|
|
|
Bizim onlardan bir şey saklamaya ihtiyacımız yok; zaten ikili anlaşmalarımız var, istedikleri bilgiyi veriyoruz |
Yazıya başlamadan önce yukarıdaki cümleyi hafızanıza not edin sevgili okur..
Bu devletin bize ait olduğu gibi yanlış izlenimlere sahip olduğumuz günlerde; elimize geçen her fırsatı değerlendirip, devlet kademelerindeki büyüklerimize;teknoloji alanında karşımızdaki tehditleri anlatır ve bu alanda Milli bir altyapı kurulmasının önemini sergilemeye çalışırdık.
İşte o günlerden birinde; şu aralar adı gündemde olan Sabri Uzun'un başkanlığındaki birime yerli bir yazılımı tanıtma ve bu vesile ile Cisco, Microsoft gibi İsrail-ABD merkezli donanım ve yazılımların milli güvenlik açısından sakıncalarını anlatma fırsatımız doğmuştu.
Bunu zaten bilmiyorlar mıydı derseniz...biliyorlardı...
Hatta haklarını vermek lazım; kendi özel el bilgisayarlarını geliştirmek gibi hayli iddialı projeler bile sözkonusu idi.
Yalnız bazı şeyleri bilmekle; bildiğini uygulamak arasındaki fark; o gün yaptığımız sunumda; hafızama hayatımın en acı anektodlarından biri olarak çakıldı...
Sahneyi gözünüzde canlandırmanız için söylüyorum...
Karşınızda Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin en hassas birimlerinden birinin bilgi işlem departmanının; yani en hassas birimin de en hassas çekirdeğinin üst düzey yetkilileri oturuyor...
Siz hazırladığınız sunum üzerinden özellikle ağ teknolojileri alanında yerli yazılımın önemini; Microsoft-Cisco gibi örnekler üzerinden ve somut kanıtları ile ortaya koymaya çalışıyorsunuz
ve...
|
Sizin gibi teknolojiye hakim ve Türkiye'nin en nitelikli teknik altyapısı ve personeline sahip bir birim için; sıradan bilgisayar korsanları (hacker) ciddi bir tehdit değildir. Kurduğunuz bu altyapıya o çapta insanlar sızması zaten çok zordur.
Sizler için asıl tehdit; devletlerin sponsorluğundaki ve bizzat devletlerin bünyesindeki özel birimler ve ekiplerdir; esas bunlara yönelik tedbir almalısınız |
şeklindeki tespitiniz üzerine; sözkonusu bilgi işlem departmanının en tepesindeki yetkili; kola içmekte olduğu, üzerinde FBI logosu bulunan pipetli bardağından başını kaldırıp şöyle diyor
|
Bizim onlardan bir şey saklamaya ihtiyacımız yok; zaten ikili anlaşmalarımız var, istedikleri bilgiyi veriyoruz |
Hani reklamda; "bittiği andır" diyor ya...işte o an bizim bittiğimiz andı.
Microsoft'un ABD devleti ile yaptığı anlaşmaların maddeleri;
Cisco'nun bazı teknik özelliklerinin nasıl riskler taşıdığı;
v.s....hepsi bir kalemde anlamsızlaştı.
Karşınızdakinin kafa yapısı ile oturduğu koltuk arasındaki orantısızlığın dehşeti bir anda üzerimize çöktü.
Bu zatın odasındaki FBI damgalı klasörlerin çokluğu ile; masasının üzerindeki "ABD Kütük Evleri" kataloğu daha bir anlam kazandı.
Bütün bunlar; hani şu;
JİTEM'in "kanunsuz dinleme" yaptığından şikayetçi Sabri Uzun'un başkanı olduğu birimde yaşandı sevgili okur.
Gelelim günümüze...
Jandarma'nın Şemdinli'deki dinlemelerinden hayli rahatsız olduğu anlaşılan
(Yan Not: O dinlemelerde Seferi Yılmaz'ın hem sürünün diğer bireyleri, hem de yabancı istihbaratın elemanları ile "Almanya'dan gelen paket" konusunda konuşmaları da var ama Basri Uzun demokratlığı ile gözyaşartmaya devam ediyor);
ve "yeni jandarma komutanının gelmesinden sonra bu tür çeteleşme görmedim" şeklinde konuşmalarından ağzından çıkanı kulağının duymadığını anladığımız Sabri Uzun'un
son "Şemdinli Vakası" ile ortaya saçılan kafa yapısı; geçmişte bizi şok eden bu anektodu doğrularcasına tekrar karşımıza çıkıyor.
Kendi adıma şunu söyleyebilirim ki...
MİT'in ikinci adamlığından emekli olan Cevat Öneş'in;
Abdullah Öcalan isimli İliştirilmiş Teröristi "yeni misyonu" olan bir "lider" olarak lanse edip;
"tezi dikkate alınması gereken" vurgusu ile kamuoyuna sunmasından bu yana hiç bu kadar irkilmemiştim...
(Bkz: MİT'in İT'lerle Dansı : Bir İT'in Tezi; Diğerinin Battaniyesi)
Basri Uzun'un sözlerinden irkildiğim kadar...
Kendi devletinin bir başka biriminin yaptığı dinlemeyi "yasadışı" yapmasından rahatsız olan Sabri Uzun bakın neler demiş :
| Türkiye'de yapılan irtica operasyonunun %99.9'unu yapmış bir dairenin başkanıyım ben. El Kaide'nin ikinci adamı Sakka benim talimatımla yakalanmıştır. Yurtdışına O ÜNVANLA gittim |
Hakkari'de mesela Dünya Barış Günü'nde çadıra bomba atılıyor. Şimdi; PKK, Dünya Barış Günü veya Kadınlar Gününde kendi insanının toplandığı yere patlayıcı madde atacak?
Olmaz ; olmaz.. |
| ROJ TV'de olaydan bir kaç dakika sonra haber yapılmış da, ROJ TV bunu biliyormuş da; örgütün planladığı eylemmiş gibi haberler çıktı. Bunu bize sordular, soran makama bunun aslının olmadığını söyledik |
"Sakka'nın yakalanma talimatını veren istihbaratçı" gibi bir ÜNVAN'dan koltuklarının altı hayli kabardığı anlaşılan
Sabri Uzun'un "bu ÜNVANLA yurtdışına gittim" ifadesinden;
yurtdışında; bu ünvana sahip olmanın Sabri Bey'in hayli işine yaradığını anlıyoruz da aşağıdaki şu cümleyi iki boyutta anlamakta hayli zorlanıyoruz :
|
"PKK kendi insanının toplandığı yere patlayıcı madde mi atacak?" |
Ortada
1) PKK'nın o bölgenin insanlarının temsilcisi olduğu düşüncesini ciddi ciddi içselleştirmiş
2) PKK veya patronları CIA, MOSSAD, BND gibi örgütlerin; kontra-dinamik yaratmak için; gerekirse hitap ettikleri bölge insanını öldürerek karşı tarafa yıkmak gibi; tarihin en eski ve kirli yöntemlerini kullanmaktan hiç bir zaman çekinmediklerini bilmeyen veya bilmiyormuş gibi yapan bir zat sözkonusu.
Hem de istihbaratçı kimliği taşıyan bir zat.
istediği zaman bir tuşla telefonunuzu dinleyebilecek...
istediği zaman bir tuşla yedi secerenizi ekrana dökebilecek...
İstediği zaman sizi 24 saat takibe aldırabilecek...
İstediği zaman hayatı her alanda size dar edebilecek
kadar önemli bir gücü temsil eden bir zat.
Cebinizde tapusunu taşıdığınız Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Emniyet İstihbarat Daire Başkanından sözediyoruz.
Bu zatın; ROJ TV'nin olaydan üç dakika sonra canlı yayına geçmesi gibi; olayın önceden planlanmış olduğunun en somut bulgularından birini gözardı edip, değersizleştirmeye çalışması ise;
"El Sakka'yı yakalatan adam" ÜNVAN'ını alıp yurtdışına gittiğini özellikle vurgulayan Sabri Uzun'un
başka ÜNVANLAR'ı da hakettiğini net bir şekilde ortaya koyuyor.
JİTEM'in dinleme faaliyetlerinden nedense çok fazla rahatsız olan Sabri Uzun'a gelin hep beraber bir kaç soru soralım :
Yasadışı dinleme faaliyetlerini kimsenin savunacak durumu yok. Buna Emniyet'in yasadışı dinlemeleri de dahil tabiki di mi Sabri Bey?
Elinizdeki o devasa teknik altyapının yasadışı dinlemelere karşı ne tür kontrol mekanizmaları içerdiğini bir zahmet açıklar mısınız?
Bu ülkede kimsenin ruhu duymadan ve hiç bir hukuki kontrole tabi olmadan; ne tarz dinlemeler yapabileceğinizi bir açıklasanız da herkes bir duysa...
Şemdinli'de dinleme yapan Jandarma konusunda hayli hassas olduğunuz anlaşılıyor.
Acaba;
Ankara'nın göbeğindeki ABD Büyükelçiliği'nden; Diyarbakır'daki ABD Üssü'ne;
Sinop'tan; İsrail'in mobil dinleme timlerine kadar;
kendi devletinizin bir istihbarat teşkilatına karşı gösterdiğiniz bu demokratik hassasiyeti;
yabanc istihbarat birimlerine ve bunların uzantılarına karşı gösterebiliyor musunuz?
Sakka'yı yakalatarak kazandığınız başarıyı yurtdışındakilerin hayli takdir ettiği anlaşılıyor...
Acaba casus cennetine dönüşen memleketimizde; bugüne kadar hangi ülkelerin casuslarını yakalayıp, sınırdışı ettirdiniz?
Bu ettirdikleriniz arasında ABD, İsrail; İngiltere, Fransa, Almanya gibi ülkelerin casusları var mı; yok mu?
Yoksa size sadece başkalarının teröristlerini yakalayarak elde ettiğiniz ÜNVAN'lar yetiyor mu?
İKK(İstihbarata Karşı Koyma) 'yı; İlişme, Karışma, Karıştırma olarak mı algılıyorsunuz?
JİTEM'in yaptıklarını deşifre etmedeki cesaretinizi;
FBI , CIA , MOSSAD, BND, KGB vs. gibi herzelerin yedikleri haltları deşifre ederken gösterebilir misiniz?
Biz rastlamadık ama atladıysak söyleyin...
Bu güne kadar hiç bir yabancı istihbarat örgütünü;
yasadışı dinleme yapıyorlar;
adam kaçırıyorlar;
adam öldürüyorlar;
finans piyasalarını manipule ediyorlar;
politikacı satın alıyorlar;
rüşvet veriyorlar;
Kısacası; yasadışı her türlü faaliyeti yapıyorlar diye Meclis'e şikayet ettiğiniz oldu mu?
Yoksa istihbarat birimlerinin kendi arasındaki "code of conduct" (mübadele yöntemleri) çerçevesinde mi halletiniz bu tür vakaları?
Jandarma'nın hatalı bir şey yaptığını düşünüyorsanız;
bunu kamuoyuna maledip, Devlet'i sadece ulusal değil, uluslararası kamuoyu önünde de zaafa uğratmak yerine,
niye kurumlar arası iletişimle çözmediniz?
Emrinizde çalışan üst düzey bürokratların; yukarıdaki örnekte de vurgulandığı üzere; FBI gibi yabancı kurumlarla bilgi paylaşımı konusunda, bu ülkenin Milli Güvenliği tehdit edici ciddi muhakeme zaafları içerisinde olduğu gözleniyor ki; inanın bu sadece bize ait bir gözlem değil.
Emrinizdeki personelin yüzde kaçı düzenli olarak FBI gibi kurumların eğitiminin geçmektedir?
Sürekli dış istihbarat örgütleri ile eğitim, v.s. gibi sebeplerle temasta olan personelizde; en iyi ihtimalle istihbari kör noktalar oluşması; en kötü ihtimalle ise devşirilmeler meydana gelebileceği konusunda endişeler taşıyor musunuz?
Jandarma konusunda hazırladığınız bilgi notları gibi bu konuda da bilgi notu hazırlıyor musunuz?
Kendi bilgi işlem departmanınızdaki üst düzey yetkililerinde belirttiği üzere;
bugüne kadar ikili anlaşmalarla ne tür bilgiler paylaştınız ve paylaşmaya devam ediyor musunuz?
Yabancı istihbarat örgütleri ile kurduğunuz diyaloğu; kendi devletinizin istihbarat örgütleri ile kuruyor musunuz?
Şemdinli'deki provokasyonun başaktörlerinden Seferi Yılmaz; İstanbul'dan Ankara'ya bir çok yerde "konferans" verip; Kürtçüleri şehirlerde ayaklanmaya hazır olmaya çağırıyor.
Bütün bunlar elemanlarınızın gözü önünde cereyan ediyor.
İstihbarat'ta bekleyip, görmenin önemini biliriz de...
Seferi Yılmaz'ın bu iç savaş propagandaları ile süslü yurt turnesine gösterdiğiniz hoşgörü nereden kaynaklanıyor?
"PKK'nın kendi insanı" ifadenizden ve "ROJ TV" konusundaki söylemlerinizden de anlaşıldığı üzere, PKK konusunda geliştirdiğiniz istihbari körlüğün bu hoşgörü de bir payı var mı?
Bu ülkede dinleme sadece telefon üzerinden değil; bilgi iletişim ağları üzerinden de yapılmaktadır.
Bu ülkenin en kapsamlı ve yetkili istihbarat teşkilatlarından birinin başkanı olarak;
Tayyip Erdoğan; Bill Gates'e bu ülkenin en hassas altyapılarını teslim ederken;
Türk Telekom İngiliz İstihbarat'ı ile bağlantılı olduğu iddia edilen Oger Telekom'a satılırken neredeydiniz?
Başbakana bu konularla ilgili bilgi notu yolladınız mı; yoksa ROJ TV'yi Şemdinli'deki eylemde akladığınız gibi;onlarıda mı, tehdit değerlendirmesinin dışında tuttunuz?
Yargılanacağı için yurtdışına kaçan bir şahıs var hani...
Fethullah Gülen...
Kendisi; sizin yakın mesai içinde olduğunuz FBI korumasında yaşıyor...
FBI'daki dostlarınızdan Gülen'in iadesi için girişimde bulundunuz mu?
Yoksa;
Fethullah Gülen'in Emniyet içindeki kadrolaşması konusunda ortada dolaşan iddialar doğru mu?
|
Sabri Uzun'a sorabileceğimiz sorular listesi uzar durur...
Liste ne kadar uzarsa uzasın;
soruların niteliği çok açık...
Ortada;
Yabancı istihbarat örgütleri ile teşviki mesai yapmaktan;
kendi devletinin içindeki birimleri,
"diğeri" olarak görmeye başlayan
köreltilmiş zihniyetin tipik bir örneği mevcut.
Fethullah Gülen Aksiyon'da yayınlanan; "Türkiye'yi Koruması Gerekenlere Gönül Koyuyorum" başlıklı röportajında ne demişti hatırlayın:
Bana öyle geliyor ki; Emniyet, JITEM ve Milli Istihbarat teskilati ISTESE Türkiye'de kus uçurtmaz.
Eger onlara sormadan bir kus uçuyorsa vazifede kusur etmislerdir. Onlarin durumlarini bir gözden geçirmek lazimdir. |
Sabri Uzun'un;
yargılanmamak için yurtdışına kaçan bir cemaat ağasının kendilerine böyle alenen fırça atmasından rahatsız olup olmadığını bilemeyiz.
Fakat bu ülkenin vatandaşları yani sahipleri olarak bizler;
JİTEM'den rahatsız olduğu kadar; FBI'dan rahatsız olmayan;
ve JİTEM'den; MİT'e; Genelkurmay'dan, Emniyet'e kadar
Devletimizin her kurumunda varolan,
Yabancıya Kısa, Kendi Vatandaşına/Kurumuna Uzun
zihniyetlerden fazlası ile rahatsız ve müzdaribiz.
Kanun kaçağı değiliz...
Cemaat ağası değiliz...
Manşet olacağımız bir dergimiz de yok ki;
şöyle esaslı bir fırça atalım ve
"Türkiye'yi Koruması Gerekenlere Gönül Koyalım".
Uzun bir yolda...
Kısa bir hayat bizimkisi.
B.G.
|