Behiç Gürcihan26 Şubat 2007 19:02

"Türk"'le Biten Kanallar; T'le Başlayan İsimler - Behiç Gürcihan

Sonuçta; yine seçimler öncesinde; yine "anti-kahraman Tayyip" imgesi üzerinden; yine Kemal Unakıtan'ın arka planda başrolü oynadığı; yine "mazlum rolüne bürünen Tuncay Özkan'ın; Cem Uzan'ı sahneye itenlerle benzer odakların gazına gelip siyasi mitingler düzenlemeye başladığı" prefabrik bir "Mini Uzan krizi" ile karşı karşıyayız. Bu krizin başaktörleri ise ; anti-kahraman siyasetini hayli benimsemiş gözüken Tuncay Özkan ve Tayyip Erdoğan.




OYUN
BOZAN

"Türk"le Biten Kanallar; T'le Başlayan İsimler

Behiç Gürcihan
(Kıvanç Değirmenli)

www.acikistihbarat.com

  26.02.2007



100. Yıl Mutabakatı


Irak Tuzağı Yazıları


Diğer Seçme Yazı ve Raporlar

Yazarın Yazı Arşivi

Yazarın Rapor Arşivi


Habertürk kurulduğu günlerde Ufuk Güldemir ekranlara çıkıp kanalı "cep harçlığı" ile kurduğunu iddia ediyordu.

Habertürk'ün bir web sitesinden bir televizyona dönüştüğü dönemde; Ufuk Güldemir'in ekibindeki arkadaşlarımızla konuştuğumuzda Ufuk Güldemir'in hangi cebi kastettiği bizim açımızdan fazlası ile netleşmişti.

Fakat dilin kemiği yoktur, göz yanılır diye 22 Ağustos 2003'te kaleme aldığımız bir analizde sorduk:

1) Gazete çıkarmaya hazırlandığınız günlerde villanıza ABD'nin İstanbul Büyükelçiliği'nden gidip gelenler oldu mu? Bu isimler kimlerdi?

2) Bu bir dizi ziyaret sonrasında; beraber çalıştığınız ekibinize, "arkadaşlar bırakın gazete çıkarmayı 10 gün içinde televizyon kuruyoruz" dediniz mi?

Cevap alamadığımıza hayıflanıyorduk ki; HaberTürk'ün Irak Savaşı sırasında sergilediği performans bizim için fazlası ile bir cevap oldu.

HaberTürk; ABD'nin yüzünü kara çıkarmayan bir yayıncılık sonucunda "cep harçlığı" ile kurduğu televizyonu büyüttü.

Sonraki dönemlerde bir başka televizyon kurulma hikayesine şahit olduk.

Star'daki sansürlenerek yayınlanan son yazımızın başlığı

Bu İşte Bir MİT Yeniği Var

idi.

O günlerde; arkasında dünya petrol haritası asılı ofisinde, gazetecilikten medya yöneticisi konumuna terfi etmiş, Çukurova Grubu'na transfer olmuş Tuncay Özkan'ı

Gazetecilik hayatının çıraklık ve en idealist döneminde Uğur Mumcu’nun yanında pişen...

En hızlı gazetecilik dönemlerinde çok ciddi dezenformasyona kurban gittiği komploların ortasında kendisini bulan...(Bkz: Uğur Mumcu suikasti ile ilgili Umut operasyonu haberleri)

Ve artık “olgunlaşmış”, “medya yöneticisi” sınıfına girmiş ve kendi makamına yönelik komploları yine benzer yöntemlerle savuşturan...

“Gerçekle” “ideal” arasına gerilmiş ip üzerine dizdiği çok dengeli bir üslupla bazen kelimesiz yazılar yazan...

Reelpolitiğin köşelediği idealist bir iç çember


olarak tasvir etmiştik.

İki senede tuğla gibi üç kitap yazmasını ve hele hele sonuncusunun "MİT'in Gizli Tarihi" olmasını hayli manidar bulmuş; bu manidarlığı da yazının başlığına yansıtmıştık.

Sonuçta bu yazı Star'daki son yazımız oldu ve biz sonrasında Tuncay Özkan'ın en azından Uğur Mumcu'dan bir şeyler kapmış olabileceği ümidimiz konusunda fazlası ile yanıldığımızı gördük.

İşini kaybetmiş bir gazeteci olarak kendisi ve ekibi için Hilton'da kiraladığı suitler, bu suitlerde yaptığı görüşmeler dikkatimizi çekti ilk kez...

Sonra medya kulislerinde dolaştığımızda hep bir "Tuncay Özkan ve Kanaltürk için bulduğu krediler" lafı çalınmaya başladı kulağımızda...

Daha yeni açılan bir kanala Oyak'ın seri halinde reklam vermeye başladığını görünce; Oyak'ın reklam ajansına gelen talimatlarla ilgili arkadaşlarımızın anlattıkları daha bir anlam kazandı.

Gazetelere Kanaltürk'ü nasıl kurduğuna yönelik verdiği demeçlerin içeriği ile özel sohbetlerindeki içeriğin arasındaki makas hayli dikkat çekiciydi.

Hatta geçenlerde bir arkadaşımız; Tuncay Özkan'ın yakın çevresindeki bir ismin bir bar ortamında içkinin de etkisi ile "ben o kanala şu kadar milyon dolar koydum" şeklinde hezeyanlarını da anlatınca iyice üzüldük.

Bir kaç sene önce transfer parası almadığını ve bunun ahlaki olmadığını vurgulayan Tuncay Özkan'ın son demeçlerinde bu söylediklerini unutup, 3 milyon dolara transfer olduğunu açıklamasını duyunca da bu acar gazetecinin Tayyip Erdoğan'a ne kadar benzemeye başladığını farkettik.

Sonuçta;

yine seçimler öncesinde;
yine "anti-kahraman Tayyip" imgesi üzerinden;
yine Kemal Unakıtan'ın arka planda başrolü oynadığı;
yine "mazlum rolüne bürünen Tuncay Özkan'ın; Cem Uzan'ı gaza getiren benzer odaklar tarafından , gaza getirilip mitingler düzenlemeye başladığı"

prefabrik bir "Mini Uzan krizi" ile karşı karşıyayız.

Bu krizin başaktörleri ise ; anti-kahraman siyasetini fazlası ile benimsemiş olan Tuncay Özkan ve Tayyip Erdoğan.

Farkındaysanız; Türkiye'de milliyetçilik bilinçli bir şekilde "anti-Tayyip" eksenine oturtuldu ve Tayyip Erdoğan'ın iktidardan indirildiği gün ülkenin kurtarılacağı psikolojisi yaratıldı. Aynen Hilmi Bey'in görevi devrettiği gün Yaşar Paşamızın başımızdaki çuvalı çıkaracağını zannedenlerin psikolojisi gibi. Sonuç ortada...

Sınırdan Glock'lar; İmralı'dan kitaplar, Diyarbakır'dan cerahat sızmaya devam ederken; Yaşar Paşamız Patraeus'un psikolojisini kurtarmakla meşgul.

Konumuzdan sapmayalım...

Nedir "anti-kahraman" siyaseti?

Duruşunu/"Kahramanlığını"; karşı taraf üzerinde yaratılan antipati dalgasından beslenerek tescil etmektir.

Kendi öz niteliklerinizden çok; karşı tarafın negatif özelliklerini kendinize zemin yapmaktır.

Türkiye'de laikliğin savunucusu olarak; Nişantaşı tayfası için bile antipatik bir figür olabilecek; AB'ci Mine Kırıkkanat'ı ekrana çıkaran Tuncay Özkan nasıl bu toplumun bir kesimi için anti-kahramansa;

yanağını Mehmet Barlas'a; iktidarını ise çevresindeki danışmanlara kaptırarak; İslam'ı iktidarının kılıfına dönüştüren Tayyip Erdoğan'da toplumun diğer kesimi için bir anti-kahramandır.

Dolayısı ile

Tayyip Erdoğan'a karşı olmak milliyetçilik/ulusalcılık/laiklik ;

Tuncay Özkan'a karşı olmak ise "laik Kemalist devlet"e karşı

olmakla özdeşleşmiştir.

Halbuki bu karakterler derinlemesine incelendiğinde farklı bir resimle karşılaşırsınız.

"MİT'in Gizli Tarihi" kitabında Mustafa Kemal'le ilgili

İstiklal Mahkemeleri bir ara Mustafa Kemal'in muhaliflerine gözdağı verilmesi amacıyla da kullanılmıştır. (Syf: 156)

Bu olayların yanısıra, MAH içe dönük bir gizli polis örgütü gibi kullanılmıştır. Dış istihbarat ve casuslukla mücadele için kurulan örgüt, giderek içeriye dönmek durumunda kalmıştır. (Syf: 168)

ifadeleri kullanan Tuncay Özkan'ın bu kitabı ayrıntıları ile incelendiğinde; Kemalist değil, "Enverist" olduğu görürsünüz.

Bu eğilimi ile tabiki MİT dahil, bir çok yapı içerisinde doğru zamanın gelmesini bekleyen belli ekollerle yakın temasta olması; "MİT'in Gizli Tarihi" gibi kitaplar yazması doğaldır.

Bütün kitapları Soner Yalçın yazacak değil ya! İnandırıcı olmaz.

Keza; Türk İslamcı Hareketi'nin içinde bilinçli olarak yükseltilip, İslamcı hareketi Atlantik güvenlik perspektifine uyumlu hale getiren ve her platformda savunduğumuz ve tekrarladığımız üzere bizzat "Derin Devlet"'in önünü açtığı Tayyip Erdoğan'da

(Burada "Derin Devlet ile neyi kastettiğimizi anlamak için lütfen
"Batı Bey'in Can Polat'ı Tayyip Erdoğan için Seçim Anı " başlıklı yazımızı okuyunuz)


İslamist değil; Makyavelisttir.

Dolayısı ile son süreçte prefabrik bir şekilde kamuoyuna önünde bir kaç günde inşa edilen bu "Mini Uzan Krizi"'nin baş mimarları aslında Türkiye'de gittikçe lümpenleşen siyasetin ve düşünsel yapının aynı yumurta ikizleridir.

İkisi de çevrelerinin kontrolünü kaybetmiş durumda...

İkisi de varlığını diğerinin temsil ettiği imgeye borçlu...

İkisi de sahneye kendi öz dinamikleri ile çıktıklarını iddia ediyor ve bu iddiaları ile bizi eğlendiriyor;

İkisinin de mal varlığı hakkındaki beyanlarına kimse inanmıyor...

İkisinin de faaliyetlerini çevrelerindeki taşeronları aracılığı ile yürütüp, kendilerini AK gösterme gibi bir huyu var...

İkisinin de "Derin Devlet"le ilişkisi konumlarının ötesinde...

İkisi de kritik suikastleri faili meçhule dönüştürülme noktasında kritik kavşaklarda durmayı çok iyi biliyorlar (Bkz: Uğur Mumcu Suikasti ve Danıştay suikastleri) ....

ve ikisinin de ülkeye musallat olan emperyalist ve siyonist güçlerle arası; kontrollerindeki medyayı satmayı düşünecek kadar iyi. (Bkz: Kanaltürk'ün Murdoch'a satılma ve Star'ın Canwest Maceraları)

Daha ne olsun...

Gerisini Tuncay Özkan için Kerim Can Kamal'a; Tayyip Erdoğan için de kardeşi Mustafa Erdoğan'a soracaksınız.

Eminim onlar daha fazlasını biliyordur.

Uzun lafın kısası;

siz siz olun her "Türk"'ü ; Türk zannetmeyin.



B.G.






 









Açık İstihbarat'ın Resmi
E-Posta Grubu
AçıkİstihbaratTürkiye'ye Üye Olun


Açık İstihbarat @ 2007