|

100. Yýl Mutabakatý
|
Hanım şikayetçiydi, uzun süredir dışarı çıkmıyoruz diye.
Ben de hadi Silivri'ye gidelim, bir temiz hava alalım dedim. Hazır gitmişken "Ergenekon"'da ifadeni de verirsin deyince bozuldu tabi. 2. "Ergenekon"'da ifadesini verme sırası gelmişti. Neyse ki alışık benim bir taşla iki kuş vuran hallerime.
Sabahın köründe çıkıp 3 saatlik bir yolculuk sonrasında vardık Silivri'ye. Metrobüs sayesinde uzun ama rahat bir yolculuk oldu, en azından Avcılara kadar. AKP'ye duacıyız , rahat yargılanmamız için her türlü altyapı yatırımını yapıp ulaşımı kolaylaştırdığı, yargılanmamız için muhteşem adalet sarayları yaptığı için. Bir de bu muhteşem binalarda adalet dağıtılırsa dört dörtlük olacak.
Silivri bizi meşhur ayazı ile karşıladı. Kapıdaki çadırlar ve sakinleri kış şartları dolayısı ile nöbeti bırakmış. Orada öğrendik Silivri kampüsünde o gün hem Balyoz, hem "Ergenekon" duruşması olduğunu.
Yeni yetmelik günlerim aklıma geldi. Hani internetin olmadığı, Playmen'in tek mecra olduğu günlerde geçen gençliğimiz. "İki film birden" izlenilen salonlar vardı Eski Türkiye'de. İki dava birden izlenebilen cezaevi kampüsleri var artık Yeni Türkiye'de.
Aynı tadı veriyor mu diye merak ediyorsanız okumaya devam...
2. Ergenekon duruşması biraz daha ötedeki küçük salondaymış. Büyüğü yapılmadan önceki ilk Ergenekon duruşmasının başladığı salon.
Benim de ilk göz ağrım.
Bir sene orada yargılandım, eşime o salonda evlilik teklifimi yaptım. Ve o salondan tahliye oldum. Bir daha o salona tutuklu sanık olarak geri dönmeyeceğimizin garantisi yok ama şimdilik özgür bir seyirci olarak izlemenin keyfini çıkarmaya karar verdim, eşim tutuksuz sanık olarak ifade verirken.
Yargılamayı hızlandırma adına adil yargılamaya gölge düşüren bir uygulama başlatmışlar.
Sanıkların ifadesinden sonra çarpraz sorgu yapılmıyor, sanıklara soru sorulmuyor. Mahkeme aldığı kararla, bunu ifadelerin tamamlanması sonrasına bırakmış. Bu durumda sanık sıcağı sıcağına hakkında iddia makamının veya mahkemenin soracağı sorulara muhatap olma ve şüpheleri giderme imkanından mahrum kalıyor.
CMK'nın 191/d maddesine aykırı bu uygulamaya sanıklar ve avukatlarından da pek bir itiraz gelmemiş ki, Fatma Sibel Yüksek 10 dakikalık kısa savunmasında bu uygulamaya itiraz edince diğer sanıklardan da ilgilenen oldu.
Tabi ki mahkeme açısından sonuç değişmedi. Adaletin gözü kapalı olur ama Silivri'de kulaklar da sağır.
"Ergenekon" iddianamelerinin örgüt dinamiklerini sulandırıp , sıradanlaştıran "facebook kriminolojisi" mantığı Yüksek'in sunduğu bir örnekle bir kez daha sırıttı.
Yüksek, iddianamede kendisinin Mustafa isimli bir şahsı arayarak , yazarı olduğu Açık İstihbarat sitesi hakkında çıkan yanlış bir haberi düzeltmesi için talimat vermekle suçlandığını ve bunun örgüt faaliyeti olarak gösterildiğini açıkladı.
Ve iddianamede tam ismi yazılmayan bu Mustafa isimli şahsın, Star Gazetesi Medya Grup Başkanı Mustafa Karaalioğlu olduğunu açıkladıktan sonra şu soruyu sordu:
"İşsiz bir gazeteci olarak ben örgüt faaliyeti çerçevesinde, koskoca Medya Grup Başkanına haber kaldırtması için emir verebiliyor ve bu beni örgüt üyesi yapıyorsa, bu durumda Mustafa Karaalioğlu'da bana bağlı bir örgüt üyesidir. Onun hakkında neden soruşturma açılmadı? Başbakan'ın uçağından inmediği için mi?"
Kulakları sağır eden Silivri soğuğunda, kulaklar sağır.
Sıra ile diğer sanıklar da kısa ifadelerini verdi, savcılıkta ve Emniyet'te verdikleri ifadelerini kabul ettiklerini beyan ettiler.
Ertaç Giray da savunmasını kısa tutanlardandı. Torununun oyuncak silahını aldıklarından bahsetti. Ofisinde silahını çalıp, sonra yakalatıp hakkında yalan yanlış ifade vererek kendisinin soruşturmaya dahil edilmesine vesile olan Hüseyin Keskin olayını anlattı. "Ergenekon"'da her sanığa bir Osman Yıldırım, bir Ümit Sayın düşüyor anlaşılan.
Mahkeme Ertaç Giray'a soru sorma gereği duydu. Özellikle Danıştay suikasti ile ilgili isimleri geçen bir kaç işadamı ve bir kadının ismini sorup, tanıyıp tanımadığını sorması manidardı.
Salondaki en hareketli isim her zamanki siyasi şov yeteneği ile Tuncay Özkan idi. Bir avuç taraftarı salonda seyirci olarak hazırdı. Mahkemenin çeşitli vesilerle verdiği aralarda, Tuncay Özkan meydanlardaki nutuk atma yeteneğinin körelmediğini kanıtlamak istercesine sevenlerine seslenen konuşmalar yaptı.
"Benim mahkemeye verdiğim belgelerle İbrahim Şahin altı yıl hapis yedi. Tuncay Özkan ömür boyu düşmanımdır dedi. Ben şimdi bu adamla aynı örgütten yargılanıyorum."
"ADD'de Şener Eruygur'a karşı aday çıkarttım ben"
" İmamın bir tanesi ile davalık olmuşuz. İmam hiç bir camide yıkamayacağız, cenazesini kaldırmayacağız dedi. Kardeşim telefonla beni aradı, 'abi niye bulaşıyorsun bunlar' diye sitem ediyor. Ben de boşver camide değil cemevinde yıkasınlar diyorum. Bunu dediğim için iddianameye göre alevicilik yapıyorum"
"Nagehan Alçı'yı Çukurova'da stajyer diye işe alan benim. Şimdi geldiğimiz noktaya bak. Nagehan Alçı gazeteci, ben değilim öyle mi?"
"Bize mahkemede soru sormuyorlar, soru sormamızı engelliyorlar. 4 sene boyunca kastılar şimdi ise freni boşalttılar"
" Suikast düzenlemekle görevli olduğu iddia edilenlerin tamamı serbest bırakıldı. Serbest bırakıldıktan sonra bulundukları yerlerde terörle mücadele etmeye devam ediyorlar"
Bu davadaki binbir çelişkiden sadece birkaçıydı Tuncay Özkan'ın kendine has üslubu ile sıraladıkları.
"Ergenekon"'da sıkça rastlanan sanık-avukat anlaşmazlıklarından birine de sahne oldu duruşma.
Eski İstanbul Ülkü Ocakları başkanı tutuksuz sanık Levent Temiz iddianamedeki bir kaç maddi yanlışı düzelttiği kısa savunması sonrasında sözü avukatı Cevat Çalık aldı ve öncelikle Levent Temiz'in iddianamede yeralan Büyük Hukukçular Derneği başkanı Kemal Kerinçsiz'le ilgili sözlerinin ifade sırasında değiştirilmiş beyanlar olduğunu söyledi.
Avukat Hukukçular Birliği olarak hiç bir eylemde polise molotof atmadıklarını, polisle çatışmadıkları , terör değil bir sivil toplum kuruluşu olduklarını vurguladıktan sonra konuşmasını hayli iddialı, "bu ülkeyi size rağmen koruyacağız. Biz bu ülkenin koruyucusuyuz" sözleri ile bitirdi.
Bu sözlere mahkeme başkanı ve daha sonra savcı Pekgüzel itiraz edip, avukattan sözlerine açıklık getirmesini isteyince Levent Temiz söz alarak avukatının sözlerine katılmadığını, savcılıktaki ifadelerinde bir değişiklik yapılmadığını beyan etti. Levent Temiz'in avukatına sitemi duruşma salonu dışında da devam etti.
Mahkeme salonundaki beyanları nedeni ile savcılığın yaptığı suç duyurusu sonucu Doğu Perinçek'in aldığı ceza toplamının 16 seneye vardığı gözönüne alınırsa, dünyada tavandan sarkıtılan mikrofonlarla dinlenen tek duruşma salonundaki sanıkların ve avukatların savunmalarında ne kadar yaratıcı olabilecekleri malum.
Siyasi parti kurma çalışmalarında Tuncay Özkan'la beraber çalışan üç genç isim de tutuksuz sanıklar arasında yerini aldı. Selim Utku Gümrükçü, Evrim Baykara ve Murat Ağırer, savunmalarında Tuncay Özkan'a inandıkları için beraber çalıştıklarını, Tuncay Özkan'ın etkili bir isim olduğu içn CHP'ye girmesini istediklerini, Anayasal hakları çerçevesinde siyaset yaptıklarını belirttiler.
Bu üç isim, Tuncay Özkan'ın, sivil toplum örgütlerinde askerlerin liderlik yapmaması gerektiği yönündeki görüşlerine katıldıkları için Şener Eruygur'a karşı ADD içinde rakip çıkarttıklarını vurguladılar.
Siyaset yaptığı için örgüt suçlaması ile yargılanmanın abesliği mi; askeri darbe yapmakla suçlananların , aynı örgüt içinde olmakla suçlandıkları askerlere karşı mücadele vermelerinin tezatlığı mı...
Seç, beğen , al, bu "Ergenekon"'da her türlü çelişki var.
Mahkeme ikinci bir ara verdiğinde, bu sefer mahkeme salonundakiler Yalçın Küçük'ün o meşhur sohbetlerinden birinin keyfini çıkardı.
Yalçın Hoca, gülüşmeler arasında seyircilerin isimlerinden İbrani olup olmadıklarına dair yorumlarda bulundu ve bulduğu "bilimin" faydalarını anlattı. Özellikle Türkiye'de ki Sabetayların farklı kolları (Yakubiler, Kapaniler, Karakaşlar) arasındaki karşılaştırmaları ve hangisinin daha "bizlere yakın", hangisinin daha "hain" olduğu yolundaki değerlendirmeleri ilginçti.
Bu arada tabir-i caizse, Yalçın Küçük'e şaka yollu "gaz veren" Tuncay Özkan, aralarında geçen bir anektodu şöyle aktardı:
"Hoca İbrani isimlerini sayarken Duygu ismini sayarken ben duymayayım diye fısıldayarak söylüyor sonra diğerlerini sesli saymaya devam ediyor"
Bu anektodu dinleyip gülüşenler arasında Duygu Dikmenoğlu da mevcuttu.
Mahkemenin verdiği arayı boşa harcamayanlar arasında Kemal ve Neriman Aydın kardeşler de var. Kendilerini dinleyenlere uzun uzun söylevler verdiler vatan meseleleri üzerine.
Bu konuşmalar ulusalcı cenahın toplumsal zeminden kopuklukları ve geleceğe yönelik aşırı iyimserliklerine dair bütün emareler ile bezeliydi.
Zir Vadisinde ortaya çıkan silahlar üzerinden resme katılan, daha sonra davası "Ergenekon"''a dahil edilen Yarbay Mustafa Dönmez de sanıklar arasında. İçinde silah bulunduğu iddia edilen Sapanca'daki metruk evinin nasıl içine rahatlıkla herşeyin konulabileceği bir ev olduğundan bahsediyor, polislerin silahları yerleştirirken yakalandığını iddia ediyordu.
Dönmez bu evdeyken beslediği Toprak isimli köpeğin nasıl kendisini hale beklediğini ve evin önünü terk etmediğini anlattı . "Ergenekon" iddianamelerinde yayınlanan tapeler sonucu def-i hacet faaliyetleri ortalığa dökülen Patik'ten sonra, Toprak'ın da "Ergenekon" sürecinde mağdur olan ikinci köpek olduğu anlaşılıyor.
Bir süre önce "vefat eden" Kaşif Kozinoğlu ile aynı koğuşta bulunan Atilla Uğur, Kozinoğlu'nun öldürülüp öldürülmediği yolundaki sorulara, anlamlı gözlerle susarak cevap veriyor.
Mahkemenin verdiği ikinci aradan sonra Tuncay Özkan söz alarak, daha önce ifade veren Selim Utku Gümrükçü, Evrim Baykara ve Murat Ağırer'e sorular yöneltmek istediğini belirtti. Mahkemenin Özkan'ın isteğini kabul etmesi sonrasında bu isimler sırayla kürsüye gelerek Tuncay Özkan'ın sorularını cevaplandırdı.
Özkan özetle bu isimlere aşağı yukarı aynı soruyu sordu:
"Benim talimatlarımla CHP'yi ele geçirmeye çalıştınız mı?
ADD'de Şener Eruygur'a karşı olan ekibi desteklemenizi istedim mi?
Bu üç isim de benzer ifadelerle;
CHP'yi Tuncay Özkan'ın telkinleri ile ele geçirmek gibi çalışmaları olmadığını, Tuncay Özkan'ın etkili, toplumda saygınlığı olan bir insan olduğu için CHP'ye kendilerinin çağırdığını, Tuncay Özkan'ın aksine CHP içinde bir şey yapılamayacağına inandığı için Yeni Parti'yi kurduğunu ve bunun üzerine kendisi ile bu parti bünyesinde çalışmaya başladıklarını belirtti.
Tuncay Özkan; kendisi CHP'yi ele geçirmek istiyorsa bu isimleri kendi partisinde çalışmaları için CHP'den istifa ettirmesinin bir mantığının olmadığını vurguladı.
Bu arada "Ergenekon"'da sıkça rastlanan komik tape vakalarından biri daha aydınlatıldı.
Tuncay Özkan'ın ekibinde yeralan Utku Gümrükçü, parti örgütlenme çalışmaları için Ordu'dayken Tuncay Özan arıyor ve soruyor:
"Ordu'daki örgütlenme tamam mı"
Ve Tuncay Özkan ve Utku Gümrükçü bu konuda açıklama yapmak zorunda kalıyor:
"O sırada Utku Gümrükçü Ordu ilinde ve ben kendisine o ildeki örgütlenme çalışmalarını yapıp yapmadığını soruyorum. Yoksa kastedilen TSK değil"
"Ergenekon" iddianamelerinin nasıl bir özenle ve akılla hazırlandığı bir kez daha ortaya seriliyor.
Tapelerden anlıyoruz ki, Özkan, ATV'de kendisi aleyhinde yayın yapıldığında, bu üç isimle, "alın elinize yumurta, domates, gidin ATV binasına atın" şeklinde talimat verecek kadar da içli dışlı.
Bu üç ismin Özkan'ın çevrelerine topladıkları 7-8 kişi ile ATV binasına gittikleri ama Tuncay Özkan'ın talimatlarına aykırı olarak sadece bir basın açıklaması okumakla yetindikleri anlaşılıyor.
Bu arada devreye, sinkaflı tapeleri okurken sesine ayrı bir ton katmayı seven savcı Pekgüzel giriyor ve Tuncay Özkan ile adamları ile aralarında geçen bir kaç konuşmayı , sinkaflı kelimelerin ilk harflerini telafuz ederek okumaya başlıyor.
Bu tapelerden Tuncay Özkan'ın bu ekip üzerinden CHP'de Baykal'I yıpratmak ve parti içinde yer edinmek için aktif bir çaba içinde olduğu anlaşılıyor. ADD'deki klikler savaşında da bu ekibin Tuncay Özkan ile birlikte hareket ettiği, kendi listelerini hazırlamaya çalıştığı, Tuncay Özkan'ın ADD'deki CHP'li klikle çalışmaktansa Şener Eruygur'la çalışmayı yeğlediği anlaşılıyor.
Tabi bütün bu konuşmalar , bütün üslup marazlarına rağmen, bir suça değil, Tayyip Erdoğan'dan Osman Pamukoğlu'na bu ülkede her siyasi figürün yaptığı perde arkası siyaset çalışmalarına denk düşüyor. Ortada Tuncay Özkan'ı "terör örgütü üyesi" olarak gösterecek bir durum yok.
Fakat savcılar bu tapeleri, Tuncay Özkan lehine ifade veren bu üç sanığı yalancı duruma düşürmek için ustaca kullanıyorlar.
Pekgüzel;
"Hani Özkan'ı CHP'ye sizin çağırdığını söylediniz ama bu tapelerde Özkan size emir veriyor"
derken hayli keyifli.
Siyaset yapmak, siyasetin gereği klik savaşlarına girmek suç değilken, Tuncay Özkan'ın ekibinin tapelerle kolayca ortaya çıkabilecek bir perdelemeye neden giriştiklerini anlamak zor.
Halbuki baştan söyle gitsin:
"Evet siyasetin gereği çalışmalar yaptık, bunun neresi suç savcı bey?"
...
Bu arada Tuncay Özkan ile savcı Pekgüzel arasındaki diyalogların tonlaması , uzun süre evli kalıp da yüzgöz olan çiftlerin tınısına sahip.
Savcıyı siyaset yapmakla suçlayan Tuncay Özkan oturduğu yerden sesleniyor savcıya
"Aynı telefon konuşmalarını okuyacaksan okuma Allahaşkına"
Özkan devam ediyor:
"Sayın Başkan, CHP'ye üye olmayan Tuncay Özkan'ın CHP'de yapmadığı siyasetin hesabı soruluyor.
Anayasa'nın düşünce ve kanaat hürriyeti var.
Ben derneklerin kurucusuyum, onlar yöneticileridir.
Eğer üslubumuzdan , dilimizden dolayı suçlanıyorsak, o zaman savcı yanında kırmızı biber getirsin, dilimize sürsün"
Bu sözler üzerine, Mahkeme Başkanı Özese, alamet-i farikası olan çıkışlarından biri ile salonu güldürüyor:
"Lütfen ; hiç kimse öyle bir şey yapamaz"
"İlahi Başkan" diye geçiriyorum içimden, zamanında adil yargılanmamaktan şikayet eden Birol Başaran'ı ,
"Müsterih olunuz, yargılamalarımız CMK kapsamında yapılmaktadır"
sözleri ile rahatlattığını hatrlayarak.
Geçenlerde "Ergenekon" duruşmasında tanıklık yapan Tayfun Karlıbel'in Mahkeme Başkanı Özese ile ilgili izlenimlerini anlatırken kullandığı ifade aklıma geliyor:
"Özese İngiliz lordu gibi"
Gülümsemeye devam ediyoruz.
Velhasıl, duruşma sonlanıyor, mahkeme gelecek celseye kadar diğer sanıkların savunmalarını tamamlamalarına fırsat verilmesine ve duruşmanın 6 Şubata ertelenmesi kararını açıklıyor.
Sanıklar seyirci sıralarındaki aileleri, yakınları ile vedalaşırken sürekli sanık olara Jandarma eşliğinde çıktığım salondan özgür bir insan olarak çıkmanın mahcubiyeti ile çok oyalanmadan ayrılıyorum.
"Ergenekon" duruşmasından çıkıp 100 metre ötedeki Balyoz duruşmasının yapıldığı büyük salona doğru yol alıyoruz.
"Balyoz" duruşmasındaki sahne görüntülenebilse tarihi bir sahne.
Büyük duruşma salonunun ucunda yeralan mahkeme heyetinin yüzü zar zor seçiliyor ufukta.
Salonun diğer ucundaki 3-5 sıra seyirci ile mahkeme arasındaki geniş uzun alan göz alabildiğince subay dolu.
Bu manzarayı seyrettikçe içim burkuluyor.
İçimi daha da burkan , salona girdiğimizde savunma yapmakta olan Erden Ülgen'in savunmasını dinlemek oluyor.
"Janjanlı" sunumlar eşliğinde koskoca generaller, "Yüce Mahkeme Heyeti" diye hitap ettikleri mahkeme heyetine, nasıl asla darbe yapmaycaklarını, görevlerini nasıl en iyi şekilde yaptıklarını, demokrasiye nasıl bağlı olduklarını anlatmaya çalışıyor.
Sanki onu yargılayanların çok da umurunda ne kadar başarılı subay oldukları.
Erden Ülgen, kendi görev alanı ile ilgili, hava savunma alanında iddianamedeki çelişkileri tek tek sıralıyor. Bu arada İstanbul'un hava savunma haritasını gösteren slide , duruşma salonuna hakim iki büyük perdenin üzerine yansıtılmış durumda.
İstanbul'un hava savunma haritasının üzerinde NATO ve Türk Bayrağı yanyana duruyor.
Sonrasında Cahit Serdar Gökgöz kısa bir savunma yapıp, imzasız belgelerde sözü edilen çalışma grupları ve görevlendirmeler ile ilgisi olmadığını, meşhur 5-7 Mart 2003 seminerlerine katılmadığının altını çiziyor.
Arada arka sıralara gelip aileleri ile görüşen subayların bu manzarası yürek burkuyor.
Bir gün bu görüntüler yayınlandığında, meşhur Yassıada görüntülerinin negatifi olarak tarihe kazınacağına emin olabilirsiniz.
Zaten "Ergenekon"'da Yassıada'nın negatifi olarak seyrediyor.
Tekrar yola koyuluyoruz İstanbul'a doğru. Önümüzde 3 saatlik yol var.
Salondan çıkıp, otobüslere bindirilip 5 dakika mesafedeki soğuk koğuşlara götürüldüğümüz günler aklımda uyuyakalıyorum koltukta.
Yanımda "Ergenekon"'un bana en büyük hediyesi.
B.G.
|