Behiç Gürcihan6 Nisan 2006 03:26

GERÇEK AMPUL GELDİ SAHTESİNE YOL GÖRÜNDÜ - Behiç Gürcihan

Karizmasını kiralayan Tayyip Erdoğan'ın sahne önüne konduğu tabloda; önhazırlığı yapılan bir sermaye dönüşümü adım adım gerçekleşiyor ve bu sermaye dönüşümü; Türkiye'nin zorlanmaya çalışıldığı federasyon projesinin siyasi dinamiklerini finanse etmek adına gerçekleşiyor. Küresel şebeke için; bu topraklar üzerinde bir federasyon rantı; rant federasyonu temsil ediyor. Bu federasyonun; askeri ve sivil bürokrasideki bazı; sözde Milliyetçi kadroların ikna olduğu "Neo-Osmanlı" modeli üzerinden mi; yoksa AB hamiliğindeki; "Türk-Kürt federasyonu" modeli üzerinden mi; yoksa görüntüde Cumhuriyet'i koruyan fakat perde altında idari yapıları ve mekanizmaları ile fiili bir federasyondan farkı olmayan bir hibrid model üzerinden mi gerçekleştirileceği; bugün devlet içinde gördüğünüz usul tartışmasının ana damarları.


Siyaset mi sermayeden; sermaye mi siyasetten doğar?

Kayseri'mi AKP'yi; AKP mi Kayseri'yi besler?

Leyla Zana'mı Güler Sabancı'nın;

Güler Sabancı'mı Leyla Zana'nın çizgilerini kalınlaştırır
bu harita üzerinde...

Sorunun özü ortada.

Finansbank'ın Yunan görüntülü...

Telekom'un Suudi görüntülü...

Dışbank'ın Hollanda görüntülü

küresel odaklara peşkeş çekilmesinin; kapitalizmin klasik kar dinamiklerinin ötesinde dinamikleri bünyesinde barındırdığını herkes görüyor.

Karizmasını kiralayan Tayyip Erdoğan'ın sahne önüne konduğu tabloda; önhazırlığı yapılan bir sermaye dönüşümü adım adım gerçekleşiyor ve bu sermaye dönüşümü;

Türkiye'nin zorlanmaya çalışıldığı federasyon projesinin siyasi dinamiklerini finanse etmek adına gerçekleşiyor.


Küresel şebeke için;

bu topraklar üzerinde bir federasyon rantı; rant federasyonu temsil ediyor.

Bu federasyonun;

askeri ve sivil bürokrasideki bazı; sözde Milliyetçi kadroların ikna olduğu "Neo-Osmanlı" modeli üzerinden mi;

yoksa

AB hamiliğindeki; "Türk-Kürt federasyonu" modeli üzerinden mi;

yoksa

görüntüde Cumhuriyet'i koruyan fakat perde altında idari yapıları ve mekanizmaları ile fiili bir federasyondan farkı olmayan bir hibrid model üzerinden

mi gerçekleştirileceği; bugün devlet içinde gördüğünüz usul tartışmasının ana damarları.

Bu usul tartışmasına esaslı müdahalenin dinamikleri ise hem devlet içinde, hem devlet dışında biraraya gelememenin; aslında çok net tanımladığı siyasetin sermaye dinamiklerini yaratamamanın sancısını yaşıyor.

Biraraya gelemediği noktada; usule esastan müdahale için; kopuş dinamiklerinden medet umuyor.

Bir zamanların karizmasını kiralayan lideri Tayyip Erdoğan'ın karizmasının sistematik bir şekilde darbeye maruz bırakıldığı süreç;

aynı zamanda Tayyip Erdoğan'ın birileri adına liderlik misyonunu tamamladığının ve artık işgal ettiği sahnede yeni birilerine yeraçması gerektiğinin de işaretini veriyor.

AKP'nin;

İstanbul'un; Kayseri'nin ve Kuzey Irak'ın

komprador burjuvazisi arasındaki köprüyü kurma;

bunu yaparken de bu ana katmanlar arasındaki geçişkenliği;

ve sistemdeki atıllığı sağlayacak ara müteahhit katmanları
oluşturma misyonu sona ermiştir.

Belediyeye logar kapağı üreterek biriktirdiği artı değerle kendisine jakalı bir otomobil çeken ara burjuvanın
artık kendisini bir üst sınıfa çekmek Tayyip Erdoğan'a ve ekibine ihtiyacı kalmamıştır.

Kıyı yasasından, 2B kanunlarına; belediye ihalelerinden, yumurta genelgelerine kadar bir çok alanda çeşitlendirilen rant alanları; Tayyip Erdoğan'ın başlangıçtaki katalizör rolünü gereksiz kılacak, kendi öz dinamiklerine kavuşmuş durumdadır.

Bütün bunlara rağmen;

siyasi hafıza ve refleksler, bu ara sınıfın AKP'nin ampülünün gerçek bir ısı yaydığı yolundaki illuzyondan uyanmasını geciktirecektir.

Erdoğan'ı bekleyen esas tehlike ise bu değildir.

İstanbul-Kayseri-Kuzey Irak köprüsünü kuran AKP'ye;

bu noktadan sonra "hizmetleri için teşekkür edilip"

bir ara geçiş kurgulanarak, sahneden çekilmesi sağlanacaktır.

Sorun;

bölgesel kitlenin, Ampül'ün ısısı illüzyonundan uyanması sorunu değil;

küresel kitlenin artık bir katalizöre ihtiyacının kalmaması sorunudur.

Sahneye esas ampül çıkınca yedeğine gerek kalmaz.

Kimden mi sözediyoruz...

Gelin bir örnek üzerinden konuşalım...hem de Ampul'lu bir örnek...

Dünyanın bir numaralı şirketlerinden General Electric'ten sözediyorum...

Cirosu bir kaç devlete eşit olan...Ampül'ü icad eden şirket...

İşte bu şirketin finans kolu GE Capital; geçenlerde Garanti ile ortaklığa giderek;

İstanbul semasının en kritik köşelerinden birine kuruldu.

Bu ortaklığı duyuran reklamlarda bile; Ampül başrolü oynadı.

Hani şu; Tayyip Erdoğan'ın önünde durduğunda, "7 ışık demeti" ile özgürlük heykeline benzediği Ampül...

GE'nin ampülünün; AKP'nin ampülü ile bağlantısını mı merak ediyorsunuz...

Önce GE'nin yönetim kurulunun listelendiği sayfayı inceleyin...

Daha sonra bu yönetim kurulundaki en eski iki üyenin ayrıntılarına gözatın.

ABD'nin derin devlet mekanizmasının her noktasında görev alan;
"Nükleer Tehdit İnsiyatifi" gibi "anlamlı" grupların kuruluşunda bulunan (Nunn'ın ABD'deki nükleer korkuyu yaymak için çektiği özel filmle ilgili haber iyi bir fikir verecektir.)

ve Chevron-Texaco'dan; Coca-Cola'ya kadar bir çok şirketin
yönetim kurulunda yeralan

üst düzey masonlardan

Sam Nunn'ın tanıtım sayfasını

ve

Motorola'dan; ABD işgalinin ana müteahhitlerinden Bechtel'e kadar bir çok şirketin yönetim kurulunda bulunan

Douglas A. Warner III'ın tanıtım sayfasını

inceleyin.

Üşenmiyorsanız; bu iki isim üzerine araştırmalarınızı derinleştirin.

Dünya medya devlerinden, ABD Senatosuna, Kissinger'dan; telekomunikasyon sektörüne kadar bir çok alanda;

dünya milletlerinin egemenliğine musallat olan şebekenin ana odaklarından birine denk geldiğinizi farkedeceksiniz.

Sorun burada bitmiyor.

Şebekenin farklı odakları arasındaki çatışma ve işbirliği dinamiklerini çözmek ; bizim mücadele edeceğimiz coğrafyayı sağlıklı etüd etmemiz açısından elzem.

Aksi takdirde; "ABD'nin çekirdek devleti" ile "Türk Çekirdek Devleti"'nin "küresel siyonist cuntaya karşı işbirliği"ni;

bu işbirliği; sırf Tayyip Erdoğan'ı tahtından indiriyor diye,

Millet; Milliyetçilik adına olumlu bir dinamik zannedecek kadar çapsız bir çelişki içine düşebiliriz.

Şer'le; ehven-i şer arasında seçim yapa yapa mevcut girdaba sürüklenen Türk Millleti'nin önündeki seçenek;

"daha az şeytan" olanla; "daha fazla şeytan" olana karşı işbirliği yapmak değil;

bu şebekeyi kökünden kurutacak bağımsız hamleleri gerçekleştirmektir.

Bu irade ve akıl; bu topraklarda mevcuttur.

Yeter ki biz;

Fortis'e karşı HSBC'nin reklamları;

Erdoğan'ın Monaco'daki Citigroup toplantısına karşın;

Türkiye'deki medya patronlarının İsviçre hesapları;

Kanada'ya geri dönme planları yapmaya söylediği başlanan CanWest'e karşılık;

İtalya'dan Türkiye'ye medya sektörüne yönelik hamleleri;

bizi bu şebekeye çıkaracak İp Uçları olarak doğru etüd edelim.

Bu İp'in bir Ucu'nda....

küreyi saran ve kendi içinde de kamplaşmış bir sülükler şebekesi...

diğer ucunda ise Tayyip Erdoğan gibi; misyonları tamamlandıktan sonra, değeri azalanlar mevcut.


İp'in ucundakileri o ipe dolamak için;

Ampül'ün sahtesi ile gerçeğini ayırtetmemiz gerekiyor.

B.G.