Behiç Gürcihan30 Aralık 2005 15:48

SAHTE KRİZ MİMARLARINA : 1 KİLO PAMUK MU; MADALYA MI DAHA AĞIR? - Behiç Gürcihan

Türk Ordusu'nun boynuna küresel kamuoyu önünde "soykırımcı" ve "PKK ile savaşmayı sever" yaftalarını yapıştıranlara karşı pamuk kıvamında durup; gıklarını çıkarmayanlar, sitemizde yeralan bir densizin yorumu üzerinden bizi "alenen aşağılamaya neden olmakla" suçlayıp, dava açıyorlar. Bizi dava etmenin bedeli yok; Pamuk'u dava etmenin bedeli ise çok ağır. Beni şaşırtan; Askerinin başına çuval geçiren ordudan liyakat madalyasının ağırlığını taşıyabilen boyunların; bu bedeli nasıl olup da kaldırmaya gücü yetmediği. Bu zatlara sormak lazım: 1 Kilo Pamuk' mu daha ağır...1 Kilo Madalya mı?


Türkiye'de seçim tahmini vatandaşından, siyasetçisine bir çok kişi için milli bir spordur.

Havaya seçim düşmeye görsün;

Dünyanın en "extreme sporu" olan Türk Vatandaşlığını yıllardır başarı ile icra etmekte olan yurdum insanı, yakın bir gelecekte önüne seçim sandığı konacağını ve demokrasi tiyatrosu çadırının kurulacağını hemen anlar.

Hani şu bir gün içinde attığınız "bir oy"'un; ülkeye hakim oligarşinin oyununu etkileyeceğine inandırıldığımız oyun.

Herkesin kendine göre bir yöntemi vardır...

AKP iktidar olmadan önce en sağlıklı yöntemlerden bir tanesi; araştırma şirketlerindeki arkadaşlarımızın kulaklarına paralel hat çekmekti.

Önce yabancı şirketler, daha sonra siyasilerin kamuoyu araştırma talepleri yoğunlaştığını duyduğumuz noktada emin olurdu ki; seçim ışığı yakıldı.

Elimize ulaşan bilgiler; her türlü araştırma şirketinde bu tarz bir talep patlaması yaşandığını gösteriyor.

Fakat AKP iktidar oldu olalı ben kendime farklı bir yöntem gelişirdim ve bunu "sahte krizler endeksi" olarak adlandırdım.

Bu sahte krizler endeksinin üç alt türevi mevcut :

"Sahte Laiklik", "Sahte Kürtçülük" ve "Sahte AB" Krizleri.

Sahte Kürtçülük krizleri; AKP'nin içindeki DEHAP'ın;

Sahte AB krizleri; AKP içindeki ANAP'ın ayrışmasını geciktiriyor.

Sahte Laiklik Krizleri ise; AKP içindeki Refah'ı bünyede tutuyor.

Bu krizler yaşandığında bilin ki; bu ülkenin bir yerlerinde çok büyük bir satış gerçekleşiyor.

Aslında her bir sahte kriz türü üzerine sayfalarca yazabilirsiniz.

Ama benim favorim "sahte laiklik krizleri".

Hani şu laikliği, "kısa etek giyme" özgürlüğü olarak algılayanların "İran'a Döneriz" paranoyası üzerine kurgulanan krizler...

Bu krizlerin bir diğer özelliği ise şu :

"Sahte Laiklik" krizi ;

Bürokratların; dış görevlerini, terfi imkanlarını, emekli olduklarında oturacakları yönetim koltuklarını riske etmeden vitrin kurmaları için ideal bir fırsat.

Düşünsenize;

KKTC'nin 2.5 milyon dönümlük toprağının 1.5 milyon dönümünü Rumlara geri verecek ve Türk Ordusu'nun adadan çıkaracak gelişmelere göstere göstere imza atan AKP hükümetine tek satır ses çıkarmayanlar;

"Muhafız Alayı TBMM'den çıksın"

denilince

birden kağıt üzerinden kükremeye başlıyorlar.

Bu kükremeyi duyanlar takvimlere baktıklarında;

benzer bir kükreyişin;

Atatürk'ün TBMM'deki Mareşal üniformalı resmine takan bir milletvekiline(bkz: Hüsrev Kutlu krizi : Milli Olma Sancısı Çeken İki Yapının - AKP ve TSK - Sanal Kavgaları ) karşı zamanında yine aynı tarzda yapıldığını görünce şüphelenmeden edemiyor ve soruyor :

  • Türk Askeri'nin Meclis'ten çıkarılmasına karşı bu kadar hassas olan Genelkurmay kadroları bu hassasiyetlerini neden Irak'ın ve Kıbrıs'ın kuzeyi olunca aynı şekilde gösteremiyor?


Bu sahte "sahte laiklik krizleri"nin bir diğer önemli özelliği de; Kubilay şehidimizin, şehitlik yıldönümünün öncesine denk gelmesi...

Irak'ta askerinin kafasına çuval geçirilince gıkını çıkaramayanlar;

Göreve giden polislerimiz;

her tarafı MOSSAD kokan bir operasyonla, yol üzerinde öldürülüp, kafaları kesildiğinde,

kafalarını kuma gömenler;

Kubilay'ın kafalarını kendi kafalarına geçirip;

"Cumhuriyet sonsuza kadar yaşayacak" nutukları atarken zerre tereddüt etmiyorlar.

Gören de;

Mustafa Kemal Atatürk;

"Laikliği" bu Cumhuriyet'in temel kolonlarından biri olsun diye değil;

bu beyefendilerin diline nutuk malzemesi olsun diye icat etti zanneder.

Cumhuriyet'in bütün diğer kolonları,

ithal çelik çadır direkleri ile değiştirilirken ses çıkarmanın maliyetini ödemek yerine;

laiklik kolonu etrafında sahte Cumhuriyet dansı yapmak herkesin işine geliyor. Maliyetsiz olduğu için.

Ne makamınıza, ne de emekli olduğunda hedeflenen holding koltuğuna malolmayacağı için.

İzmir'e "gavur" iması yapan Başbakan'ın iktidarında;

İzmir'in güneyinden başlayarak Türkiye'nin sahillerinin "gavurların" yasal işgaline açıldığını hatırladığınızda; Erdoğan'ın bu sahte çıkışına gülmek için nasıl bir yöntem kullanıyorsanız;

KKTC'de Türk Ordusu'nu adadan çıkaracak süreç tam gaz ilerlerken tek ses çıkarmayanların;

"Muhafız Alayı TBMM'den Çıksın" sözüne karşı döşendikleri yazıya da gülmek için aynı yöntemi kullanmak dürüstlüğün gereğidir.

İşin aslı;

bu sahte laiklik krizlerinde;

Tayyip Erdoğan ve ekibinin de;

Genelkurmay'ın strateji ve taktik miyop kadrolarının da

çıkışları;

bilerek veya bilmeyerek aynı şeye hizmet eder :

AKP'nin çatlayan tabanını sıklaştırmaya ve

"bizim çocuklar Asker'le nasıl başediyor"

propagandasına.

Bu süreçte araya bir de;

"Türk Askeri Peygamberin Askeri Değildir"

tarzı;

Anadolu topraklarına Mars'tan yeni inmiş eda ile açıklama yapan;

Anadolu insanı ve stratejiden bihaber emekli paşaları
da katabilirseniz değmeyin keyfimize.

Takdir edersiniz ki;

Erdoğan hakkında kafasında soru işaretleri artmaya başlayan tabandaki saf Anadolu insanının kafasındaki soru işaretlerini silmek yetmez.

Bir de AKP tabanındaki Anadolu sermayesini de şüphelerinden sıyırıp;

sizin tek kaleniz hala AKP, sakın başka bir yere bakmayın

mesajını iletmek gerekir ki;

bu gibi durumlar için TÜSİAD biçilmiş kaftandır.

Erdoğan'ın ve yakın çevresinin;

TUSİAD'ın tepe kadrosu ile nasıl kaynaştığını bilenler ve Türkiye'deki sermaye dönüşümünü görenler açısından;

TUSİAD-Erdoğan polemiği de;

Genelkurmay-AKP polemiği ile aynı gülüş tarzını haketmektedir.

Sahneler arkalarındakini "giz"ler, önündekileri "büyü"ler.

Kitlelerin bu "büyü"den uyandırılmaması temel şarttır.

TUSİAD'ın;

AKP gibi;

Ülkeyi, bayiliğini üstlendikleri küresel güçlere kurum kurum, parsel parsel "pazarlayan" bir "satıcıya" niye böyle nitelikli bir destek atmak gereği hissettiğini açıklamaya gerek yok sanırım.

Esas soru;

Yasal ve anayasal olarak Cumhuriyet'i Korumakla mükellef
kadroların;

her seçim öncesi AKP'nin tabanını sıklaştırmasına hizmet etmek için neden bu kadar çaba sarfettikleridir.

Bu sorunun cevabının bir kısmı;

sözkonusu kadroların emekli olduklarında oligarşi ile nasıl entegre olduklarında gizlidir fakat bu cevap yeterli olmayacaktır.

Diğer kısım;

Küresel güçlerin; NATO gibi yapılar üzerinden, ülke siyasetlerini ve bu siyasetin başına oturtacakları LİDERLERİ nasıl kurguladıklarında gizlidir.

Mekke'den çok; Brüksel'eyüzünü dönmüş bir sözde "İslamcı" ile;

Ankara'dan çok Brüksel'de üretilen güvenlik politikalarını aynen benimseyen sözde "Atatürkçü"

nün ortak noktasıdır NATO'nun Haç'ı.

(Bkz: Jeo-Kritik Özel - Hac Yolunda Değil, Haç Yolunda)

Bu konuda ana tezi;

Türkiye'de "liderlerin" hangi süreçlerden geçirilerek kamuoyuna servis edildiğini analiz eden ve Tayyip Erdoğan'ın kahramanlaştırılmasında "anti-kahraman" olarak TSK'nın kullanıldığına işaret eden üç bölümlük aşağıdaki yazı dizisinde bulabilirsiniz

CIA'den Değişim Soslu Lider Tarifleri (Kahramandan Önce Anti-Kahraman'ı Yaratacaksın)

Türkiye'de Liderler Çifter Çifter Yaratılır (Demirel-Ecevit'ten; Erdoğan-Sarıgül'e)

Karizmasını Kiralayan Liderler (Türkiye'de İslamla Ordu Niye Aynı Süreçte Demonte Edildi)

Neticede;

Tayyip Erdoğan'ın LİDERLEŞTİRİLMESİNDE

müstesna bir rol oynayan ve stratejik miyoplukları sonucu,

boyu kadar yolsuzluk dosyaları ile boğuşan marjinal bir ismi;

"şiir okuduğu için hapse düşen" mazlum konumu üzerinden merkeze taşıyanların bugünkü sahte çıkışlarına sakın kanmayın.


Zamanında zatıallerinden bir tanesine;

"Tayyip Erdoğan'ı siz Başbakan yaptınız. Sizin gibi anti-kahramanı olanın, kahramanlaşması için başka hiç bir şeye ihtiyacı yok. "

demiştim.

Anlaşılan ciddiye aldılar ki;

Türk Ordusu'nun boynuna küresel kamuoyu önünde "soykırımcı" ve "PKK ile savaşmayı sever" yaftalarını yapıştıranlara karşı pamuk kıvamında durup; gıklarını çıkarmayanlar,

sitemizde yeralan bir densizin yorumu üzerinden bizi

"alenen aşağılamaya neden olmakla" suçlayıp, dava açıyorlar.

Bizi dava etmenin bedeli yok;

Pamuk'u dava etmenin bedeli ise çok ağır
.

Beni şaşırtan;

Askerinin başına çuval geçiren ordudan liyakat madalyasının ağırlığını taşıyabilen boyunların;

bu bedeli nasıl olup da kaldırmaya gücü yetmediği.

Bu zatlara sormak lazım:

1 Kilo Pamuk' mu daha ağır...

1 Kilo Madalya mı?


B.G.