|

100. Yýl Mutabakatý
|
Devletler tıkanır.
Damarlarında yılların biriktirdiği tortularla akan kan akmamaya başlar
ve bürokratik organlar arasında iletişimsizlik had safhaya ulaşır. Bu
tıkanıklığın toplumda ayna görüntüleri olarak cep cep huzursuzluklar
baş gösterir.
İşte bu
noktada Devletlerin içinde klikleşmeler başlar. Toplumda baş gösteren
rahatsızlıklardan da referans alan bu klikler Devlet'e dair farklı
mefkureler/idealler çevresinde toplanırlar.
Topluma göre farklılıklar gösteren bu mefkureler çoğu zaman benzer bir
dikotomi(iki kutupluluk) üzerinden birbirine karşı konuşlanır.
Osmanlı'da İslamcılık/Turancılık 'a karşı Anadolu hareketi;
ABD'de küresel yayılmacılığa karşı izolasyoncular bu dikotomilere
tarihten iki örnek olarak karşımızda.
Bu mefkurelere özenenlerin liberal veya muhafazakar kamplarda yeralması
tamamen kendi toplumsal sosyoloji ve siyasi diyalektikleri ile
bağlantılıdır ama "önce
yurtta sulh" diyenlerle "dünyada sulh da bizden sorulur" un
çekişmesi kadimdir.
Tıkanan bir Devlet'in vücudu üzerinde bu iki farklı hayalet çatışmaya
başladığı noktada yatay
hiyerarşiler üzerinden cuntalaşmalar başlar. Devletin
standart dikey hiyerarşi üzerinden işleyişine paralel bu yatay hiyerarşiler bir dava
etrafında farklı bürokratik organlar bünyesinden adam devşirir.
Herkesin sorusu aynı ("Bu Devlet/ülke nasıl kurtulur?") cevabı
farklıdır.
Devlet
içi savaşlar başlamıştır.
Türkiye Devlet'i ve Millet'i 1997-1999 aralığında en ciddi
kalp krizlerini yaşadığında başlayan cuntalaşma 2000'lerin başına
gelindiğinde iyice belirginleşmeye başlamıştı.
21. yy'a tıkanan Devlet bünyesinde tortulaşmış en az 3 cunta ile girdik.
Bir cunta diğerinden daha akıllı idi ve ABD Devleti içindeki baskın
cunta (neocon) ile müttefikti.
Bu
cunta diğer iki cuntayı ustaca "Ergenekon" ve Balyoz süreçlerinin içine
çekip kendi darbesini "darbe
yapacaklar" yaygarası altında diğerlerinin üzerine yıktı
ve hepimizin malumu tarihi tiyatroyu sahneledi.
Bu cunta; hiç bir Devlet restorasyon projesinin Milletten bağımsız
yapılamayacağını bilecek kadar akıllıydı ve o yüzden Devlet'in çevresine tadilat
perdesini çekerken tadilat perdesinin yüzüne de Tayyip Erdoğan
portresini astı.
Pınarhisar cezaevinde özel şartlarda son antremanı yaptırılan Erdoğan
ideal adaydı. Duruşu ve karakteri; ahlakı ve aklı ile Türk Milleti'nin
özgül ağırlığının "bizden biri" diyeceği bir profil idi.
Zamanında Hürriyet'in hakkında attığı "Kaçak evde oturuyor"
manşetlerine sinirlendiğinde ona şu söylenmişti:
"Telaşlanma
onlar sana çalışıyor. Bu ülkede kaçak evde oturan milyonlar var. O
manşetleri görünce, 'bu adam bizden' diyorlar"
Türkiye'deki
ve ABD'deki psikolojik harp üstadlarının(FETÖ'nün patronları) ustaca
işlediği Tayyip Erdoğan figürü Devlet'in restorasyon projesinin yüzü
haline getirildi.
Bu tarz restorasyon projelerinde ortaya çıkabilecek toplumsal ve
bürokratik dirençler Dink suikasti ve "Ergenekon"
operasyonları gibi toplumu ve bürokrasiyi paralize eden şoklarla
aşıldı. Toplumun özgül
ağırlığını temsil eden muhafazakar kitleler ise RTE'nin "networking"
başarısının da katkısı ile tek bir lider arkasında ; kalan kitle de
karşısında hizaya sokuldu.
Toplumu yönlendirmek artık bir tahtırevalliyi idare etmek
kadar kolay hale gelmişti.
Sonuçta Devlet içindeki savaşı Tayyip Erdoğan'ı sahaya süren cunta
kazandı ve Devlet'i "Yeni
Türkiye-Osmanlı" mefkuresi yolunda dönüştürdü;
dönüştürmeye devam ediyor.
Bu iç akıl bu süreçte o kadar ustalaştı ki; Devlet içi yeni cuntaları
tespit edip, onların ayranını köpürtüp kendi lehine yeni dinamikler
yaratmadaki becerisini son olarak 15 Temmuz darbe girişiminde gördük.
Bir kısım TSK içi muhalif, Fetullahçı ajanlar tarafından kışkırtılıp
sahaya sürüldü ; yüzlerce masumun katli ile sonuçlanan süreçte bir kez
daha darbe girişiminden darbe çıkartıldı.
Devlet'in
restorasyon projesi sürüyor ; içerdeki ufak direniş odakları
AKP'nin ufak adamlarla yaptığı geçici ittifaklarla aşılmaya çalışılıyor.
Bu restorasyon projesinin bir benzerine ise ABD'de start verildi.
Tıkanmış bir diğer Devlet olarak ABD.
ABD Devletinin tıkanmışlığı bir kaç sene önceki bütçe sürecinde
iyice ayyuka çıkmıştı. ABD bütçesini geçiremedi, bütçesiz
kaldı.
Hedefine
koyduğu ülkeler için uydurduğu "failed state"
kategorisine kendisi düştü.
Yıllardır finans kapitalin kucağında altyapısını, eğitim sistemini ve
imalat sanayini ihmal eden ABD'de elitlerle avamın arasındaki fark 2008
krizinden sonra daha da açılmıştı. ABD şehirleri sadece alt
sınıfın değil orta sınıfların da sessiz çığlıklarına sahne olmaya
başladı. Avamın iyice
huzursuzlanmaya başladığı noktada kimsenin şerif bile olamaz dediği bir
portre tabandan yükselmeye başladı.
ABD'nin liberal kesimlerinin toplumun geneline empoze etmeye çalıştığı
değerler bütününe (political
correctness, lgbt hakları,eşcinsel evlilikleri,vs.)
alerji duymaya başlayan muhafazakar kitleler üzerinde sörf yapan
muhafazakar muhalefet kanalları arttı. IŞİD projesi anti-İslamcılık
üzerinden bu muhalefeti ayrıca güçlendirdi.
Bütün komplo teorilerinden bağımsız olarak 11 Eylül sonrasında ABD'de
eyaletlerini merkezi federatif devlete bağlayan bağlar özellikle
güvenlik bürokrasisi üzerinden güçlendirilmeye başlanmıştı (Bkz: Patriot Yasası).
Özellikle eyalet polisleri ile FBI ; Homeland Security bakanlığı
kanalları ile daha sıkı bir işbirliğine girdi.
ABD Devleti içinde yaşanan cunta savaşlarında Neoconların tasfiyesi
sonrasında özellikle FBI'ın "İsrail
lehine casusluk" soruşturmaları perde arkasında hız
kazandı; bir çok isim mini "Ergenekon" usullleri ile tasfiye edildi.
ABD Devleti içinde , İsrail ile araya mesafe konmasını ve
ABD'nin çıkarlarının İsrail çıkarları lehine feda edildiğini
savunmaya başlayan "ulusalcı" anlayış güç kazanmaya başladı.
Hem
içindeki, hem dışındaki dengeler nedeni ile İsrail'e karşı açıkca cephe
açamayacağını bilen ulusalcı ABD; İsrail'e "one minute" 'i
Türkiye/RTE üzerinden söyledi.
Her tıkanan Devlet yapısında olduğu gibi işte bu klik savaşlarının
yoğunlaştığı bir noktada Trump figürü sahneye sürüldü.
Bu
figür aynen Erdoğan gibi, ABD Devleti'nin çevresine çekilecek
"Tadilattayız" perdesine asılacak posterdir.
Mevcut
hakim elitlerin bu postere verdiği aşırı duygusal tepki ile zamanında
RTE seçildiğinde şoke olan laik şehirli kitlenin tepkisi sosyolojik
olarak aynı kulvarın yolcusudur.
Alışık oldukları düzenin ayaklarının altından kaydığını hissederken
yine de bunun geçici bir sapma olduğunu ümit eden bir gayretle sokağa
düşen ABD'lilerin "Cumhuriyet
mitingleri"
ABD Devleti içindeki klik savaşlarını kızıştıracaktır fakat tarih uzun
vadede hep yükselen ve yaygın bir toplumsal dalganın enerjisini
kullanabilenlerin galip geldiğini bize göstermiştir.
Türkiye'de
RTE , ABD'de Trump işte bu sosyolojik dalganın önyüzleri olarak Devlet
içindeki kliğin poster çocuğu olarak sahneye sürülmüştür.
ABD ile Türkiye arasında tarihsel süreci bizimkinden farklı kılabilecek
bir dizi ayrıntı mevcut. Neticede toplumsal çeşitliliği bizden çok daha
yüksek; devlet içi kontrol/denetleme mekanizmaları bizden daha güçlü ve
yargı sistemi yapısal olarak farklı bir canlı olan bir organizmanın
yaşayacaklarının Türkiye'nin yaşadıkları ile birebir paralellik
arzedeceğini öngörmek safdillik olacaktır.
Fakat ABD'nin sırf ABD olduğu için dünyayı dönüştürmeye soyunan küresel
güçlerin hedefinde olmayacağı ve bu küresellere karşı ABD devleti ve
toplumu içinde de karşı odakların kristalize olmadığını varsaymak da
eşit derecede safdilliktir.
Küreseller için ABD de bir hedeftir. Gerekirse parçalanması gereken bir
hedef.
ABD içinde birileri , mevcut küresel gidişat ile ABD'nin bir bütün
olarak kalamayacağını gördüler ve bu gidişata karşı cevap olarak ABD
Devleti'nin federalizmden üniterleştirmeye doğru evriltecek bir
konsolidasyon projesi başlattılar.
Bu proje küresellerin ekonomik ve politik düzeyde bir çok planına
aykırı. (Örnek:
Transpasifik, TransAmerika, TransAtlantik ticaret anlaşmaları)
Devletin konsolidasyon süreci yürütürken küresellerin kışkırtabileceği
onlarca toplumsal dinamiğe karşılık (Bkz. California) ;
ABD Devleti'nin toplumdaki özgül ağırlığı olan kitleyi gerektiğinde
tutacak, gerektiğinde harekete geçirecek bir lidere ihtiyacı vardı.
Ve o lideri Trump'ta buldu.
Hem dili, hem vücud dile ile sıradan ABD'linin "bu adam benden"
diyebileceği ideal bir portre Trump.
Politik söylemi "Kadına wo-man
demeyelim, çünkü o erkeğin önünde eğilme kökünden geliyor/Tarihe
his-story demeyelim çünkü o erkeğin tarihi demek"
düzlemine sıkıştıran dangalak liberal solcuların asla anlayamacağı bir
damardan avamın özüne hitap ediyor.
Avamın
açlığına midesinden; iktidarsızlığına "erkek" söylem üzerinden derman
oluyor.
RTE'nin
bir yandan kömür/makarna, bir yandan Osmanlı hayali dağıtması
gibi;
Trump
ta bir yandan iş/yol/altyapı , diğer yandan "Yeniden
Güçlü Amerika"
hayali dağıtıyor.
İzleyip hep beraber göreceğiz;
ABD Devleti'nin bu restorasyon projesinde koçluk yaptıkları bizimkiler
kadar başarılı olup olamayacaklarını.
ABD'nin Diyarbakır'ı California 'ya ;
ABD'nin ABD'si İngiltere'ye
ve ABD'nin Soros'u Soros'a
özellikle dikkat etmeyi unutmadan.
Soruyorlar;
Açık
İstihbarat bir yıl önceden beri nasıl "Trump Seç(tir)ilecek"
tespitinde bu kadar ısrar etti diye?
Cevap soruda gizli:
Kendi eko odasından dışarısını duyabilen kulaklar;
Kendi yansımasından ötesini görebilen gözler;
Kendi derdinden başkasının derdini hissedebilen kalpler
ve
Kendi gururunda/goygoyunda boğulmayan akıllar için
Her şey AÇIK
İSTİHBARAT.
B.G.
|