|
Danıştay senaryosunda şifreleyen deşifrasyon örnekleri ile karşı karşıyayız.
Birincisi bu operasyonu yöneten üst düzey istihbari konseyin; medyaya servis ettiği "kilit isim" fetişizmi ve kronolojisinin ayrıntılarında gizli.
Danıştay senaristlerinin olay sonrası kamuoyu kampanyasını yönlendirmek için rezervlerinde iki isim mevcuttu:
Biri; Muzaffer Tekin Diğeri; Ayhan Parlak
Danıştay saldırısının akşamı Ankara'dan çekilen ve Muzaffer Tekin'le ilgili emri içeren belgegeçerde(faks) sadece Muzaffer Tekin'in ismi yoktu...
Aynı belgeçerde Ayhan Parlak'ın da ismi de bulunuyordu.
Fakat basının vitrinine ilk önce Muzaffer Tekin "kilit isim" olarak oturtuldu ve bir süre boyunca hiç kimse Ayhan Parlak'ın ismini bile duymadı.
Ayhan Parlak'ın ismi resmi olarak soruşturmaya Muzaffer Tekin'le aynı anda girmesine rağmen.
Basındaki "kilit isim" şaşırtmacasını organize edenler, kartlarını bir kere de harcamak yerine;
"ulusalcı avını" başlatmak için önce Muzaffer Tekin üzerinden gerekli dinamiği sağladı.
Muzaffer Tekin'in ismi "çete başı" olarak inandırıcılığını yitirmeye başladığı ve arkadaşları, Muzaffer Tekin'i enterne etmeye çalışan ekibi bertaraf edip, medyaya, net ve kendine güvenen bir duruş sergilemeye başladıkları noktada;
gerekirse öldürülerek, "Cem Ersever"leştirilecek Muzaffer Tekin'in senaristlerin amacı açısından bir değeri kalmamıştı
ve
"İkinci Kilit İsim" imgesi ile Ayhan Parlak'ın ismi basına sunuldu.
Bu operasyonun en temel psiko-operatif göstergelerinden Zaman'ın;
"Kilit İsim Muzaffer Tekin" söyleminden;
"İkinci Kilit İsim Ayhan Parlak" manşetine geçişi olaydan bir hafta sonra gerçekleşti.
Savcılığın İstanbul'a geçtiği fakstaki iki isimden;
birini saklayıp; Muzaffer Tekin'in ismini basına servis edenler ;
yürüttükleri kamuoyu kampanyası inandırıcılığını yitirdiği noktada ikinci sis bombasını patlattılar.
Şimdi herkes ikinci sis bombası ile uğraşıyor ve Muzaffer Tekin'in aksine bu ismin geçmişi;
operasyonu artık bir dava ile sonlandırıp, kamuoyuna "suçlular cezalandırıldı" mesajını vermek için ideal malzemeyi sağlayacak cinsten.
Gelelim ikinci şifreleyen deşifrasyon örneğine...
Doğu Perinçek'in;
bizim de
yazısına konu ettiğimiz;
Zekeriya Öztürk'ün;
Ertaç Giray ve İsmail Paker ile birlikte,
Muzaffer Tekin'i yanlış yönlendiren ve enterne eden ekipte olduklarını ve hatta "MİT Bağlantılı" olduklarını belirten deşifrasyonu.
Doğu Perinçek'e;
Açık İstihbarat'ta yayınlananlardan sonra; bu deşifrasyonu yapması için belgeleri iletenlerin amacı; bu deşifrasyonun içeriğinde gizli.
Aydınlık'a;
"Danıştay Tertibindeki MİT Üçlüsü"
başlığı altında kapak olan bu deşifrasyonun satır aralarının barındırdığı yönlendirmeler arkadaki gölgelerin siluetlerini içeriyor.
Zekeriya Öztürk'ün serbest kalmasından sonra yaptığı konuşmalara hakim olanlar anlaşma yapmış olabileceğinden şüphe ettikleri için ;
kendisini; Ertaç Giray ve İsmail Paker'le birlikte;
"MİT Üçlüsü" olarak afişe etmekte hiç gecikmediler.
Bu şüphelerinde de haksız sayılmazlar.
Sorguya alınmadan önce
"Bu soruşturmayı Organize Suçlar'ın değil, Terörle Mücadele'nin yürütüyor olmasının sebebi Fethullahçı olmaları"
tezini savunan birinin;
serbest kaldıktan sonra Ankara Terörle Mücadele'ye toz kondurmaması ve gazetelere verdiği demeçlerde
"Bu arada Ankara Terörle Mücadele'ye çok teşekkür ederim. Siyasi yapının hatasını onların tecrübesi düzeltti"
sözleri ile yere göğe sığdıramaması fazlası ile manidar.
Doğu Perinçek'in;
Zekeriya Öztürk'le kendi mesaisini de perdeleyecek şekilde yaptığı deşifrasyonun içinde bir diğer kritik perdeleme daha vardı.
Doğu Perinçek;
açıklamasında Zekeriya Öztürk'ü;
"Süleymaniye'deki çuval olayından sonra MİT tarafından Ulusal Kanal'a gönderildi ve önce bazı "uydurma" bilgiler getirdi. Bir kaç kez Doğu Perinçek'i ziyaret ediyor ve danışman olmak istediğini söylüyor. Hatta İşçi Partisi mitinglerine katılıp Perinçek'in yanında gözükmek ve Parti'den yüksek düzeylerde görev almak için adeta çırpınıyor. Kartvizit yaptırmak istiyor. Bu şüpheli ve acemice talepleri reddediliyor.
Kendisini çeşitli çevrelerle ve önemli insanlarla ilişkili gösterme gayreti hemen göze çarpıyor. Örneğin Orgeneral Necati Özgen'e telefon ediyor; kendisini Doğu Perinçek'e yakın göstermeye çalışıyor.. Doğu Perinçek'e geliyor; Orgeneral Necati Özgen'den bazı bilgi ve değerlendirmeler getirdiğini söylüyor. Bütün bu yalanları anında belirleniyor" |
cümleleri ile; şaibeli ve dengesiz biri olarak resmediyor.
Halbuki; Zekeriya Öztürk'ün Doğu Perinçek'le mesaisi,
"Ulusal Kanal Haber Merkezi; Zekeriya Öztürk'ü yalan bilgi akışını anlamak için değerlendirdi"
|
gibi kamuoyunu salak yerine koyan bir cümle ile perdelenemeyecek kadar kurumsal.
"MİT'in yolladığını biliyorsanız niye kabul ettiniz?";
"güvenilir bulmuyorsanız niye bünyenizde tutup, kilit görevler verdiniz?"
soruları karşısında ofsayta düşecek bu açıklamanın;
Zekeriya Öztürk'ü harcarken; kimleri resmin dışına çıkardığı ortada.
Resmin dışına çıkarılanlar ise;
bu makro senaryoda;
tetikçi ile üst konsey arasındaki dört ara katmandan ikincisi olan;
|
saha dinamiklerini kontrol edenleri kontrol edenler |
katmanını oluşturuyor.
Resmin dışına çıkarılanların bir üst katmanında; bir camia ve bir cemiyetin kilit adamları bulunuyor. Oyak'ın çalışmayan güvenlik kamerası da; Alparslan Aslan'ın bağlantıları da hep bu katman kavşağında buluşuyor.
Muzaffer Tekin intihar etmeden bir gece önce yaptığımız konuşmada;
"Muzaffer Tekin'i yanlış yönlendiriyorsunuz; adamı suçsuzken suçlu konumuna getirdiniz";
"kimseyi koruma, ilk önce onlar seni harcar"
uyarılarımızı; o herşeyi bildiğini zanneden tavrı ile reddeden ve
"benim üzerimde kimse yok" sözleri
ile bizi salak yerine koyanların artık yapacağı tek bir şey kaldı:
Yazılarımızı okuduktan sonra açıp bize telefonda küfür etmek.
Ruh hallerini anladığımız için normal karşılıyoruz.
Çünkü o çok kontrollerinde oldukları zannettikleri sahada birileri onları;
"MİT Üçlüsü" etiketi ile ortada bıraktı.
Aynen 28 Şubat operasyonunda olduğu gibi..
"Askerlerini";
"laiklik elden gidiyor"
diye sahaya sürenler bugün; Judeo-İslam ekseninde kurulan konseylerin adamı olarak İslamcı sermayenin danışmanlığını yapmakla meşgul.
Saha elemanlarının elinde ise;
"kaç milyon dolar karşılığında hangi tarikatın üzerine gidilmedi"
hikayelerinden başka bir şey kalmadı.
Akıllı olmakla; akıllı olduğunu zannetmek arasındaki çizgide çok vatan evladı harcanıyor bu ülkede.
B.G. |