|
Rusya'nın çöküş sürecinde KGB'nin FSB'ye dönüşümü ile ilgili bir haberde eski bir KGB yetkilisinin cümleleri ile başlayalım :
| Ben ve yoldaşlarım önceden neler olacağını görebiliyorduk. SSCB'nin daha fazla dayanamayacağını anladığımızda, gemiyi terk etmeye başladık. |
Ve sonra geçenlerde Milliyet'in ana sayfasında sağ sütuna altalta serilmiş iki habere bakalım :
- Kürt yazar Mehmed Uzun : Kürt sorunu şiddetle çözülmez
- Öcalan'dan Kuzey Irak'a Zulu Benzetmesi (Altbaşlıklar : Türkiye Sevr benzeri planla bölünmeye çalışılıyor. Kıyılar İngilizlere, GAP Bölgesi İsrail'lilere satılıyor)
|
Gördüğünüz gibi Gladio'nun İ.T.'ini birileri Kuvay-i Milliye söylemi ile Millet'in gözünün içine sokuyor.
Millet de salak ya; "Öcalan" vatanperver olmuş diyip , PKK'ya sempati duyacak ve "demokratik federasyon tezlerine" kulak verecek.
Esas sorumuz şu : O birileri kim?
Lafı gevelemeye gerek yok.
Türkiye'de bir ismi/kurumu/kavramı sistematik olarak yıpratacak veya yükseltecek medya altyapısına ve manivelalarına; bilinen istihbarat teşkilatları içerisinde sadece MİT sahiptir.
Öyle ki; vakitli vakitsiz gazete kurduğu bile görülmüştür.
28 Şubat süreci ile birlikte önce müsteşarlık, sonra da sekreterya seviyesine inen Genelkurmay'ın ise, artık sadece medyaya malzeme olma gücü kaldığı ERKE skandalı ile son bir kez daha gözler önüne serilmiştir.
Emniyet'in kıdemli muhabirlerle kurduğu ilişkiler üzerinden gerçekleştirdikleri veya Jandarma'nın yine bir kaç "kapıdan giriş hakkı" üzerinden kurduğu ilişkilerin etkisi;
MİT'in medyadaki; genel yayın yönetmeni sekreterinden, köşe yazarlarına/program yapımcılarına uzanan ağının yerini asla tutamaz.
O yüzden;
bu ülkede haftalık dergiler birden 1 YTL'ye iniyorsa da...
(Bkz: Psikolojik Harbin Bini 1 YTL)
spot ışıkları sahnenin diğer yerleri kapkaranlıkken tek bir noktayı aydınlatıyorsa da;
o işte bir MİT yeniği olma ihtimali çok yüksektir.
Son günlerde bu seçici aydınlatmanın en önemli örneklerinden biri Yalçın Küçük.
MİT'e en yakın teorisyenlerden biri olan hocamızın
(Bkz: Yalçın Küçük'ü kim koruyor?) her konuşmasında vazgeçmediği iki kilişe var.
Biri; "Yaşar Paşa Hazretleri"; diğeri de "çöküş süreci".
Yalçın Hoca öyle bir ön kabulle bu varsayımını dile getiriyor ki; onu dinleyen kişinin "madem çöküyoruz, bari şerefli bir şekilde çökelim" psikolojisine bürünmemesi mümkün değil.
İdam kararı verilmiş, gönüllü bir mahkum aranıyor.
MİT'e yakın teorisyen böyleyse; MİT'i kimler yönetiyor diye sorabilirsiniz?
"MİT'in İT'lerle Dansı : Bir İT'in Tezi; Diğerinin Battaniyesi" başlıklı yazımızda;
Gladio'nun İT'inin tezlerinden yararlanılması gerektiğini açıkca, utanmadan savunan MİT'in 2. Adamı Cevat Öneş'e sorduğumuz bir kaç sorudan biriydi aşağıdaki:
b) "Öcalan tarafından formüle edilen ve geliştirilmek istenen TEZ" den sözediyorsunuz
Bu devlet; onlarca evladına burs verip okutur; onlarca evladını da diğerleri rahat okusun diye şehit ederken; bir gün gelip Cevat Öneş; bir İT'i "tez formüle eden ve geliştiren bir beyin" olarak kamuoyuna lanse etsin diye mi yaptı? |
Cevat Öneş'in bu fütursuzluğunun temelsiz olmadığı; ileriki tarihlerde MİT'in üst düzey isimlerinden Ruscuklu gibi isimlerin medyaya yansıyan demeçleri ile de ayan beyan ortaya döküldü.
"lideri takip et" tezi üzerinden AB-D'nin dümen suyundan çorba yapmayı marifet sayanların MİT'te en hassas görevlere gelebildiklerine şahit olduk.
Bu ülkenin en parlak beyinlerinin bulunması gereken MİT'in geldiği noktanın; İT'in ideolog, AB-D'nin lider olarak lanse edildiği nokta olduğunu gördük.
Acıdır. Vahimdir. En hafif tabiri ile gaflettir, delalettir ....
Bu zihniyetin;
dümen suyunda gittiği güçlerin Türkiye'nin önüne yeni küresel konjonktürde sunacağı
"ya çök, ya federasyona dönüş"
seçeneği karşısında
"kontrollü çöküşü" seçip, ülkeyi kendi eli ile federasyon sürecine oynamayacağının garantisi yoktur.
Fehriye Erdal gözlerinin önündeyken; "devletler arası sorun olmasın" diye dokunmayanların;
"devletler arası sorun olmasın" diye bu Millet'e karşı başka hangi ihanetlere, hangi kepazeliklere, hangi rezilliklere göz yumduğunu insan düşünmek bile istemiyor.
Ve maalesef bütün emareler; MİT'i yönetme iddiasında olan kadroların;
"ülke çöküyor, bunu federasyon projesi ile kontrollü çöküşe dönüştürelim"
tezine prim vermeye başladığını göstermektedir.
Devletin derinliklerine yerleşmiş kurumların;
Devlet'in ve Millet'in bekaası ile
kendi şebekelerinin bekaasını karıştırdıkları nokta;
Devlet'i de Millet'i de beraberlerinde çökertecekleri noktadır.
MİT'in bir an evvel bu çöküş psikolojisinden sıyrılıp;
İT'i "ideolog" , AB-D'yi "lider" olarak görme basiretsizliğinden kurtulması gerekmektedir.
Fehriye Erdal'ı takip ettiği halde "devletlerarası sorun olmasın" diye almayan MİT'in kıymetini bilen CIA'in;
İT'i neden Özel Kuvvetlere değil de, MİT'e teslim ettiği hala cevaplanması gereken bir sorudur.
(Bkz:
Apo Neden Başka Birime Değil de MİT'e Teslim Edildi?)
MİT'in bu küresel uysallığı üzerinden şimdi yine birileri Türkiye'yi federasyona dönüştürme sürecini işletmeye çalışmaktadır ki;
kafalara nakşedilmeye çalışılan "çöküş psikolojisi" bu sürecin ön adımıdır.
Türk Devleti'nin ve Milleti'nin çökmeyeceğini en iyi bilmesi gereken kurum MİT'dir.
Bunun en sembolik kanıtı da bir gün İT üzerinden yapılan anlaşmanın bozulması olacaktır.
O zaman "kontrollü çöküş" teorisyenleri üzerindeki spotlar sönecek ve "kopuş teorisyenleri" üzerindeki spotlar yanacaktır.
Gerekirse MİT dönüşür...
Ama Cumhuriyet federasyona dönüşmez...
Gerekirse;
İmralı'da ki İT' de; Diyarbakır'daki yavşak ta bunun en somut kanıtı olarak federasyon tezinin kapısına serilir...
Ama üniter Cumhuriyet ayaklar altına serilmez!
Gemiyi ilk fareler, en son kaptan terkeder...
Çarkçıbaşı der ki;
"MİT bu geminin kaptanıdır, ilk terkeden olmak yakışmaz"
Federasyon tezine teşne kadrolara bizden dillendirmesi.
B.G.

|