Kanlı mı, Kansız mı? - Şebnem Özbek / Açık İstihbarat
Türkiye 1994 yılında alenen bir değişim sürecinde olduğu ve bu değişim sürecinin nasıl olacağına, şartların karar vereceği bir beyanla karşılaştı. Erbakan'ın bahsettiğim bu beyanı ne idi: "Türkiye Refah Partisi ile Adil Düzen'e geçecek, bu kesin şart. Geçiş dönemi yumuşak mı olacak, sert mi olacak, tatlı mı olacak, kanlı mı olacak? 60 milyon buna karar verecek. Biz diyoruz ki, bu geçişi tatlı yapalım, bu geçişi barış içinde, bu geçişi yumuşak yapalım" cialis 5mg prix en pharmacie http://cialis20mgsuisse.com/5mg/prix-en-pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciecialis coupons printable link discount prescription drug cardescitalopram i alkohol escitalopram tbl escitalopram i alkohol
|
Türkiye 1994 yılında alenen bir değişim sürecinde olduğu ve bu değişim sürecinin nasıl olacağına, şartların karar vereceği bir beyanla karşılaştı.
Erbakan'ın
bahsettiğim bu beyanı ne idi:
Şurası
bir gerçektir; ne bizim ülkemizde ne de dünyanın herhangi bir yerinde,
hiçbir egemen sınıf, gönüllü olarak elindeki güçten vazgeçmez. Bu
yüzden egemen sınıfın egemenliğinin; güç zoruyla bir başka sınıf
tarafından elinden alınması gerekmektedir.
Görünen
o ki; AKP hükümeti dönemince ve özellikle A. Gül'ün Cumhurbaşkanlığına
seçilmesi ile bu geçiş dönemi; Erbakan'ın bıraktığı yerden yola
koyuldu.
Geçiş
döneminin; kanlı mı kansız mı, yumuşak mı sert mi olacağına, laik
kesimin karar vereceği aşikârdır. Eğer laik kesim sindirilir ve
sessizleştirilirse geçiş mümkün olduğunca yumuşak ve kansız olacaktır.
Bu nedenle karşıt devrimcilerin ilk sindirdiği basın olmuştur.
II. Cumhuriyetçilerin hedefi topyekûn bir değişimdir. Nitekim bu işe Anayasa ile başlamak öncelikleri arasındadır. Bu konudaki pek çok deneme o dönem henüz ele geçirilemeyen yargı organının ve sesi henüz tam kısılmamış laik kesimin karşı çıkması ile neticeye ulaşamasa da “darbe” söylemleri ile yaratılan korku imparatorluğunda yeni anayasa çalışmaları “çoğulcu katılım” safsatası eşliğinde tekrar gündeme getirilmiştir.
Günümüz
karşı devrimcilerinin; egemen sınıf olan laikleri bertaraf edip yerine
geçmeleri için, bir orduya ve halk desteğine ihtiyaçları vardır.
Türk
Ordusu her şartta ve koşulda I. Cumhuriyetçilerin yani; Atatürk
Cumhuriyetinin ordusu olma kararlılığını gösterdiğinden; bir yandan onu
yıpratmak ve sindirmek için basından yararlanırken, diğer yandan özel
yetkili mahkemeler eliyle yargı bu işe alet edilmiştir.
Halk desteğinin ise; Menderes döneminde gerçek bir destek olmadığını, halkın Atatürk kazanımlarına daha çok önem verdiğini gördükleri için, gene basın aracılığıyla halk; özellikle Atatürk'e karşı kışkırtılmakta, laiklik dinsizlikmiş gibi topluma lanse edilmeye çalışılmakta, milli birlik ve bütünlüğümüzün harcı olan ve bugünlere nasıl ve ne koşullarda ulaştığımızı gösteren milli bayramlar tırpanlanmaktadır.
Çünkü
başta da söylediğim gibi hiçbir egemen güç mevcut statüsünü barışçıl
bir şekilde bir başka güce teslim etmez. İşte o gün geldiğinde; halkın
yanlarında olması için bugünden kışkırtma ve kutuplaşma çalışmaları son
hızla devam etmekte halk; laik dindar, Kürt Türk, Atatürkçü olan
olmayan, bizden olan bindirilmiş kıta olan diye ayrıştırılmaktadır.
Günümüzde karşı devrimcilerin demokrasiyi araç olarak kullandıkları tren son hızla yol almaktadır. Buna “dur” diyecek olan ise demokrasinin; muhalefetin susturulması anlamına gelmediğini bilmesi ve görmesi gereken ve Atatürk ilke ve devrimlerinin kurtuluşumuzu sağlayan değerler olduğu bilincinde vakıf halktır.
|
||||