|
Taha Akyol'u her gördüğümde aklıma şu anda kaynağını unuttuğum bir tespit gelir;
|
En son okuduğu kitabı en doğru kitap zanneden yazar
|
Türkiye'de Cumhuriyet'in yeni yeni hedef tahtasına oturtulmaya başlandığı ve,
birilerinin "Cumhuriyet yıpratıla" fermanının çıkardığı günlerde, bu fermana elinde tuzlukla ilk koşanlardan biri idi Taha Akyol.
O dönemde Fransa'dan aldığı "Jacobenizm" konulu kitapları haftalar boyu okurlarına paragrag paragraf satıp köşesini haketmişti.
"Cumhuriyet'in Jakoben kimliği" klişesi, o sıralar İlhan Selçuk'un "Aydınlanma Çağı" klişesinden sonra Türk medyasının en bayıltan klişeleri sıralamasında ikinci sıraya açık ara yerleşmişti.
İşte bu dönemde okuduğum yukarıdaki tespitten daha özlüsü olamazdı.
Uzan operasyonu sırasında patronunu kurtarmak için hayli mesai harcamasına rağmen harcanmaktan kurtulamayan Hayrullah Mahmud'un Internet'e düşen Türk Silahlı Kuvvetleri ve komuta kademesi hakkındaki yazılarını okudukça Taha Akyol benzetmesi aklıma geliyor ve Hayrullah Mahmud için uyarlıyorum :
|
En son yemek yediği komutanı, en doğru komutan zanneden yazar |
Dikkat ederseniz; Hayrullah yazılarında ilk başta sadece Genelkurmay Başkanlığı makamında oturan Hilmi Bey'i yıpratmakla yetinirdi...
Sonraları Hilmi Bey'in hemen ardı sıra bir sonraki Genelkurmay Başkanı'mız Yaşar Paşa'yı da hedef tahtasına yerleştirmeye başladı.
Bu iki ismin yanına Jandarma Genel Komutanımızı da eklemeyi ihmal etmeyen Hayrullah Mahmud'un yazılarına son zamanlarda ilginç bir renk düşmeye başladı :
Hava Kuvvetleri Komutanı
Diğer komutanları yerden yere vuran Hayrullah'ın Hava Kuvvetleri Komutanı sözkonusu olduğunda ise ses tonunun değişmesini de ben ilk başlarda "herhalde maviye karşı bir zaafı var" diye yorumlamıştım.
Neticede Hava Kuvvetleri devir teslim töreninde Faruk Cömert'in yaptığı konuşmanın altını; "artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak" klişeleri arasında altını çizen Hayrullah;
|
“Görev ve makamin yetki ve olanaklarini bugüne kadar oldugu gibi hiçbir zaman, sahsim, ailem ve yakin çevremin çikarlari için kullanmama sözü ve kararliligi ile sahip olacagim tüm otoriteyi ülkem ve ulusuma daha iyi hizmet etmemin çok önemli bir firsati olarak degerlendiriyorum.” |
cümlesinden dolayı Faruk Cömert paşamızı yere göğe sığdıramıyordu.
Bir paşanın makamını şahsı ve ailesi için kullanmayacağını ilan etmesi; Rus ordusundan sözediyor olsaydık övgüye değer ve haber değeri bir olay olabilirdi ama sözkonusu Türk Silahlı Kuvvetleri ise bunun övgüye değer ve haber değeri olan bir olay olarak görülmesi TSK'ni ve değerlerini küçümsemekten başka bir anlama çekilemez.
27 Ağustosta yayınlanan bu yazısından sonra bu şahsın yazılarında Faruk Cömert'e dair ilginç övgüler yeralmaya başladı.
Her Kuvvet komutanının göreve gelir gelmez neredeyse rutin olarak yayınladığı,
"bayram mesajı yollanmayacak, bayramlaşma için e-posta kullanılacak" mealindeki emri
veya yine askeriyede; komutan eşlerinin resmi araçları tasarruflu kullanması adına çok sık yapılan rutin düzenlemeleri,
|
"TSK'da artık Cömert Paşa kriterleri geçerli" |
gibi naif propaganda cümleleri ile duyurmak için
askeriye konusunda sonradan görme daha doğrusu sonradan gösterilme olmak gerekir.
Birilerinin Hayrullah'ı; kendi klişe tabiri ile "haki renkli tepelerde" bir yemeğe daha davet edip,
|
"evlat biz yıllardır bayram mesajlaşmasını e-posta üzerinden yapıyoruz ve yıllardır aksaya tıksaya komutan eşlerinin ulaşımı için kolektif çözüm bulmaya çalışıyoruz. Bunların hiç biri Cömert Paşa'ya özgü değil" |
demesi gerekirdi.
Neticede geldiğimiz süreçte; Türk Silahlı Kuvvetleri'nin üst düzey komuta kademesinin kollektif sorumluluğu ve tabi bu kolektif sorumluluk tablosu içerisinde Hilmi Bey'in özel konumu sinir bozucu bir netlikte ortadayken;
birisinin Hilmi Bey, Yaşar Paşa, Türkeri Paşa'dan bir eleştiri demeti yapıp; Faruk Cömert Paşamızı yere göğe sığdıramaması hayli dikkat çekmeye başladı.
Bu noktada olayın birden Hayrullah'ın en son yemek yediği komutanla alakası olmadığının farkına vardım.
Hayrullah'ın bu olaydaki rolü de; Tayyip Erdoğan'ın Wolfowitz'e yazdığı iddia edilen sahte ve imzasız mektubu kamuoyuna gerçekmiş gibi duyurduğu olaydan farksız değildi.
O naif bir aracıydı.
ESAS KONU; Türk Silahlı Kuvvetleri'nin sinir merkezini karadan havaya taşıma ve bu yolda "ilk havacı Genelkurmay Başkanı projesi" ile bağlantılıydı.
Bu konu hakkında SESAR Başkan Yardımcısı iken kaleme aldığım
başlıklı analizin üzerinden hayli zaman geçti.
O günlerde ilginç bir şekilde Hava Kuvvetleri Komutanı; Genelkurmay Başkanlığı makamında oturan Hilmi Bey'i bir F-16 ile gökyüzüne çıkarmış ve bu uçuş sonrasında Hilmi Bey;
|
"İstikbal Göklerdedir ama Karada ve Denizde Kuvvetleriniz Olduğu Sürece"
|
şeklinde hayli ilginç bir cümle sarfetmişti.
Bu cümlenin diğer ucunda; TSK'nın içinde gittikçe düğümlenen sessiz ve derin bir tartışma gizliydi.
Bu derin ve sessiz tartışmanın farkına varan birileri; bu kılcal damar üzerine oynamayı hiç ihmal etmedi.
Neticede yukarıda sözettiğimiz proje;
Türkiye'nin güvenlik ve savunma altyapısını küresel emperyal plana daha senkron kılma makro planı doğrultusunda hala geçerli.
Kuzey Irak'a ABD'den izinsiz helikopter bile sokamayan bir devletin milyarlarca dolar verip dört tane AWACS uçağı almasından tutun da;
kız öğrencilerin yazdıkları "Genelkurmay Başkanı Olmak İstiyorum" mektupları törenlerde okutacak kadar rengini belli eden komutanlara kadar bir çok ek doneyi bu analize eklemleyebiliriz.
Neticede;
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin merkezinde duran Kara Kuvvetleri'nin en hassas unsurlarının tek tek pasifize edildiği operasyonların ardı ardına yaşandığı bir konjonktürde (Süleymaniye, Şemdinli operasyonları, v.s.)
mevcut Genelkurmay Başkanı ve müstakbel Genelkurmay Başkanı ile birlikte bir diğer karacı unsur olan Jandarma Genel Komutanı hedef tahtasına oturtulurken;
Hava Kuvvetleri Komutanı'nın "bayramlaşma tebriği yerine e-posta kullanın" emri üzerinden tarafından
|
"TSK'de Cömert Paşa Kriterler"i
|
şeklinde kamuoyuna servis edilmesi fazlası ile dikkat çekicidir.
Birileri Türkiye Cumhuriyeti'nin bütünlüğünün ve güvenliğinin havadan korunabileceğine o kadar emindir ki;
ayakları yere basan JİTEM pasifize edilirken;
kadraja; halkın üzerinden uçan İsrail'e modernize ettirilen F-16'lar sokulmaktadır.
Bu yolda Hayrullah'lara da; Fethullah'lara da ihtiyaç vardır...
Fethullah bu işin neresinde der dediğinizi duyuyorum...
Ama izninizle biraz uyumam lazım...siz de biraz soluklanın...
Bir sonraki yazıya...
Kalın sağlıcakla
B.G.
|