Behiç Gürcihan3 Nisan 2006 04:29

BATIDA ELİTLERİN; DOĞUDA İTLERİN CENAZESİ İLE YOLU TIKANAN MİLLET - Behiç Gürcihan

Her ülkede; itici; yaratıcı ve o Millet'in bağımsızlığını güçlendirici bir dinamik olarak varolması gereken burjuvazi Türkiye'de maalesef; ülkeyi dış odaklara bağlayıcı, peşkeş çekici, iradesine ipotek koyan komprador-bayi bir konuma düşmüştür. İşte bu komprador burjuvazi ile Millet'in temas ettiği noktalarda başgösteren Devletsizliğin niteliği aslında; İstanbul'da da Diyarbakır'da aynıdır. Egemen güçlerin gölgeleri ve bizzat kendileri ile mücadele etmek yerine; bu gölge oyununa maruz kalan Millet'i idare etmek; idare edemediği noktada, gölgelerle savaşıyormuş gibi yapıp; Millet'in gazını almak. Bugün Diyarbakır merkezli gelinen nokta yine bu Devletsizliğin sonucudur. Şemdinli merkezli yaşanan olaylar sırasında, olayların geçtiği merkezlerin birinde görevli bir polis arkadaşla sohbetimizden aktarıyorum : İçişleri Bakanlığı'ndan gelen bir emirle; olaylar sürerken bizi içeri kitlediler ve dışarı çıkmamıza izin vermediler. Amirimiz bize gelip yalvardı: "Çocuklar çıkmayın, başımı yakarsınız, İç İşleri Bakanlığı'ndan bizzat talimat geldi" diye. Ve biz içerdeyken; bizim bulunduğumuz binanın karşısındaki boş alana gelip, PKK'lılar bize pantolonları indirip, hareket çektiler.


Diyarbakır merkezli kontrollü kalkışma provalarının başladığı günlerde İstanbul Altunizade'de bir cenaze törenine şahit oldum.

Oradaki bir esnafın "Abi Sedat Peker'in akrabasının cenazesinden bu yana böyle olmamıştı" sözleri ile tarif ettiği bu cenaze Mudo'nun sahiplerinden Mustafa Taviloğlu'nun kızkardeşi Ayşe Soysal'ın Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Camii'nde kılınan cenazesi idi.

Merhuma Allah'tan rahmet dileyip geçip gidecektik ama Yalçın Küçük Hoca'ya en az bir iki kitap daha malzeme çıkaran bu sahneyi kalıp izlemeyi tercih ettim.

(Paranoyak Sıfatını Hakettiren Not : Türkiye'de bazı iki minareli camilerin minarelerinin Yahudi tapınaklarındaki çift sütunu çağrıştırır şekilde konuşlandırılması ile,(Bkz: Altunizade, Ortaköy, v.s.) bu camilerin cemaatlerinin kökenlerini araştır. İlahi Janus)

Türkiye'deki komprador burjuvaziyi tek bir kareye sığdırmak isteseniz bundan daha güzel bir fırsat bulamazdınız.

Can Ataklı ile Ertuğrul Özkök'ü mü ararsınız;

Nejat Eczacıbaşı ile Güler Sabancı'yı mı...

İnsanın kendi cemaatinden birileri ölünce cenazesine toplaşması kadar normal bir şey olamaz.

Bizi ilgilendiren kısım; İstanbul'un komprador burjuvazisinin ölüsünün bile Millet'in yolunu tıkayan bir özelliğe sahip olmasıydı.

Gözünüzde canlandırın lütfen...

Camiinin önünde beş şeritlik bir cadde sözkonusu; hemen yanıbaşındaki Capitol'ün de önünden geçip;

bir kolu ile köprüye; bir kolu ile Ümraniye-Şile-İkinci Köprü yoluna, bir kolu ile de Kısıklı-Çamlıca yönüne dallanan bir yoldan sözediyoruz.

Ve bu yola;

3 sıra bir yanda, 2 sıra bir yanda, toplam beş sıra;

en düşüğü Volkwagen Tourage marka jip olmak üzere, hepsi şoförlü arabalar dizilmiş.

Geriye Millet'in otobüsle, kendi özel arabası ile geçebilecek tek bir şerit kalmış.

Bu arabaların parketmesi için en uzağı 30 metre uzakta olmak üzere; ikisi Capitol'e, biri Vakfa ait 3 tane otopark mevcut fakat İstanbul'un ana arterlerinden biri, üç adım yürümeyi kendine zul gören bir cemaatin hayrına tıkanmış.

Sizler için bu sahneyi başından sonuna kadar orada kalıp gözlemledim.

Sosyete dergilerinde bizzat görebileceğiniz sahneleri fotoğraflamak için değil;

çaresiz biçimde patronların şoförleri ile çebelleşip, yolu açmaya çalışan polis ekibinin, tek bir araca ceza kesmediğini ve sadece uyarmakla yetindiğini tespit edebilmek için.

Yaklaşık 1-1.30 saat süren bu sahne sırasında;

bir yandan yoldan geçen vatandaşlar; bir yandan patronlarının cakasına güvenen şoförlerle boğuşan polis ekibi (plakaları bizde saklı); canla başla çalışarak yolu açmaya çalıştı ama nafile.

Tıkanıklık cenaze sona erene kadar sürdü.

Ben de üşenmedim polisin ceza kesmediği/kesemediği plakaları ; Gözlemciler dosyasına eklemek ve sizlere duyurabilmek adına, not edebildiğim kadar not ettim.

34 Z 6160
34 N 9570
34 P 9393
16 NK 362
16 BPC 44
34 DAK 63
34 TT 600
34 P 4387
34 S 6252
34 YKM 9892
34 EB 2677
34 BYP 34
34 FM 106
34 COS 78
34 SA 734
34 D 6198
34 HMH 77
34 GR 001
34 FEZ 49
34 UA 5222
34 BV 9833
34 EB 2677
34 KAB 87
34 DH 6738
34 AD 4698
34 PER 06

Bu listede hangi plakanın kime ait olduğunu Gözlemci arkadaşlarımıza dağıtıp,

İstanbul'da gözlerini açık tutmalarını söyleyeceğiz ki, kim nerede kimle görüşüyor Türk Milleti adına daha rahat gözlemleyebilsinler.

Neticede; bu coğrafyada devletin çekildiği alanların boş bırakıldığını zannedenler, aslında çok yakından gözlemlendiklerini son anda farkederler ki; bu onlar açısından hep büyük bir zamanlama hatası olarak tarihe geçer.

Konumuza geri dönelim...

Yukarıda size anlattığım sahne;

Türkiye'de devletsizliğin en önemli boyutlarından birini temsil ettiği için önemli...

Her ülkede;

itici; yaratıcı ve o Millet'in bağımsızlığını güçlendirici bir dinamik olarak varolması gereken burjuvazi Türkiye'de maalesef;

ülkeyi dış odaklara bağlayıcı, peşkeş çekici, iradesine ipotek koyan komprador-bayi bir konuma düşmüştür.


İşte bu komprador burjuvazi ile Millet'in temas ettiği noktalarda başgösteren Devletsizliğin niteliği aslında;

İstanbul'da da Diyarbakır'da aynıdır.

Egemen güçlerin gölgeleri ve bizzat kendileri ile mücadele etmek yerine;

bu gölge oyununa maruz kalan Millet'i idare etmek;

idare edemediği noktada,

gölgelerle savaşıyormuş gibi yapıp; Millet'in gazını almak.

Bugün Diyarbakır merkezli gelinen nokta yine bu Devletsizliğin
sonucudur.

Şemdinli merkezli yaşanan olaylar sırasında, olayların geçtiği merkezlerin birinde görevli bir polis arkadaşla sohbetimizden aktarıyorum :

İçişleri Bakanlığı'ndan gelen bir emirle; olaylar sürerken bizi içeri kitlediler ve dışarı çıkmamıza izin vermediler.

Amirimiz bize gelip yalvardı: "Çocuklar çıkmayın, başımı yakarsınız, İç İşleri Bakanlığı'ndan bizzat talimat geldi" diye.

Ve biz içerdeyken; bizim bulunduğumuz binanın karşısındaki boş alana gelip, PKK'lılar bize pantolonları indirip, hareket çektiler.

Aynen böyle...

Türkiye'nin bir köşesinde,

zengin patronlara ceza kesemeyen polis...

Diğer köşesinde;

PKK maskeli istihbarat örgütleri ortalığı yakıp yıkarken;

odaya kilitlenen polis...

İkisi de sizin benim kadar bu Millet'in insanı.

İkisinin de kolunu bu Devletsizlik bağlamış.

Sözkonusu Devletsizliği çok iyi etüd etmemiz gerekiyor...

Devlet;

Millet'in iradesinin tezahürü olmaktan çıkıp;

yabancı ve yerli elitlerin at oynattığı bir arenaya dönüştüğü noktada,

bu sahnelerin yaşanması kaçınılmazdır.

O yüzden;

Bu ülkede cenazesi kaldırılan elitlerle...

Cenazesi kaldırılan itlerin

Millet'in önünü kesmemesi için;

istikbalimizi sarıp sarmalayan bu çıkar ilişkilerini ağını ilmik ilmik; plaka plaka, isim isim çözüp;

içimizi yakan bu Devletsizliğe son vermemiz gerekiyor.

Cenazesi kaldırılan şehitlerimizin hatırına.

Aksi takdirde;

Patronuna güvendiği için yolu açmaya çalışan polise "ne artistik yapıyorsun ulan" diyenlere de;

Sahibine güvendiği için polise pantolonunu indirip harekete çeken itlere de daha çok rastlarız.

Ta ki Devlet Biz Olana Dek.

B.G.