|
Sevgili Gladio;
Arayı açtığımın farkındayım.
12 Mayısta, "Bunlar Reklam Kokan Hareketler" başlıklı mektuptan bu yana bir satır olsun hatırını soramadım.
Aslına bakarsan;
Sen öyle bir kaç el bombası ile idare etmezsin...
Koskoca Uğur Mumcu'yu C-4'le parçalayıp;
olayın tek görgü tanığını Reha Muhtarın karşısına oturtup rezil ettikten sonra ortadan kaybeden;
ve sonrada yüzbinleri sokağa döküp İran'ı hedef tahtasına oturtan sen nerede...
Cumhuriyet'in bahçesine bir kaç el bombası atıp;
"İstanbul Üniversitesi'nde 31 Mart provası" gibi hikayeler eşliğinde;
Internet'te dolaşan bir kaç e-posta ile kotarılmaya
çalışılan "Millet Uyanıyor" mitinglerinden medet uman sen nerede.
Sana daha büyük bir şeyler lazım Gladio...
Reklam kokan hareketlerin artık kimseyi tatmin etmiyor... |
şeklinde yazdıktan bir hafta geçmeden peydahladığın Danıştay saldırısı sonrasında açıkcası korkmadım değil.
Kendi kendime evham yaptım. Seni beceriksizlikle ve eski günlerini aratmakla suçlamakla hata ettiğimi düşündüm.
Neticede; "kurtarıcı" psikolojisine sahip salakları tespit edip,
bunları "kurtarıcı-mesih" propagandasına hakim cemaatlerin bünyesinden geçirip;
öbür tarafta da OYAK'ın "şans eseri" bozulan kamera sistemlerinin şahitliğinde cinayet işletmek bir yana;
(Bkz: " kamera kayıtları silinmiş" demeci ile OYAK'ın kamuoyuna teknik bir konuda doğruyu söylememesi ve bünyesinde, kayıtların silinemeyeceğini, silinse bile geri elde edilebileceğini çok iyi bilen elemanlar bulunan Emniyet'in; cinayet mahallinde kanıt olan bu sistemleri incelemek yerine, bir ulusalcı cadı avı başlatması)
Bir de cinayetten sonra;
dezenformasyon "tabloidine" dönüşen Türk medyasını bir "ulusalcı çete" hikayesi peşinden koşturman açıkcası uzun zamandır çıkardığın en kaliteli işlerden biriydi.
En çok da Nuh Gönültaş'a;
"Açık İstihbarat,
VKGB gibi Ergenekon bağlantılı oluşumlar"
cümlesini yazdırtıp, bizi ülkeyi bölmekle suçlamana ve Ata ismini taşımaktan utanmayan emekli bunaklar aracılığı ile kurdurttuğun taşeron yapılarla bir tutmana çok güldüm.
Duygulandım; bizi ihmal etmemişsin.
Nuh'a gidip kaynağını sorduğumda; hakkını yememek lazım, seni açığa vermedi.
Neyse; sonra gazetesindeki bir Gözlemci arkadaş aracılığıyla Nuh'a bu cümlenin hangi emniyetli kaynaklardan yazdırıldığını öğrendik de içimiz rahatladı. Yabancı değilmiş.
Karşımızdakini gazeteci yerine koyup; tekzip bile yolladık ama yayınlamadı.
Öyle; delikanlıca "yayınlamayacağım" deyip, yayınlamamaktan sözetmiyorum...
takiyyenin uzmanlık olarak öğretildiği o cemaat mensuplarına has riyakarlık çizgisinde kendince dans ederek; "yayınlayacağım" deyip, yayınlamadı.
Sonuçta bir insanın önce adam, sonra gazeteci olması gerektiğini bir kez daha teyit ettik. Soğumaya bıraktık...
Hazır seni bulmuşken şikayet ediyim :
Şu bazen parayla, bazen dezenformasyonla beslediklerine nezaket öğret, asalet öğret...en azından kaliteli şekilde taklit edebilecekleri kadar.
Nuh'a daldık, tufanı unutuyorduk...
Bu mektubun esas amacı yeni oluşumunu
"tebrik" etmekti.
LOBİ isimli yeni bir örgüt; moda tabirle "oluşum" kurmuşsun.
İsmi şık olmuş...
Pentagon'un Irak'ta özgür medya yaratmak için yarattığı PR (Halkla İlişkiler) şirketleri boş durmuyor tabi...
Nerede Saadettin Tantan'ı o hayvanat bahçesini andıran operasyon adları; nerede "LOBİ".
Amerika görmüş adam başka oluyor tabi.
Yalnız ufak bir sorunun var.
O çok parası ve gücü olanların hatasını yapıp; hızlı ve aşırı hareket ediyorsun.
Ortalık; üniversitelerden, "akademilere" özel "terör"/"psikolojik harp" eğitimi verdiğin adamlarla doldu ve takdir edersin ki; bir anda hepsini sahaya salınca elimiz kolumuz çarpıyor.
Üniversite kampüslerinde FBI üzerinden, "Terörle Mücadele Kursları" kurup, adam eğitmek başka...
Adamlarının çok ufak hatalarla kendini belli etmesi başka.
Geçenlerde bir tanesi belindeki özel telsizin sesini kısmayı unuttuğu için yakalandı bizim arkadaşlara.
Diğeri ise orada burada, "yaklaşık 1000-2000 kişiyiz" diye diye dolaşıyor.
İnce çalışıyorsun.
Kamunun geneline; alt kamu segmentlerine (bürokrasi, v.s.) yönelik çalışmalarından sonra;
özellikle "milli/ulusal cephede" mikro operasyonlara giriştin.
Üşenmiyor; 50 kişinin katıldığı genel toplantıları da, 10 kişinin katıldığı dernek yönetim toplantılarını da ihmal etmiyorsun.
Ne bulduysan...çaycı da oluyor, öğretim görevlisi de...
Nasıl olursa...
kafada kültablası da patlatabiliyorsun;
toplantı mekanını kasaba mitingi zannedip, abartılı "bravo" alkışları ile bir ismi ön plana çıkartmaya çalışırken de görülebiliyorsun...
Kürtlerin mikro milliyetçiliğini bir yere getirdikten sonra, artık Türk Milliyetçiliğini mikro parçalara bölme saplantısı oluştu sende.
Sevgili Gladio;
Bu sürekli "böl-parçala-yönet" paradigmasından sıyrılamadın gitti.
Yöntemlerin daha bir fiyakalı,
gereçlerin daha bir teknolojik,
kod adların daha bir "post-modern"
ama sürekli gelip takıldığın nokta aynı be güzel kardeşim :
"Böl, parçala, yönet"...
Sen böldükçe, biz birleştirmeye çalışıyoruz...
Sıkıldık.
Seni kendi derdinle uğraştırıp, Millet'in ensesinden düşmeni sağlayacak yöntemler yok mu sanıyorsun?
Her yerde kolların olmasının seni aynı zamanda hem güçlü, hem de zayıf kıldığının farkına varmıyor musun?
"Bu ülkede milliyetçi bir dalga olacaksa onu da biz yönetiriz" takıntısının seni bir yere vardırmayacağını görmüyor musun?
En önemlisi;
bu ülkedeki insan kalitesi sorununun senin de başına bela olacağını anlamıyor musun?
Danıştay'da kullandığın salak da;
İmralı'da beslediğin İ.T.'de;
çamur atmak için kullandığın gazeteci de;
yeni peydahladığın LOBİ'nde...
hep aynı dertten muzdarip.
KALİTE.
Kalitesizliği üzerine bolca medya, para, imaj döküp nereye kadar gizleyebilirsin.
Bu devletin her kurumuna monte ettiğin o alçı kafaların;
hani o "büyük resim" uğruna küçük adam heba etme uzmanlarının, kalitesizlikleri ile, seni iliklerine kadar deşifre etmesinden hiç korktun mu?
Sana bir dost tavsiyesi.
Kork.
Kork ki; o kibirli, agresif, fütursuz tavrından bir an önce sıyrılırsın...
Kork ki...
Kaliteni yükseltesin...
Kork ki...
Düşmanımıza saygı duyalım...
Bu halinle bizim için ancak ZAM-AN meselesisin.
B.G.

|