Behiç Gürcihan31 Mart 2006 05:09

HİSTERİK GÜNDEME; HİSTERİK DEZENFORMASYON : HAYRULLAH SESAR MAHMUD - Behiç Gürcihan

Dezenformasyon doğası gereği çelişkilerle dansetmesi gereken bir sanattır. Neticede; dezenformasyonu kullanan taraf; hedef kitlesinin algısı üzerindeki hakim bilgi/veri/haber seti üzerinde çarptırmalar gerçekleştirmek istediği için dezenformasyona başvurur. Hakim bilgi/veri/haber/algı setinden hedefleri açısından memnun olan taraf için mevcut "enformativ atmosferin" devam etmesi ve yayılmasıdır temel amaç. Ve yaygın kanının aksine "dezenformasyon"; bazı durumlarda enformasyondan bile daha bilgilendiricidir; dezenformasyonun yayıldığı kaynağı ve hedeflerini tespit edebildiğiniz takdirde.


Dezenformasyon doğası gereği çelişkilerle dansetmesi gereken bir sanattır.

Neticede; dezenformasyonu kullanan taraf;

hedef kitlesinin algısı üzerindeki hakim bilgi/veri/haber seti üzerinde çarptırmalar gerçekleştirmek istediği için dezenformasyona başvurur.

Hakim bilgi/veri/haber/algı setinden hedefleri açısından memnun olan taraf için mevcut "enformativ atmosferin" devam etmesi ve yayılmasıdır temel amaç.

Ve yaygın kanının aksine "dezenformasyon"; bazı durumlarda enformasyondan bile daha bilgilendiricidir;
dezenformasyonun yayıldığı kaynağı ve hedeflerini tespit edebildiğiniz takdirde
.

Neticede; algınızın nasıl manipule edilmek istendiğini ve bunun kimin yaptığını anlamanız durumunda;

size sadece mantığınızın karanlık odasında, bu resmin negatifini almak kalır.

Dezenformasyonu kullanan kaynak akıllı ise;

dezenformasyonun bu niteliğini bildiği için;

dezenformasyonu akıttığı kanalı çeşitlendirmek zorundadır.

İşin doğası gereği;

dezenformasyona sebep olan şartlar değişip de, sözkonusu dezenformasyonun niteliğini ve içeriğini değiştirmek zorunda kaldığınızda;

eğer sürekli aynı kanalı kullanıyorsanız;

sözkonusu kanal sergilediği çelişkilerle hedef kitlesi nezdinde inandırıcılığını yitirir ve bir sonraki dezenformatif bilgi akışı içinde yeterliliğini kaybeder ve gittikçe anlamsızlaşır.

Kaynakları çeşitlendirmek hem dezenformasyonu daha etkili kılar;

hem de süreç içerisinde; kendi içinde çelişkili virajlar alınması gerektiğinde, bu virajları farklı kanallar üzerinden aldırmak;

kanalların inandırıcılıklarını ve bir sonraki operasyon için kullanılabilirliklerini zedelemez.

Tabi; dezenformayon kaynağı, kanalını harcamaya karar vermediyse.

Hayrullah Mahmud'un geldiği noktayı izledikçe işte bu yüzden çok üzülüyorum.

Kalemi ile Milli Mücadele sürecinde etkili olabilecek bir gazetecinin;

güvendiği kaynaklardan sürekli akan dezenformasyonu bir türlü filtreleyememesi veya filtrelememek istememesi sonucu geldiği nokta;

SESAR Başkanı İsmail Yıldız'a her buluşmamızda tekrar tekrar söylediğim şu gerçeğin altını bir kez daha çiziyor :

İsmail Bey;

Enformasyonu da, dezenformasyonu da aynı isim altından yaparsanız; ne enformasyonun, ne dezenformasyonun bir kıymeti kalır. SESAR'ı çıfıt çarşısına döndürdünüz.

Bu süreçte dezenformasyonun gereğine inanılıyorsa, bu ayrı bir kanaldan yapılmalı SESAR Milliyetçi camia için nitelikli bir enformasyon kaynağı idi ama tırnaklarımızla kazıyarak yarattığımız ismini artık kimse ciddiye almıyor.

Ama nafile...

Yazılarında;

AKP kulislerinde,

Basbakan Erdogan’a atfen su degerlendirme yapiliyor: “Hayrullah Mahmud canavarini biz yarattik. Galiba, SESAR ve Hayrullah Mahmud böyle yaza yaza, bizi Yüce Divan’a gönderecek!”

tarzı ifadeler kullanacak kadar bir önemsenme krizine kapılmış bir zatı ciddiye aldığımı sakın zannetmeyin.

Sonuçta Tayyip Erdoğan'ın; Yüce Divan için Tayyip Erdoğan'dan başka bir itici güce ihtiyacı olmadığını artık herkes görüyor.

Önemli olan; Hayrullah Mahmud gibi bir göstergenin gittikçe histerikleşen yazı tarzının günümüzün histerik gündemi açısından ne anlam taşıdığını ortaya koymak.

Gelin hep beraber inceleyelim:

Tarih 29 Ekim 2005

Hayrullah Mahmud; Hilmi Özkök Bey'i istifaya davet ediyor;

"Orgeneral Özkök İstifa Etmelidir ya da TSK'da Rütbe Esastır ama Vatan'a Sadakat'ta Esastır" başlıklı yazıda bakın neler yazıyor:

Bu bakimdan size tavsiyem, bir an önce Genelkurmay Baskanligi görevinden istifa edip, AKP’ye kaydinizi yaptirmaniz yönünde olacaktir.

Çünkü TSK’nin basina “Pollyannaci” bir Genelkurmay Baskani hiç yakismiyor. Sayin Özkök, hem Atatürk Türkiyesi’ne hem de demokrasiye gölge düsürüyorsunuz.

Yine geçen sene yazdığı bir yazıdan...

Orgeneral Özkök, kimseye sormadan Genelkurmay’in basini ABD’de bir masaya baglamistir.

Wolfowitz mektubu bunun en büyük kaniti degil mi?! Wolfowitz emredecek, Özkök yapacak!

Çünkü ortada duran fotograf net ve verdigi demeçler bu gözlemi dogruluyor! Türk Silahli Kuvvetleri’nin basi olmaktan ziyade, bir askeri atese gibi konusuyor!

Bu yazılardan birisine verilen tepkiye yazdığı cevapta

Ama ben Türk askerinin basina "Çuval" geçirilme hadisesinde ve sonrasinda yasananlarda bu iki Pasa'yi suçlu buluyorum.

cümlesinden de anlıyoruz ki; Hayrullah'ın o sıralar hedefinde, hem Hilmi Bey; hem de Yaşar Paşa bulunuyor.

16 Kasım'da yazdığı yazıda;

Erdoğan hükümetinin icraatları ile Özkök'ün kaygı verici demeçlerine dikkat çeken Hayrullah; bu sefer; Yaşar Paşa'yı komple unutmuş bir şekilde sadece Özkök'e yükleniyor ve

Genelkurmay Baskani Özkök’ün kurdugu cümle yapisina göre söylüyorum; yarin ABD ya da AB, “Abdullah Öcalan’i serbest birakin” dedikten sonra, bir de Beyaz Saray’da agirlamaya kalkarsa, bunu da mi kabul etmemiz gerekecek?!

Hafizam beni yaniltmiyorsa (!), Genelkurmay Baskani Özkök’ün Kara Kuvvetleri’nin “brövesi”nden “gerici” olmamak için çikarttigi Atatürk, Türkiye’ye diklenen Italya’ya “Çektirmesinler çizmeyi ayagima” mesajini göndermemis miydi?!

tarzı tespitlerden bulunduktan sonra;

Simdi söyler misiniz, bunun neresi onurlu tavir! Olsa olsa AKP iktidarinda, Erdogan & Özkök kabinesinin Türkiye’nin içine düsürdügü aczin belgesidir!

cümlesi ile bitiriyor.

Bir çok tespitinin altına imzamızı atacağımız bu isme sonra ne oluyorsa oluyor ve bir anda;
Hilmi Özkök eleştiri hanesinden çıkarılıyor ve hedef tahtasına; Hayrullah'ın tabiri ile "ayyıldızın altında siyon yıldızı taşıyan" generaller oturuyor.

Yazıları okuyanlara; Hilmi Özkök'ün elinden geleni yaptığı ve esas sorunun çevresindeki bir kaç generalden kaynaklandığı hissi verilmeye başlanıyor.

Bir bakıyorsunuz Hayrullah 25 Mart'ta gruplara düşen yazısında;

Neo Con’larin Kara Kuvvetleri Komutani Orgeneral Yasar Büyükanit, “Semdinli iddianamesi”nin kamuoyunda gündeme gelmesi üzerine, habercilere su ünlü beyanatini verir: “Ben giderim, mahkemede, avukata bile gerek olmaksizin, kendimi gururla savunurum!” Ardindan… Neo Con Büyükanit&Türkeri&Erdogan’in hazirladiklari “Semdinli Matruskasi”nin, Türk Devleti’nin “çekirdek”i tarafindan, her boyutu ile desifre edildiginin ortaya çikmasi üzerine, bir anda fikir degistirilir.

tarzı ifadelerle;

Özkök'ü tamamen resim dışına çıkarıp, Erdoğan'ın kabinesine iki farklı isim sokuyor. Ve bununla da kalmıyor şöyle yazıyor:

Neo Con Büyükanit, bir günlügüne “Genelkurmay Baskanligi” koltuguna “vekalet” ettigi gün, Neo Con Erdogan’i “Cumhurbaskani” seçtirmek için Radikal’den Murat Yetkin’e “kulis” yaparken açiga düsen Neo Con Isik Kosaner’in imzasi ile kamuoyuna zehir zemberek bir açiklama yaptirir. Van Savcisi suçlanip, dava açilmasina gerek olmadiginin altini çizdirir.

Özkök Pasa’nin sakin üslubuna karsilik, açiga düsmenin panigiyle 28 Subatçi çevik bir pasanin üslubu ile kamuoyu olusturmaya çalisir.

Hilmi Bey; bir anda Hayrullah'ın yazılarında;

"sakin üslubu" ile prim yapmaya başlarken;

"Neo-Con'cu Işık Koşaner", "Neo-Concu Büyükanıt" ile birlikte,

"Erdoğan'ı Cumhurbaşkanı Seçtirmek için uğraşan isim" konumuna yükseliyor.

Hayrullah Mahmud'un daha bir kaç ay öncesine kadar "Türkiye'yi acze düşürmek", "askerinin başına çuval geçirttirmekle" suçladığı Özkök'ü savunmaya geçmesi insanın gözlerini yaşartıyor.

Hayrullah diyor ki;

“BIP” operasyonun çökertilmesinde çok büyük katkisi olan Genelkurmay Baskani Orgeneral Hilmi Özkök’ü, “Fethullahçi” olmakla suçlar. Kimin adina; Neo Con’cu Büyükanit ve Kosaner adina!

Ve aynı Hayrullah;

askerlerinin başına çuval geçiren ordunun Genelkurmay Başkanı ile aynı "terör" konferansında konuşmakta beis görmeyen Hilmi Özkök'ün çizdiği vizyondan ve verdiği mesajlardan övgü ile sözediyor.

Hani şu bir kaç ay önce; askerlerinin başına çuval geçirildiği için "Pollyanna Genelkurmay Başkanı" olarak nitelendirdiği ve istifaya davet ettiği Hilmi Özkök'ten.

Kafanız karıştı di mi...

Karışmasın...

Sonuçta yazının başında bahsettiğimiz;

aşırı kullanılan dezenformasyon kanallarında başgösteren inandırıcılık kaybı ile karşı karşıyayız.

Diyebilirsiniz ki..

Ne var bunda;

adamcağız; Hilmi Özkök hakkında yanıldığını anlamış ve esas sorumluların Büyükanıt, Koşaner, Türkeri olduğunu farkedip, fikrini değiştirmiş ve şimdi onlara yüklenirken; Hilmi Özkök'ü korumaya çalışıyor...

Bu iyiniyetli yoruma katılmak isterdim...

ABD Büyükelçiliği ile Fethullah Gülen ekseninde Ankara'da dönen trafikten ve bu trafiğin yarattığı;

"Hilmi Özkök aslında göründüğü gibi değil",

"sakin atın çiftesi pek olurmuş" tarzı propaganda cümleleri ile bezeli sohbetlerin;

SESAR ve Hayrullah Mahmud'la hangi noktalarda köprülendiğini bilmiyor olsaydım.

Ama varsayalım ki bilmiyorum...

SESAR'ın; okuyucusunu salak yerine koyarak; dezenformasyonun cılkını çıkardığı;

Yaşar Büyükanıt ile Tayyip Erdoğan arasında
geçtiği iddia edilen ve hiç bir aklı başında insanın ciddiye alamayacağı; aşağıdaki gibi

RTE: Türkiye, bizim kontrolümüzde. TSK da benim kontrolümde. Kimi istersem onu pasa yaparim. Kimi istersem onu Genelkurmay Baskani yaparim. Biz ABD ile anlastik. Irak’a da, Iran’a da, Suriye’ye de birlikte operasyon düzenleyecegiz. BOP’ta ABD bizi de ortak olarak görüyor. Sayin Pasa, Türkiye artik TSK’nin elinde degil.

YB: Sayin Basbakan, bu ifadeleriniz sizi ve heyetinizi Yüce Divan’a götürür. “Ihaneti Vataniye”den yargilanirsiniz. Siz, partiniz ve hükümetiniz açik bir ihanet içindesiniz. ABD, Ingiltere ve Israil BOP’un planlayicilari. BOP'ta Türkiye’nin fikri bile alinmadi. Siz ve Disisleri Bakani BOP’un Türkiye’yi tarihten silecek stratejiler içerdigini bildiginiz halde intikam duygusu ile hareket ediyorsunuz.

RTE: Pasam siz Genelkurmay Baskani olacaksiniz. Sizinle anlasalim. BOP’a evet deyiniz. Ortadogu’nun asil sahipleri kararli onlarla birlikte hareket edelim. Rockfeller’ler ve Rothchild’ler bizi ihya ederler.

YB: Sayin Basbakan, ben buraya Genelkurmay Baskanligi kulisi yapmaya gelmedim. Dünyanin önde gelenlerine kul olmak için de gelmedim. Ben buraya TSK’nin sorumluluk bilinci içinde geldim ve satilik degilim. Türkiye, Türk milleti ile birlikte hareket ettikçe kazanacaktir. Bu teklifiniz gerçekten igrenç. ABD, Ingiltere ve Israil adina birilerine makam ve para teklif eder pozisyonunuz kabul edilemez

tarzda konuşmalar ve (Ayakta Pasa’nin çikmasini engellemeye çalisirken) tarzı komiklikler içeren; baştan aşağı uydurma konuşma metnini aynen köşesine alıp yayınlayarak sahiplenen Hayrullah Mahmud'un yazısını

Zira yukarıda aldığım diyaloglar gösteriyor ki; bu topraklarda tarih tekerrür etmeyecek.

Devletin yöneticileri Türk Devleti'nin yöneticileri olduklarını yeniden hatırlıyor; güzel günler yakın

şeklinde bitirdiğini görseydiniz;

daha bir kaç gün önce "BİP'çi/BOP'çu" olmakla suçladığı Yaşar Paşa'yı

şimdi "BİP'çi/BOP'çu" Erdoğan'ı engelleyen ve Millet'e sahip çıkan bir isim olarak resmeden bu kalemi bir daha ciddiye alır mıydınız?

Bence alın.

Hayır; yanlış duymadınız.

Hayrullah Mahmud'un yazılarını ciddiye alın.

O birilerinin kanalı olarak sizin için çok değerli bir gösterge.

Çünkü birileri sizin Tayyip Erdoğan-Yaşar Büyükanıt görüşmesi sonunda algınızı manipule etmeye çalışıyor.

Bu manipülasyon;

Diyarbakır merkezli başlatılan yeni süreçte o kadar önemli olmalı ki;

bunu; uzun süredir kullandıkları bir kanalı,

okuyucusu önünde iyice harcamak uğruna yapıyorlar.

Bu dezenformasyon o kadar önemli ki;

Hayrullah'ın tabiri ile;

"ABD'nin çekirdek devleti"(anti-NeoCon kanat) ile

"Türkiye'nin çekirdek devleti"'nin

(Bkz : ABD Genelkurmay Başkanı Pace - Türk Genelkurmay Başkanı Hilmi Bey fotoğrafının analizi)

Fethullah Gülen'in aktif arabuluculuğu ile kurduğu ve

sadece ABD askeri elitleri ile Türk askeri elitleri arasındaki buzları eritmekle kalmayıp;

aynı zamanda İslamcı Sermaye ile Paşalar arasındaki köprüyü de kuracak (Bu bağlamda Hacı dizisini yakından takip ediniz)

ve Türk Milleti'ne "Neo-Milliyetçilik" olarak yutturulacak süreç ile;

Başbakanlıkta gerçekleştirilen Erdoğan-Büyükanıt görüşmesinin içeriği arasında senkron olmayan bazı unsurlar mevcut ve birileri bu görüşmeyle ilgili kör atışı yapıyor.

(Esas koordinatları tespit etmek adına; karşı tarafın "hayır öyle bir şey olmadı" diye kendini savunmaya geçerken, esas görüşmeye dair içeriği sızdırmasını ummak adına yapılan atış)

Bilin ki;

bu görüşmede, önümüzdeki sürece dair önemli diyalog yaşandı, ve bu diyaloğun NE OLMADIĞINI;

SESAR'ın bir dezenformasyon çıfıt çarşısına döndürdüğü web sitesinde yayınladığı o saçma sapan metne bakarak anlayabilirsiniz.

Açıkcası ben SESAR-Hayrullah Mahmud eksenindeki yazıları bu yüzden çok yakından takip ediyorum.

ABD Büyükelçiliği'nden güya emekli John Kunstader'la görüşme olanağım olmadığı...

ABD'nin Ankara Büyükelçiliği'nde bir kankam bulunmadığı


için.

Bu dezenformasyonun aldığı virajlar

(Bkz: Özkök kötü; Büyükanıt da kötü...Özkök iyi, Büyükanıt Kötü...Özkök İyi, Büyükanıt'ta İyi...sadece Erdoğan Kötü);

arka planda kurulan ve bozulan ittifaklar hakkında, ufak bir araştırma ile teyit edebildiğim çok değerli doneler sunuyor.

Aynen; Erdoğan-Büyükanıt görüşmesi sonrasında;

SESAR-Hayrullah Mahmud ekseninde servis edilen saçma sapan sözde diyalog metninin;

acemice ve kalitesizce de olsa, gerçekleştirmeye çalıştığı perdelemenin dolaylı yoldan sağladığı doneler gibi.

Ama bir şey çok üzülüyorum...

Ülkemde dezenformasyonun da...

Enformasyonun da bu kadar kalitesizleşmesine...

Hem de; ikisinin de en kalitelisine en fazla ihtiyaç duyduğumuz bir dönemde


Üzülüyorum;

Ülkemde Hayrullah Mahmud gibi kalemlerin;

bu kadar kolay harcanmasına.

Yazık; çok yazık ediyorsunuz İsmail Bey!

Not: Çeşitli gruplarda bazı okuyucular;

yazılarında "paşa karıları"ndan sözeden;
"siyon yıldızı taşıyan generallerden" bahseden;
"BİP'çi/BOP'çu" gibi sıfatlar yapıştıran;
Zapsu/Erdoğan gibi isimlerin ağzından;TSK ile ilgili "Tayyip Silahlı Kuvvetleri"; "bu paşaların hepsi .... olmuş" gibi ifadeler kullanan bir zata;

niye dava açılmadığını soruyorlar.

Lütfen saf olmayalım. Çok net değil mi niye açılmadığı?

Hiç siz silaha sanık muamelesi yapıldığını gördünüz mü? O olsa olsa bir delildir.

Bizim boğazımıza sarılıp, hesap sormaktan çekinmeyenlerin;

bu olaydaki provokasyonu görüp, harekete geçmemiş olmaları, yeteri kadar delil topladıkları zaman geçmeyecekleri anlamına gelmez.

Bu seçici sessizlik; Genelkurmay'ın tepesindeki kadroların; TSK'nın onurunu ve şahsiyetini koruma konusundaki muhakemelerin ne kadar güçlü olduğunun en net göstergesidir.

AB'den; ABD'ye kadar bir çok konudaki derin muhakemeleri ile bizi bugünlere taşıyan değerli büyüklerimizi buradan bir kez daha tebrik ediyor ve Allah sizleri başımızdan eksik etmesin diyoruz.


B.G.