Behiç Gürcihan25 Aralık 2006 22:01

Devlet Bahçesinde Milliyetçilik ve Kemal Kerinçsiz'in Hataları - Behiç Gürcihan

iki tarafa da diğeri hakkında "dosyalar" iletilmeye başlandı. Neler yoktu ki... Bir tarafın aslında "Kürt" ve "Rus" asıllı olduğu dosyasını mı istersiniz... Diğer tarafın da aslında "ülkücü" olmadığı ve Büyükçekmece Ülkücüler Ocağı ile ilişkisinin ayrıntılarına dair dosyayı mı... Kısacası birleştirme çabası arttıkça taraflar "dosya manyağı" yapılarak, ayrışma ve suçlamanın dozu arttırıldı. ... Türkiye'de Milliyetçiliğin amipleşmeye değil, sağlam karakter ve akıllar çerçevesinde Vücudlaşmaya ihtiyacı var.




OYUN
BOZAN

Devlet Bahçesinde Milliyetçilik ve Kemal Bey'in Hataları

Behiç Gürcihan
(Kıvanç Değirmenli)

www.acikistihbarat.com

  15.12.2006



100. Yıl Mutabakatı


Irak Tuzağı Yazıları


Diğer Seçme Yazı ve Raporlar

Yazarın Yazı Arşivi

Yazarın Rapor Arşivi


Bilmeniz gereken bir ayrışma yaşandı bu ülkede geçenlerde.

Haftalar öncesinde yaşanan bu olayı, davaya zarar gelmemesi adına hiç bir şekilde sayfalarımıza yansıtmadık ama bütün iyiniyetli iyileştirme çabalarımıza rağmen gelinen noktada sizlere yaşanılanların arka planını anlatmak; tarihe doğru notu düşmek adına farz oldu.

O yüzden hayli uzun bir yazıya hazırlıklı olun.

Bozuk saatler enstitüsünde garip bir yelkovan gibi dolaştık durduk bu ayrışmayı önlemek için ama sağolsun

"Bu ülkede Milliyetçilik olacaksa o da bizim kontrolümüzde olur"

ekolünden gelenler bu ayrışmayı kalıcı kılacak son hamleleri de yaptı ve aradaki duvarları iyice kalınlaştırdı.

Basına "Kuvva Çatladı" başlıkları atılmasına sebep olan bu olaylar zincirinin arka planında aynı anda bir kaç düşünsel dinamik mevcut.

Biri Kemal Kerinçsiz fenomeni ve bu fenomenin Devlet'in bahçesinde yetiştirilen MHP gibi yapılar üzerindeki etkisi.

Diğeri ise; Milliyetçiliği, AB-D'ye karşı Rusya'yı sahaya sürererek ve "laikçi" eksende kurgulamak isteyenlerle;

Milliyetçiliğin İslami hassasiyetlerden bağımsız kurgulanamayacağını savunanların son zamanlarda yaşamaya başladıkları doku uyuşmazlıkları.

Ve tabi en önemlisi; Milliyetçiliği "kontrolsüz, yaramaz unsurların" ağırlıkta olduğu yapılardan kurtarıp, "Devletle yoğun teması olan isimlerin" ağırlıkta olduğu yapılara nakletmek yolundaki üst irade.

Aslında bu dinamikler idare edilebilir ve bu bölünmedeki taraflar kendi duruşlarından taviz vermeden el birliği içinde, en azından birbirlerini baltalamadan ülke adına yollarına devam edebilirlerdi...

En azından

"Mevzuubahis VATANSA gerisi teferruattır"

sloganını diline pelesenk etmişlerden bu beklenirdi.

Ama olmadı.

Bakın nasıl...

Büyük Hukukçular Birliği'nin ABD Büyükelçiliği'nden gelen görüşme talebini geri çevirdiği toplantıda şu uyarı yapılmıştı:

"Bu karardan sonra özellikle dikkat etmemiz lazım. Bize karşı her türlü hamleyi yapabilirler"

Aynı günlerde Kuvvai Milliye sitesinin sahibi Bekir Öztürk sayfalarını Kemal Kerinçsiz ve arkadaşlarına açtı ve daha önce sınırlı sayıda okuyucuya sahip Milli Güç Platformu bu vesile ile çok daha geniş bir okuyucu kitlesine ve teknik altyapısı daha sağlam bir siteye kavuştu.

Bu arada Bekir Öztürk Kuvvai Milliye Derneği'ni yeniden kurmak için kendi okuyucu tabanında temaslara başladı.

Büyük Hukukçular Birliği'nde de; hukuk dışındaki mücadele için Milli Güçlü Platformu'nu dernekleştirme fikri güçleniyordu.

Bu noktada Kemal Kerinçsiz ile Bekir Öztürk arasındaki iletişim kopukluğunu birileri çok iyi manipule etti.

Bekir Öztürk; Büyük Hukukçular Birliği'nin Kuvvai Milliye ismi altında dernekleşeceğini düşünürken; Büyük Hukukçular Birliği Milli Mücadele Platformu altında dernekleşme planları yürütüyordu.

Bu iletişimsizlik ilk kez Kemal Kerinçsiz'in konu ile ilgili; hem Büyük Hukukçular Birliği, hem de Kuvvai Milliye grubu üyesi Oktay Yıldırım'ı aradığı bir telefon görüşmesinde ortaya çıktı.

Kemal Kerinçsiz'in bu telefon görüşmesinde sarfettiği;

"Bekir Öztürk bizim üzerimizden bir yerlere gelmeye çalışıyor"

cümlesi kulağına taşınan cümlenin yankısıydı.

Aynı görüşmede Kemal Kerinçsiz kafasındaki "çekirdek kadroyu da" ifade etti.

Oktay Yıldırım; Kemal Kerinçsiz'in bu yaklaşımına karşı çıktı ve Bekir Öztürk'le aradaki bu iletişimsizliğin çözülmesi gerektiğini;

Öztürk'ün Kemal Kerinçsiz'in bu planlarından haberdar olmadığını;

Öztürk'ün Kemal Kerinçsiz'e güvenerek onlarca insanı Anadolu'dan bir "İlk Hareket" toplantısına davet ettiğini hatırlattı.

Kemal Kerinçsiz'in bu konudaki tavrı, daha sonra Kuvvai Milliye sitesinde de yayınlanan mektubundaki;

"kontrol edemediğimiz yapılar içinde olmayız"

cümlesindeki tavır ile aynıydı.

Kemal Bey ilk hatasını bu ayrımda yaptı.

"Kontrol edemediği yapılar içinde olmamayı"
tercih ettiği için değil. Hepimiz kontrol ettiğimiz yapıları tercih ederiz.

Kemal Bey'in hatası;

Milli Güç Platformu'nun web sitesini inşa etmekten;

siteleri artık onlara yetmediği noktada, kendi sitesini onlara tahsis ederek, onbinlerce kişilik e-posta listesini ona açmaya kadar bir çok noktada elini uzatmış olan Bekir Öztürk hakkında kulağına taşınan "sizi kullanıyor" cümlesine prim vermesiydi.

Daha da kötüsü Kemal Bey bu noktada yaşına ve üstlendiği liderlik rolüne uygun olarak şu tavrı sergileseydi o zaman hazırlanan sahne bozulur, en azından gecikirdi:

"Sevgili Bekir;

Siz de bir dernek kurmak istiyorsunuz, biz de.

Bu konuda ayrışmak yerine, biz sizin toplantınıza gelip, sizin oluşuma destek verin, siz de bizim toplantımıza gelip bizim oluşuma destek verin, bu yolda iki ayrı grup olarak aynı hedefe yürüyelim"

Ne yazık ki olmadı ve Kuvvai Milliye'nin İstanbul'da düzenlediği toplantı katılanlar için bir hayalkırıklığı oldu.

Kemal Kerinçsiz'in hataları bununla sınırlı kalmadı.

Büyük Hukukçular Birliği'nde son zamanlarda özellikle Elif Şafak davasının ele alınış biçimi ile ilgili ve Birliğin daha esaslı konulara el atması gerektiği tartışmaları yaşanmaktaydı.

Birliğin;

Atabeyler Vakasında "tanrılara kurban edilen subayların" davasını ailelerin bütün ısrarlarına rağmen üstlenmeyi kabul etmemesinden;

yolsuzlukla mücadele adına, Büyükçekmece-Beylikdüzü eksenindeki siyasetçi-mafya-bürokrasi üçgenindeki devasa rant operasyonlarına karşı tavır alması gerektiği tartışmaları birlik içinde yöntem ve öncelikler konusunda fikir ayrılıklarına sebep oluyordu.

Sezar'ın hakkını Sezar'a verilmesi gerektiği noktasında altını çizmemiz lazım.

Kemal Kerinçsiz'in bu davaların hepsinin kendisinin üstlenemeyeceğini, Birlik'teki diğer avukatların da iş yükünü paylaşması ve dolayısıyla sözkonusu davaları diğer avukatların üstlenmesi için işbölümü yapılması gerektiği yolundaki tavrını "engelleyici" olarak nitelendirmek haksızlık olacaktır.

Keza son olarak Tempo'daki en son habere yansıyan

"Kemal Kerinçsiz Ümit Özdağ ile görüştü" suçlaması da Kemal Kerinçsiz'in günahları-sevapları tablosunda gri alanda durmaktadır.

Kemal Kerinçsiz'in Ümit Özdağ'ın bir yemeğine katılması ve bu yemek sonrasında gelip Büyük Hukukçular Birliği'ne haber vermesi; Kemal Bey'in olası "iyi" veya "kötü" niyetinden bağımsız olarak ele alındığında, iyiniyetli veya kötüniyetli olarak farklı yönlere çekilebilir.

Öyle ki; bu bilginin ışığında, Kemal Kerinçsiz'in aslında ABD büyükelçiliği ile bile görüştüğü suçlamaları atıldı. Bu iddiaları ortaya atanların zamanında kendileri hakkında bu tarz suçlamalarla boğuşması tabloyu daha da vahimleştirdi.

Neticede Kemal Bey; ışıklar bu kadar üzerine dönükken; ABD'lillerle ABD Büyükelçiliğinde görüşecek kadar akılsız değildir.

Baştan uyarmıştık; uzun bir yazı olacak. Henüz yarısındayız.

Arka planda bu ince düşünsel ve kurumsal çatlaklar meydana gelirken 10 Kasım gecesi vahim bir olay patlak verdi.

Büyük Hukukçular Birliği toplantısı her zamankinden gergin başlamıştı.

Bu toplantıda Ahmet Ülger Kemal Kerinçsiz'i doğrudan hedef alan ve içinde "çakallar kurt postuna bürünseler de çakaldırlar" şeklinde ifadeler yer alan ağır bir metni okuyup, toplantıdan ayrıldı.

Daha sonra Oktay Yıldırım ile Kemal Kerinçsiz arasında gergin bir diyalog yaşandı.

Bu diyalogda Oktay Yıldırım'ın;
Kemal Kerinçsiz ile Kuvvai Milliye ile ilgili telefonda yaşadıkları diyaloğu birebir aktarması ve buna karşılık Kemal Kerinçsiz'in kendisini "mikserlikle" suçlaması üzerine gerginleşen ortamda;

Hukukçular Birliği'nde ofis görevlisi olarak çalışan Kemal Kerinçsiz'in adamı Oktay Yıldırım'ın yüzüne kül tablası ile vurarak saldırdı.

Oktay Yıldırım'ın yüzünü kan revan içerisinde bırakan bu saldırı sonrasında saldırgan, en fazla 15 metrekarelik, içinde en az 15-20 kişinin bulunduğu bir odadan kaçmayı başardı.

Gazi Oktay Yıldırım'ı;

bir milim aşağıya kaysa gözünden edecek bu saldırı Kemal Kerinçsiz'in ofisinde, Kemal Kerinçsiz'in adamı tarafından gerçekleşmiş olmasına...

ve Oktay Yıldırım ile Kemal Kerinçsiz arasında bu saldırı öncesinde çok gergin diyaloglar yaşanmış olmasına rağmen;

Oktay Yıldırım sırf Kemal Kerinçsiz'in temsil ettiği Büyük Hukukçular Birliği ve onların nezdinde Milliyetçi/Ulusalcı Cephe'ye zarar gelmesin diye;

kaşının patlaması ve korneasının çizilmesi ile sonuçlanan bu saldırı ile ilgili suç duyurusunda bulunmadı ve kayıtlara kapkaç saldırısı olarak geçti.


O gece Oktay Yıldırım'ın kendisini hastaneye götürenlere net bir şekilde;

"Arkadaşlar bu saldırı ile ilgili konu benim insiyatifimde. Ben bu saldırıyı basına taşımayacağım, siz de kesinlikle bir açıklama yapmayın"

mesajını iletmesine rağmen aynı gece basına konu ile ilgili bir faks geçildi.

Levent Temiz ve Ahmet Ülger'in bu konuda bizzat saldırıya uğrayan Oktay Yıldırım'ın sabrını göstermemesi, bu olay üzerinden cepheyi bölmek isteyenlerin işine yarayan en taktik hatalardan biriydi.

Kemal Kerinçsiz'in saldırıyı gerçekleştiren elemanını cezalandırmak yerine yanında çalıştırmaya devam etmesi, bu saldırıyı planladığı yolundaki tezleri güçlendirdi.

Olay sonrasında yaşananlar cepheyi bölmek adına mükemmel fırtınaydı.

Yazarlarımızdan Zeynep Oruncak cephenin bir kısmını Rusya'ya ve Hristiyanlığa hizmet etmekle suçladığı

" İsa'nın Bozkurtları" başlıklı yazısını yazdı.

Yayıncılık prensiplerimiz gereği; yazının içeriğine bir çok noktada katılmasak da şerhimizi koyarak yayınladık.

Bu yazıyı Doğu Perinçek'den, Ergün Poyraz'a kadar geniş bir yelpaze üzerine alındı. O kadar ki Ergün Poyraz bu yazı üzerine bizimle daha önce kararlaştırdığımız röportajı yapmayı reddetti.

Daha sonra Oktay Yıldırım'ı yakın çevresindeki insanlardan koparmak için;

Oktay Yıldırım'ın sözkonusu toplantıda silah çektiğinden; abisi olarak gördüğü kişinin Milli Güç Platformu'na başkan olmasına karşı çıktığına kadar bir dizi yalan ilgili kişilere anlatılmaya başlandı.

Oktay Yıldırım'ın yakın çevresindeki insanların bu yalan yanlış beslemelere prim vermesi ortadaki hatalar pastasından onlara düşen ince ama önemli bir dilimdi.

Yaşananların eninde sonunda davaya zarar vereceğinin bilincinde olarak tarafları ziyaret ederek;


"bu cepheyi dağıtmak için bir darbe daha gelecek. Bunun öncesinde lütfen sakin olun ve karşılıklı bir araya gelerek; tarafların arasındaki arkadaşlığı tesis edemesek de, en azından birbirlerini baltalamalarını engelleyecek iletişimi sağlayalım

çağrısını iletmeye başladık.

İlk ziyaretimiz Kemal Kerinçsiz'e yakın Sevgi Erenol'aydı.

Samimi ve candan bir şekilde bizi ağırlayan Sevgi Hanım'a kaygılarımızı iletip, olayın soğumasından sonra tarafları biraraya getireceğimiz toplantıya katılması gerektiği çağrısında bulunduk ve kendisi kabul etti.

Aynı şekilde Oktay Yıldırım'ın yakın çevresindeki kişilerle görüşerek; benzer kaygılarımızı ve birleştirici bir yol üstlenilmesi gerektiği yolundaki niyetimizi; kendilerinin de ayarlanacak toplantıda bir tür hakemlik yapabileceğini ilettik.
Bu talebimiz de kabul edildi.

Sonrasında Kemal Bey'e telefonla ulaşarak bir pazartesi günü ofisinde buluşmak üzere sözleştik. O hafta işlerimizin yoğunluğu nedeni ile buluşamadığımız Kemal Bey'i tekrar randevuleşmek üzere aradığımızda ise Kemal Bey'in bir önceki telefon görüşmesindeki mesafeli ama görüşmeye açık tavrı tamamen negatif ve görüşmeye kapalı bir tavra bürünmüştü.

Keza; ilk görüşmemizde Türk Ortodoks Patrikhanesindeki ofisinde bizi çaylı börekli ağırlayan Sevgi Hanım daha sonra telefonla görüştüğümüzde Patrikhane duvarına dönüşmüştü.

Bu arada Büyük Hukukçular Birliği'ndeki ayrışmada taraf olan Yeni Hayat Dergisi'nin sahibi Hanefi Altaş'a; Tempo Dergisi'nin üç kritik muhabirinden birinin "röportaj talebi" ile yanaştığını ve kendisinin bu muhabire röportaj verdiğini duyunca soluğu Hanefi Bey'in yanında aldık.

Hanefi Altaş'tan röportajı; ayarlamaya çalıştığımız birleştirme toplantısının akıbeti kesinleşene kadar ertelemesini; toplantıyı gerçekleştiremediğimiz noktada bu röportajı yayınlatmasını rica ettik.

Hanefi Altaş bu öneriyi düşüneceğini söyledi.

Ne var ki; biz ortalıkta, bazılarının tabiri ile "üstümüze vazife olmadığı halde", kendi tarzlarında da olsa vatan adına hayırlı işler yapan bu insanların ayrışmasını önlemek için ordan buraya koştururken;

iki tarafa da diğeri hakkında "dosyalar" iletilmeye başlandı
.

Neler yoktu ki...

Bir tarafın aslında "Kürt" ve "Rus" asıllı olduğu dosyasını mı istersiniz...

Diğer tarafın da aslında "ülkücü" olmadığı ve Büyükçekmece Ülkücüler Ocağı ile ilişkisinin ayrıntılarına dair dosyayı mı...

Kısacası birleştirme çabası arttıkça taraflar "dosya manyağı" yapılarak, ayrışma ve suçlamanın dozu arttırıldı.

Bu tarz provokasyonlara deva olarak uyguladığımız;

"Bir adamın nereden geldiğine değil, nereye gittiğine bakacaksın"

tezinin değil de;

"Bir adamın nereden geldiği nereye gittiğini belirler"

tezinin geçer akçe olduğu bir ortamda; daha düne kadar "kanka" olanlar bir anda karşı tarafın aslında "ne mal olduğunu" keşfettiler.

Geldiğimiz noktada taraflar arasındaki iletişim yolları kapatılmış ve yanyana durması gereken insanlar birbirlerine düşman edilmiş durumda.

Tempo'da çıkan ve kapakta

"Kerinçsiz ve Arkadaşlarını MHP Çatlattı"

içerde ise

"Kerinçsiz ve Arkadaşlarını MHP mi Çatlattı?"

başlığı ile verilen röportajlar demeti ise yırtılan fotoğraf efektleri ile birlikte gelinen noktanın medyatik bir özeti.

Bir tarafta "Kişisel nedenlerle istifa ettiler" tezini savunan Kerinçsiz; diğer tarafta Ümit Özdağ'la ve MHP karşıtı gruplarla görüşmesini sebep gösteren Hanefi Altaş ve Levent Temiz.

Anlayacağınız; bir çok düzlemde aynı süreçte artan/arttırılan gerilim,bir Gazimiz üzerinden tezgalanan provokasyonla patlatıldı ve bu patlama sonucunda Milliyetçi/Ulusalcı cephenin en kritik ayaklarından bir tanesi parçalandı.

Diyeceksiniz ki; peki bütün bunların arkasında kim var?

İşte tezimiz ama önce dayanakları :


1) Kemal Kerinçsiz'in Büyük Hukukçular Birliği'nde gerçekleşen Gazi Oktay Yıldırım'a yönelik saldırıyı planladığı tezi mantık filtresinden geçmiyor.

Kemal Kerinçsiz'in istemediklerini tasfiye etmek için tek yapması gereken "artık toplantılara sadece yönetim kurulu üyesi avukat arkadaşlar katılacak" demesiydi ki; bunu o akşam açıkça ifade etmişti.

Dolayısı ile Kemal Kerinçsiz'in, basında, "saldırgan, darpçı, Hukukçular Birliği'nde kavga" başlıklarına sebep olacak ve kendisini darp yüzünden bir Gazi ile mahkemelik edecek bir olayı planlaması ipini çekmek için fırsat kollayanların eline istediği kozu servis etmesi anlamına gelirdi.

2) Saldırının gerçekleştiği toplantıda taraflar arasında gerilimin zirve yapacağı önceden kestirilebilir bir noktaya gelmişti. Bu saldırıyı gerçekleştirtip; taraflar arasındaki ayrışmayı geri dönülemez noktayı getirmek isteyenler, toplantı sonrasında veya sırasında yapacakları provokasyon için sadece uygun zamanı beklediler.

3) Devlet içinde bir "ekol";Kuvvai Milliye gibi, kontrol edilmesi daha zor, tabandan gelen Milliyetçi dinamikler yerine; daha kontrol edilebilir, "devletle yoğun temasta" kişilerin ağırlıklı olduğu bir dinamiği sahnede tutmayı tercih ediyor. Bu noktada Kuvvai Milliye'den yaşanan kopuşla paralel süreçte kurulan Tepkimiz.net önemli bir gösterge.

4) Yine Devlet içindeki "ekol"; AB-D'ye ve özellikle Patrikhane'ye karşı Rusya kartını oynamaya kararlı ve bu amaçla müstesna teşkilatlarımızla tarihi bağı olan yapılara bu Milliyetçilik ekolü içerisinde özel roller dağıtılmış durumda. Kimisini koruyor, kimisinin davetlerine garson temin ediyor. Desteğin binbir çeşidi var.

5) Farklı bir düzlemde; MHP'yi Devlet'in Bahçesinde tutmak isteyenler açısından Kemal Kerinçsiz gibilerinin çıkışları ve hatta Ümit Özdağ gibi isimlerle flörtleri kontrolden çıkabilir. Hukukçular Birliği'ni dağıtırken, aynı zamanda Kuvvai Milliye dinamiğinin ayrıştırılması bu yüzden birileri için bir taşka iki kuş vurmaya bedel.

6) Büyük Hukukçular Birliği'nin toplantıları çok uzun zamandır çok yakın takip altındaydı. Takip edenler açısından Büyük Hukukçular Birliği'nin avantajı, merkezlerine yürüme mesafesinde olması.

7) Danıştay olayı öncesinde Muzaffer Tekin'in çevresini kontrolsüz ilişkiler "dergahı"na çevirenler benzer şekilde bu olay öncesinde de Kemal Kerinçsiz'in ofisini ve Hukukçular Birliği'ni "dergaha" çevirdiler.

8) Devlet Bahçeli olay öncesinde Hukukçular Birliği bünyesindeki bazı isimlerle sıcak temas kurmaya başladı ve kafalar karıştı.

9) İki taraf hakkında dosyaların kaynakları aynı; beslenen taraflar farklı.

Sonuçta;

Yaratılan provokasyon ortamı sonucu hem Devlet'in Milliyetçilik bahçesinin kontrolden çıkmasına karşı ön alınmış oldu; hem de kontrol dışı "yaramaz" unsurlar tasfiye edildi.

Kemal Kerinçsiz gerçek bir lider gibi davransaydı bu olaydan güçlenerek ve tarafları birleştiren bir konumda çıkabilirdi.

Ama o "damarına siyaset virüsü bulaştı" tezini doğru çıkarırcasına, kendisini merkeze koyan bu olaylar serisinin arkasındaki güçlerin mesajını "doğru algılayarak" kendisine taraf seçti.

Taraf seçtiği noktada bir hareketin lideri olmaktan çıkıp, bir hizbin başına dönüştü.

HATA YAPTI.

Uzun vadeli siyasi hedefini doğru tespit edip, kendisine erken doğum yaptırmak isteyenlerin tuzağına kendi elleri ile yürüdü.

...

Devlet'in bir birimi ile yakın teması hayatlarının ana koruyucu/yükseltici manivelası olarak kullananların ise aşağıdaki soruyu çok samimi bir şekilde ele almaları gerekiyor.

Konuyla alakalı soru şu :

Devletsiz Milliyetçilik yapılır mı?

Bu sorunun cevabı çok tartışmalı ve hatta paradoksal.

Ama şu kesin.

Milletsiz Milliyetçilik yapılmaz!

Türkiye Cumhuriyeti bir noktada Devlet'ine rağmen Millet'inin hukukunu koruyan bir Lider'in eseridir.

Liderliğe;

hem de bu davanın liderliğine soyunanların....

Liderliğe;

hem de Devletimizin kaotik bir süreçte çeşit çeşit ekollerin etkisi altına girdiği bu dönemde liderliğe soyunanların,

Devlet'le ilişki ile Millet'le hukuk arasındaki dengeyi çok daha cesur ve çok daha taktik bir çizgide kurgulaması gerekiyor.

Yoksa bölünerek çoğalırsınız ama büyüyemezsiniz

Türkiye'de Milliyetçiliğin amipleşmeye değil,
sağlam karakter ve akıllar çerçevesinde Vücudlaşmaya ihtiyacı var
.


Vatan'ın mevzuubahis olduğu durumlarda gerisinin teferruat olduğu konusunda samimiyseniz;

şapkayı önünüze alıp düşünme zamanınız gelmiştir Beyler ve Bayanlar.


Açık İstihbarat'ın Resmi
E-Posta Grubu
AçıkİstihbaratTürkiye'ye Üye Olun


Açık İstihbarat @ 2006