|
Ülkedeki laçkalığın bir kademe daha dibe vurduğu dönemlerde yeniden yazmaya başlıyoruz...
Son vakamız...
Miami'li ve Los Angeles'li pezevenklerin en çok kullandığı iki isim olan Joe ve Charlie'yi kod adı olarak seçen iki CIA bozuntusunun üşenmeyip, Kandıra'ya kadar gelip, bir Türk yetkilinin nezaretinde adam sorgulaması.
Bu vesile ile; ABD'nin uçaklarının Türkiye semalarını yolgeçen hanına çevirdiğini;
CIA'nin Türkiye'deki otellerden adam kaçırıp, sorgulamaya götürdüğünü;
Sabiha Gökçen havaalanının birilerinin üssüne dönüştüğünü
Kocaeli'deki F tipi cezaevinin CIA tarafından kullanıldığını;
bir kez daha öğrenmiş olduk.
"Bir kez daha" diyorum çünkü bunları zaten biliyorduk.
Sabiha Gökçen'deki ABD personelinin hangi alışveriş merkezlerinde alışveriş ettiği bile bu bilgi havuzunda mevcut. Hani olur ya; CIA'in adam kaçırıp, sorgulamak gibi terörist yöntemleri bir gün başkalarına da cazip gelir diye.
Önemli olan bütün bunların bir olay sonrasında kamuoyu oluşturma seviyesinde deşifre edilmesi ve ortalığa saçılması oldu.
Türkiye'nin gündem sismografında; bu makro deşifrasyonun öncesinde iki öncü sarsıntı kaydedildi
1) Türkiye; MİT Başkanı'nın Barzani'nin ayağına kadar gidip bir görüşme yaptığını öğrendi
2) Türkiye'nin havasahasına güneyden giren bir uçağın tespit edildiğinde Anadolu'nun ortasına kadar gelmiş olduğunu ve bizim F-16'lar kalkana kadar kendini tanımlamayan uçağın hava sahasını terkettiğini
Dikkat ederseniz...
Birincisi MİT'i; ikincisi de Hava Kuvvetleri'ni zorda bırakan iki haber.
Peki bu iki mini deşifrasyon neyin artçı sarsıntısı olarak gündeme sokuldu...
Yüksekova'daki cenaze kalabalığının üzerinde alçak uçuş yapan F-16 görüntüsünün kamuoyu kadrajına sokulduğu;
ve neticesinde JİTEM'in iki astsubayının çarmıha gerildiği;
"İkinci Susurluk" olarak bilinçli olarak çarpıtılan bir olaylar zinciri sonrasında.
Öncü ve artçı sarsıntılar olarak sıraladığımız olayların bir MİT, bir de hava unsuru içerdiğinin altını çizelim.
Birinde; CIA ajanları ile işbirliği içinde çalışan bir MİT görüntüsü;
ikincisinde gözü önünde hava sahasının ihlalini göremeyen veya hava sahasının CIA uçakları tarafından yolgeçen hanına çevrilmesini izleyen bir Hava Kuvvetleri görüntüsü;
Peki;
Türkiye'ye dayatılmaya çalışılan gündeme en asenkron yapılardan ve Türk istihbarat yapısının asi çocuğu JİTEM'e son psikolojik darbenin vurulduğu olaylar serisinde kara ve hava unsuru nerede biraraya geliyor?
Şu ünlü "halk üzerinde uçan F-16" görüntüsünde
Bu tarihi kareyi lütfen bir kez daha gözünüzde canlandırın...
Karşıdaki tepenin yamacından inen bir cenaze kalabalığı...
Siz bir gazeteci olsanız, bu cenaze kalabalığının,
hele hele bir olay çıkma ihtimalini düşündüğünüzde, içinde veya yakınında mı olursunuz, uzağında mı?
Büyük ihtimalle içinde veya yakınında değil mi?
Peki Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni halkı üzerinde F-16 uçuran, dolayısıyla devleti İsrailleştirirken, bölgeyi Filistinleştiren bu kadrajı çeken lens nerede duruyordu?
Cenaze kalabalığına karşıdan bakan yamaçta, yani hayli uzakta...
Peki ne kadar uzakta...
Kalabalığın üzerinden uçan uçağı, halkla aynı kare içine almaya yetecek kadar uzakta...
Şimdi bir an için şunu düşünün...
Kalabalığın içinde veya yakınında olsaydınız, aynı anda hem topluluğu, hem F-16'yı aynı kadraja almanız mümkün olmayacaktı...
Ayrıca; sözkonusu uçak, cenaze kalabalığının üzerine farklı bir açıdan yaklaşsaydı da aynı kadraj yakalanamayacaktı...
Bu kadrajı yakalayabilmek için iki unsura ihtiyaç vardı :
1) Cenaze kalabalığından ne kadar uzakta ve hangi açıda durması gerektiğini bilen bir kara unsuru
2) Cenaze kalabalığının üzerinden ne kadar alçaktan ve ne açıdan geçmesini bilen bir hava unsuru
Takdir edersiniz ki; bu iki unsurun biraraya gelmesini tesadüf olarak yorumlamak gittikçe iyiniyet sınırlarına dayanıyor.
Bölgeyi Filistinleştiren bu kadrajın sembol haline geldiği olaylar serisinde çarmığa gerilen JİTEM astsubaylarını sahiplenen Büyükanıt Paşa'nın;
aynı zamanda bölgedeki sorunu "Filistinleşme" ile özdeşleştiren isim olmasını da ilginç bir tesadüf olarak bir kenara kaydedebilirsiniz.
Tesadüflere inanmayan biriyseniz...
Küresel gündemle senkron sorunu yaşayan JİTEM'in tasfiyesi sürecine son çiviyi çakan (İlk çivi, JİTEM'in Ankara'da kulak misafiri olmaması gereken konuşmalara kulak misafiri olması ile çakılmıştı.) Şemdinli operasyonunun hemen sonrasında gündeme düşen olaylara farklı bir gözle bakar ve şu soruyu sorarsınız :
Türkiye'nin devlet yapısı içerisinde,
emperyal güçlerin oyununa senkron(uyumlu) kadrolarla;
bu oyuna asenkron(uyumsuz) kadroların bir yüzleşmesi ile mi karşı karşıyayım?
Bu sorunun işaret ettiklerinin öncesine gitmek isterseniz Süleymaniye'yi hatırlamanızı tavsiye ederim :
(Bu konuda kaleme aldığım kapsamlı bir rapor için bakınız : ABD - _ _ _ - Dışişleri Üçgeninde Ortak Operasyon : Süleymaniye Krizi)
Hani şu; Irak'taki emperyal oyunun ayağındaki çıban olmaya aday Özel Kuvvetler'in başına çuval geçirildiği operasyonu...
Bu operasyon sonrasında Özel Kuvvetler'in başına gelenlerle JİTEM'in başına gelenler arasında pek bir fark bulamazsınız.
En son Özel Kuvvetler'in adını yurtdışında katıldıkları bir spor müsabakasında kazandıkları derece ile duymuş ve Genelkurmay'da sanki matah bir şey duyuruyormuşcasına Özel Kuvvetler'in sportif başarı haberini medyaya gururla servis etmişti.
Şemdinli olayları sonrasında da JİTEM'in; Dünya Jandarma Olimpiyatları'nda üstün başarılar elde ettiğine dair bir haberin servis edildiğini duyarsanız bilin ki, JİTEM'i küresel gündem adına kozmetikleştirme operasyonu tamamdır.
Türk istihbarat altyapısının son asi çocuğu da yola getirilmiş; ABD'nin bölgesel oyunları çerçevesinde Kandıra sokakları senin Özbekistan dağları benim dolaşıyor demektir.
Altın kuralı unutmayın :
Kadraj; kadrajın içindekilerden çok, kadrajın mühendislerini deşifre eder.
İsrail'e modernize ettirilen F-16'ları halk üzerinde uçurtup, bir de bunu uygun kadrajda kamuoyuna servis edenlerin kim olduğu;
bu kadrajın hemen sonrasında; rakip medya kanalları üzerinden kamuoyunna servis edilen haberlerde gizlidir.
Devletin güvenlik ve istihbari altyapısındaki senkron ve asenkron kadroların savaşı sürmektedir...
Bilginize.
Saygılar.
B.G. |