|

100. Yýl Mutabakatý
|
Yok bir şekil, giriş
veya son kafamda. Terapinize sığınıyorum bu başıboş yazıda.
Gereğinden hızlı yaşlanmış bir ruhun huysuzluğu da olabilir bu
satırlar; yorgunluktan takılıp düşen bir zihnin kuru gürültüsü de.
Ama bir sus Türkiye ve dinle.
Önce sen Tayyip Erdoğan.
Bir sus ve bu dört gün boyunca kurban edilen onca canın hatırına düşün.
Sen ar damarı çatlamış bir milletin başındasın.
Sebep
değil, sonuçsun. Sen başa geçtiğin için çatlamadı ar
damarımız; ar damarımızın çatladığını gördükleri için geçirdiler seni
başımıza.
Cük
oturdun. Kalkmak bilmiyorsun.
Ama hakkını yememek lazım. Kendine özgü tarzınla, kurban edilen bir
milletin bıçağı yalamasını sağladın.
Vatan için onbinlerce evladını kurban eden bu millet, şehitlerine
"kelle" diyen senin elinde uzattı başını emperyalizmin o soğuk taşına.
Haketti. Sonuna kadar.
İnsanlığın
en kadim kurbanına, yani kendi evladına , kelle muamelesi yapan bir
adamı ve ekibini başa getirdi.
Haketti. Hiç bir kurbanın haketmediği kadar.
İnsanlığın en kadim kurbanının; yani kendi evladının , binlerce kez
kanına girmiş bir aşağılık tetikçiye, "sayın lider"
muamelesi yapan bir adamı ve ekibini başa geçirdi.
Yanlış anlaşılmasın diye tekrarlayayım.
Tayyip
Erdoğan sebep değil, sonuçtur.
Onlarca
yıldır onbinlerce kez kurban verdiği evladının kıymetini bilmeyen bir
toplumun hakettiği bir sonuçtur.
1995 yılında Kandil'de gözünün önünde yapılan PKK kongresini bildiği
halde vurmayan bir devletin kuluçkasındaki son yumurtadır.
1950'lerde NATO'ya yaranmak için binlerce evladını Kore'de emperyalizme
kurban edilmesinin hesabını soramayan bir milletin evvelinden bugüne
taşıdığı bir ahir lekesidir.
Çanakkale'de yüzbinlerce kınalı kuzusunu kurban etmeyi bilip;
İstanbul'da bu kurbanın etinin küresel ayyaşlara meze edilmesine engel
olamayan bir geçmişin vebalidir belki de taşıdığımız.
Enver, Sarıkamış'taki onbinlerce kurbanın kanı üzerinden Büyük Kulüp'te
kadeh tokuştururken mühürlenmiştir belki de kaderimiz.
Şanslıyız ki...
Bu yüzyılın başında bir lider ve kadrosu o güne kadar ki yüzbinlerce
kurbana bir anlam
kazandırmıştır.
Zaman
kazandırmıştır.
Kurban olmanın da, etmenin anlamını öğrenmek için çok kıymetli bir
zamandır bu.
Cumhuriyet; bu yönüyle bir kurban projesidir. Yüzyıllardır bu topraklar
için şu veya bu şekilde kurban olanları hiçlikten HİÇ'e
taşımıştır.
Bu 100 yıllık zamanın son demlerine girerken, kurban etmeyi bırakıp
kurban olmayı beceremediğimiz takdirde bu anlamın hiç bir hikmeti
kalmayacaktır.
Ar damarı çatlamış bir milletin, şah damarına musallat olarak, bırakın
Allah'ı ; Shiva'ya bile yar olması mümkün değildir.
Sadece
kendi sesine hayran bir milletin, bırakın Allah'a puta bile taptığına
inanmaz kimse.
O yüzden sormak lazım, son dört gündür kurban edilen onca cana rağmen,
bu millet ahiret yolunda bir karınca duası kadar yol katetmiş midir?
O yüzden sormak lazım; onlarca yıldır bu toprağa kurban olarak düşen
onca cana rağmen, bu millet bağımsızlığı ve bekaası yolunda bir arpa
boyu yol almış mıdır?
Ar damarı
çatlamış bir Millet, şah damarına layık mıdır?
B.G.
|