Behiç Gürcihan12 Şubat 2006 16:05

NATO MİNNETTARI PROFESÖRLERİN DEPREM HEZEYANLARI - Behiç Gürcihan

Bütün gün boyu; "Ultra-Türkleri" Kim Deşifrasyonla Tehdit Ediyor?başlıklı yazımın çevresinde dolanıp duran beynim bir türlü o eksik parçayı yerine oturtamadığım için elim kaleme gitmiyordu. Ta ki; bir arkadaşımın e-postası kutuma düşene dek...İşte bu eksik parçaydı. Hayır; "Ultra-Türkler" yazısının değil... şu anda okuyacağınız ve aslında peşinde olduğumuz çok daha derin bir "NATO-Deprem Operasyonu " çalışmasının bir ön habercisi konumundaki "Deprem" yazısının. MİT'in İstanbul bölge müdürlüğüne 100 metre uzaklıktaki parkta;üç kafası karışık gence Hitler selamı verdirilip;Aktüel'e, "Liseli Naziler" kapağı yaptırılarak; ucu gösterilen tehditle ilgili yazıyı; affınıza sığınarak bekleteceğim. Önce; şu depremle ilgili NATO geyiklerini bir mercek altına alalım.


Bütün gün boyu;

"Ultra-Türkleri" Kim Deşifrasyonla Tehdit Ediyor?

başlıklı yazımın çevresinde dolanıp duran beynim bir türlü o eksik parçayı yerine oturtamadığım için elim kaleme gitmiyordu.

Ta ki; bir arkadaşımın e-postası kutuma düşene dek...

İşte bu eksik parçaydı.

Hayır; "Ultra-Türkler" yazısının değil...

şu anda okuyacağınız ve aslında peşinde olduğumuz çok daha derin bir "NATO-Deprem Operasyonu " çalışmasının bir ön habercisi konumundaki "Deprem" yazısının.

MİT'in İstanbul bölge müdürlüğüne 100 metre uzaklıktaki parkta;

üç kafası karışık gence Hitler selamı verdirilip;

Aktüel'e, "Liseli Naziler" kapağı yaptırılarak;

ucu gösterilen tehditle ilgili yazıyı; affınıza sığınarak bekleteceğim.

Önce; şu depremle ilgili NATO geyiklerini bir mercek altına alalım.


********************************************
Hatırlarsanız 17 Ağustos depremi öncesinde;

17 Temmuz'da Saroz'da deprem olacak

başlığı ile bir Kanadalı profesörün demecini; şu şansa bakın ki yine Aktüel kapak yapmıştı.

Ve yine hafızalarınızı yoklayın;

medyanın "Deprem Dede" ismi ile karikatürleştirdiği ve depremden bu yana "deprem sırasında nasıl kafanıza bir şey düşmeyeceğini garanti edersiniz" derslerini ve "deprem değil, bina öldürür" klişesini "Depremle Mücadele" başlığı altında Millet'e "pazarlayan" Işıkara;

bu demece çok sinirlenmiş ve bizzat Saroz'a gidip, halkla birlikte bu geceyi Saroz'da geçirmişti.

Deprem tam bir ay sonra; Marmara'nın diğer köşesinde gerçekleşti.

Bu olay sonrasında Karl Buckthought isimli şahısla bağlantıya geçmiş ve Aktüel'in Millet'e lanse ettiğinin aksine; kendisinin sözkonusu üniversitede profesör değil, o üniversitenin mezunu olduğunu tespit etmiştim. İlk başta konuşmaya istekli olan Buckthought; bu tespiti kendisine hatırlatmamız üzerine birden bizimle iletişimi kesti ve sırra kadem bastı. Kuş ürküp, elimizden kaçtı.

O günden bugüne döndüğümüzde; bu sefer, Buckthought'a Millet'i paniklettiriyor diye kızan Işıkara'nın; uzunca bir süre kendini özlettikten sonra yine ön sayfalara taşındığını gördük geçenlerde.

Hem de bu sefer; kendisi tarihini vererek bir depreme hazırlıklı olmamızı tavsiye ediyordu.

Işıkara'nın sistematik bilimsel asimilasyonu gerekli kıvama gelmiş olmalı ki; "Deprem Dede" bu sefer bizzat kendisi halkı panikletiyordu.


Yine o tarihlerde;

depremin merkez üssü olan Donanma'da deprem akşamı gerçekleştirilen geceyi düzenleyen 5. Boyut şirketinin kapısını çaldım.

Sahibinin ismi Sami Dündar'dı.

Kendisine o gece garip bir şeyler olup olmadığını sorduğumda,

Normalde; bizim havai fişek ateşleyicileri ve diğer ışık efekti yaratan donanımlarımız elektriklidir ve bütün bunlar daha biz bunları elektriğe bağlamadığımız halde kendiliğinden ateşlenmeye başladılar.

şeklinde konuştu.

Bunun üzerine kendisinden o gecenin görüntülerini istediğimde kendisi "şu anda yanımda değil ama yarın gelirseniz size verebilirim" dedi. O zamanlar daha saf olduğumuzdan, ertesi gün görüntüleri almak umudu ile ofisine gittiğimizde, bir baktık ki, Sami Dündar "kapı duvar" olmuş. Değil görüntüleri almak, neredeyse görüştüğümüzü bile inkar edecek. Kuşu bir kez daha ürkütmüştük...tecrübesizlik işte.

Görüntüleri vermekten vazgeçen Dündar'ın geçenlerde bir kitabı yayınlandı ve kendisi bu kitap vesilesi ile ekran ekran taşınarak; "Deprem" imgesi; hem de, Sami Dündar gibi saatlerce enkaz altında kaldıktan sonra son anda kurtarılan dramatik bir kurban üzerinden yine Millet'in beynine kazındı.

Dündar; orduevinin enkazının altında kalmakla şanslıydı. Hele hele; İsrail'li, İngiliz ve ABD'lilerin de bulunduğu bir enkaz da kalmak şansını arttırıyordu.

Bizim o günlerde; orduevinden bir kaç yüz metre ilerideki, donanma nizamiyesinin hemen dibindeki binadan kurtarmaya çalıştığımız iki kız kardeş onun kadar şanslı değildi.

Bilmiyorum;

belki o sırada Halis Komili ile Donanma bahçesinde ;

üzerlerinde tek bir leke olmayan üniforması ile çay içmekte olan amiralin; İsrail'li subaylar kurtarılırken ihtiyaç olur diye kenarda atıl beklettiği vinçlerden birini dışarı çıkarmayı başarabilseydik, belki daha fazla şansları olur ve Dündar gibi hikayelerinin kitabını yazabilirlerdi.

Olmadı. Eda ve Hümeyra enkazdan çıkarıldığında ölmüşlerdi.

..........

Sami Dündar'ın yaşamasının bir amacı varmış ki; kendisi bu amacı keşfetmek adına bir kitap yazdı. Mücadeleyi alkışlamamak mümkün değil.

Sami Dündar'ı; geçen Aralık ayında, kitabı vesilesi ile çıkarıldığı her programda yakalamaya çalıştım.

Her seferinde; konu "o gece yaşananlara geldiğinde", spikerler sanki sözbirliği etmişcesine, "peki Sami Bey; enkaz altındayken neler hissettiniz; ölmek istediniz mi?" tarzı VJ zekası ile Reha Muhtar üslubu arasında gidip gelen sorularla konuyu bir sonraki aşamaya zıplattılar ve Sami Dündar'a o gecenin ayrıntılarını anlatma fırsatı vermediler.

Dündar'da açıkcası konuyu tekrar oraya getirmek yerine; "yeniden doğma", "yaşamın anlamı" v.s. gibi,

"Satacak Bir Ferrarisi Bile Olmayan" kitlelere yutturulmaya çalışılan "Ferrari'sini Satan Bilge" zırvalıkları kıvamında erdemler sunmaya devam etti.

Dündar'ın; "O gece yaşananlar"ın ayrıntılarını sunma fırsatı bir türlü olmadı; olamadı.

Haber de medyaya zaten; "17 Yaşında İdama Mahkum oldu" "Ölümden Geri Dönen Adam" gibi başlıklarla "Sabah Programı" lezzetinde servis edildi.

Işıkara ve Dündar...


17 Ağustos'tan iki hayalet...

Gelelim üçüncüsüne

Deprem Uzmanı Prof. Dr. Celal Şengör..

Balıkesir'in Bandarma İlçesi'nde; Bandırma Arama Kurtarma Derneği (BARDAK)'ın düzenlediği konferansta bir konuşma yapan Şengör; İstanbul'da olması "beklenen" depremin büyüklüğü; Erzincan depremi ile paralelliklerine dikkat çektikten sonra konuşmasında şu cümleleri de sarfediyor:

Ancak Hava Kuvvetleri Komutanligi'nin uzmanlara yaptirdigi çalismayla simdi hangi noktaya vuracak dalganin ne kadar boyda olacagini dahi biliyoruz.

Bugüne kadar deprem arastirmalari için Türkiye'de 50 milyon dolara yakin para harcandi. Ancak bunun sadece 48 bin dolari Türkiye'den çikti. Hep verilen fonlarla bu arastirmalar karsilandi.


siddeti 7.6 olur ancak deprem dalgalari Istanbul'a ulastiginda 8-9 siddetinde bir etki gösterir. Ikinci bogaz köprüsünün üst tarafinda ise bu etki 5-6'ya düser ve yikici etkisi kalmaz

Istanbul depreminde Topkapi Sarayi'nin da yikilma tehlikesi olduguna dikkat çeken Sengör, "Topkapi Sarayi çok depremler gördü. Ancak üzerinde yapilan çalismalar hep makyaj oldu. Marmara Denizi'ndeki büyük depremde sarayin yikilma tehlikesi var. Içerideki yüzyillardir saklanan hazinelerin de kaybolma ihtimali var. Buna göre acil çalisma yapilmasi lazim"

99 Gölcük depreminden önce Marmara Denizi hakkinda fazla bilgimiz yokken simdi dünyanin en iyi taninan denizlerinden biri haline geldi

Bir profesörün; bir deprem açıklaması ile bu kadar kuş vurması hayra alamet değil.

Tabi bu kadar kuş vururken; zihinsel haritasını deşifre etmemesi de.

İlk cümle Şengör'ün;

parası olmayan Türkiye'ye deprem araştırması için fon veren NATO'ya minnettarlığını ve "onlar olmasaydı yapamazdık" psikolojisini;

İkinci cümle;

"İkinci boğaz köprüsünün üst tarafı" gibi bir jeolog profesörden çok; emlakçılara yakışan bir terminolojiyle;
, İstanbul'un merkezini kuzeye kaydırma projesi çerçevesinde buralarda yeni rant alanları açmak için kolları sıvayanlara verdiği ince desteği;

Üçüncü Cümle;

İstanbul'un tarihi yarımadasını; UNESCO maskesi altında küresel şebekenin kolonisi haline getirmek isteyenlerin, Topkapı Sarayı merkezli planlarına attığı ince pası;

Dördüncü Cümle ise;

Marmara Denizi'nin "en iyi bildiğimiz denizimiz" değil de, "en iyi bilinen deniz" olması ile övünen Şengör'ün NATO fonlarının minnettarlığının kendisinde yarattığı stratejik ve taktik körlüğü

deşifre ediyor.

***********************************************

Nereden nereye geldik...

17 Ağustos'ta deprem hezeyanı yaratan; Kanada merkezli sahte Profesörlerden;

NATO'ya minnettarlığını saklayamayan Türkiye merkezli gerçek profesörlere

ve bunlar üzerinden Millet'e pazarlanan "Deprem"'e...

Aslında mantıksal daire tamamlanıyor Sayın Okur...

Henüz hazır değil; eksik parçaları tamamlamaya çalışıyoruz...

Tamamladığımızda...

NATO'nun finanse ettiği Kanada merkezli deprem çalışmaları ile;

NATO'nun finanse ettiği Marmara çalışmalarının bağı;

ve burada kilit rol oynayan NATO minnettarı profesörleri de hep beraber okuyacağız.

Garip değil mi...

Bugünlerde bir çok şey Kanada'ya çıkıyor...

Tayyip Erdoğan'ın servetinin ipuçları da...

NATO'nun kozmik gizlilik derecesindeki deprem çalışmaları da...

Ve nedense "Gladio"'yu deşifre eden kitapları yazanlar;

kitaplarında bütün ülkeleri ele alıyorlar da...

"Sovyetlere çok uzak olduğu" gerekçesi ile Kanada'yı inceleme dışı tutuyorlar...aynı kitapta Sovyetler'e aynı uzaklıkta olan ABD'ye yer verdikleri halde!

Birileri küresel sistemin yedeğini (backup) Kanada'da mı alıyor ne?

"Yeni Gladio"; eskisini deşifre etmen bizi uyutmuyor bilesin.

Türkiye'dekileri boşver...

Kanada'daki üslerin bile tespit edildi....

Bir gün gelip çayını içmek istersek elimizde bir adres olsun diye...

Kuzey Irak'ın iade-i ziyaretinin Kuzey Irak'ta mı olacağını zannediyorsun...

Güldürme bizi...

Biz Anadolu merkezli Mehmetçik'ten sözediyoruz...

"İntihar komandoları kötüdür....biz karınıza kızınıza tecavüz ederken aman savaş hukukundan sapmayın; biz sapsak bile " propagandasının hizmet eden;

filmde bile başına bir çuvalı geçiremeyen
Kudüs Merkezli Polatçık'tan değil...


O yüzden; seni kendi toprağında ziyaret edeceğiz...

Aynen senin bizi kendi toprağımızda ziyaret ettiğin gibi..

Ne zaman mı
?

Allah Bilir!

B.G.