|
|
Yer: Kadıköy
Zaman : Cuma Akşamı
Muzaffer Tekin'in intihar girişiminde bulunduğu haberinin yayıldığı sabahtan bir önceki gece...
Muzaffer Tekin'in "en yakın silah arkadaşı" olduğunu iddia eden bir zat;
bir web sitesinin sahibini kendisi ile Muzaffer Tekin hakkında röportaj yapmaya ikna etmeye çalışıyor.
"Muzaffer Tekin aranıyor" haberlerinin ikinci günü
Bu zat soruyor:
"Senle hangi sıfatla Muzaffer Tekin'le ilgili röportaj yapacağım?"
Cevap:
"En yakın silah arkadaşı olarak"
Tekin'in en yakın silah arkadaşı olduğunu iddia eden zatın; Tekin'in neredeyse oğlu yaşında olması bu tespiti gecenin karanlığında iyice anlamsızlaştırırken;
"Tekin'in en yakın silah arkadaşı" olduğunu iddia eden zat, inandırıcılığını arttırmak adına büyük bir hata yaptı
ve "bak bu röportajı başkasına verebilirdim ama sana veriyorum" havasına büründüğü ortamda
cebinden Muzaffer Tekin'in nüfus cüzdanını çıkardı ve "bak kimliği bile bende" dedi.
O noktada web sitesinin sahibinin aklında Cem Ersever imgesi canlandı. Öldürüldükten sonra nüfus cüzdanı bir sarı zarf içinde Soner Yalçın'a yollanan Cem Ersever.
Web sitesinin sahibinin
"bu röportajı bizzat Muzaffer Tekin ile yaparım, onun adına kimse ile röportaj yapmam"
şeklindeki tavrının sürmesi ile gece gergin bir şekilde sona erdi ve web sitesinin sahibi bütün bu konuşmalara tanıklık eden ve Muzaffer Tekin'in "oğlum" diye hitap ettiği bir başka emekli asker arkadaşına;
| "Muzaffer Tekin'in yaşadığından emin olmak lazım. Bu kimlik olayından sonra ben Muzaffer Tekin'in her an başına bir şey gelebileceğini düşünüyorum" |
dedi.
Sabah oldu ve telefonlar çalmaya başladı.
Muzaffer Tekin intihar girişiminde bulunmuştu.
Çevresindekilerin "idol asker" olarak taptığı ve
isminin özdeşleştiği 1984 yılından gerçekleşen Tuzla olayında, sorumlu olduğu teğmenlerin isimlerini ispiyonlamayıp, kendi ismini feda eden Muzaffer Tekin'in;
| "beni bir meczupla aynı kareye soktular. Benim başıma çuval geçiremeyecekler" |
tepkisi ile kendi canını almaya çalıştıktan sonra gelişen olaylar zinciri; bir gece önce yaşananları daha da bir anlamlı hale getirdi.
Muzaffer Tekin'in intihar girişiminden sonra;
bir gece önce Muzaffer Tekin'in en yakın silah arkadaşı olduğunu iddia eden zat ile;
Muzaffer Tekin'in gerçekten en yakın arkadaşı olan Rafet Arslan arasında gergin bir telefon görüşmesi geçti.
Gerçek arkadaşlarından önce olay yerine intikal eden bu zat;
telefonda, Rafet Arslan'ı olayın o kadar da ciddi olmadığına,hastaneye intikal etmesine gerek olmadığına, onun yerine "bir doktor bulunması gerektiğine" ikna etmeye çalışınca telefonda okkalı bir küfür yedi.
Muzaffer Tekin'in arkadaşları; Muzaffer Tekin'in sağlığının herşeyden daha önemli olduğunu bildikleri için;
kendisini enterne etmeye çalışan bu ekibin ikna çalışmalarına prim vermeyerek onu Acıbadem Hastanesine yetiştirdiler.
Kendilerine "Muzaffer Tekin'in en yakın silah arkadaşı" süsü vermeye çalışanlar ise;
Muzaffer Tekin'i arkadaşı Rafet Arslan'a Maltepe'de teslim ettikten sonra,
Acıbadem Hastanesi'ne kadar araçları ile takip ettiler ve hastaneye bıraktıktan polisin olay yerine intikal ettiğini duyunca ortadan kayboldular ve sonra tekrar sanki "olayı duymuşta yeni geliyorlarmış gibi" olay yerine intikal ettiler.
Medyaya servis edilen "arkadaşını bırakıp kaçtı" çamuru ile ise;
Muzaffer Tekin'e gerçekten sahip çıkan ve hastaneye getirildiği andan, Ankara'ya intikal ettirilen ana kadar başından ayrılmayan gerçek arkadaşları başetmek zorunda kaldı.
Bir gece önce; kendilerini bir web sitesi üzerinden kamuoyuna,
"Muzaffer Tekin'in en yakın silah arkadaşı" olarak lanse etmeye çalışan;
ve Muzaffer Tekin'i kendi canını almaya çalıştığı anda bile kendi kontrolleri altında enterne etmeye çalışanlar ise;
Muzaffer Tekin hastanede yattığı süre içerisinde bir kere olsun bile yanına uğramadılar.
Hatta cep telefonlarına bile ulaşılamadı.
Bu web sitesinin hangi web sitesi;
Muzaffer Tekin'i enterne etmeye çalışan bu ekibin ise hangi ekip olduğunu biz biliyoruz.
Muzaffer Tekin'in;
Acıbadem Hastanesine intikal ettiği andan Ankara'ya sevkedildiği ana kadar geçen süreçte o hastanede yaşanan havayı da aralıksız soluyarak;
Muzaffer Tekin etrafından örülen halkanın çeşitli katmanlarını bizzat gözlemlemek fırsatını yakaladık.
Acıbadem Hastanesi; son iki gün boyunca; İstanbul'un metrekare başına en fazla istihbaratçı düşen yeri sıfatını hakederken;
Muzaffer Tekin;
nedense girişteki kamerası sökülmüş bir yoğun bakım ünitesinde (hastanenin her tarafında kameralar olduğunu söylememize gerek yok sanırız);
en yakın dostlarına bile gösterilmeden;
ve hastanedeki emniyet görevlillerin resmen hiç bir zaman kabul etmedikleri bir "gözaltı" statüsünde tecrit edildi.
Muzaffer Tekin'in
Kadıköy'deki bürosuna bir bal tuzağı kurup;
bu bal tuzağına, bu ülkenin meşru Milliyetçilik damarından beslenmeye çalışan sinekleri toplamaya çalışanlar;
Muzaffer Tekin'in kötü gününde onu sadece doktorsuz bırakmaya çalışmadılar aynı zamanda avukatsız da bıraktılar.
Muzaffer Tekin'i temsil etmek adına bir gün boyunca tek bir avukat gelmedi.
Arkadaşlarının; hastane yönetimi ve olay yerinde görevli emniyet yetkililerine kurdukları;
"Muzaffer Tekin resmi gözaltında mı, değil mi? Eğer gözaltındaysa tamam ama değilse, hangi hakla, hangi sorumlulukla bu kişiyi İstanbul'dan Ankara'ya naklediyorsunuz? Buna kim izin veriyor?
Muzaffer Tekin yolda kalp krizi geçirdi, ölse denilse, bunun sorumluluğunu kim alacak? " |
baskısı üzerine;
bir gün sonra olay yerine intikal etmeyi başaran avukatların; Muzaffer Tekin'i görmesine izin verildi.
Şemdinli vakası ile başlayıp;
Cumhuriyet'i kendinden ibaret zanneden bir gazetenin "Tehlikenin Farkında mısınız"
reklam kampanyaları;
bu gazeteye düzenlenen acemi Gladio veletlerinin saldırıları;
Selanik'te bir defterin arasında kalmaya mahkum bir metnin bizzat Tayyip Erdoğan tarafından reklam edilmesi ile süslenen
ve Danıştay'a kendini Polat Alemdar zanneden bir veledin salınması ile zirve yapan medya operasyonunda;
ilk gün haberlerin son satırına yerleştirilen Muzaffer Tekin;
üçüncü gün Dışişleri Bakanı'nın ağzı ile senaryonun merkezinin yerleştirildi.
Gazetelerde satır aralarına özellikle konulan;
"devre arkadaşları şimdi General"
cümlesi nedeni ile de ayrı bir önem taşıyan Muzaffer Tekin'in;
birileri için "ölü"
birileri için ise "canlı"
olarak bir değeri vardı.
Samimi arkadaşları;
Muzaffer Tekin'in merkezine yerleştirildiği bu karalama kampanyasını bozmak için çaba sarfederken;
"komutanlarını" satan askerler
askerlerini satan "komutanlarla"
durum değerlendirmesi yapmakla meşguldüler.
Muzaffer Tekin;
intihar etmeye çalışarak, istemeyerek de olsa;
makro senaryoyu yürüten konseyin A planını bozdu.
A Planında;
birileri için; "ölü ama kahraman"
diğerleri için; "ölü ve herşeyin sorumlusu"
bir başka grup içinse; "canlı ama ölmekten beter edilmiş"
Muzaffer Tekin üzerinden operasyonun ikinci aşamasına geçilecekti.
B Planında
birileri için; "yaşıyor ve kontrolümüzden çıktı"
diğerleri için; "yaşıyor ve herşeyi yükleyebileceğimiz günah keçisi olmaktan çıktı"
ve bir başka grup için ise;
"yaşıyor ve bu işten güçlenerek çıkma ihtimali var"
Muzaffer Tekin üzerinden operasyonun ikinci aşamasına geçilecek.
Bu yapılmadan önce;
son altı aydır piyasadaki temasları yoğunlaşan bazı ekiplerin yeniden kalibrasyonlarının yapılması;
üst düzey görüşmelerle inandırıcılıklarının yeniden sağlanması gerekiyor.
Bu arada;
Nuh Gönültaş gibi;
önüne gelen her listeyi gerçek sanıp;
Açık İstihbarat'ı ;
VKGB gibi operasyonlarla aynı kefeye koyanların da...
(Bkz: Nuh Gönültaş'ın Üç İttifak; 11 Örgüt; Üst Birim Ergenekon başlıklı yazısı.
Nuh Gönültaş'a Not: Bu da bizim sana kıyağımız olsun. sevgili Nuh. Bizim kalemimiz senin ki gibi olsaydı biz de seni .............çı Nuh Gönültaş diye yazardık ama yapmayız. Senin bu piramiddeki yerini ve Nuh'un tufanına yakalandığımızda, "Esas Tehlikenin Farkında Olmayan"lara dahi ihtiyacımız olduğunu bildiğimiz için. |
Daha ilk günden;
"Alpaslan Arlan bu işi tek başına yapmıştır"
deyip; olayın arka planındaki organize Gladio çetesini örtbas etmeye çalışanların değirmenlerine akademik su taşıyan
"terör uzmanı" olarak lanse edilen Ercan Çitlioğlu gibi isimlerin de...
çok iyi düşünmesi gerekir.
Askerini satan "komutanların"
Komutanlarını satan askerleri
sahaya sürdüğü bir oyunu;
ancak
komutanına sahip çıkan askerler
ve askerlerine sahip çıkan komutanlar
bozabilir.
Oyun bozulduğunda;
kimin canlı, kimin ölü olduğunun pek bir önemi kalmayacaktır.
Muzaffer Tekin'e kefil olmak onun silah arkadaşlarının sorumluluğudur...
Muzaffer Tekin'in arkadaşlarına dile getirdiği ilkeye kefil olmak ise bu ülkeyi seven herkesin:
"Önce Şeref, Sonra Hayat"
************************************************************
Genelkurmay Hukuk Müşavirliğine Not
Yukarıdaki cümlede ve bu yazı içerisindeki "asker" ve "komutan" kelimeleri mecazi anlamları ile kullanılmış olup; daha bir kaç ay öncesine kadar Türk Silahlı Kuvvetleri'nin üst komuta kademesine her türlü hakareti edenlerin yazılarında da vurgulandığı şekilde büyük bir devlet adamı olduğunu bildiğimiz Hilmi Özkök başta olmak üzere; Genelkurmay'ın o çok değerli komuta kademesi kastedilmemektedir.
Hem; malumunuz olduğu üzere, artık bize dava açarak; önünü keseceğiniz komutan da kalmamıştır.
Ama emekli olduktan sonra fazlası ile ihtiyacınız olacak dava dosyası hazırlama yeteneğinizi canlı tutmak adına; yukarıdaki cümleleri bahane ederseniz, o sizin bileceğiniz iş. Genelkurmay Hukuk Müşavirliği'nin; dava açma konusundaki seçiciliğine örnek oluşturacak her türlü girişimin başımızın üzerinde yeri olduğunu bilmenizi isteriz. |
Yine çok iz bıraktın sevgili dostum.
Sende;
seri cinayet işlerken sürekli geri planda kalmanın psikolojisi ile,
kendini belli edecek izler bırakan ve eninde sonunda bu izler üzerinden kendini yakalatan ABD'li seri katillerin ruh halini görmeye başladım.
Sahi;
Danıştay terörü sonrasında gerçekleştirdiğin kitlesel eylemler sırasında;
AKP hükümetini "şiir gibi bir uyumla" seyreden
ve Kıbrıs satılırken; ülke parsel parsel peşkeş çekilirken, "halkı" hatırlamayan ları "kahraman", "Cumhuriyet'in bekçisi" olarak alkışlayanlarla;
AKP hükümetinin bakanlarına sopayla saldıran; küfreden
ve başörtülü kadınları başını açmaya zorlayan kalabalıklar arasında;
kaç tanesi senin sivil giyimli elemanındı?
Nereden çıkardın deme...
Hatırlar mısın;
28 Şubat öncesinde;
Sincan'daki Kudüs gecesi olayları sonrasında;
kameralar karşısında Star'ın bayan muhabirini saçından çekip yere yıkan;
ve bugün Hacı dizisindeki sakallı İslamcı gencin portresini çağrıştıran o yağız delikanlıyı....
Hani şu;
"İslamcı başı açık kadını dövdü"
görüntüsünü medyaya servis eden elemanı.
O şimdi nerede?
Sakın "bilmiyorum" deme.
Akıllı ol Gladio; Akıllı ol!
|
B.G.
|