Siyaset29 Mart 2012 00:00

Fetullah Cephesi Erdoğan'ı Tehdide Devam Ediyor

Sen onlara kimlik sormayacak, buna gerek duymayacaksın. Onlar sabırla senin içini ve içindeki kurtları gözleyecekler. Sendeki ‘renk atmaları’, ‘solmaları’ takip edecekler. Sen başlangıçtaki canlılık ve ceyyidliğini kaybederken, onların yaşamak için seni boğmak zorunda olduklarını da fark edemeyeceksin. Nihayet mukadderat tecelli edecek ve sen iç kurtlarının ve kuzu postuna bürünmüş dış kurtların darbeleriyle, kuleler gibi boyunda olsa, yerle bir olacaksın. new prescription coupons sporturfintl.com online cialis couponsclaritin mazilo claritin tablete claritin mazilo

Fetullah Cephesi Erdoğan'ı Tehdide Devam Ediyor

Açık İstihbarat

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
 
www.acikistihbarat.com

29.03.2012


(Açık İstihbarat : Fetullah cephesinden, Tayyip Erdoğan'a ağır göndermeler ve ince tehditler içeren yazılar gelmeye devam ediyor. Taraflar arasındaki gerilimin tabandaki yansımasına dair bir örnek olarak Yusuf Gezgin'in sitesinde Erdem Zafer imzası ile yayınlanan , "İç Kurtları" başlıklı yazıyı dikkatinize sunuyoruz)

--------------------------------  İç Kurtlar -------------------------------------------------

…Tenpenverlik kurdu, makam kurdu, rahat kurdu, beklenti kurdu, aile düşkünlüğü kurdu, tenkit kurdu, benlik kurdu, gaflet kurdu ve daha niceleri..

Ey nefis, sen de bir gün bu iç kurtları tarafından yenilip için boşaltılınca, tıpkı Süleyman Aleyhisselam’ın asasının kurtlar tarafından yenilmesi sonucu, asanın dağılmasıyla yüz üstü kapaklandığı gibi yere kapaklanacaksın. İşte o zaman anlayacaksın ki çoktan ölmüşsün. Bu ölümün uyanışı ise her bir çeşidini dünyadan yolladığın türlü türlü cezanın var olduğu gayyalarda olacak.

Her şey gövdeye kurtların sızmasıyla başlayacak. Uygun bir ‘iç atmosfer’ de semirecek ve boy atıp gelişecek bu kurtlar. Gövde içten fethedilecek, dışarıdan mücessem ve yıkılmaz bir çınar gibi görünsen de aslında içerisi boşalmış bir kadavraya döneceksin.

Daha ilk çimlenirken sen, dost gibi yanına yaklaşan larvalar şeklinde gelecekler. Sen onlarla birlikte büyüyeceksin. Zamanla içine girecekler ama sen onlara ‘eski dost’ deyip ‘vefa’ göstereceksin. İçinde kimyanı değiştirecekler, bakışların bulanacak ama sen gördüğünü ‘net’ zannedeceksin.

Derken bulanık bakışlarına ‘sanrılar’ eşlik edecek.

Artık sen ‘kökünün’ bağlı olduğu toprağa bile bir başka nazarla bakacaksın. Tevazuyla seni yetiştiren ve boy atıp gelişmene kaynaklık eden toprağa ‘tu kaka’ diyeceksin. Sen büyüdükçe, daha bi adam oldukça, o senin gözünde küçülecek. Sen ona ‘gübreye’ bakar gibi bakacaksın ama o sana sessizce ‘sen benim gübreliğimde açan gülsün’ diyecek.

Heyhat ki sen, bir gün boynunu büküp yine onun bağrına döneceğin hakikatini unutacaksın. Bakışların bulanınca ‘basiretin’ kaybolacak. Etrafında boy atıp gelişenleri, göz aşinalığıyla ve sana benziyorlar diyerek dost sanacaksın.

Sen onlara kimlik sormayacak, buna gerek duymayacaksın. Onlar sabırla senin içini ve içindeki kurtları gözleyecekler. Sendeki ‘renk atmaları’, ‘solmaları’ takip edecekler. Sen başlangıçtaki canlılık ve ceyyidliğini kaybederken, onların yaşamak için seni boğmak zorunda olduklarını da fark edemeyeceksin.

Nihayet mukadderat tecelli edecek ve sen iç kurtlarının ve kuzu postuna bürünmüş dış kurtların darbeleriyle, kuleler gibi boyunda olsa, yerle bir olacaksın.

Sema bu manzarayı bilmem kaçınca defa seyretmenin, Arz da bilmem kaçıncı defa şahit olmanın ızdırabıyla ihtizaza gelecek ve ‘bir insanın manen ölümü ebedi ölümdür ama bir yok oluş değil’ sadalarıyla, atom zerratı adedince dağılacak kerteye gelecek.

Koskoca bir ömrü heder etmenin hicran ve pişmanlığı her yanını saracak. Gerçek uyanışla hakikat tam tecelli edecek. Ve ne göz görmüş, ne kulak duymuş ne de akıl idrak edebilmiş bir manzara ile baş başa kalacaksın.

İslam alimleri ve hadisi şeriflerden yola çıkarak diyebiliriz ki, ahiretin azabı bu dünyadaki azgınlığın ve sapıtmışlığın derecesine bağlı olarak şekillenecek.

Alevlisinden kor halinde olanına, halisinden kıpkızılına, bir uçurum gibi olanından bir alev topu gibi olup kalpleri saranına kadar türlü türlü  ’’sen onu nereden bileceksin’’ sorusunun cevabında gizli olan bin bir elem ve hicranın yaşanacağı bir ahiret bekliyor. Cehennem nazarını dikmiş ‘hatab’larını gözlüyor.

Evet küfre düşmüşler için hazırlanan zincirlerin, bukağıların ve çılgın alevlerin herkesi dehşete düşüreceği; kapkara, ekşi ve asık bir suratla bekleyen münkirlerin pek çoğunun adeta bel kemiklerinin kırılacağı; dünyada kulluk vazifesini yerine getirmeyenlere ’’Haydi yalanladığınız şeye doğru yürüyün! Yürüyün gölgesi olmayan ve alevden korumayan üç buudlu(katmerli) Cehennem karanlığına!’’ denileceği ve müflislerin yüzükoyun sürüm sürüm ateşe sürükleneceği o gün gelecek ve bütün insanlar önlerinde yalnızca yapıp ettiklerini bulacaklar.

İşlediklerin sana tanıdık gelecek.

Kurtlarınla olan dansının mükafatını devşireceksin. Şu benim falanlara yaptığım haksızlık sonucu düçar olduğum işkence, bu benim yediğim yetim hakkının karşılığı olarak içtiğim zehir, şu çıkardığım fitne ve fesadın karşılığında düştüğüm ‘gayya’, şu inananlara attığım iftira nedeniyle atıldığım ‘haviye’, şu gazete veya televizyonda yaptığım hakaret ve saldırılarla atıldığım ‘sakar’, şu ise dinin emrini yalanlayıp yok saydığım için düştüğüm ‘cahim’.

Hasılı bu dünyadayken yaptıklarımla inşa ettiğim cehennem burası diyeceksin.

Herkesin hesap defteri önüne konulduğunda, mücrimler defterdeki kayıtlardan korkacak, dehşete kapılacak ve ‘’Eyvah bize! Bu deftere de ne oluyor? Ne küçük koymuş ne büyük, yazılmadık hiçbir şey bırakmamış!’’ diye yakınacaklar.

Hele birde hesap defterlerini sol taraftan alınca artık tarif edilmez bir hicran, hasret, pişmanlık, inilti ve feryad u figan koparıverecekler; ‘’Eyvah! Keşke verilmez olaydı bu defterim! Keşke hesabımı bilmez olaydım! Ne olurdu ölüm her şeyi bitirmiş olaydı! Servetim malım bana fayda etmedi! Bütün gücüm iktidarım yok olup gitti!’ sözleriyle ağıtlar yakacaklar.

Bütün zalimler, işledikleri zulümlerin birer nüve olmaktan çıkıp azabın değişik parçalarını oluşturmak üzere önlerine döküldüğünü görecekler. Ve ‘’ah keşke toprak olaydım’’ çığlıklarıyla inleyecekler.

Ey nefis! ‘’ Haberdar olmamışsan kendi zatından da hala sen!’’ Muhatabın şu ayet olsun. Olsun ki, ‘’bir kutlu zat pirine, ahireti düşündükçe çok korkuyorum, akibetimden endişe ediyorum dediğinde, ne korkması keçeli titremelisin, titremelisin!’’ denilen bir dehşet gününe hazırlanasın.

‘’Onların kalpleri vardır ama bu kalplerle idrak etmezler, gözleri vardır onlarla görmezler, kulakları vardır onlarla işitmezler’’(Araf s. 179).

Reis bey’in bir repliğinden iktibasla bağlayalım:

Gelin bir gözyaşı çetesi kuralım. Bu çetede herkes merhamet dilensin, günahına ağlasın. Ve hakkın divanına günah için ağlanmış gözyaşlarıyla varalım.



Açık İstihbarat @ 2012