Siyaset25 Şubat 2012 00:00

Yandaştan Demokrasi Dersleri: İşbirlikçi Eğrilikler-Kaan Turhan/Açık İstihbarat

Cemaatten camiaya terfi edenler, sürecin başrolündeler. Liberal-muhafazakâr sentezin dışarıdan görünümünde, patlayan çanak ve çömlekleri onarmak üzere uzlaşı yoluna gittikleri varsayılabilir. Suriye'ye muhalefetin öncü birliği yandaş kalemlere gereksinim var çünkü. fusidinezuur voetschimmel fusidinezuur creme fusidinezuur acnediscount card prescription discount prescription coupons prescription drugs discount cards

Cemaatten camiaya terfi edenler, sürecin başrolündeler. Liberal-muhafazakâr sentezin dışarıdan görünümünde, patlayan çanak ve çömlekleri onarmak üzere uzlaşı yoluna gittikleri varsayılabilir. Suriye'ye muhalefetin öncü birliği yandaş kalemlere gereksinim var çünkü. Hem iç politikada, hem de dış politikada halka 'yalan' anlatacak, Amerikan saldırganlığını meşrulaştıracak ağızlara akıtılan paraların hakkını verecekler, krizi aşıp koro oluşturacaklar.

Yandaş medyada öyle yazılar yazılıyor ki, elli yıllık bir binadan sökülüp yeni bir binaya takılan su borularına benzeyen yazılarla karşımıza çıkıyorlar. Neresinden tutacağınızı, neresinden eleştireceğinizi, neresinden onaracağınızı bilemediğiniz kadar çürük, pas tutmuş borular gibi yazıları.

Sedat Laçiner'in Star'da 23.02.2012 günü yazdığı “Demokrasi Bloğu Dağılmamalı” başlıklı yazısı, liberal-muhafazakâr sentezin bina ettiği eğretiliğin örnekleriyle dolu. Öyle ki yazdığı yazının; ne tarafından tutacak, ne tarafından eleştirecek ve ne tarafından halka gerçekleri göstereceksiniz şaşıp kalıyorsunuz. Bu kadar mı gözü bağlı ve iktidar yalakalığı olabilir, şaşmamak elde değil! İşte Laçiner'in yazdıkları:

“..şuan devam eden Ergenekon ve Balyoz gibi davaları yürüten kişiler böylesine büyük bir korku imparatorluğunda ortaya çıkan birkaç iyi adamdır. Ve onlara sahip çıkan, herşeye rağmen şapkasını alıp kaçmayan, dimdik arkasında duran siyasilerde 27 Mayıs’tan bu yana görüp görebileceğimiz en namuslu ve en cesur insanlardır. Bu açıdan Başbakan’ı ve mesai arkadaşlarını tebrik etmek gerekir.TBMM’de pek çok siyasinin Ergenekon için“fasa fiso”dediği bir ortamda ‘cesuryürek’ bir tavır sergilemişlerdir. Fakat süreçsona ermiş değildir. Adetasuçu korumak,hatta suçişle(t)mek için kurulmuş olan yasal ve siyasi yapı tüm aktörleri ile hala güçlüdür. Bu nedenle kişisel ve dönemsel hatalar, hangi büyüklükte olursa olsun yasal/siyasal krizler demokrasi bloğunda çatlamalara neden olmamalıdır. Unutmayalım ki onlarca yılda oluşmuş vesayet birkaç yılda yıkılmaz. Poliseolmadık sıfatlar takmak, ülkenin yargısını hükümetine düşman göstermek, iktidar partisini oluşturan unsurları ona hasım diye lanse etmek işin başından beri sergilenen ucuz ve pis bir oyundur. Bu oyunlara gelmek en önce Türkiyemizin demokratikleşmesini geciktirir.”

Eğri: Ergenekon ve Balyoz davalarını yürütenler korku imparatorluğunun kendileriyken; Laçiner, onları 'iyi adam' olarak yorumluyor.

Eğri: Ve bu davaları yürütenlere sahip çıkanları, başta başbakanı olmak üzere teşekkürlere boğuyor.

Eğri: “Fasofiso” olduğu suç ve delil yaratma merkezlerince üretilen davalarla açığa çıkan bu davalarda, “cesuryüreklileri” kutluyor.

Eğri: 'Suçu' koruyanlar ya da suç işlemek üzere kurulmuş olan malûm merkezler ortayden, Laçiner, süreci tersinden (arka tarafından) anlayıp hâlâ güçlü olduklarını ifade ediyor. Bunun da oluşan 'demokrasi bloğu'nu çatlatma olasılığı üzerinde duruyor. Bu demokrasi bloğu, Ortadoğu'yu cadı kazanına çevirmemiş miydi?

Eğri: Türkiye'miz demokratikleşiyormuş, Amerikan maarifetiyle demokrasi figüranlığı ne zamandan beri olumlu bir siyasettir. Anlamak güç!

Borular çatlamış, bina işlemez hale gelmiş ama birileri, hâlâ boruların üzerine alçı çekip bir de üzerini boyamaya kalkıyorlar. Eşşek eşşektir, altın semer vursan da! Bu çatlaklar bu kokuşmuşluk üzeri örtülemez, bir yerden patlak verir.

Laçiner'in, 'Cesuryürekler' olarak nitelediği özel yetkili mahkemeleri (ÖYM) ‘olağanüstühal mahkemeleri’ olmadığını söylüyor ve devam ediyor: “Bu mahkemeler de diğer mahkemeler gibi normaldir, olağandır ve kullandıkları yetkilerin benzerlerine diğer demokratik ülke mahkemelerinde de sıklıkla rastlanır. Bu mahkemeler farklı bir Anayasaya veya yasaya da tabi değillerdir. Tek farkları ilgilendikleri suç türleri ve soruşturma yetki alanlarının işlevsel anlamda ve coğrafi olarak genişliğidir. İkinci olarak bu mahkemeler onlarca yıl boyunca tüm devleti saran darbeci, militarist ve örgütlü bir zihniyeti açığa çıkarmada ve durdurmada üstün hizmetlerde bulunmuşlardır. Ergenekon, Balyoz ve benzeri davalar olmasa idi bu ülkenin özgürleşmesi, demokratikleşmesi ve sivil iradenin iktidarda tutunabilmesi mümkün olmayabilirdi. Hatta bugün aramızda olan bazı siyasiler ve aydınlar Hrant Dink ile aynı kaderi paylaşmış olabilirlerdi. Faili meçhul cinayetlerin ErgenekonDavası’nın başlaması ile birlikte adeta bıçakla kesilmişçesine durması üzerinde uzun uzun düşünülecek acı bir gerçektir. Özel yetkili savcılar ve hâkimler ve onlara hizmet eden kolluk güçleri bazen hayatlarını da riske atarak, sanıkların ve onları destekleyenlerin hakaret ve tehditlerini de umursamayarak çok kutsal bir görevi yerine getirdiler ve getirmeye de devam ediyorlar. Onlar darbeci azgınlığı dizginlemeseydiler bu ülkenin sadece demokratikleşmesi değil, şüphesiz ekonomik büyümesi de zora girerdi.”

Eğri: ÖYM konusunu, normal hukuk ilkeleri çerçevesinde yorumlamaya kalkıyor ki, olanaksızdır çünkü orada FBI'dan Türkiye'nin Adalet Bakanlığı'na atanan Susanne Hayden öncülünde bir yapı söz konusudur.

Eğri: ÖYM'lerin farklarından söz ederken, vehbinin kerrakesi görünüyor ve birinci eğriyi doğruluyor. ÖYM'lerin ilgilendikleri 'suç türleri' farklıymış ve soruşturmada yetki alanlarının işlevselliği açısından ve coğrafi olarak genişliği bakımından diğer mahkemelerden ayrılıyormuş. Adından da belli “ÖzelYetkili Mahkeme”! Suç türleri de farklı evet, mesela FBI kanununa muhalefet etmekten Silivri'ye, Hasdal'a hapsedilen yüzlerce aydının haksız ve hukuksuz biçimde tutulması gibi. Bir de coğrafi genişlik meselesi var. Bunun içine MİT'in Asya sorumluluğu görevini ifâ eden Kâşif Kozinoğlu'nun, ürkiye sınırları dışından acele çağrılıp, tutuklanması ve ardından sır ölümü, ÖYM'lerin yetkisini gösteren hukukun anlaşılabilir yanlarıdır ne de olsa!

Eğri: “..devleti saran darbeci, militarist ve örgütlü bir zihniyeti açığa çıkarmada ve durdurmada üstün hizmetlerde” bulunduğunu sandığı ÖYM'lerin, aslında Cuhmuriyet'i savunanların tasfiyesiyle yetkilendirildiği gün gibi açıktır. Aslında tasfiye edilen Cumhuriyet ve Cumhuriyet kurumlarıdır!

Eğri: Ergenekon, Balyoz ve diğer davalar olmasaymış, sivil iradenin iktidarının ayakta kalması mümkün olmayabilirmiş! Bu da açıklıyor ki, siyasi irade olan AKP faşizmi ayakta kalabilmek için, Türk Hukuk sistemi içinde yeri olmayan bir biçimde ÖYM'leri oluşturmuş ve kendini sağlama almıştı. Böylelikle, ÖYM'lere tanınan yetkilerle, iktidarı eleştiri takip altında olacaktı! Ses çıkaran da hücreye tıkılacaktı!

Eğri: Bir çok liberal, dönme takımının da söylediği bir konu olan; 'Ergenekon davaları başladı ve siyasi cinayetler bıçak gibi kesildi' söylemi, sanki itiraf niteliğindedir. Öyle ki, siyasi cinayetler, Necip Hablemitoğlu, Mehmet Bölük, Yücel Özbilgin gibi aydınlarımız AKP'nin İçişleri Bakanlığı'nda iktidar olduğu dönemin sonuçları olarak ortada duruyordu! Ve tutuklamalardan sonra hiç cinayet olmaması, Amerikan ve İsrail nokta atış uzmanlarının, ÖYM'ler üzerinden taktik, yöntem değiştirdiğinin kanıtıydı! Artık tabut yok, zindan vardı!

Eğri: ÖYM'lerle birlikte Emniyet'in artan oranda güçlendirilmesi süreci, Laçiner'e göre;“kutsal bir görev”di. Bu “kutsallıkla” harekât yapanlar, darbecileri dizginlemişti ve Türkiye'nin demokratikleşmesine aracılık etmişlerdi. Hatta, ekonomik büyüme bu “kutsal görev” sayesinde zora girmemişti. Tekrar yazıyı okuma gereksinimi duyabilirsiniz bu 'eğri'den sonra. Merakınızı gidermek adına, yazarın sözünü ettiği ülke Türkiye! Ekonomik büyümeyi hangi rakamlarla takip ediyorsa, Türkiye'deki açlığın emperyalizmle derinleşmesini neresinden anlıyorsa, ekonomideki pembe tablonun nerede saklı olduğunu da yazsaydı ki, merakımız hiç olmasaydı.

Yandaş takım, öylesine fütursuzca saldırı halinde ki, Kuvay-i Milliye'ye karşı kurulan Kuvay-i İnzibati'yeyi geride bırakıyor. O zamanlarda işbirliği bir nebze de olsa gizli kapaklı yürütülüyordu. Ama şimdi araçlarını değiştiren emperyalizm olanağıyla süreç tam tersine dönmüş durumda; görebilen, duyabilen ve bu işitip gördüklerini çözümleyebilen sıradan bir vatandaş bile; hainliğin tanımını yapabiliyor. Bu kadar açık ve net! Hem işbirliği, hem güç gösterisi!