|
Başından beri Dink suikasti ile ilgili iki temel iddiamız var:
1) Bu suikastin Türk Devleti'nin yönüne hakim olmaya çalışan
dış destekli iki ekolün - İttihat&Terakki ve Halaskar-i Zabitan-
arasındaki yüzyıllık çekişmenin son ürünü olduğu
2) Olay mahallinde cinayetle bağlantılı(muhtemelen birbirine benzeyen
vücud ve yüz yapısına sahip) iki kişi olduğu ya da
yakalanan şahısla kameralardaki görüntülerde şahısın farklı kişiler
olduğu
Suikastin vuku bulduğu konjonktür ve suikast sonrasında olay mahallinde yaptığımız incelemeler ve görüşmelere dayandırdığımız bu tezlerimizi netleştirmeden önce sizlere sunduğumuz
Suikasti Perdeleyen Medya İllüzyonunu Aralıyoruz
(Çelişkiler&Yalanlar)
başlıklı raporumuzla;
sorgulamaktan uzak, resmi beyanlara yakın medyanın suikaste dair en temel verileri bilinçli veya bilinçsiz olarak nasıl perdelediğine dair somut örnekleri sıralamıştık.
Ogün Samast'ın çevresi üzerinden yürütülen soruşturma sırasında da
bu çarpıtmalar ve blokajlar sürerken (Örnek: "Abi'nin Abisi" olarak
adlandırılan üniversite öğrencisinin evinde İncil bulunduğuna
dair bilgiyi bazı gazeteler görürken bazıları görmedi; kaynak aynı
olmasına rağmen) AGOS dahil kimsenin; Dink'in katlinin ardındaki
esas odağı bulmak gibi bir derdi olmadığı gözlemlenmekte.
Ortalık; suikasti organize eden odakların fazlası ile işine yarayan; bol gözyaşı soslu bir özgürlük/demokrasi edebiyatına boğulmuş durumda
Kimi; Dink'in cansız bedeni üzerinden 301'i kaldırmakla;
Kimi; "Mesih Rabbımızdır" propagandası yapmakla
Kimi; "Dink'in cenazesinin önünden geçtiği şu Divan Oteli eskiden vakıf malıydı" cümlesi ile etnik emlakçılığın nadide örneklerini sunmakla;
Kimi; bir kaç psikopat üzerinden Trabzon'un sosyolojisini masaya yatırmakla
Kimi; şahsiyetsizliğini bütün Millet'e yamamaya çalıştığı bir suçluluk duygusu ile pazarlamakla;
Kimi de; "Dink'in en yakın arkadaşı" sıfatı için yarışmakla meşgul.
Esas soru ise; Dink'in cansız bedeni gibi orta yerde serili duruyor
Bu suikaste kim karar verdi?
Dink suikastine yönelik incelemelerimizde farklı bir boyuta dikkat
çeken bu yazıyı derinleştirmeye kulağınıza "paranoyak" gelecek
ama yine de sabırla okumanızı rica edeceğim bir cümle ile başlayalım:
BEYAZ ADAM kitabevinin de ortağı, AGOS gazetesi sahibi Hrant Dink; "güvercin kadar tedirgin" olduğunu vurguladığı yazısının yayınlanmasının
hemen ertesine denk düşen bir zamanlama ile, kameralara ve toplumsal psikolojiye
kafasındaki BEYAZ BERE ile takılan bir katilin kurşunlarına; kameraları olmayan bir AK BANK şubesinin iki adım ötesinde hedef olduktan hemen
sonra ilk lanetleme mesajı AK BANK'ın sahibi Güler Sabancıdan geldi ve AK PARTİ'nin başarısı
olarak lanse edilen bir hızlı yakalama senaryosuna vakit tanımak istercesine ölümünden dört gün
sonra BEYAZ GÜVERCİNLERİN uçurulduğu cenaze töreninde Dink'in ailesi matem siyahı elbiselerinin üzerine özellikle BEYAZ ATKI takarak törene katılırken; Kilisedeki törene on sıralarda katılan Güler SABANCI'nın güneşli ve normalin üstünde sıcak bir günde siyah elbisesinin üzerine KIRMIZI bir atkı taktığı gözlendi. |
"Pozitif Milliyetçilik" kavramı üzerinden geliştirilen reklamlara ağırlık
veren Güler Sabancı'nın NEDENSE bu suikasti üzerine alınmış olduğu veya alınmış gibi yaptığı biz dahil bu ülkenin DİKKATLİ GÖZLERİNDEN kaçmadı.
Küreyi TERÖR üzerinden paylaşmaya soyunan ve bu yolda besledikleri TERÖRİST ÖRGÜTLERİ kullanan TERÖRCÜ güçlerin birbirleri ile üst düzeyde semboller üzerinden haberleşip, yarattıkları sahneye
imzalarını nasıl attıklarını; Londra ve Madrid'deki TERÖR saldırıları sonrasında kaleme aldığımız İKONİK TERÖR ÇAĞI ile ilgili Jeo-Kritik raporumuzda ele almıştık. (Bkz: İkonik Terör Döneminde Uluslararası Koloni Yaratma Sanatı)
Fakat bizim şu anki esas derdimiz; AGOS dahil, Dink cinayetinin arka planını "Katil Milliyetçilik" ; "Bu kurşunlar bize" sloganının ötesinde aralamak istemeyenlere inat; olayın somutları üzerinden
gerçek irade merkezine ulaşmak isteyebileceklerin çorbasına bir tutam tuz olabilmek.
O yüzden AK SUİKASTİN BEYAZ YALANLARI serisinde AGOS dahil bir çok yere sorularımız olacak ama önce Emniyetle başlayalım.
Hatırlarsanız; suikastin ikinci gününde gazeteler "Emniyet FBI yöntemi ile çözdü" başlıkları altında katilin kameralara yakalanan görüntülerinin basına dağıtılmasının ne kadar etkili olduğunu bir başarı hikayesi olarak kamuoyunun gözüne sokmuştu.
Emniyet'in bir olayı FBI yöntemi ile çözmesi; bir Hristiyan'ın tanrıya isa yoluyla ulaşacağını zannetmesi kadar doğal olduğu için bu abuk subuk cümlenin üzerine gitmeyeceğiz. (Bkz: eski Trabzon Emniyet Müdürü, yeni Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek'in son olarak Washington'da yapılan "Terör" zirvesinde; FBI ile işbirliklerini ballandıra ballandıra anlatışı)
Sorgulamak istediğimiz başka bir konu var....
Madem Emniyet'in görüntüleri medyaya vermekteki amacı katilin tanınarak yakalanması idi; neden sadece bölgedeki iki kameranın görüntüleri basına dağıtıldı?
Biri; Şafak Sokak'ın solda ilk sokakla birleştiği köşedeki kumaş mağazasının kameraları
İkincisi; RUmeli Caddesi'nde bir saatçinin hemen yanında, saldırgan olduğu iddia edilen kişiyi tepeden gösteren ve ilk gün medyaya Star üzerinden servis edilen görüntülerden sözediyoruz.
Halbuki Açık İstihbarat olarak yayınlayacağımız olay yeri kamera krokisini incelediğinizde sizde çok net olarak göreceksiniz ki;
Katilin kaçtığı iddia edilen güzergah üzerinde görünürde olan kamera sayısı 8 ve bunların dört tanesikaçan saldırganı cepheden kaydedebilecek açıda konuşlanmış kameralar.
Buna rağmen Emniyet sadece kumaşcının kamerasını ve Rumeli caddesi üzerindeki saldırganıarkadan ve tepeden gösteren kameranın görüntülerini basına servis etti.
Eğer gerçekten o görüntüler saldırgana aitse; o güzergah üzerinde, Nişantaşı'ndaki kavşağa kadar saldırganı cepheden görüntüleyebilecek (arkadan görüntüleyebilecekleri saymıyoruz) ;
HSBC'ye; Fortis'e ve Halkbank'a ait 3 tane daha kamera var.
Emniyet istese bu kameraların görüntülerini de kamuoyuna servis edip; FBI'ı daha da bir gururlandırabilirdi. Bilirsiniz ABD'li herzeler; "our boys did it" diye övünmeyi severler.
Ve az kaldı en önemlisini unutuyorduk :
Eğer Emniyet'in derdi saldırganın bir an önce teşhis edilmesi ise;neden Nişantası kavşakta yeralan Mobese 89-06 nolu kameranın görüntülerini basına vermedi?
Yoksa o kavşakta Dink suikasti ile ilgili resmi tezi bozacak bir önemli bir ayrıntı mevcut da; bizim mi haberimiz yok?
Rumeli Caddesi'ndeki diğer kameraların görüntüleri servis edildiğinde; kamuoyuna beyaz bere üzerinden katil olarak tanıtılan şahısla Rumeli Caddesi'nde kaçan o şahsınfarklı olduğu mu anlaşılacak?
Ayrıca kamera görüntülerini elimizdeki kısıtlı teknik imkanlarla araştırdığımızdakafamızı karıştıran bir başka teknik ayrıntı mevcut.
Daha önceki yazılarda;
zanlının bir üst sokaktaki kumaş mağazasının köşesinden dönerken çekilen görüntülerinin; suikast coğrafyası ile uyuşmadığını ve o görüntüler eğer suikastten hemen sonra çekilen
görüntülerse; zanlıyı köşeden dönerken değil; yukarıdan aşağıya koşarken göstermesi gerektiğini net bir şekilde ortaya koymuştuk.
Kameralar üzerinden kamuyoyuna servis edilen BEYAZ YALANLAR
serisinde; aynı netlikte olmasa da kafamıza takılan bir başka soruyu TÜRK EMNİYETİ ile paylaşalım...
Elimizdeki teknik imkanlar kısıtlı olduğu için bu tezimizi bir iddia olarak değil; incelenmesi gereken bir unsur olarak dikkatinize sunuyoruz:
Siz de çok iyi bilirsiniz ki; insanların yüzlerindeki oranlar onların karakteristik ve belirleyici özelliklerindendir.
Merak ettik; ölçtük...
Samsun'da yakaladığınız çocuğun yüz oranları ile; özellikle köşeyi dönerken çekilenve aynı kişiye ait olduğunu iddia ettiğiniz görüntülerdeki yüz oranları birbirinden farklı.
Örnek mi...
Birinde kaş arası-burun ucu ile dudak altı-çene altı oranı 1.5 iken; diğerinde 1.3
Tekrar vurgulayalım..
Görüntüler flu, elimizdeki imkanlar sınırlı ama sizlerin elindeki imkanlar sınırlı değil;görüntüler ise gani...
Belki bir inceler ve acaba yakaladığımız çocukla görüntülerdeki çocuk(lar) farklı mı diye sorarsınız?
Tabi takdir edersiniz ki; görüntü kalitesinin yetersiz olduğu ve
iki tane birbirine çok benzeyen yüz olduğu durumlarda; kulakların şekli en ayırtedici ve belirleyici unsurlardan biridir.
Şansımıza kulakları ve saçları örten bir BEYAZ BERE ile karşı karşıyayız.
Dedikleri gibi; bu görüntüdeki ÇOCUK(LAR) çok acemi ama onları yönetenler değil.
Halbuki "acemi" olmasalar; olaydan önce bölgeyi çok iyi tarar ve suikast sonrası en ideal yol olan aşağıdaki güzergahı takip ederlerdi:
1) Şafak sokakta yolun sol tarafında kalıp ilk soldan Matbaacı Osman Bey sokağa dön (kamera yok)
2) Rumeli Caddesine çıktığında sağa dön ve sonra tekrar ilk sağdan Süleyman Nazif Sokağa dön(Süleyman Nazif Şafak Sokakla buluştuğu kavşağa kadar kamerasız)
3) Kavşağı geçtikten sonra Süleyman Nazif'in sol kaldırımından devam et (sağ taraftaiki kamera var) ve ilk sokaktan sola dönerek(Kuyumcu İrfan Sokak), kameraların olmadığı klasik bir İstanbul mahalle arasında izini kaybettir.
Sonuç; Sıfır veya sadece ayaklarının göründüğü bir ortam olurdu.
Ama görevi sadece Hrant Dink'i katletmek değil; aynı zamanda dikkatleri üzerine çekmek olan zanlı TOPLAM 9 kameranın önünden geçip, bir MOBESE kavşağından yoluna devam ediyor.
O Mobese kavşağında ne olduğunu ise bir Allah, bir de Emniyet biliyor...
Halbuki Emniyet "FBI Yöntemi" ile diğer kameralarının da görüntülerini servis etse;
"yakalanan çocukla saldırgan aynı mı?"
"olay mahallinde sadece bir kişi mi vardı?"
sorularına yol açan şüpheler bir netliğe kavuşacak.
Yoksa AK SUİKASTİ organize edenlerin BEYAZ YALANLARA mı ihtiyacı var?
B.G.
| AB Pravdası Radikal'e Not |
Yukarıda tarif ettiğimiz; suikast sonrası izlenecek ideal yol; sıradaki suikaste yönelik bir yön gösterme olarak algılanmamalıdır.
Taşra baskınızda yayınlayıp;
hatanızı anlayınca sayfalarınızdan kaldırdığınız;
"Bir İstihbarat Sitesi Dink Suikastini
Önceden Bildi"
başlıklı haberinizdeki teknik cehaletinize değil;
haberlerimizi görecek kadar bizi takip eden ama ismimizi zikretmeyecek kadar
oto-sansüre meyilli zihniyetinize üzüldük.
Tavsiyemiz; bizi suikastleri önceden haber almak için değil; gazetenizde bulamayacağınız
suikast sonrası ayrıntıları ve analizleri öğrenmek için okumanız.
MGK'yı "Derin Devlet" zannedip
saldırırken ki "Devlet" antipatinizi; Emniyet'in beyanlarını haber ve AB Devleti'nin resmi görüşlerini özgürlük bildirgesi havasında yayınlarken de göstermeniz dileği ile. |
|