|
|
Duygu
Kerimoğlu ve Arkadaşlarının yanındayız. Facebook'ta Paylaşım Yaptığı
İçin Gözaltına Alınan Duygu Kerimoğlu ve Arkadaşlarına Sahip
Çıkılmalıdır.
Son dönemde AKP Hacıağalar bir yandanTürkiye çapında kanunsuz
ve keyfi tutuklamalara hız verdiler. Öte yandan Ortadoğu coğrafyasında
savaş Taşeronluğu provokasyonlarına hız verdiler. Halkımızın, “Kuduranı
ancak teneşir paklar” deyimi, doğrudur.
AKP Hacıağalarının, seçimlerden sonra gelen yeni dönemde, hem iç
politikada, hem de dış politikada eşzamanlı ve paralel olarak zıvanadan
çıkmaları birbirinden bağımsız olaylar değildir. Her iki bakımdan da,
yerli-yabancı Parababalarının çıkarları için, gizli ve karanlık olduğu
kadar, köklü ve büyük de olan birtakım “senaryolar”hayata geçirilmeye
çalışılıyor.
Yalnız Türkiye’nin değil, tüm bölge halklarının kaderiyle de
oynuyorlar. O nedenle uygulamaya konan tehlikeli senaryolar hakkında
gerçeklerin duyulmasından hepsinin ödleri patlıyor.
Bir Arap Atasözü: “Hain
korkak olur” der.
İşlenen ihanetlerin açığa çıkıp bozulmasından; gözden ırak köşelerde
yedikleri haltları, halkın öğrenmesinden korkuyorlar. Bu yüzden
gerçekleri dile getiren herkes, Devlet olanaklarına ve gücüne
dayanılarak, her yerde kanunsuz ve keyfi emirlerle susturulmaya;
girişilen şiddet, baskı vetutuklamalar yoluyla sindirilmeye çalışılıyor.
Artık işler öyle bir noktaya gelmiş ki, sabahın köründe evinizin
basılması ve tutuklanıp onlarca yıl hapis cezasına mahkûm edilmeniz
için,
“Aylardır ödenmemiş maaşımı istiyorum” diyen bir işçi,
“Parasız eğitim istiyorum” diye bağıran bir öğrenci veya
“Köyümü HES yağmasına vermeyeceğim” diyen yetmişlik bir nine olmanız
yetiyor.
Hatta son seçimlerden beri, sadece sesini yükselten işçi veyaöğrenci
yahut köylü, ya da sadece Kürt veya Arap yahut Alevi olmak bile,
Devletin Güvenlik Güçleri tarafından bir sabah namaz vaktinde evinizin
basılıp tutuklanmanız için bir “gerekçe”, yıllarca mahkeme kapılarında
ve hapishanelerde süründürülmeniz için bir “suç unsuru” sayılmaya
başlandı.
Bunun örnekleri çok.
Hemen hergün“KCK” yahut “Gizli Örgüt” etiketi takılarak yapılan
operasyonlarla onlarca kişinin evleri basılıp gözaltına alınıyorlar.
Üstelik hemen hergün bunlara benzer, yüzlerce yeni dava daha ekleniyor.
İşte en yeni örneklerden biri daha dün yaşandı. Antakya’da 22 yaşında
Duygu KERİMOĞLU adlı bir genç kız ile 17 arkadaşının evi, Bilgisayar
vasıtasıyla burjuva medyasından ve internetten topladıkları yayınlanmış
haberleri, Facebook denen sosyal paylaşım sayfasında paylaştıkları
gerekçesiyle, 16 Mart sabahı 05.30 sıralarında çok sayıda Polis ve Özel
Hareket Timleri tarafından sanki “düşman kalesi” imiş gibi basılıyor.
Duygu Kerimoğlu’nun evi aranıyor, bilgisayarı alınıyor ve hiçbir “suç
belgesi” bulamamalarına rağmen 17 arkadaşıyla birlikte derdest edilip
Antakya’dan “Ankara Özel Yetkili Savcılığına” götürülüyor.
Tutuklanan Duygu Kerimoğlu’nun yakınlarından biri olan Mehmet Göker, bu
kanunsuz ve keyfi tutuklama olayını kendi Facebook sayfasında şöyle
değerlendiriyor:
“Düşünün, her insan AKP'nin
hedefidir. Bu insan farklı bir etnik ve inanç
topluluğundan geliyorsa bu onun her türden ithama maruz kalması,
faşizan baskılara maruz kalması için yeter de artar. Bunun binlerce
örneği var bu ülkede, böylesine faşizan yöntemlerin öbeği olan bu
devlet altında gelin de birlikte yaşayın bakalım... Hep yazıyorum bu
ülkede azınlık olmak zor zanaattır diye, işte örneği binlercesi gibi
Duygu yeğenim de gözaltına alındı.”
“Duygu Kerimoğlu
gencecik bir kızımız, akıllı ve bilgili kızımız... Demokrat ve laik bir
ailenin kızıdır. Evlerinin polis baskınına uğraması ve Ankara'ya kadar
götürülmesi, bu ülkede zulmün boyutları için, düşünen insanın yüz yüze
kalacağı riskleri anlamak için bir örnektir... Duygu, bu ülkede özgür
olarak yaşamaya karşı kin besleyen gerici karanlık güçlerin gadrine
uğramıştır. Tüm ailesi perişan edilmek istenmiştir. Bu zalimlerin
Antakya için besledikleri kinlerin kaynağı ise herkesçe malumdur...”
“Geçmiş olsun
Adnan yoldaşım, geçmiş olsun Duygu yeğenim, bu kavgada herkes haklı
olmanın bedelini bir biçimde ödüyor, sana yapılan bu baskın ve haksız
uygulama, bu gayri meşru davranış, senin onurudur, başarındır gücün
karşısında karanlık akılların ezilişidir.”
Bir arkadaşın ifade ettiği gibi, bu tutuklamayı yapan
polisler,“Antakya’da savcı mı bulamamışlar bir genci sorgulamak için?”
diye bir soru insanın kafasına takılabilir.
Bu tür uygulamalar 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 Sömürge Faşizmi
dönemlerinde uygulanırdı.
İnsanlar sudan gerekçelerle tutuklanıp; İstanbul, Ankara, Adana,
Diyarbakır gibi büyük kentlerde kurulmuş gizli ve kanunsuzKontrgerilla
merkezlerindeki işkence odalarına götürülürdü.
Aynı Faşist yöntem,
bugün de, özellikle Avrupa Birliği efendilerinin“koruyucu kanatları
altına sokulmayan” her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına karşı pervasızca
uygulanıyor.
Çoktan beri Türkiye’de tıpkı 12 Eylül 1980’lerde olduğu gibi, düzene
muhalif sayılan herkesi ezmek, sindirip susturmak için bir sömürge
Faşizmi terörü estiriliyor.
Şimdikilerin kimi “Sarıklı”, kimi “Kravatlı”birer “Sivil Hacıağa”
olduklarına bakıp da görünüşe aldanmayalım.
Sömürge Faşizmi için, her zaman tıpkı 12 Eylül’deki gibi, siyaset
sahnesinde illa “Üniformalı” hükümetlerin, “Asker Paşa” kılıklı
kapıkullarının boy göstermesi gerekmez.
Çünkü kılığı ne
olursa olsun Faşizm denen korkuluğun taşıdığı “Ruh” aynı ruh,
“Zihniyet” aynı zihniyettir.
Güttüğü amaç da birdir. İster asker, ister sivil kılıklı olsun,
sistematik olarak uygulanan, gizli-açık her türlü baskı ve şiddet
yoluyla toplumda kara bulutlar gibi koyu bir “Korku” ortamını egemen
kılmak; elsiz, ayaksız, gözsüz, dilsiz; bilinçsiz; örgütsüz;
sindirilmiş; her zaman sadece çalışmaya, sürünmeye, ezilmeye, ölmeye
“Kader” sanıp katlanan bir “Köle Halk”; sadece İktidardakilerin
“palavralarını”papağan gibi tekerleyecek, İktidardakilerin “Mehter
Marşı”na eşlik edecek bir “Sessiz Toplum” yaratmaktır..
Bugün Türkiye’nin getirildiği nokta bundan başka bir yer değildir.
Yazmak da, çizmek de, zaten evvel-ezel Türkiye’de baştan “Suç”olarak
ele alınmaktadır. Şimdi
artık yazılanları, çizilenleri “okumak”, birkaç arkadaş arasında
“paylaşmak” veya herhangi bir olay üzerine“konuşmak” dahi “Suç”
kategorisine sokulmuş; konuşan herkes, Devlet güçleri tarafından
cinayet işlemiş birinden bile daha çok kovalanır olmuştur.
Duygu Kerimoğlu ve 17 arkadaşının sabahın köründe evlerinin basılması
ve “Bilişim Suçu” uydurması ile gözaltına alınıp Ankara’ya
götürülmeleri, AKP'nin artık hangi dereceye kadar
azgınlaştığını gösteren son örnektir.
Daha önce, sosyal
medya sayfalarındaki video yahut resim paylaşımlarından dolayı, birçok
kamu çalışanı görevlerinden sürülmüş, işlerinden uzaklaştırılmış ve
haklarında disiplin soruşturması ve dava açılmıştı.
Fakat bu kez, kamu çalışanı olmayan 17 gence karşı, kendi arkadaş grubu
içinde, internetten buldukları video, resim, haber paylaştıkları
gerekçesiyle, bir“Özel Yetkili Savcı” tarafından verilen emirle
yüzlerce Polis ve Özel Harekâtçının katıldığı büyük bir “operasyon”
yapılıyor.
Bu garabet“münferit” bir olay da değildir. Gene aynı gün, “Bilişim Suçları Soruşturma
Bürosu”na bağlı Cumhuriyet Savcılarından Mehmet Ali
Ethemoğlu tarafından “görevsizlik” kararıyla “Özel Yetkili Savcılığa”
gönderilen Redhack soruşturması bahane edilerek, bir kahvede sohbet
etmekte olan 8 vatandaş daha gözaltına alınıyor.
Demek ki, “sıra”
falan kalmamış, “sıra” herkese gelmiştir. Bir “Özel
Yetkili Savcı”nın kafasına estiği her an, en uydurma gerekçelerle
vereceği bir “operasyon” emriyle, istediği her insanın evi hemen
basılacak ve sorgusuz sualsiz “Özel Yetkili Mahkeme”lerde yargılanmak
üzere gözaltına alınacaktır.
Olaylardan anlaşılan o ki; şimdi gelinen noktada yapılmak istenen şey,
artık bu tür baskın ve tutuklamaların, “İleri Demokrasi” mavalları
okunarak “normal bir süreç” imiş gibi yerleştirilip herkese kabul
ettirilmesidir.
Gelinen yer bu kertede vahimdir.
Hemen herkes, her an, bu tehlikeli gidişin “kurbanı” olabilir. O
nedenle geç kalmadan, herkes son“kurbanlardan” Duygu’nun babasının
feryadına kulak vermelidir.
“Sevgili dostlarım ve tüm
halkların dikkatine:
Bu sabah 05.30 sularında evime çok sayıda Polis ve Özel Hareket Timleri
ile bir baskın düzenlenmiştir. Operasyon neticesinde evimizde her hangi
bir suç unsuruna rastlanmamıştır. Buna rağmen kızım DUYGU KERİMOGLU
sebepsiz yere tutuklanarak Ankara Emniyet Müdürlüğüne götürülmek üzere
evden alınmıştır...
Bu hukuksuz tutuklama sebebi ile çaresizlik içindeyim. Akıbeti ve
neticesi belli olmayan bir tutuklama süreci başlamıştır.
Tüm sivil toplum örgütlerine ve tüm siyasal partilere sesleniyorum
lütfen bu tutuklamayı sonlandırmak adına, herkesin elinden geleni
yapmasına, tutkululuk sürecinin takip edilmesine ve yalnız kalmaması
adına herkesi görev başına çağırıyorum.
Bu durum ve
tutuklama her an herkesin başına gelmeye açık bir ülkede yaşadığımız
unutulmamalıdır. Bilişim suçu işlemiş adı altında
tutuklanmıştır. Bilgilerinize sunarım.
NOT: evimizdeki
iki lap top ve bir masa üstü bilgisayarın hard diskine el konulmuştur.”
Babası Adnan
KERİMOĞLU
Bugün bu tür feryatlara ve çağırılara sessiz kalanlar, unutmamalıdırlar
ki, yarın aynı canavarın dişleri arasında kendileri“kurban” oldukları
zaman, bu gidişle kendilerine sahip çıkacak kimse kalmayacaktır.
AKP Hacıağalarının güdümünde azgınlaşan Sömürge Faşizminin
saldırılarına karşı, sırt sırta verip tek cephe halinde gücümüzü ve
sesimizi yükseltmedikçe, bu canavarın dişleri arasında “kurban”olmaktan
hiç kimse kurtulamayacaktır.
(Açık
İstihbarat : Yazıdaki bazı ifadeler yayın
politikamız gereği tarafımızdan çıkarılmıştır.
Yazının tamamına ilgili
siteden ulaşabilirsiniz. )
|