Siyaset29 Aralık 2011 00:00

Türköne AKDTYK'ya Çok Yakışıyor!-Sol Haber

Yapılan tartışmalarda ve ortaya konan tepkilerde AKDTYK’nın 1983 yılında darbenin hemen ardından kurulmuş, 12 Eylül ürünü bir kurum olduğu unutuldu. Unutulan bir diğer nokta, Mümtaz’er Türköne’nin kişisel tarihinin bu kurumu kuruluşundan bu yana yöneten zihniyet ile ideolojik ve siyasi olarak paralellik gösterdiği idi.... fusidinezuur voetschimmel fusidinezuur creme fusidinezuur acnerenovation vejle renovation skive renovaabilify abilify alkohol abilify

Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu'na (AKDTYK) atanması tartışma ve tepkilere neden Zaman yazarı Mümtaz'er Türköne aslında AKDTYK'ya çok yakışıyor. 28 yıl önce de AKDTYK'yı Türköne'nin fikri üstatları kurmuş ve yönetmişti...

Zaman gazetesi yazarı Mümtaz’er Türköne’nin Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’na (AKDTYK ) atanması tartışmalara ve tepkilere neden oldu.

Tepkiler en çok “İsminde Atatürk olan bir kurumun başına nasıl olur da Mümtaz’er Türköne gibi ‘Atatürkçülük eşittir darbecilik’ diyen bir ismi getirirler” cümlesi ile ifade edildi.

AKP iktidarının, bir devlet kurumunun başına bir kez daha kendisine yakın bir ismi atamasının, üstelik bu isim uzun bir süredir Gülen Cemaati’nin gazetesinde yazan ve yazılarında sık sık Atatürkçülüğü darbecilikle eşitleyen bir isim olunca, tartışma ve tepkilere neden olması bir açıdan oldukça normal.

Ancak yapılan tartışmalarda ve ortaya konan tepkilerde AKDTYK’nın 1983 yılında darbenin hemen ardından kurulmuş, 12 Eylül ürünü bir kurum olduğu unutuldu. Unutulan bir diğer nokta, Mümtaz’er Türköne’nin kişisel tarihinin bu kurumu kuruluşundan bu yana yöneten zihniyet ile ideolojik ve siyasi olarak paralellik gösterdiği idi.

AKDTYK ile Mümtaz’er Türköne aslında birbirine çok yakıştı ancak asıl üzerinde durmamız gereken nokta atamanın zamanlaması:

2011 yılı ile zaferini ilan eden İkinci Cumhuriyet kendi resmi ideolojisini oluşturmak ve bir politik-tarihsel figür olarak Mustafa Kemal’i bu resmi ideoloji içerisinde bir yere yerleştirmek zorunda. Bir diğer Zaman yazarı İskender Pala ve yine Gülen cemaatine yakınlığıyla tanınan Alparslan Açıkgenç ile birlikte Mümtaz’er Türköne’nin atanmasının altında yatan temel amaç bu ihtiyaca yanıt vermek.

Zaten Türköne’nin atandıktan sonra dile getirdiği cümleler bu ihtiyaca yanıt vermeye çalışacağını açık biçimde gösteriyor.

AKDTYK neden Türköne’ye yakışıyor?
Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu (AKDTYK), 1982 Anayasası ile kuruluşu ilan edilen ve 1983 yılında faaliyete başlayan bir kurum. 12 Eylül öncesinde görece özerk yapıda olan ve 12 Eylül paşalarının solcuların elinde olduğunu iddia ederek kapatmayı düşündükleri Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu gibi kurumlar 1982 Anayasası ile AKDTYK’nın bünyesine dahil ediliyor. Atatürk Araştırma Merkezi ve Atatürk Kültür Merkezi de AKDTYK bünyesinde kuruluyor.

AKDTYK’nın resmi amacı Anayasa’da “Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılâplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak, yaymak ve yayımlar yapmak” olarak ifade ediliyor. Kurum, Cumhurbaşkanının gözetim ve desteğinde, Başbakanlığa bağlı olarak faaliyet yürütüyor. Yani herhangi bir özerklik söz konusu değil. 11 Ekim 2011 tarihli bir Kanun Hükmünde Kararname ile Yüksek Danışma Kurulu’nun yapısı şöyle tarif ediliyor:

"Başbakanın veya ilgili Bakanın başkanlığında, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı, Dışişleri Bakanı, Kültür ve Turizm Bakanı, Milli Eğitim Bakanı ile Başbakan tarafından belirlenecek diğer bakanlar, Yükseköğretim Kurulu Başkanı, Cumhurbaşkanınca Yüksek Kurumun görev alanına giren konularda özgün bilimsel araştırmalarıyla tanınan bilim adamları arasından üç yıllığına seçilen üç üye ile Yüksek Kurum Başkanı ve Kurum Başkanlarından oluşur. Cumhurbaşkanı ve Başbakan gerekli gördükleri hâllerde, Yüksek Danışma Kuruluna başkanlık eder.

AKP’nin Ekim 2011 tarihli KHK’sı da tıpkı 12 Eylülcülerin yaptığı gibi kurumu doğrudan devletin tepesine bağlıyor.

AKDTYK’nın resmi amacında “Atatürkçülük” ifadesi geçse de, kurum 12 Eylül darbesinin temel felsefesi olan Türk-İslam sentezi ekseninde üretimde bulunageldi. Kurumun kuruluşu sürecinde milliyetçi-muhafazakar ideologlar rol oynadı ve kurulur kurulmaz da bu isimler kuruma dolduruldu. Bu isimlerden bazıları şöyle: İbrahim Kafesoğlu, Bayram Kodaman, M. Altay Köymen, Bahaettin Ögel, Bahaettin Yediyıldız, Hakkı Dursun Yıldız, Fahrettin Kırzioğlu, Faruk Sümer...

12 Eylül öncesinde MHP’li, MSP’li ve Adalet Partili olan milliyetçi-muhafazakar ideologlar AKDTYK’ya dolduruldu.

12 Eylülcüler kurumu, Türk-İslam sentezinin üretiminde önemli bir yere sahip olan Aydınlar Ocağı’na teslim ettiler. 1982 Anayasası'nı hazırlayan komisyonun başkanını belirleyecek kadar darbe döneminde aktif olan Aydınlar Ocağı’nın kurucularından İbrahim Kafesoğlu’nu kuruma aldılar ve Kafesoğlu da kurumu şöyle tarif etti:

"Atatürk Yüksek Kurumu’nca ulaşılabilecek tarih, dil, san’at, hukuk, din vb… alanlarına ait, ilmi objektif sonuçlara Türkiye’de her çeşit eğitim ve öğretim kuruluşu ve yayın vasıtaları başta olmak üzere resmi, özel cemiyet, daire, oda, sendika, birlik-dernek ve benzerleri tarafından kesinlikle uyulması mecburiyetinin sağlanması ile gerçekleşebilir. Bizce milli birlik şuurunu disipline edeceği için ihmale asla tahammülü olmayan en önemli nokta da budur.” Tercüman Gazetesi, 14 Eylül 1983. Aktaran Yüksel Taşkın - Milliyetçi Muhafazakar Entelijansiya, İletişim Yayınları.

1982 Anayasası'na zorunlu din dersi uygulamasının eklenmesini sağlayan milliyetçi-muhafazakar isimler, 12 Eylül darbesinin ardından Türk-İslam sentezi çerçevesinde hazırlanan tarih ders kitaplarının da yazıcısı oldular. İbrahim Kafesoğlu gibi ders kitapları yazarları arasında yer alan Altan Deliorman'ın kitapları şu an Gülen Cemaati'ne yakın bir yayınevi olan Timaş Yayınları'ndan basılıyor.

Kurumun ilk başkanı emekli general Suat İlhan, MHP üyesi olan Prof. Dr. Abdulhaluk Çay'ın yayınlarını okumayı salık veriyor. (Suat İlhan, Türk Askeri Kültürünün Tarihi Gelişmesi: Kutsal Ocak, İstanbul, Ötüken, 1999, s.289)

1980 öncesinde ülkücü olan, 12 Eylül'ün ardından iktidara gelen tüm sağ iktidarların yanında yer alan Mümtaz'er Türköne ise böyle bir kurumun başına geçtikten sonra "Atatürkçülük eşittir darbeciliktir" diyerek aslında tam da kendi fikri üstatlarının yarattığı "Atatürkçülük"ten bahsediyor.

Türköne neden AKDTYK’ya yakışıyor?
Mümtaz'er Türköne, 1980 öncesinde MHP'nin gençlik örgütlenmesi ve devletin kontrgerilla bahçesi olan Ülkü Ocakları'nın üyesi oldu. Ankara'da, dönemin birçok siyasi cinayetinde ismi geçen Ülkü Ocakları Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ile çalıştı. Kendi anlattığına göre, Yazıcıoğlu ile birlikte MHP içinde Türk-İslam sentezini savunan kesime yakın durdu. 12 Eylül döneminde AKDTYK'ya atanan ülkücü üstatları kadar şanslı olamadı ve darbecilerin darbeyi sola ve işçi sınıfına karşı yaptıklarını perdelemek için cezaevine attığı sağcılar arasında yer aldı. 12 Eylül'ün ardından Gazi Üniversitesi'nde dönemin Türk-İslam sentezine uygun akademik çalışmalar yaptı ve önce doçent ardından da profesör ünvanını aldı.

İslamcıların 80 sonrasındaki önemli dergilerinden olan ve Turgut Özal'a gayriresmi rehberlik etmeye de soyunan Türkiye Günlüğü dergisinde yazdı.

90'lı yıllarda Tansu Çiller'e resmi danışmanlık yaptı. Çiller "Devlet için kurşun atan da yiyen de şereflidir" dediğinde, Türköne, Çiller'in danışmanı idi.

2000'li yıllar ile birlikte Gülen Cemaati'ne ve AKP iktidarına yanaştı. Zaman'da köşe sahibi oldu. 2011 Haziran seçimlerinde AKP'den milletvekili adaylığı için köşesine veda etti, ancak Erdoğan'dan veto yeyince köşesine geri dönüverdi. Zaman gazetesinde köşe yazarlığı dışında, TRT'de program yaptı. Erdoğan'dan veto yiyen Türköne, geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından AKDTYK Yönetim Kurulu üyeliğine atandı.

Bundan 28 yıl önce Türköne'nin fikri üstatları 12 Eylül darbecileri tarafından AKDTYK'ya doldurulmuştu. Şimdi de AKP onu AKDTKY'ya atayarak 12 Eylül'ün açtığı yoldan ilerlediğini bir kez daha göstermiş oldu.

Türköne’nin AKDTYK’ya dair hedefleri atamadaki amacı gösteriyor
Türköne, AKDTYK'ya atanmasının ardından konu ile ilgili Habertürk gazetesine röportaj verdi. Yukarıda anlattığımız gibi, kurulduğunda Türköne'nin üstatlarının atandığı kuruma, 28 yıl sonra bu kez Türköne atandı. Son 30 yılda hemen her dönem Türköne siyasi iktidarda kim varsa ona yakın oldu. Ama verdiği röportajda kendisine tepki gösterenlere şu sözlerle yanıt vererek pes dedirtti:

"İtiraf edeyim; tepkilere kızıyorum. Ama aynı zamanda anlıyorum. Bu Atatürkçülük müthiş bir sermaye. Sınıf atlamanın, itibar kazanmanın, emek vermeden unvan elde etmenin en kestirme yolu. 'Biz Atatürkçüler' diye söze başlayınca adamın başka hiçbir vasfa ihtiyacı kalmıyor. Ben onları rahatsız ettim. Çünkü maskelerini indirdim."

Türköne, Habertürk'e verdiği röportajda "Kurumunuzun bir görevi de 'Atatürk Uluslararası Barış Ödülü'ne değer kişiyi seçmek. Siz önümüzdeki dönem bu ödüle yerli ve yabancı şahsiyetler olarak kimi layık görürdünüz?" sorusuna verdiği yanıtla, İkinci Cumhuriyet'in resmi ideolojisinin yaratılması ve topluma devlet eliyle yayılması sürecinde AKDTYK'nın da katkıcı olacağını açık biçimde gösteriyor:

"Şimdi siz sorduğunuz için ilk aklıma gelenleri söylüyorum. Türkiye için Kemal Burkay. Uluslararası alanda ise Tunus'ta Gannuşi olabilir."

Kemal Burkay'ın böyle bir ödülü kabul edip etmeyeceği ayrı bir konu olsa da Türköne'nin amacı açık: 30 yıl önce kendisinin ve üstatlarının 'kart-kurt' diyerek aşağıladığı Kürtlerin, liberal-muhafazakar eksende kapsanmasına ve Kürt kimliğinin de bu içerikle belirlenmesine katkıda bulunmak.

Batı'nın "Arap Baharı" adını verdiği süreç sayesinde iktidara gelen, Müslüman Kardeşler üyesi Raşid Gannuşi'nin isminin zikredilmesi de kurumun Yeni Osmanlıcı bir eksende üretimde bulunacağının açık işareti. Bu arada kurumun 1986 yılında verdiği ilk "Atatürk Uluslararası Barış Ödülü"nün, Türköne'nin milliyetçi-muhafazakar üstatları tarafından eski NATO Genel Sekreteri Joseph Luns'a verildiğini hatırlatalım. Barış ödülünü koskoca emperyalist savaş aygıtının başındaki isme veren geleneğin, şimdi de Gannuşi'ye ödül vermesine kim şaşırır...

Peki Atatürkçülük ne mi olacak? Türköne onu da anlatıyor:

"Akşamcısı Atatürk'ü beyaz leblebi ve keçi peyniriyle rakısını yudumlayarak, arabesk dinleyerek yad etsin. Alevi'si ayin-i cemde niyaza dahil etsin. Öbürü mevlit okutsun, dua etsin. Sadece Anıtkabir'e gidip çaput bağlama işine sıcak bakamam."

(soLhaber)