzaffer Tekin'in intihar girişiminde bulunduğunun sabahtan önceki gece yapılan bir görüşme sırasında uyarılır:
"Muzaffer Tekin'i yanlış yönlendiriyor, hata yapıyorsunuz, hata yapmasına vesile oluyorsunuz"
uyarısının yapıldığı bu görüşmenin ve sonrasında Tekin'in hastaneye getirilişi hikayesinin ayrıntılı içeriğini
"Tekin İntihar Etmeden Bir Gece Önce, Bir Gece Sonra"
başlıklı yazımızda bulabilirsiniz.
Bu uyarının üzerinden 24 saat geçmeden Tekin intihar girişiminde bulunur ve
Muzaffer Tekin'i yanlış yönlendiren bu ekip Muzaffer Tekin'i hastanenin kapısında bırakarak uzaklaşır. Muzaffer Tekin'e hastanede en yakın arkadaşları sahip çıkar. Sahip çıkanlar arasında Oktay Yıldırım da vardır.
Neticede Muzaffer Tekin'in Danıştay cinayeti ile alakası olmadığı; Alparslan Aslan'ın Fetullahçı yapılanmalarla bağlantısı ortaya çıkar fakat kamuoyunda bir "Muzaffer Tekin / Ulusalcı Çete" fırtınası estirilmiştir bir kere; kimse Fetullahçı şebekenin adını ağzına bile almaz.
Bu olay sonrasında ulusalcı cephede toplantılar, örgütlenmeler devam eder. Kemal Kerinçsiz fenomeni yükselişini sürdürür.
Kemal Kerinçsiz'in daveti ile Oktay Yıldırım Kemal Kerinçsiz'in başkanı olduğu Büyük Hukukçular Birliği toplantılarına katılmaya başlar.
Bu arada www.kuvvaimilliye.net adresinde yayın yapmakta olan
Bekir Öztürk; sayfalarını Kemal Kerinçsiz ve ekibine açarak, onların daha geniş bir kitleye ve daha sağlıklı bir teknik altyapıya kavuşmasına vesile olur.
Bu arada kuvvaimilliye.net adresinden yayın yapan oluşum dernekleşme çalışmalarına başlar. Bu aşamada Bekir Öztürk ile Kemal Kerinçsiz arasında görüş ayrılıkları başlar.
Kemal Kerinçsiz kendi ayrı yapılanmasını oluşturmak isterken; Bekir Öztürk, Kemal Kerinçsiz'in Kuvvai Milliye altında yeralacağını düşünerek ve buna güvenerek hareket eder. Bu ikili arasında yaşanan iletişim kopukluğunu gidermeye çalışan Oktay Yıldırım ile Kemal Kerinçsiz arasında ; Büyük Hukukçular Birliği toplantısı sırasında sert bir tartışma yaşanır.
Bu toplantı sırasında; Oktay Yıldırım , Kemal Kerinçsiz'in adamlarından birinin saldırısına uğrar. Bu saldırı sonucunda korneası çizilir ve kaşı yarılır. Oktay Yıldırım; Kemal Kerinçsiz'in temsil ettiği davaya zarar gelmemesi için, bu saldırıyı ne medyaya, ne ilgili makamlara bildirir.
Sözkonusu gelişimi ile ilgili ayrıntılı bilgileri
Devlet Bahçesinde Milliyetçilik ve Kemal Bey'in Hataları
başlıklı yazıda bulabilirsiniz.
Bu olay sonrasında Oktay Yıldırım ile Kemal Kerinçsiz'in arası bir daha tamir edilemeyecek düzeyde açıldı.
Daha da önemlisi; bu olayla ilgili Muzaffer Tekin'e yalan yanlış bilgiler taşıyanlar, Muzaffer Tekin'in Oktay Yıldırım'la ilişkisini zayıflattılar ve birbirine çok yakın olan bu ikilinin arasına soğukluk girdi.
Oktay Yıldırım; Muzaffer Tekin'in Kemal Kerinçsiz tarafında yeralmasına ve kendisine taşınan yalan yanlış söylentilere inanmasına fazlası ile bozulmuştu.
Bu olay sonrasında "ulusalcı cephe" ikiye bölündü.
Tarafları barıştırmak üzere bizzat çabalamamıza rağmen; bu barıştırma çabaları taraflara diğer taraf hakkında beslenen dezenformasyonun çamur boyutuna varması ile imkansızlaştı ve bize de bu durumda oturup yukarıda bağlantısını (link)ini verdiğimiz yazıyı yazmak kaldı.
Kendisi üzerinden yaşanan provokasyonlar sonrasında Oktay Yıldırım'ın bizzat bana söylediği
"ben artık oturup yazılarımı yazacağım, çocuklarıma bakacağım"
cümlesi içine düştüğü
ruh halinin birebir yansımasıydı.
Oktay hızla elini ayağını toplantılardan, v.s.'den çekti ve ailesine daha fazla zaman ayırmaya başladı.
Bu arada bir yandan kendine iş arıyor, bir yandan üniversiteye ek lisans çalışmalarına devam ediyor, bir yandan da yazılarını yazıyordu. Aynı zamanda bacağında nükseden rahatsızlığının tedavisi için günde 2-3 hastaneye gidip gelmeye başladı.
Bu arada bir işe girdi ve bu işte gördüğü yanlışlıklara ortak olmamak adına bir kaç aya kalmadan bu işten ayrıldı.
İş bulma ümidini kaybettiği noktada;
"bu yaz sonuna kadar iş bulamazsam Kayseri'ye geri döneceğim, orada ailem var, çevrem geniş, daha kolay yaşarım, başka türlü olmayacak"
demeye başladı.
Bu dönemde; Kuvvai Milliye Derneği üyeleri, Oktay'dan İstanbul'daki örgütlenmenin başına geçmesi için ısrarcı oldular. Oktay; "beni yalnız bırakmayacaksınız" şartını koşarak bu görevi kabul etti.
Sonra Oktay'a; askerlikten tanıdığı komutanlarının yöneticisi olduğu bir güvenlik şirketinden iş teklifi geldi.
İstanbul'un sayılı eğlence mekanlarından birinin güvenlik müdürü olması yönünde yapılan teklif Oktay Yıldırım'ı ciddi anlamda ikileme düşürdü. "Bu işe çok ihtiyacım var ama bar fedaisi derler diye kabul etmek istemiyorum" şeklinde ifade ettiği bu kaygılarını en yakın arkadaşları ile paylaştı ve sonunda üst düzey sorumluluk alacağı bu işi kabul etti.
Yeni işine başlayıp;
"ulan köftehor para kazanmaya başladın cebini bile hemen yeniledin, artık capucchinolar senden"
tacizlerine maruz kalmasının üzerinden bir ay geçmeden birileri "Ümraniye'deki bomba ev" ve "Bombacı Astsubay" hikayesini patlattı ve gerisi malumunuz.
Yaşananların İstanbul kesitindeki kılcal damarlarından kısa bir kesit sunduk sizlere. Fazlası var; eksiği yok. Oynanan senaryonun makro boyuttaki analizini sonraki yazılarda dikkatinize sunacağız.
Olayları uzaktan takip eden ve uzaktan takip etmekle kalmayıp, önüne konanları sorgulama/araştırma yeteneğinden yoksun medya mensuplarının desteği ile yaratılan bu
"Ulusalcı Çeteler / Bombacı Astsubay"
hezeyanının gelişimi ve arka planı bu yüzden çok önemli.
Aksi takdirde bir çocuğun;
"bana bu bombaları Oktay Yıldırım verdi"
sözü üzerinden Ümraniye'deki eve takılıp , olayların arka planını araştırmadan önünüze geleni servis etmeye başlarsanız; Oktay Yıldırım'ın evinde sakladığı ve asla bulunmayan esas iki el bombasını atlarsınız.
Nasıl bomba haber di mi...
...
Aybüke ve Efe'yi kastediyorum...
Oktay'ın sevgilli eşi Ayşegül ile ; Dede Korkut masalları okuyarak büyüttükleri kızı ve oğlu.
Benim bildiğim; Oktay'ın toplumun üzerine atmaya hazırlandığı iki bomba bu iki yavrucak.
Varsa günahı; boynuna.
Bize; bildiğimiz, güvendiğimiz ve hatalarına rağmen sevdiğimiz Oktay Yıldırım'ın gerçeklerini savunmak düşer.
Bizi savunurken düşen bir ASKER için elimizden ancak bu gelir.
B.G.
|