|
|
Hem İsrail'e yakın olacak...
Hem Fethullah'a...
Hem Başkanlık/Federasyon projesine uyumlu olacak...
Hem Kürt asıllı olacak...
Hem de NATO uyumlu olacak...
Bu beş kıstasa uyumlu bir insanın Türkiye'de sırtı yere gelmeyeceğini artık hepimiz biliyoruz.
Bu kıstasları neden sıraladığımı birazdan netleştireceğim ama önce biraz yanyola sapalım...
***
SESAR'da Başkan Yardımcılığını yaptığım ve Jeo-Kritik raporlarını yazmaya başladığım yani;
SESAR'ın
Fethullah Gülen gibi bir ismi Türkiye'ye davet edecek kadar çizgisini kaybetmediği;
Milli/Ulusal/Vatanperver cephe nezdinde dikkat çekmeye başladığı günlerdi.
O günlerde STAR gazetesinden Hayrullah Mahmud üzerinden gelen "bize köşe yazar mısınız" teklifini SESAR Başkanı bana açıp, köşeyi yazıp yazmayacağını sorduğunda şunu söyledim :
| Tek bir şartla kabul ederim. Yazılara hiç bir şekilde müdahale etmeyeceksiniz; aynen Jeo-Kritik'lerde olduğu gibi |
SESAR Başkanı bu şartımı kabul edince; STAR'da "Kıvanç Değirmenli" mahlası ile Oyun Bozan köşesini kaleme almaya başladım ve insanoğlunun "şaşma" potansiyelini bildiğimden, yazıları hep son dakikada; aynı anda hem Hayrullah Mahmud'un e-postasına, hem de SESAR Başkanı'na yolladım ve "yedekli çalışalım" taleplerini hep geri çevirdim.
Bu "Kıvanç Değirmenli" perdesi;
köşeyi SESAR Başkanı'nın yazdığını zanneden Hayrullah Mahmud'un; yanlış Kıvanç Değirmenli'yi Ankara'da hassas bazı noktalarla tanıştırmaya başlaması üzerine can sıkıcı bir hal almaya başladı. Hele bu görüşmelerin içeriğini ve maksadını öğrenince canım daha da bir sıkıldı.
Bu hassas noktalarda yapılan görüşmeler kulağıma geldiği noktada, sözkonusu hassas noktalarla bizzat görüşüp; "Kıvanç Değirmenli"'nin Ankara kulislerinde jokerleştirilmesinin ve bu isim üzerinden Türkiye'nin bazı hassas kurumlarına yönelik yemleme operasyonları yapılmasının önünü kesmiş olduk.
Bu süreçin ayrıntılarında aslında Uzan operasyonunun ve zamanında Türkiye'de Milli cephenin güvendiği bir isim haline getirdiğimiz SESAR'ın bugün geldiği noktanın gelişimi de mevcut ama neyseki biz bu çizgi değişimini gördüğümüz noktada,
Fethullah lehine tek bir satır yazan bir kurumun Başkan Yardımcısı sıfatı ile vebalini taşıyacağımıza;
ayrılmayı ve Açık İstihbarat başlığı altında mücadelemizi sürdürmeyi tercih ettik.
(SESAR'ın eski çizgisi ile bugünkü çizgisi arasındaki seviye ve üslup farkını karşılaştırmak isteyenler; Açık İstihbarat'ta Jeo-Kritik başlığı altında yeralan arşivdeki raporlarla, SESAR'ın mevcut analiz ve raporlarını karşılaştırabilirler)
SESAR'ın buralara nasıl geldiği ayrı bir yazı konusu. Hani şu geçenlerde ODTÜ'de yaptığı konuşmada,
| "Fethullah size de bize de zararlı değil" |
cümlesini kuran;
güya emekli ABD Büyükelçiliği eski müsteşarı Kunstadner'i bulursanız, ona veya Fethullah'ın Ankara imamı diye bilinen zata bir sorun. Onlarda bu süreçle ilgili daha ayrıntılı bilgilerin olduğuna eminim.
Ben sadece Fethullah'ın SESAR üzerinden kendisini daha fazla lanse ettirmesini bekliyorum ki; şöyle çayımı içerken keyifle bir yazı döşeneyim ve Fethullah'a gönül koyanların ne için gönül koyduğunu somut bir örnek üzerinden anlatayım.
Neyse yanyoldan tekrar anayola dönebiliriz...
***
11 Ekim 2003 tarihinde Star'da yayınlanan ve aşağıdaki linkte tam metnini bulacağınız
başlıklı yazımda
- müstesna bir teşkilatımızın ABD'ye giden AKP heyetine bir gazeteci iliştirdiğini ve bu gazeteciye Fethullah ile bir röportaj yapma görevi verildiğini;
- Bu kapsamlı röportajın yayınlanmasının ertesinde; yaratılacak kamuoyu ile birlikte, Fethullah Gülen'in Türkiye'ye dönüşünün psikolojik zeminin hazırlanacağını
- ve Fethullah Gülen'i Fransa'ya uçakla getirip, buradan karayolu ile Edirne'den Humeyni misali Türkiye'ye sokma planı olduğunu
- Fethullah Gülen'in son anda "devletin" ona bir komplo kurduğundan şüphelenip, bu plandan vazgeçtiğini
yazmıştım.
Bunlar; 2003 yılında gerçekleşti...
medyaya ardı ardına servis edilen
"Fethullah Gülen'i Biz Aslında Yanlış Tanımışız"
röportajlar serisinden bir yıl kadar önceydi.
Sözkonusu gazeteciye yaptırılan röportajın bir yıla yakın bekletilmesinde bu deşifrasyonun bir rolü oldu mu bilemem.
Ya da Fethullah Gülen'e yakınlığı Ankara kulislerinde hep konuşulan Hanefi Avcı'nın; Ankara'daki görevinden alınıp, Edirne'ye tayin edilmesinin bu senaryo çerçevesinde bir anlamı var mı; onu da bilemem.
Neyi bilirsin diyeceksiniz...
Bildiğim bir şey bu yazıdan beş gün sonra; 16 Ekimde Star'da yayınlanan
başlıklı yazımda ise;
- Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı hayalinin; pasifize edilmek istenen figürlerin üzerine konduğu bir koşu bandı olduğunu;
- Bu koşu bandı üzerine konan figürün Cumhurbaşkanlığı hayali ile bir yere ilerlediğini zannederken; koşubandının hızının ve yönünün başkaları tarafından ayarlandığını;
- Cumhurbaşkanlığı için birilerinin hedeflediği asıl ismin ne Erdoğan, ne Özkök olduğunu;
- Esas ismin Hikmet Çetin olduğunu;
yazmıştık.
Bu Hikmet Çetin'in NATO görevi ile Afganistan'a gönderilmesinden bir yıl önceydi.
Fethullah Gülen'in de; Aksiyon dergisinde kapak olan,
|
"Ülkemizi Koruması Gerekenlere Gönül Koyuyorum" | (Vurguya dikkat; Fethullah efendi 'gereken' vurgusu ile nasıl ince bir azar çekiyor, sanki bu ülkenin güvenlik güçleri beyefendinin adamı, o da "çocuklar işinizi doğru düzgün yapmıyorsunuz" havasında)
başlıklı röportajının yayınlanmasına ise iki sene vardı.
Bu röportajı özellikle vurguluyoruz;
çünkü Tempo'nun kapağından, SESAR'ın Fethullah'ı çağıran analizine kadar bir çok boyutta ülkeye Fethullah çağırmanın yeniden moda olduğu bir dönemde;
Aksiyon gibi resmi bir Fethullah yayınındaki röportaj ayrı bir özene layık.
İşte bu röportajda Fethullah Bey; Türkiye'de Türk-Kürt ayrımı yapılmadığını vurgularken; durup dururken, Hikmet Çetin örneğini veriyor ve resmin içine sokuyor. Demirel'le birlikte.
Bunu bir ayrıntı olarak algılayıp; algılamama da serbestsiniz.
Bu algı özgürlüğünüzü kullanmadan önce sizden bir ricam olacak.
Fethullah Gülen'in; Yalçın Küçük'ün deyimi ile
"İslam'ı Yahudileştirme" projesindeki rolünden;
Zaman gazetesinden, okullarına kadar merkezinde durduğu bir çok unsuru düşünsel haritanıza yerleştirin
ve sonra Hikmet Çetin'in 3 Aralık 2002'de İsrail'deki bir konferansta;
|
"1993 yılında İsrail'i ziyaret eden ilk Dışişleri Bakanı olmanın onurunu taşıyarak" | yaptığı konuşmada şu cümlesine dikkat edin
| AKP'nin iktidara gelmesi ilişkilerimizi soğutmuyor. Aksine; Başbakan Erdoğan ve Abdullah Gül ilişkilerin kalıcılığını vurguladı. Türkiye için İsrail ile ilişkileri geliştirmek, tarihi, stratejik ve geri döndürülemez bir karardır |
Cümledeki "geri döndürülemez" lafının küstahlığı adama çivi gibi saplanıyor değil mi.
Hani; bir gün Millet olarak İsrail'le ilişkileri soğutmak istersek; "geri döndüremeyeceğiz" haberiniz ola. Beyefendi öyle buyurmuş!
http://www1.idc.ac.il/ips/content/2002m6cetin.asp
adresinde tam metnini bulacağınız bu konuşma daha nice incilerle dolu.
Hikmet Çetin'in;
NATO'nun; hem de Afganistan gibi bir uyuşturucu merkezindeki yaptığı özel görevde gerekli NATO terbiyesini de aldığını da gözardı etmeyelim.
Bu terbiye; NATO'nun efendileri olan AB-D'nin Türkiye'yi; Türk-Kürt Federe Cumhuriyeti'ne çevirme projesine uyumluluk konusunda Hikmet Bey'i gerekli kıvama getirmiş midir; onu da bilemeyiz.
Bildiğimiz tek bir şey;
- Fethullah Güven'in takdirini kazanmaktan;
- Kürt kökenli Türk özelliği ile yeni konjonktüre ve devlet içindeki federasyon sempatizanı kadrolara uyumluluğuna;
- İsrail sempatizanlığından;
- NATO terbiyesine
- ve AKP'ye yakınlığına kadar
bünyesinde bir çok özellik taşıyan Hikmet Çetin'in; |
Türkiye'nin başkanlık sistemi üzerinden federasyona dönüştürülmeye çalışılacağı süreçte; Çankaya makamı için birileri açısından biçilmiş kaftan olduğu.
"Geri döndürülemez" süreçler olduğuna inananlar bu tablodan ürkebilir.
Bu ülke adına her türlü süreçi geri döndürebileceğini bilen bizler ise; tarih havuzunda oynayan çocuklar misali güleriz bu kumdan kalelere.
Benim derdim ise başka...
Ben bir fırsat bulursam soracağım...
şu sıralar emperyal güçlerin himayesindeki uyuşturucu lordlarının cirit attığı Afganistan'da NATO görevi yürüten Hikmet Bey'e;
zamanında altın kaplama bir silah hediye edildi mi?
Edildiyse bu hediye kimden geldi ve bu samimiyet neden kaynaklanıyor?
İnsan merak ediyor işte...Bilemiyor!
Kalın Sağlıcakla.
B.G.
|