Rusya ve AKP : Gerilimin Esas Sebebi mi? - Alper Birdal
Bana göre tespitin can alıcı bir bölümünü aktarıyorum: “Erdoğan’ın Dışişleri Bakanlığı diplomatlarını çıkararak özel tercümanı aracılığıyla Putin’le yaptığı ikili görüşmeler, uluslararası enerji ticareti ve boru hatları konusunda Berlusconi’nin de dahil olduğu gizli kapaklı anlaşmalar da AKP iktidarının Suriye tereddüdünün nedenleri arasındadır.” “İşte bu nedenle Cemaat, AKP ve Erdoğan’a karşı bir hamle yaptı.” cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciecoupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cardsescitalopram i alkohol escitalopram tbl escitalopram i alkoholsymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenamicardisplus 80/25 mg micardis haittavaikutukset micardis plus 80 12.5 mgkamagra kamagra 100mg kamagra gel
|
Bugün soL portaldaki yazısında Merdan Yanardağ, AKP-cemaat geriliminin dış boyutu ile ilgili önemli ve daha önce pek tartışılmamış bir saptama yapıyor. Bana göre tespitin can alıcı bir bölümünü aktarıyorum: “Erdoğan’ın Dışişleri Bakanlığı diplomatlarını çıkararak özel tercümanı aracılığıyla Putin’le yaptığı ikili görüşmeler, uluslararası enerji ticareti ve boru hatları konusunda Berlusconi’nin de dahil olduğu gizli kapaklı anlaşmalar da AKP iktidarının Suriye tereddüdünün nedenleri arasındadır.” “İşte bu nedenle Cemaat, AKP ve Erdoğan’a karşı bir hamle yaptı.” “Cemaat, tıpkı AKP gibi, iktidara gelmenin ve orada tutunmanın yolunun ABD ve Batılı emperyalist devletlerle işbirliğinden geçtiğini düşünmektedir. Ancak ‘Batı’ kavramı içinde İsrail’i de görmektedir. İsrail’in ve Yahudi sermayesinin Batı’daki gücünün farkındadır. Bu nedenle, Doğu’yu ve Arap dünyasını dikkate almak yerine, teolojik ve elbette siyasal bir hile yaparak yüzünü tam olarak Batı’ya (daha doğrusu ABD ve İsrail’e) dönmektedir.” İktidar bloku içerisindeki çatışmanın bir bölgesel/dış
boyutu bulunduğuna, bu boyut içerisinde Suriye ve onunla bağlantılı
İran meselelerinin önemli bir yer tuttuğuna hiç şüphe yok. Merdan
Yanardağ’ın da belirttiği gibi, Türkiye’nin bu süreçteki rolü ve tarafı
konusunda iktidar blokunun ilkesel bir anlaşmazlığı bulunmuyor. Şunu kastediyorum: Daha somut
konuşmak gerekirse, Suriye-İran eksenindeki gelişmelerde yaşanacak
kırılmaların doğrudan maliyetini cemaat değil AKP üstlenecektir. Kanımca bu noktada sorulması gereken iki önemli soru
bulunuyor: İlk soru büyük ölçüde pratik bir yanıta sahip ve bana göre cevabı “hayır”. Çünkü Erdoğan’ın algıladığı “Rusya tehdidi” tek başına Rusya’yla ilişkili değil. Bir süre önce Türkiye’nin Güney Akım boru hattına cevaz
vermesi, bundan bir gün önce ise Azerbaycan’la önemli bir başka boru
hattı anlaşması yapması AKP’nin bu hususta gerçekten gerildiğine, ama
iktidar mantığıyla tutarlı seçeneklerinin tükenmediğine işaret ediyor. Ancak AKP, bir yandan enerji alanında ABD-Almanya
ittifakının mezar taşını çakmak anlamına gelen bu proje hususunda
kendisini uzlaşmaya mecbur hissederken, diğer yandan da Azerbaycan
kartını açmış ve emperyal vizyonuna ne denli bağlı olduğunu
göstermiştir. Birinci soruyla bağlantılı olarak önemli bir vurgu ise
Kemal Okuyan’ın Salı günü yayımlanan köşe yazısında
mevcuttur. Şöyle diyordu Okuyan: Gelelim ikinci soruya… Burada daha teorik bir yanıt vermek durumundayız. Bu
amaçla soruyu biraz dönüştürelim ve Soru böyle formüle edildiğinde yanıt vermek de
kolaylaşıyor. Soğuk Savaş döneminde değiliz; uluslararası sistemin
aktörleri arasında sınıfsal kaynakları olan çelişkiler bulunmuyor. İkinci Cumhuriyet’in bu minvalde kendisine biçtiği rol,
özellikle Rusya’yı
restore edilmiş Batı ittifak sistemine tabi bir pozisyonda tutmak için
Ortadoğu’da boşluk doldurmak. Bizim gördüğümüzü görmediklerini düşünmek için herhangi
bir neden yok: Eğer gelişmeleri bu şekilde okuyorsa, cemaatin, AKP’nin
Suriye konusunda Rusya-Almanya kaynaklı bir tereddüt yaşadığından
endişe ederek farklı ittifaklara yönelmesi için bir neden olmadığı
söylenebilir.
|
||||