|

100. Yýl Mutabakatý
|
Sabiha Gökçen'den Selimiye'ye
gelene kadar yolda
atlattıkları badireleri unutmaya çalışıyor, önünde vermesi
gereken çok daha büyük kararlara odaklanmaya çalışıyordu.
Selimiye'de
kendisine ayrılan komuta katından boğazın girişini ve Marmara'yı
seyrederken bir yandan kulağı yüksek tavanlı odada sesi
yankılanan TRT spikerindeydi.
Spiker
Ankara'da kontrolü ele
alan "Yurtta Sulh Konseyi" 'nin İstanbul'a çağrısını okuyordu.
İstanbul'daki TSK "unsurlarına" şehri teslim etmeleri çağrısı yapan
bildiride , kendisini Vahdettin'e benzeten ifadeleri duydukça gözlerine
o karanlık ifade çöktü.
Fatih varken, Yavuz varken, Abdülhamid
varken Vahdettin'e benzetilmesi öfkesini kabarttı. Gözü geniş makam
odasının duvarında asılı görkemli
üniformalı Gazi tablosuna takıldı.
"Değiştirin
şu kanalı, CNNTürk'ü felan açın"
Öfkeli
sesi odada yankılanırken ekibi kumandayı elinde tutan Hasan
Doğan'a baktı. Hasan Doğan alışık olmadığı TV'de CNNTürk'ü bulmaya
çalışırken arada FlashTV'de halay çekenlerin görüntülerini telaşla
zaplamak
zorunda kaldılar.
Ordu komutanının verdiği sözü yerine getirmesi
içini rahatlatmıştı. Bir komuta kontrol merkezine çevrilen Boğaza nazır
bu odada bu kadar rahat oturabilmelerinin bir nedeni de bu güvence idi.
Ordu
komutanının müttefiklerin desteği ile İstanbul hava sahasının
kontrol altına alındığına dair güvencesi olmasa idi her an bombalanmaya
açık bu katı komuta merkezine çevirmeleri mümkün olmayacaktı.
Sabahın ilk ışıkları sökmeye başlarken havada görülen jetlerin
hükümete bağlı hava kuvvetleri ile dost müttefikler olduğu
gerçeği içini rahatlatmıştı.
Adalara doğru uçan helikopterleri gösterip sordu:
"Bunlar
nedir Paşam?"
"Merak
etmeyin efendim; ABD konsolosu adada mahsur kalan bir ABD'li grubu
tahliye etmemizi rica etti,onları almaya gidiyorlar"
"ABD
büyükelçisi geldi mi?"
"Yolda
geliyorlar efendim"
Gözlerini ekibinin üzerinde gezdirdi:
"Bana
hemen bu Ankara'daki hainlere karşı bir bildiri hazırlayın. Bizi işgal
altındaki İstanbul hükümeti gibi göstermeye çalışacaklar, Atatürkçülük
oynayacaklar. Gazi de biziz, Abdülhamid de biziz. Bizi İstanbul'a
sıkıştırıp dostlarımızdan yardım istedik diye bir de çarmıha gerecekler
bu deyyuslar."
Yıllardır yanından ayırmadığı Hasan'a döndü:
--"Hasan
bütün medyayı çağır, üç dört saate kadar dünyaya sesleneceğim.
Hakan'dan haber var mı?"
--"Henüz
ulaşamadık efendim. Genelkurmay karargahından onun da götürüldüğü
bilgisi geliyor ama teyit edemedik."
--"Her
şey kontrol altında diye diye geldiğimiz noktaya bak.Diğer merkezlerde
durum ne?"
--"Ankara
doğusunu ve iç anadoluyu kontrol altına almış durumda.Sahillerde ise
kontrol bizde. Güneydoğu'da ise işler karışık."
Komutan araya girer:
--"Sahilleri
müttefiklerimiz sayesinde kontrol altına aldık efendim. Neticede
denizden desteğe ihtiyacımız olacak. Bazı komutanları bizzat NATO'daki
meslektaşlarımıza arattım. Seçilmiş hükümet sizsiniz ve dünya sizden
yana."
--"Sence
bu ABD büyükelçisi bizden ne isteyecek?"
--"ABD'nin
size tam desteğini açıklayacaktır."
Yıllar
önce büyükşehir belediye binasının çıkışında ABD başkonsolosunun
kendisini öven sözlerini hatırladı. O gün büyük şeytanla dansetmeye
başlamış ve kimi zaman uzaklaşıp kimi zaman yakınlaşarak bugünlere
gelmişti. Bu sefer yine ilk günkü kadar muhtaç noktada,
reddedemeyeceği bir dans teklifi ile karşı karşıya kalacaktı.
O masadan bir şeyleri bırakmadan kalkamayacağını bilecek kadar
tecrübeliydi artık.
Hasan yanaşıp kulağına bir şeyler fısıldadı.
"Ver
bakalım, konuşalım"
diyerek uzattığı telefonu aldı. Hattın ucundaki Barzani her türlü
desteğe hazır olduğunu ve onbinlerce peşmergesinin emrinde olduğunu
bildirdi. Bir saat önce de aynı şekilde İran'dan üst düzey destek
gelmişti.
İkisi
de "tedbir
amaçlı"
sınırdan içeride darbecileri geriye doğru püskürtmeye başladıklarını "müjdelemişlerdi"
Bu
arada CNNTürk ekranlarında ABD birliklerinin belli noktalara çıkartma
yaptıkları haberleri yayınlanmaktaydı. İstanbul da Ankara da
can
derdindeyken ülkeye "vatandaşlarını
koruma bahanesi" ile giren bu birliklerle eşzamanlı olarak
Diyarbakır'dan yoğun çatışma haberleri gelmeye başlamıştı.
Barzani telefonda güvence verdi:
"Merak
etmeyin bizimkiler darbeci birlikleri sınırdan püskürtmeye çalışıyor.
ABD'li dostlarımız da bize yardımcı oluyor.Siz kontrolü ele alana kadar
Ankara'dakileri sıkıştırmaya devam edeceğiz"
Gönülsüzce
teşekkür etti. Barzani'nin ne kadar sinsi bir politikacı olduğunu
bildiği halde her
zamanki gibi yılana sarılmaktan başka çaresi olmadığı bir denize
düşmüştü. Her türlü
finansmana ve lojistiğe ihtiyacı olacağı bu dönemde Barzani'ye ihtiyacı
olacağını biliyordu.
Komutan düşüncelerini böldü:
"Efendim
sabah namazını kılmak isterseniz mescidimiz hazır. Sonrasında da ABD
büyükelçisini huzura alabiliriz"
Bugüne
kadar onun hep önünü açan Allah'ına sığınmıştı. Bütün günahlarının tek
şahidi huzurunda rüku ederken kafası bir yandan büyük şeytanla
oturacağı pazarlıkla meşguldü.
ABD büyükelçisi görüşme için ayarlanan özel odanın girişinde kendisine "Sayın Başkan, nasılsınız?"
dediğinde komutan ve Erdoğan gözgöze geldi; komutan gülümsedi.
--"Bizler
iyiyiz, esas siz Ankara'dan nasıl çıktınız"
--
"Sağolsun sizinkiler bizi de önceden haberdar ettiği için gerekli
tahliye protokollerini devreye almıştık"
-- "Bu
arada komutanımız anlattı , biz havadayken çok büyük destek
vermişsiniz.İyi ki Atatürk havalimanına inmemişiz"
-- "Görevimiz Sayın Başkan. Dostlar bugünler içindir. Atatürk
havalimanına ineceğiniz söylentisi işe yaradı.Sabiha Gökçen merkezli
olarak sizi daha rahat koruyabildik."
Büyükelçi
görüşme boyunca ABD'nin ve Batı dünyasının seçilmiş hükümetten yana
olduğu ve Ankara'daki darbecileri püskürttmek için her türlü desteği
vermeye hazır olduğunu belirtti.
Büyükelçi
elinde özel bir dosya ile gelmiştti. Başından beri şüphelendiklerinin
somut kanıtları ile dolu bir dosya.
"Sayın
Başkan; Fetullah Gülen'in bu darbeyi planlayan odak olduğuna
eminiz ve ABD bu kanıtlar çerçevesinde bu zatın ülkenize iadesi için şu
anda kendisini gözaltına almakla meşgul.Yalnız sizden bu zatın hukuka
uygun olarak yargılanacağı ve idam edilmeyeceği konusunda güvence
almamız lazım ki bunu kendi kamuoyumuza anlatabilelim"
Yıllardır
devletin her kademesini ele geçirmesine izin verdikleri bu şebekeyle
yollarını ayırdıkça darbe söylentileri artsa da bu kadar erken harekete
geçeceklerini tahmin etmemişti.
Hatta kendisini ziyarete gelen bir emekli diplomat "bunlar iç savaş bile
çıkarabilirler" diye uyardığında, "çıkarsınlar ezer geçeriz"
dediği günü hatırladı. Çok
güvendiği müsteşarının güvencesi ile herşeyin kontrolü
altında yürüdüğünü zannettiği bu süreçte bir anda herşey kontrolden
çıkmıştı.
Büyükelçinin getirdiği dosyayı gözden geçirdikçe Ankara'daki hainlere
karşı oyun planı kafasında daha da netleşti.
"Hasan
yapacağım konuşmayı hazırladınız mı?"
"Üzerinde
çalışıyorlar efendim."
"Bunların
Ankara/İstanbul , Mustafa Kemal/Vahdettin oyununa izin vermemeliyiz.
ABD imamı Fetullah'ın askerleri oldukları vurgusunu önplana çıkarın.Bu
savaşta herkese ihtiyacımız var"
Büyükelçinin yanında daha fazla ayrıntıya girmeden Hasan'ı yolladı ve
büyükelçiye döndü:
--
"Öncelikle bu durumun geçici bir durum olduğu ve herşeyi kontrol altına
alınacağını siz de biliyorsunuz"
--
"Tabiki
Sayın Başkan. Ama yine de hiç bir şeyi şansa bırakmamak için Marmara
üzerindeki hava sahasını kontrol altına almamız ve bu Fetullah'ın
adamlarının İstanbul içinde
karışıklık
yaratmaması için ek desteğe ihtiyacınız olduğunu
düşünüyoruz. Davetinizle
gemilerimiz ve askeri birliklerimiz
sizinkilerle beraber gerekli noktaları kontrol altına
alacaktır.NATO'nun beşinci maddesini hemen devreye alabiliriz"
-- "Evet
5. madde doğru olacaktır.Neticede bir NATO müttefiki askeri saldırı
altında ve milletimize bunu anlatmamız daha kolay olur"
--
"Zaten
şu anda İstanbul'un bütün meydanlarında size destek için toplanmış
durumdalar. Dünya da sizin arkanızdaki halk desteğini görüyor. Bu aynı
zamanda İstanbul'u hayallerinizdeki noktaya taşımak için Allah'ın size
sunduğu bir fırsat"
Büyükelçi ile görüşmesi sonrasında kafası daha netleşmişti.
Ankara'yı dünya nezdinde yalnızlaştırırken ilk günlerindeki gibi
İstanbul'dan güç alarak 2023 hedefine yürüyecekti.
Komutanla kahvaltı masasında başbaşa kaldıklarında kafasını meşgul eden
soruyu ona da sordu:
"Paşam, sence
bu ABD büyükelçisi neden sürekli Başkan deyip durdu görüşme boyunca?"
"Efendim
ABD'lilerin siyaset tarzları bu. Böyle dolaylı yolları seviyorlar. "
"Uzun
süreli bir askeri karargahta kalmamız yanlış mesajı verecektir.
NATO'nun
5. maddesi için gerekli hazırlıkları yapın. Dolmabahçe'de
gerekli önlemleri alın. Padişahlarımızın da Gazi'nin de ortak mekanı
orası. İlk bakanlar kurulu toplantısını orada yapacağım."
"Emredersiniz"
Kısa
bir istirahat için kendisine hazırlanan odaya geçerken artık ailesini
Kısıklı'ya yollayacak kadar İstanbul'da durum kontrol altına alınmıştı.
Kendisine aylardır "merak
etmeyin herşey kontrolümüz altında her adımları takip ediliyor"
diyen müsteşarından hala haber alınamadığını hatırladı. Son bir kez
yanından ayrılmayan Hasan'a sordu:
"Ne
oldu,bizimkinden hala mı haber yok?"
"Hayır
efendim, en son Akıncılara götürülürken görülmüş"
"Ankara'da
bu hainlerin başı belli olmadı mı hala?"
"Hayır
efendim; bilinçli olarak muğlak tutuyorlar"
"Özel
Kuvvetlerdeki Semih Terzi ne oldu?"
"Yaralı
olarak çıkıp herşey kontrolümüz altında demeci verdi ama liderliği
açıkca üstlenmedi. Askeri değil siyasi bir figüre
ihtiyaçları var ve
Batının desteğini yanlarına almaya çalışıyorlar. Sizin konuşmanızı
duymadan hamlelerini yapmayacaklardır"
"O
deyyusu yaralayan astsubayımız ve Aksakal
generalimiz etrafında bütün şehitlerimizi
sembolleştirelim. Bana Olçak'ı çağırın, bütün propaganda operasyonunu o
halledecek. Bu işin gerçek yüzünü dünyaya duyurmadan, propaganda
savaşını kazanmadan askeri başarıyı kazanamayız "
Hasan odanın kapısını kapatıp dışarı çıkarken gözü koridorun ucunda
toplanan kalabalık içinde Erol Olçak'ı aradı. Olçak yanındakilere
hararetle talimatlar veriyor,herkesin kulağında cep telefonu bu
talimatları canlı olarak uçlara iletiyordu.
Olçak'ı kolundan tutup komuta odasında bir köşeye çekti.
"Abi
top sende. Reis özellikle astsubayımız ve Aksakal generalimiz üzerinden
şehitleri sembolleştirip milleti meydanlarda tutmanı istiyor"
"Merak
etme Hasanım, herşeyi ayarladım. Sosyal medya üzerindeki savaş sahadaki
kadar çetin olacak ve bütün askerleri cepheye sürdüm."
"Seni
çok rahat gördüm abi. Sanki bir kaç saat önce ölümden dönmemiş gibisin."
"Sen
düğünden mi döndün Hasan, sen de Reis'le az badire atlatmadın"
"Sorma
da ben çok endişeliyim. Bu ABD'ye fazla mı güveniyoruz abi? Bizim Hakan
Bey'den bile haber alamadığımız Ankara'dan bu adamlar nasıl ellerini
kollarını sağlayarak çıktı bunlar?"
"Olum
ABD bu, boru değil. Vardır onların A,B, C planı.
Merak etme, ben o konuda ordu komutanının öngörülerine güveniyorum. ABD
Türkiye'nin uzun süre bu kaosta kalmasına izin vermeyip Ankara'yı
tepelememize yardım edecektir. Tabi sonra Cumhuriyet'le birlikte
İstanbul nasıl kaderine terkedildiyse, yeni Cumhuriyet'le birlikte de
Ankara'da kaderine terkedilecek."
"Reis
Ankara'ya dönmez diyorsun yani.Sarayı boşuna mı yaptık şimdi?"
"Dolmabahçe'nin
ağırlığı ile o binanın ağırlığı bir mi Hasan.Reis hep İstanbul'a
aşıktı. İlk aşkına geri dönecektir.Sen de planları ona göre yap"
"Eyvalah
abi, boşuna sana Goebbels demiyorlar"
Erdoğan'ın iki sırdaşının köşede gülüşmeleri odadaki ağır havayı
dağıtır. Hazır patronları istirahattayken diğerleri de bunu
üzerlerindeki o ağır havayı silkeleyip bir nebze olsun rahatlamak için
fırsat bildiler.
Ceketler çıkarılıp salondaki geniş koltuklara yerleşilirken TV'de
Binali Yıldırım basın mensuplarına karargahın kapısı önünde açıklama
yapmakta idi:
"Evet Bolu
hattında darbecilerle çatışmalar yaşandığı doğru fakat İstanbul'a
ilerleyişlerini durdurmuş durumdayız.
Buradan
bütün halkımıza sesleniyoruz. Ülkenin meşru hükümeti İstanbul'dadır.
Dünya liderleri tek tek desteklerini açıklıyor. Ankara'daki isyancılar
daha fazla geç olmadan teslim olsunlar.
Bundan
sonra yaşanacakların bütün veballeri Ankara'daki bir kaç maceraperest
generalin omuzundadır ve buna Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak ne
pahasına olursa olsun izin vermeyeceğiz.
Başkomutanımız Cumhurbaşkanımız bir kaç saate kadar bütün dünyaya
sizlerin huzurunda bir açıklama yapacak.
Siz de bu arada dinlenin arkadaşlar. Önümüzde uzun günler var.
"
B.G.
|