Behiç Gürcihan3 Ağustos 2006 09:49

YAŞAR PAŞA'YA MEKTUP - III : YÖN DUYGUSU OLMAYAN FELAKETİNE UÇAR

Sayın Paşam; Size ilk mektubumu 8 Eylül 2005'teYaşar Paşa'ya Mektup : Cerrahın Elleri , Askerin Yüreği , ikincisini de bu 07 Mart 2006'ta yazdıktan sonra(Yaşar Paşa'ya Mektup-II : Bize Yine Ehven-i Şer Düştü Paşam)Fenerbahçe Orduevi'ndeki karşılaşmamızda da, şahsınıza yönelik bütün eleştirilerimi yüzünüze karşı Bizi öldürün ama öldürmeden önce bir dinleyin. Sizlerin en büyük müttefiki ne AB, ne ABD , ne İsrail. Sizin en büyük müttefikiniz biziz, bizi kaybetmeyin Paşam. cümlesi ile özetlemeye çalışmıştım. Sonunda Genelkurmay Başkanı oldunuz. Canı gönülden tebrik ederim.




OYUN
BOZAN

YAŞAR PAŞA'YA MEKTUP - III : YÖN DUYGUSU OLMAYAN FELAKETİNE UÇAR

Behiç Gürcihan
(Kıvanç Değirmenli)



100. Yıl Mutabakatı


Irak Tuzağı Yazıları


Diğer Seçme Yazı ve Raporlar

Yazarın Yazı Arşivi

Yazarın Rapor Arşivi


Sayın Paşam;

Size ilk mektubumu 8 Eylül 2005'te

Yaşar Paşa'ya Mektup : Cerrahın Elleri , Askerin Yüreği

, ikincisini de bu 07 Mart 2006'ta yazdıktan sonra
(Yaşar Paşa'ya Mektup-II : Bize Yine Ehven-i Şer Düştü Paşam)

Fenerbahçe Orduevi'ndeki karşılaşmamızda da, şahsınıza yönelik bütün eleştirilerimi yüzünüze karşı

Bizi öldürün ama öldürmeden önce bir dinleyin. Sizlerin en büyük müttefiki ne AB, ne ABD , ne İsrail. Sizin en büyük müttefikiniz biziz, bizi kaybetmeyin Paşam.

cümlesi ile özetlemeye çalışmıştım.

Sonunda Genelkurmay Başkanı oldunuz.

Canı gönülden tebrik ederim.

Hilmi Özkök'ün koskoca bir TSK'yı, koskoca bir STK'ya dönüştürdüğü dönemin sonunda ,

görevi devralmanızla birlikte bizim mahallede bir bayram havası ki sormayın.

Bense her zamanki "oyunbozanlığımla",

"Arkadaşlar bu kadar sevinmeyin, işler bildiğiniz gibi değil. Hilmi Özkök'le şiir dönemi bitti, şimdi ninni dönemi başlıyor olabilir. Temkinli sevinin "

diyorum ama nafile. Sizin; AKP iktidarının ilacı olduğunu zannedenler bardakları şerefe kaldırdılar bile.

Hiçkimse;

AB'yi milli hedef gösteren;
BOP'a karşı durmayıp, "rolümüz ne olacak?" sorusuna takılan;
ABD Büyükelçiliğinin 4 Temmuz kutlamalarına 1. Ordu bandosunu gönderen;
ABD'den liyakat madalyası almak için boynunu eğen;
Kanarya lobisinde oturmakta sakınca görmeyen;
Ortaköy'de Bush'la el sıkışmak için ayağa kalkıp, sıra bekleyen

Yaşar Büyükanıt'ı hatırlamak istemiyor.

Avrupa Basınından bizimkilere kadar geniş bir kardeşlik örgütü de sizi çoktan "güvercin yürekli şahin" olarak ilan etti bile.

Yüreğinizden şüphemiz yok da;

güvercinlerin de, şahinlerin de ihtiyacı olan yön mefhumu konusunda ciddi şüpheler besliyoruz.


Ne diyelim.

Matematikte/İstatistikte/Ekonomi de buna "baz etkisi" denir.

Karşılaştırıldığınız değerdir sizi yücelten, sizin kendi öznitelikleriniz değil.

Ecevit'ten sonra Başbakanlık merdivenlerinden koşarak çıkan bir Başbakan gibi;

Hilmi Bey'den sonra da, arasıra "sert" konuşan bir Genelkurmay Başkanı olmak maça 1-0 önde başlamaya benzer.

Sizden sonra Genelkurmay Başkanlığı'na hazırlananların,

kendi arkadaşlarının cenazesinde bile saf tutmayıp, siyah gözlüklerinin ardından bir köşede durduğunu gördükten sonra;

Şehit cenazesinde, yanlış da olsa, elinizi bağlayıp saf tutmanız bize geçici de olsa, "psikolojik harp" tekniklerini unutturuverir.

İtiraf etmem gerekirse;

benim bile ağzımda mentollu sakız ferahlığı yaratmıyor değil bu değişiklik ama karnımızı doyurmaya yetecek mi?

Hiç sanmam.

Ben yine de bizim mahalledeki bayram havasını bozmayıp,

herhangi bir olağanüstü durum olmadığı takdirde,

(ki bu olağanüstü durumlardan bir tanesinin - Bkz. Şemdinli Vakası - sizin Genelkurmay Başkanlığınızı nasıl garantilediğini bütün toplumsal/psikolojik ve iç idari boyutlarının farkındasınız. )

iki sene sürecek göreviniz için nacizane bir kaç öneride bulunacağım.

Konu : Hakkınızdaki İddialar
Anne tarafındaki Yahudi kanından; dedenizin zamanında Osmanlı'ya karşı Yahudi istihbaratı NİLİ için çalıştığı ve bunun tespit edilmesi üzerine infaz edildiğine kadar bir çok iddia, hayli sağlam belgelerle kamuoyunun önüne www.ulusalihanet.org sitesi üzerinden serilmiş durumda

(normalde bu sitenin ismini bugüne kadar telafuz etmedim ama madem bilinçli bir sansüre maruz kaldılar, bu noktada isimlerini telafuz etmek boynumuzun borcu.)

Bu iddialara cevap vermekten ısrarla kaçıyorsunuz ve bir de üstüne üstlük hiç de tesadüfi olmayan bir zamanlamayla bu site saldırıya uğrayıp, yayına ara vermek zorunda kalıyor.

Cep telefonlarına gelen mesajlar ve alelacele atanmanızı saymıyorum bile.

Ne Yapılmalı?
Bu ülkede terfilerin; kamuoyuna lanse edilen o "sistematik/modern, liyakata göre işleyen" modelden nasıl farkılıklar gösterdiğini çok iyi bilirsiniz.

Birilerinin işine gelince,

Paşaların,

oğullarının yazdıklarından da,
uçkurlarından da nasıl sorumlu tutulduklarını;

ama işlerine gelinmediği noktada;

oğullarının girdikleri ihalelerin de,
dedelerinin faaliyetlerinin de nasıl gözardı edildiklerini çok iyi bilirsiniz.

Hakkınızdaki iddialar konusunda gösterdiğiniz suskunluk ve iddia sahibi odaklara karşı yürüttüğünüz cephe gerisi faaliyetlerle bu iddialara nasıl zemin kazandırdığınızı ve kafalardaki şüpheleri nasıl güçlendirdiğinizin farkında değilsiniz.

Halbuki yapacağınız şey çok basit.

İddialar doğru bile olsa çıkacaksınız ve kamuoyuna;

"Ey Türk Milleti Sabetay olabilirim ama Sabetaycı değilim. Dedem şöyle şöyle şeyler yapmış olabilir ama ben bu ülke için canımı vermeye hazırım. Takdiri vicdanınıza bırakıyorum"

diyeceksiniz ve o zaman bu Millet'in delikanlı adama nasıl prim verdiğini gözlerinizle göreceksiniz.

İddialar doğru değilse de;

karşı belgeleri koyup; iddia sahiplerini sansürle, baskı ile, lobi faaliyetleri ile değil, gerçekle susturacaksınız.

Ama siz ne yapıyorsunuz?

Perde önünde susup, görmezden gelirken; perde arkasında sahaya dostlarınızı sürüp yoğun bir faaliyet yürütüyorsunuz.

Bu durumda bizim gibi;

"bir adamın nereden geldiğine değil, nereye gittiğine bakacaksın"

tezini savunanların,

"bir adamın nereden geldiği, nereye gideceğini belirler"

tezini savunanlar karşısında eli zayıflıyor.

Bu ülkeyi "şucu, bucu" diye bölmek istiyenler, Genelkurmay Başkanı gibi üst düzey bir isim üzerinden bile zemin kazanıyor.



Konu: Emekli Paşalar Sorunsalı
Kesinlikle el atmanız gereken konulardan bir tanesi.

Irak işgali sırasında ekrana çıkıp ABD ordusunun harekat tarzını övenlerden; ekranda mertçe "Abdullah Öcalan asılmalı" diyemediği için gazetecilerden fırça yiyenlere;

"Süveyş Kanalını işgal etmeyeceksek Kıbrıs'ın ne önemi var" diyen amirallerden, "ben de bomba attırmıştım" diyenlere kadar kitaplar dolusu örnek;

Türk Paşası ile Türk Milleti arasındaki makası açtıkça açıyor ve çok ciddi bir güven kaybına yolaçıyor.

Bu güven kaybı da öyle bir kaç tane dezenformasyon böceğine yazdıracağınız yazı ile kapatılabilecek cinsten de değil.
Ne Yapılmalı?
İki senelik sürede koskoca insanları alıp, dünyayı ve Türkiye'yi daha iyi okumalarını sağlayacak bir eğitimden geçiremeyeceğinize göre;

emekli olan her Paşa'yı medya ve toplumla ilişkiler konusunda bir oryantasyon programına tabi tutmanızda ve bu zatları toplu bir brifinge davet ederek, verdikleri demeçlerin sonuçları konusunda uyarmanızda ciddi yararlar olacaktır.

Aksi takdirde; omuzlarındaki yıldızların pırıltısı yokolduğu noktada medya spotlarının pırıltısı ile ne diyeceğini şaşıranlar TSK'nın prestijini yaralamaya devam eder.


Konu: Muvazzaf Paşaların Söylem Sorunu
Sakın sizi karşısında görünce el pençe divan duran, saygısından bir çift laf edemeyen bu Millet'in tavırları yanlış yönlendirmesin.

ABD'yi "stratejik müttefik"
AB'yi "milli hedef" olarak lanse edip;
İsrail'le her türlü stratejik işbirliğini yapıp,

sonra şehit cenazelerinde gözyaşı dökmeyi artık kimse yutmuyor ve sonunda bir şehit anasına

"Vatan SAĞOLMASIN"

dedirtmeyi başardınız.


Bu ülkede bir ŞEHİT ANASI'nın "Vatan Sağolmasın" dediği an; bu devleti yönetme iddiasında olanların bittiği andır.

Cumhuriyet tarihinin en kritik dönemecinde, üzerimize doğru gelen emperyal dalgayı doğru etüd edememenizden kaynaklanan politikasızlığınızı;

ABD-AB'nin planlarını tercüme edip, uyarlayarak kapatamayacağınızı artık görmeniz lazım.

Ne Yapılmalı?
Türk Milleti'nin önüne çıkıp; Millet adına yönettiğiniz Türk Silahlı Kuvvetleri'nin mevcut durumla ilgili değerlendirmesini net bir şekilde ortaya koymanız ve ülkemize kasteden emperyal odaklara karşı çok net mesajlar vermeniz gerekmektedir.

Harp Akademileri'nde; içinde Mustafa Kemal'in değil de Guggenheim'in geçtiği sözde entellektüel, "liderlik" konuşmaları ile ancak Ertuğrul Özkök gibilerden aferin alırsınız.

AKP gibi bir iktidar bahanenizi, AB gibi boş bir hayal meşruiyetinizi oluşturamaz.

Askerinizin başına çuval geçiren ABD'den liyakat madalyası almakta bir sakınca görmeyen sizin bunu yapıp yapamayacağınız çok tartışma götürür. Bana kalırsa yapamazsınız ama yapabileceğinize inananlar var.

Dengeler/İlişkiler v.s. gibi sebeplerle bunu yapamadığınız noktada, en azından sizden ricamız;

ABD'lilerle kolkola, dizdize görüntüler vermekten;

İsrail'e hoş görüneceğiz veya PKK ile paralellik kuracağız diye Filistin/Lübnan'ın mücadelesini "terörizmle" eşleştirmekten;

Millet'in gözünün içine bakıp, "stratejik müttefik" gibi söylemler sarfetmekten vazgeçin.

Yoksa bir şehit cenazesinde bir şehit anası sadece lafını esirgemeyecekle kalmayacak, ondan korkarız.

Konu : Oligarşi ve TSK İlişkileri
Size bunu şikayet etmek, kurda kuzuyu emanet etmeye benziyor ama ne yapalım elimizden başka bir şey gelmiyor.

Sonuçta siz de 1. Ordu Komutanlığınız sırasında Aziz Yıldırım'la ilişkilerinizden; sosyete dergilerine yansıyan, Semra Özal'la pasta keserken beraber çekilmiş fotoğraflarınıza kadar bir çok alanda, bu ülkenin altını kemiren oligarşi ile fazlası ile tanıştınız.

O yüzden bu konuda geliştirmiş olabileceğiniz duygusal körlük;

bir yandan önünüzde "Paşam" diye düğme bağlayan oligarşinin;

öbür taraftan sizin evlatlarınızı şehit eden, bu ülkeyi parçalayan dinamiklere nasıl hizmet ettiğini etüd etmenize engel olabilir.

Şehit cenazelerinde saf tutarken;

OYAK'ın PKK'yı himaye eden Barzani ile iş ilişkilerini;

Atatürk üzerinden nutuk atarken,

Atatürk'ün Cumhuriyeti'ni bölmeye çalışanlarla; Sabancıların, Koç'ların, Ülker'lerin teşviki mesaisini düşünmenizde fayda var Paşam.


Ne Yapılmalı?

1. Ordu komutanlığı; oligarşinin TSK'nın komuta kademesine çengel attığı en önemli duraklardan bir tanesi olarak karşınızda duruyor.


1. Ordu Komutanının, Kara Kuvvetleri Komutanı, sonradan da Genelkurmay Başkanı olması yolundaki teamül birilerinin çok işine geliyor.

Bu teamülü değiştirmenin en azından kısa vadede imkansızlığı ortada ama en azından 1. Ordu Komutanlarının, İstanbul sosyetesi ile mesaisine idari sınırlamalar getirmek,
sözkonusu oligarşinin TSK'ya sızmasının önünü alacaktır.


Bunun en azından;

Ali Koç içeride komutanlarla sohbet ederken; dışarıda dosya sunmak için sıra bekleyen kurmay subayların bekleme süresini azaltacağını düşünmekteyim.


Ayrıca bir gün Şehit Analarından biri tutup,

"Paşam İstanbul sosyetesinin oğulları nerede askerlik yapıyor"

diye sorarsa söyleyecek bir çift lafınız olur.

Sayın Paşam;

Aslında yazacak daha çok şey var ama daha fazla vaktinizi almayıp; sonraya saklayayım.

Neticede umarım bütün endişelerimiz yersiz; bütün lafazanlığımız boşa çıkar da;

siz;

TSK'ni küresel güçlerin/elitin okyanusundaki yedek çıkartma gemisi konumundan kurtarır

ve Hilmi Özkök zamanında zirve yapan ve müdahale etmezseniz, sizden sonra gelecek olanların döneminde daha da kötüleşecek olan bu duruma müdahale edersiniz.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi;

ister şahin olun, ister güvercin;

ister güvercin yürekli şahin, ister şahin yürekli güvercin


olun.

Yön duygunuz yoksa, ancak felaketinize uçarsınız.

Yön duygunuzu kaybedip;

PKK'yı, Irak'ın Kuzeyi;
Musul/Kerkük'ü, "Büyük Türkiye";
Kıbrıs'ı, AB;
Müttefiki, ABD;
Direnişi, "Terör";

ile karıştırdığınız noktada

peşiniz sıra bütün bir Millet'i felakete sürükleyeceğinizi bilesiniz.

Sosyal kişiliğinizin sunduğu açık istihbarattan faydalanarak

; sizin psikolojik profilinizi A-Z'ye etüd etmiş olanların, sizin bu yön duygunuzu nasıl körleştirebileceklerini de lütfen gözardı etmeyiniz.

Fırsat buldukça sizi rahatsız etmeye devam edeceğim.

Yeni göreviniz tekrar hepimize hayırlı olsun.

Saygılarımla

B.G.