Bugün yaşanan
olaylara ışık tutması açısından geçmişte yaşanan gelişmeleri bilmekte
yarar var. Örneğin hep dile getirilen “Emniyet’teki cemaatçi kadro”
Gerçekten böyle bir kadro oluşturulmaya çalışıldı mı yoksa bu bir
hurafe mi?
Gelin bu sorunun yanıtını Savcılığın oluşturduğu ve aralarında
Emniyetin antetli kağıtlarının yer aldığı Ergenekon Davasındaki
belgeler ışığında hazırladığı “Ergenekon
Belgelerinde Fethullah Gülen ve Cemaat” kitabında aramaya
çalışan Nedim Şener’e kulak verelim:
Ergenekon ekleri
arasında yer alan ve T. Özal’a en yakın isim olan Bedrettin Dalan ile
Jandarma İstihbarat Daire Başkanı Levent Ersöz arasında geçen konuşma:
“Harp
Akademilerinin milli çıkarları öne alan tavrı ile TSK’nın dışarıdan
gelen isteklere son 20-25 yıl içerisinde Türklük penceresinden bakmaya
başlaması ABD’yi rahatsız etti, bu nedenle T. Özal eliyle TSK’ya karşı
alternatif olarak polis teşkilatını kullanmaya karar verdi.
Ben o zaman Özal’ı
uyardım. “Sarımsağın karşısına soğan dikiyorlar” dedim. Ancak 20-30
tane Fethullahçı öğrenciyi Amerika’ya gönderip eğitip Polis
Akademisinin içerisine hoca olarak sürdüler.”
1987 yılında
başlayan Fethullahçı örgütlenmenin 1991 yılındaki Bakanlık ve Emniyet
Genel Müdürlüğündeki değişikliklerle kısmen açığa çıkartıldığı,
Ergenekon Davası klasörlerindeki Emniyet Müdürlüğü antetli kağıtlarında
şu şekilde belirtiliyor:
“Ünal Erkan’ın
Emniyet Müdürlüğü döneminde mesleki rekabet nedeniyle polislerin
birbiri hakkında Fethullahçı suçlaması yaptığı listeler hazırlanmıştır.
Bu durum gene
Emniyet antetli kağıtlarda belirtildiğine göre; cemaatçi polislerin
kamufle olmasını ve aynı zamanda cemaat karşıtı polislerin görevden
atılmalarını sağlamış.
1990’larda üst düzey bir yetkili kendisine verilen
emir gereği içlerindeki Fethullahçı polisleri açığa çıkartmak için
oluşturduğu 6 kişilik ekibin 2 kişisinin Fethullahçı olduğunu yıllar
sonra öğrendiğinde nasıl üzüldüğünü dile getirmekte.”
Emniyetin;
cemaatçi polislerle ilgili çalışmalarının yer aldığı diğer bir belgede
ise şu bilgiler yer alıyor:
“1986 yılında
Özal’ın, üniversite mezunlarına Polis Kolejine doğrudan girme hakkı
tanıması ardından Emniyet içinde “özel sınıf” olarak adlandırılan ve
tamamı Fethullahçı olan bir kadro oluştu.
9 aylık eğitim
sonrası bu kişiler üst rütbeden göreve başladı. Sonrasında o gençler
şubelerde Daire Başkan Yardımcılığına kadar çıktı. Bugün ise 1065 adet
I. Sınıf emniyet müdürü ile birlikte; il emniyet müdürlüğü, daire
başkanlıkları, polis okulu müdürlükleri gibi üst düzey görevleri hak
edecek konuma geldi.
Emekli kimi
polislerin ifadelerine göre, özellikle istihbarat ve kaçakçılık
dairlerindeki cemaat dışındaki görevliler başka birimlere gönderilirken
yerlerine cemaatçi polisler yerleştirildi.
Ancak sayıları
azken birbirine sıkı sıkıya bağlı olan cemaatçi kadro, sayıları
çoğaldıkça bölünmeye başladı. Büyük abilerinin ağırlığını koyması
nedeniyle terfi alan adaya karşı bu göreve kendini layık gören diğer
cemaatçi polisler rahatsızlıklarını dile getirmeye, maaşlarından
kesilen “himmet” ödemelerinden soğumaya ve cemaat toplantılarına
katılmamaya başladı.
Samimi inanç
sahibi olanlar ise çeşitli operasyonlarda izlenen yöntemlerden dolayı
vicdani bir rahatsızlık duymakta, belli yerlere
gönderilen ihbar mektupları ve elektronik postalar vasıtasıyla
hazırlığı başlatılan operasyonlar nedeniyle “altın nesil” yaratılacağı
konusunda hayal kırıklığı yaşamaktaydı.”
Ergenekon dava
dosyalarından anladığımız kadarıyla “Polis Şura”ları ise cemaat için
ayrıca bir önem taşıyor:
“2003 yılında
mevzuat gereği yılda bir kez toplanması gereken şura; ilk toplantıda
Fethullahçı olduğu söylenen kişilerin terfi edememesi ile sonuçlanınca
mevzuata aykırı olarak ikinci kez toplandırılıp listedeki isimlerin
terfi etmesi sağlanmıştır.
Şuranın ikinci kez
toplanmasının mevzuata aykırı olduğu şerhi koyan iki kişiden biri
emekli olmaya zorlanmış diğeri ise 2005 yılına kadar birçok asılsız
ihbar mektubu nedeniyle görevden alınma süreçleri yaşamış ve ancak
yargı kararıyla görevine dönebilmiştir.”
Emniyetteki
Fethullahçı yapı ilk olarak 1991 Haziran ayında İçişleri Bakanı Mustafa
Kalemli’nin Ünal Erkan’ı Emniyet Genel Müdürü yapması ile nasıl ortaya
çıkartıldığını Nedim Seven kitabında şu şekilde anlatıyor:
“Erkan; Polis
Akademisinden mezun olanların İstihbarat, Personel, Muhabere
birimlerinde atanacağına dair ihbarı değerlendirmek için Polis
Akademisinde saat 24.00’te yapılacak mezuniyet kura çekimine katıldı.
Kurayı
yapan görevlileri masadan kaldırdı. Mezunların listesine göz attı.
Listedeki bazı isimlerin işaretlendiğini gördü. Masanın altında ise iki
ayrı kura torbası buldu.
Torbalardan
birinin içinde Emniyetin; İstihbarat, Personel, Polis Koleji gibi
önemli görev noktaları bulunuyordu. Diğer torbadaysa karakollar ve
diğer sıradan görevlerin listesi vardı. Listede adının karşısında
işaret bulunanlar incelendiğinde hepsinin daha önce ayarlanmış torbadan
kuralarını çektikleri ortaya çıktı.
Bu
kişilerin akademiye girişleri incelendiğindeyse yüzde 90’ının kolej
kökenli olmadığı son anda yapılan düzenlemeyle akademiye son sınıftan
katıldıkları ortaya çıktı. İfadeleri alınan öğrenciler Karşıyaka’daki
Fethullah Gülen’in Işık Evlerinde eğitim aldıklarını söyledi.”
Ünal Erkan
konuyla ilgili “Çağın Polisi” isimli dergiye verdiği demeçte şunları
söylüyordu:
“polis mesleğinde
haksızlık yaparsanız polisi şoke edersiniz. Polis teşkilatında
haksızlık olursa polis başkalarına da haksızlık yapar.”
Gene Ergenekon
belgelerinde söz konusu kura yolsuzluğuna karışanlarla ilgili açılan
soruşturmanın -suçüstü olmasına rağmen- takipsizlikle sonuçlandığı
belirtilmekte.
Evet, Ergenekon davası
klasörlerinde savcıların iddianameyi oluşturmak için kullandığı ve
Emniyetin antetli kağıtlarının bulunduğu belgelerde Polis Teşkilatının
içindeki cemaatçi kadronun varlığıyla ilgili bu bilgiler yer alıyor.
Şimdi sormak istiyorum: “kendilerini dini bütün Müslüman olarak gören
bu cenah, yapılan atama kuralarında “kul hakkı” yediklerinin farkında
değil mi?
“Büyük bir dava(!)” uğruna silah arkadaşına haksızlık yapmaktan
çekinmeyen ve kendi atama kuralarında bile hile yapan bu Emniyet
Teşkilatı mı ÖYSM ve KPSS’deki hileleri yapanları, Teğmen Mehmet Ali
Çelebi’nin telefonuna dinci teröristlerin numaralarını “sehven”
yükleyen meslektaşlarını açığa çıkartacak?
Ne diyor Ünal
Erkan;
“Polis
teşkilatında haksızlık olursa polis başkalarına da haksızlık yapar.”
|