|
|
(Açık
İstihbarat : Fetullah cephesinden, Tayyip Erdoğan'a ağır
göndermeler ve ince tehditler içeren yazılar gelmeye devam ediyor.
Taraflar arasındaki gerilimin tabandaki yansımasına dair bir örnek
olarak Yusuf Gezgin'in sitesinde Erdem Zafer imzası ile yayınlanan ,
"İç Kurtları" başlıklı yazıyı dikkatinize sunuyoruz)
-------------------------------- İç Kurtlar
-------------------------------------------------
…Tenpenverlik kurdu, makam kurdu, rahat kurdu, beklenti
kurdu, aile düşkünlüğü kurdu, tenkit kurdu, benlik kurdu, gaflet kurdu
ve daha niceleri..
Ey nefis, sen de bir gün bu iç kurtları tarafından yenilip için
boşaltılınca, tıpkı Süleyman Aleyhisselam’ın asasının kurtlar
tarafından yenilmesi sonucu, asanın dağılmasıyla yüz üstü kapaklandığı
gibi yere kapaklanacaksın. İşte o zaman anlayacaksın ki çoktan
ölmüşsün. Bu ölümün uyanışı ise her bir çeşidini dünyadan yolladığın
türlü türlü cezanın var olduğu gayyalarda olacak.
Her şey gövdeye kurtların sızmasıyla başlayacak. Uygun
bir ‘iç atmosfer’ de semirecek ve boy atıp gelişecek bu kurtlar. Gövde içten
fethedilecek, dışarıdan mücessem ve yıkılmaz bir çınar gibi görünsen de
aslında içerisi boşalmış bir kadavraya döneceksin.
Daha ilk çimlenirken sen, dost gibi yanına yaklaşan
larvalar şeklinde gelecekler. Sen onlarla birlikte büyüyeceksin.
Zamanla içine girecekler ama sen onlara ‘eski dost’ deyip ‘vefa’
göstereceksin. İçinde kimyanı değiştirecekler, bakışların bulanacak ama
sen gördüğünü ‘net’ zannedeceksin.
Derken bulanık bakışlarına ‘sanrılar’ eşlik edecek.
Artık sen ‘kökünün’ bağlı olduğu toprağa bile bir başka nazarla
bakacaksın. Tevazuyla seni yetiştiren ve boy atıp gelişmene kaynaklık
eden toprağa ‘tu kaka’ diyeceksin. Sen büyüdükçe, daha bi adam oldukça,
o senin gözünde küçülecek. Sen ona ‘gübreye’ bakar gibi bakacaksın ama
o sana sessizce ‘sen benim gübreliğimde açan gülsün’ diyecek.
Heyhat ki sen, bir gün boynunu büküp yine onun bağrına döneceğin
hakikatini unutacaksın. Bakışların bulanınca ‘basiretin’
kaybolacak. Etrafında boy atıp gelişenleri, göz aşinalığıyla ve sana
benziyorlar diyerek dost sanacaksın.
Sen onlara
kimlik sormayacak, buna gerek duymayacaksın. Onlar sabırla
senin içini ve içindeki kurtları gözleyecekler. Sendeki ‘renk
atmaları’, ‘solmaları’ takip edecekler. Sen başlangıçtaki canlılık ve
ceyyidliğini kaybederken, onların yaşamak için seni boğmak zorunda
olduklarını da fark edemeyeceksin.
Nihayet
mukadderat tecelli edecek ve sen iç kurtlarının ve kuzu postuna
bürünmüş dış kurtların darbeleriyle, kuleler gibi boyunda olsa,
yerle bir olacaksın.
Sema bu manzarayı bilmem kaçınca defa seyretmenin, Arz da bilmem
kaçıncı defa şahit olmanın ızdırabıyla ihtizaza gelecek ve ‘bir insanın
manen ölümü ebedi ölümdür ama bir yok oluş değil’ sadalarıyla, atom
zerratı adedince dağılacak kerteye gelecek.
Koskoca bir ömrü heder etmenin hicran ve pişmanlığı her yanını saracak.
Gerçek uyanışla hakikat tam tecelli edecek. Ve ne göz görmüş, ne kulak
duymuş ne de akıl idrak edebilmiş bir manzara ile baş başa kalacaksın.
…
İslam alimleri ve hadisi şeriflerden yola çıkarak
diyebiliriz ki, ahiretin azabı bu dünyadaki azgınlığın ve sapıtmışlığın
derecesine bağlı olarak şekillenecek.
Alevlisinden kor halinde olanına, halisinden kıpkızılına, bir uçurum
gibi olanından bir alev topu gibi olup kalpleri saranına kadar türlü
türlü ’’sen
onu nereden bileceksin’’ sorusunun cevabında gizli olan
bin bir elem ve hicranın yaşanacağı bir ahiret bekliyor. Cehennem
nazarını dikmiş ‘hatab’larını gözlüyor.
Evet küfre düşmüşler için hazırlanan zincirlerin,
bukağıların ve çılgın alevlerin herkesi dehşete düşüreceği; kapkara,
ekşi ve asık bir suratla bekleyen münkirlerin pek çoğunun adeta bel
kemiklerinin kırılacağı; dünyada kulluk vazifesini yerine
getirmeyenlere ’’Haydi
yalanladığınız şeye doğru yürüyün! Yürüyün gölgesi olmayan ve alevden
korumayan üç buudlu(katmerli) Cehennem karanlığına!’’
denileceği ve müflislerin yüzükoyun sürüm sürüm ateşe sürükleneceği o
gün gelecek ve bütün insanlar önlerinde yalnızca yapıp ettiklerini
bulacaklar.
İşlediklerin sana tanıdık gelecek.
Kurtlarınla olan dansının mükafatını devşireceksin. Şu benim falanlara
yaptığım haksızlık sonucu düçar olduğum işkence, bu benim yediğim yetim
hakkının karşılığı olarak içtiğim zehir, şu çıkardığım fitne ve fesadın
karşılığında düştüğüm ‘gayya’, şu inananlara attığım iftira nedeniyle
atıldığım ‘haviye’, şu gazete veya televizyonda yaptığım hakaret ve
saldırılarla atıldığım ‘sakar’, şu ise dinin emrini yalanlayıp yok
saydığım için düştüğüm ‘cahim’.
Hasılı bu dünyadayken yaptıklarımla inşa ettiğim cehennem burası
diyeceksin.
Herkesin hesap defteri önüne konulduğunda, mücrimler
defterdeki kayıtlardan korkacak, dehşete kapılacak ve ‘’Eyvah bize! Bu deftere de ne
oluyor? Ne küçük koymuş ne büyük, yazılmadık hiçbir şey bırakmamış!’’
diye yakınacaklar.
Hele birde hesap defterlerini sol taraftan alınca artık tarif edilmez
bir hicran, hasret, pişmanlık, inilti ve feryad u figan
koparıverecekler; ‘’Eyvah!
Keşke verilmez olaydı bu defterim! Keşke hesabımı bilmez olaydım! Ne
olurdu ölüm her şeyi bitirmiş olaydı! Servetim malım bana fayda etmedi!
Bütün gücüm iktidarım yok olup gitti!’’
sözleriyle ağıtlar yakacaklar.
Bütün zalimler, işledikleri zulümlerin birer nüve olmaktan çıkıp azabın
değişik parçalarını oluşturmak üzere önlerine döküldüğünü görecekler.
Ve ‘’ah keşke toprak olaydım’’ çığlıklarıyla inleyecekler.
Ey nefis! ‘’ Haberdar olmamışsan kendi zatından da hala
sen!’’ Muhatabın şu ayet olsun. Olsun ki, ‘’bir kutlu zat pirine,
ahireti düşündükçe çok korkuyorum, akibetimden endişe ediyorum
dediğinde, ne korkması keçeli titremelisin, titremelisin!’’ denilen bir
dehşet gününe hazırlanasın.
‘’Onların kalpleri
vardır ama bu kalplerle idrak etmezler, gözleri vardır onlarla
görmezler, kulakları vardır onlarla işitmezler’’(Araf s.
179).
Reis bey’in bir repliğinden iktibasla bağlayalım:
Gelin bir gözyaşı çetesi kuralım. Bu çetede herkes merhamet dilensin,
günahına ağlasın. Ve hakkın divanına günah için ağlanmış gözyaşlarıyla
varalım.
|