|
|
Sayın Paşam;
En son size
Yaşar Paşa'ya Mektup: Cerrah'ın Elleri, Askerin Yüreği
başlığı ile yazdığım açık mektuptan bu yana hayli zaman geçti.
Bu geçen süre zarfında neler olmadı ki...
Bir kere ABD'ye gidip, askerinizin başına çuval geçiren müttefikten liyakat madalyası almanızı mı hatırlatsam...
Bayrağımıza hakaret eden Yunan Subayların yarattığı krizde özür bile dilemeyen Yunanistan'la ilişkileri rayına koymak için Yunanistan'a gidip konuşma yapmanızı mı...
Ecevit gibi bir isimden sonra Erdoğan nasıl dinamik gözüküyorsa;
Hilmi Bey'in o üç mısralık şiir misali hali yanında; sizin de bir kaç demecinizin "sert" gözükmesinden teselli bulabilirdim açıkcası.
Demeçlerinizin "neyi söylüyor" testinden geçip, "neleri söylemiyor" testinden sınıfta kalmasını da bir noktaya kadar gözardı edebilirdik ama;
nedense siz "AB"'yi hedef tahtasına oturturken, "ABD"'yi ve "İsrail"'i hep es geçtiniz.
Bir değil; iki değil; üç değil...
En son "Hamas terör örgütüdür" beyanınız; İsrail'li meslektaşlarınızı sevindirmiştir ama bizi değil.
Şeriatçı da olsalar, komünist te olsalar, işgal altında bağımsızlık mücadelesi yapan örgütlere "terörist" damgası yapıştırmadan önce ; ince eleyip, sık dokuma huyumuzu bağışlayın.
Dostlarımız;
bu hassasiyetimizin;
İsrail'le bir kaç ihaleye girip, emekli çevik paşalar aracılığı ile JINSA lobisi ile temaslar kurup,
NATO müteahhiti Aziz Yıldırım'ın "jesti" ile VIP localarında oturdukça;
törpüleneceğini söylüyorlar. Bilemeyiz.
Bildiğimiz şu ki;
Bu coğrafyada sürekli ehven-i şer seçeneği ile karşı karşıya bırakılan yurdum insanının bıkkınlığı, şaşkınlığı ve kafa karışıklığını yaşıyoruz.
Yanlış anlamayın...
Arkasında Fethullahçı odakların olduğunu tespit ettiğimiz ve bu günlerde Internet camiasında hayli "ün yapan" bir kaç sitede hakkınızda yeralan iddiaları baz aldığımızı düşünmeyin. (Adlarını biliyorsunuz; reklam olmasın diye yazmıyorum)
Açıkcası;
Sabetay da olabilirsiniz; SabetayCI olmadığınız sürece...
Hatta Yahudi bile olsanız başımızın üzerinde yeriniz var;
Kuzey Irak'tan İstanbul'a; bu ülkenin her köşesinde; bu Millet'in geleceğine musallat olan Siyonizm'e; İsrail'in namuslu entellektüelleri kadar dik durup, önünü açmadığınız sürece...
Aziz Yıldırım'la arkadaş da olabilirsiniz; çizgiyi çekebildiğiniz...
Sosyete Dergilerinde; Filiz Hanımla, Semra Özal beraber pasta keserken aynı kareye de girebilir;
siz 1. Ordu Komutanlığının; TSK'nın oligarşi ile kaynaşma noktası olmadığının bilincinde olduğunuz sürece...
Dedim ya; bütün bunlar değil bizim kafamızı karıştıran.
Bugün arkadaşlarla sizi masaya yatırdık.
Psikolojik harple zihni çıfıt çarşısına dönen yurdum insanının bir masa etrafında toplanınca ortaya koyabileceği her teoriyi konuştuk.
Bu krizin aslında Genelkurmay Başkanlığı'nızı perçinlediği ve son günlerde yıpranan isminiz etrafında bir kenetlenme oluşturduğundan ve
Türk Milleti'nin sizin isminiz etrafından uyutulduktan sonra TSK'nın esas pasifize ve alet edilme sürecinin sizin zamanınızda yaşanarak; Hilmi Bey'i arayacağımız günlerin yakın olduğundan tutun da;
Tayyip Erdoğan'ın temsil ettiği güçlerin sizinle pazarlık gücünü arttırmak ve Genelkurmay Başkanlığı koltuğuna oturduğunuzda hareket alanınızı kısıtlamak adına bir tezgah olduğuna kadar;
ortaya karışık bir komplo tabağıydı önümüzdeki.
Hepsinden birer çatal alıp, tadına baktık ve açıkcası hiçbiri doyurmadı bizi.
Genelkurmay Başkanı olamadığınız takdirde,
yerinizi alacak kişinin;
askerinin başına çuval geçirilmesi ile ilgili sorulara,
"ABD ile ilişkilerin derinliğine" göndermeler yaparak kaçamak cevaplar veren İlker Başbuğ olduğunu hatırlayıp;
bu portrenin yanına; ABD'den liyakat madalyası almak için boynunu uzatan sizin resminizi koyduğumuzda,
aradaki ton farkı hiç bir komplo teorisini yeterli güvenilirliğe ulaştırmıyordu açıkçası. İkinizin de NATO referansında galibi foto-finish belirleyebilir nasılsa.
Sizin erken emekli edilmeniz durumunda;
İlker Başbuğ'dan sonra, Genelkurmay Başkanlığı için bir havacının veya denizcinin gündeme gelme olasılığının belirmesi ise;
benim yıllardır yazdığım ve en son
başlıklı yazımda tekrar vurguladığım teze;
yani küresel güçlerin makro planları çerçevesinde, TSK'nın sinir merkezini karadan, havaya kaydırma projesine ciddi bir mesafe kazandıracağı bütün bu olasılıklar içerisinde bana en inandırıcı olan gibi geldi.
Fakat açıkcası Paşam;
Bütün bunları konuşurken biz çok sıkıldık ve bunaldık.
Komplolardan da; onları yorumlayıp, analiz etmekten de...
Bizim olan ve bu toprağın kalbini barındıran TSK'yı emanet ettiğimiz sizlerden bir tanesinin;
şöyle tek bir soru işaretine mahal bırakmadan DİK durmasını isterdik.
PKK'ya destek verdiği için AB'ye yüklenirken,
ABD'yi de eleştiri listenize almanızı;
Boynunuzu liyakat madalyası almak için eğmeyip,
Size "liyakat" madalyası takmayı önerecek kadar cüretkar olanların boyunlarını, çuvalı geçirmek için eğdirmenizi;
Aziz Yıldırım isimli müteahhit;
Türk Generallerine jest olsun diye Fenerbahçe stadında kendi locasını tahsis ettiğini basına açıkladığında;
"Türk Generallerinin Locası Milletin Arasındadır"
açıklamasını yapmanızı;
beklerdik...
Ama siz;
"Denge" ile "Dik Durmak" arasında şizofrenleşen mevcut devlet kadrolarının çelişkisinin tipik bir örneği olarak;
AB'ye kafa tutarken;
ABD'ye kafa eğdiniz;
Millet'in önünde savunmanızı yapmaktan sözederken;
Millet'in üstündeki locaların tahsis edilmesine ses çıkarmadınız;
Aklınız sıra İsrail lobisini gücendirmemek adına, işgal altındaki ülkesinde mücadele eden HAMAS'ı terör örgütü olarak nitelendirirken;
PKK'yı HAMAS'la özdeşleştirmenin; sadece İsrail lobisine değil; PKK'nın "işgal altında mücadele ediyoruz" tezine prim verdiğini ve Güneydoğu'yu Filistinleştirdiğini göremediniz.
Şimdi geldik bugüne...
Bir tarafta "Milliyetçi Duruşla" özdeşleştirilen SİZ
Bir tarafta SİZ'i tanıyan BİZ
ve köşede;
bu iki tarafın da bütün zaaflarını çok iyi etüd etmiş
ve Van'da bir savcının Penguen'e kapak olacak mahiyetteki iddianamesi üzerinden bu süreci başlatanlar.
"İki ucu ABD'li değnek" dedikleri bu olsa gerek.
Neticede biz bugün o masada...
Bütün komploları, teorileri yenmemiş halde bırakıp kalktık.
Size değil;
Astsubayından Generaline
Türk Silahlı Kuvvetleri'ne
sahip çıkma kararı aldık.
Siz yarın yine bizi büyük ihtimalle hayal kırıklığına uğratacaksınız...
Genelkurmay Başkanı olduğunuzda; kimbilir, yine kafamızı duvarlara vurdurtacak hangi kararların ve süreçlerin içerisinde göreceğiz sizi...
"Biz demedik mi; Hilmi Özkök'ü mumla arayacaksınız" diyen arkadaşlarımıza cevap veremez konuma geleceğiz...
Büyük ihtimalle;
Kuzey Irak'a girmeyi sizin Genelkurmay Başkanlığınız döneminde bize "Milliyetçi" renklerle pazarlayacaklar;
İsrail'in yine bir kaç milyar doları bu Milletin cebinden almasına yine sizin döneminizde şahit olacağız...
Avrupalı parlamenterler Türk Ordusu'na küfrederken gıkını çıkarmayıp, sizin açmanız gereken davaları kendi insiyatifleri ile açan hukukçulara bir gram destek vermeyen sizler;
Bize yine davalar açacaksınız; utanmadan, sıkılmadan....
Kimbilir...
Hilmi Bey şiir gibiydi
Belki siz ninni gibi olacaksınız...
İnanın bilemiyoruz...
Bizim payımıza yine "ehven-i şer" düştü Paşam...
"Şer-i Ehven"'i bol bir Türkiye'de yaşayabilme davamız adına;
size son yazdığım mektuptaki son paragrafı tekrar hatırlatıyorum:
|
ASKER'in elleri böyle dönemlerde;
bir cerrah kadar becerikli olmalıdır.
Toplumun içerisine sokulan kanserli hücreleri, toplumun ruhu bile duymadan nötralize edecek güç ve yetenek TSK bünyesinde mevcuttur.
Geriye bir tek irade sorunu kalmaktadır.
Cerrahlar;
Kalp çalışırken gerçekleştirdikleri kalp operasyonları ile övünürler.
Kangren olduktan sonra gerçekleştirdikleri bacak kesme operasyonları ile değil.
TSK'nın;
hastanın başındaki hemşireye dönüştürüldüğü 2000-2005 süreci ile;
hastanın ayağını, bacağını kesmek zorunda bırakılacağı 2005-12
dönemi arasındaki geçiş sürecindeki üstleneceğiniz görev;
bu bağlamda bir CERRAH'ın elleri;
bir ASKER'in yüreği ile;
üstlenmeniz gereken bir görevdir.
Bengü'nün çocuklarının da;
Benim çocuklarımın da;
geleceği bütün denge politikalarının üzerindedir.
Aksi takdirde;
sizin tecrübeniz kitap yazmaktan;
bizim gençliğimiz ise ağaçlara dadanmışları yoketmek için ormanı yakmaktan başka bir işe yaramayacaktır. |
Saygılarımla
B.G. |