|
|
Son zamanlarda Ülkemizin gündemine “Dersim” tartışması oturdu. Aslında
ortada bir tartışma da yok! Çünkü tartışma, karşı görüşleri
savunanların aynı platformda konuşması ile olur. Birileri medyanın gücü
ile amaçlarına yönelik açıklamalar yaparak halkı yönlendirmeye ve
kamuoyu yaratmaya çalışıyor!
İbretle ve hayretler içinde izliyoruz, okuyoruz…
Artık bende şu kanaat oluştu: Sanki Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni
kuran iradenin yargılanması isteniyor!
Dikkat ediyor musunuz?
Dersim den
bahsedenler “Dersim katliamı” diye bahsediyor ve söze başlıyor! “Dersim
İsyanı” diye bilgilendirmelere bir giriş yapılmıyor!
Eğer bu olay konuşulacaksa, öncelikle olayı meydana getiren sebeplerin
belgelere dayanılarak açıklanması gerekir. Sonuçtan başlayarak açıklama
yapmak, başka sonuçları doğurur…
Bilirkişiler, isyanın çıkış sebeplerini belgelere dayanarak mutlaka
açıklayacaklardır. Acaba bu doğru açıklamalara medya yeteri kadar yer
verecek mi?
Dersim İsyanının öncesinde aynı maksada yönelik yapılmış diğer
isyanlardan da bahsetmenin gerekliliğini unutmamak gerekir!
Dersim İsyanı
olmadan önce onlarca bölücü isyanlar olmuştur. Bu isyanlardan üçü çok
önemlidir.
1)
Koçgiri İsyanı: Bu isyanı anlamak, diğer tüm isyanların
sebeplerini anlamak demektir.
Yıl 1920-1921 Kurtuluş Savaşı’nın en ateşli döneminde Dersim ve Sivas
civarında TBMM Hükümetine karşı işgalcilerin tahriki ile isyan
çıkartılır. İsyanı çıkartanların hedefi Osmanlı Devleti’ni parçalayan
ve işgal edilmesine olanak sağlayan Sevr antlaşmasının uygulanarak
Doğu’da Ermeni ve Kürt Devletlerinin kurulmasını sağlamaktır.
İsyan aynı zamanda Ankara’ya doğru yürüyen Yunan ordusuna destek vermek
için çıkartılmıştır. İsyan, Batı Cephesinden birlikler Doğu’ya
gönderilerek bastırılmıştır… Bu isyanı bastırmak için elbette asiler
öldürülecek ve mahkum edilecektir. Bu da mı katliam oluyor?
2)
Nasturi İsyanı: Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı
Devleti’ne karşı Ruslar’ın yanında yer alarak Türklere karşı savaşan
Irak sınırımıza yakın bölgede yaşayan Süryanı Hıristiyanlar,
Musul meselesi devam ederken İngilizlerin kışkırtması ile 1924 yılında
isyan etmiştir.
İsyan bölgesinde Devlet memurları görev yapamaz Müslüman halk ise
mağdur hale gelmiştir. Karakollar basılmış askerlerimiz şehit
edilmiştir. İsyanı bastırmak için gönderilen birliklere İngiliz
uçakları bomba yağdırmıştır. İsyan
bastırıldıktan sonra Nasturiler Irak’a geçerek İngilizlere sığınmıştır…
Şimdi ne yapmalıyız? İhanet eden Nasturiler den demokrasi adına özür mü
dileyelim?
3)
Şeyh Said İsyanı: En fazla konuşulan isyandır. Bu isyan da
yine İngiliz kışkırtmasını ve isyancıları desteklemesini görüyoruz.
Musul meselesi sürüncemesinde Nasturi isyanından bir sonuç alamayan
İngilizler 1925 yılında Doğu’da büyük bir isyanın başlamasına sebep
olmuştur.
İsyanı çıkartanlar,
Hilafetin kaldırılmasını bahane ederek dini söylemler ile halk üzerinde
etkili olmuştur. İsyan bastırılmış ancak Misak- Milli sınırları
içindeki Musul bölgesi, bu isyandan dolayı Milletler Cemiyeti’nde
kaybedilmiştir…
Dersim İsyanı’nı, öncelikli isyanlardan sonra açıklamak gerekir.
1937 yılında Türkiye Cumhuriyeti dış politikasında Atatürk’ün
“Kırk asırlık Türk
Yurdu düşman elinde esir kalamaz”
dediği “Hatay sorunu”
vardır.
İşgalci Fransızlar, Hatay’ın Türkiye’ye ilhakını engellemek ve
Suriye’ye bağlanması için Doğu’da kışkırtıcılığa başvurmuştur. Dersim
isyanını çıkartanlar Fransızlar ve İngilizlerden yardım talep
etmişlerdir. Türkiye, Musul’u kaybettiği gibi Hatay’ı da kaybetmek
istememiş ve sonucu çok ağırda olsa isyanı bastırmıştır.
İkinci Dünya Savaşı’ öncesinde Fransızlar’ın Hatay’dan çekilmesi, 1938
yılı referandum sonucu “Hatay
Türk Cumhuriyeti’nin” kurulmasına ve 1939 yılında da
Türkiye’ye ilhakına vesile olmuştur…
Dersim İsyanının kanlı bir şekilde bastırılması bir hata olup özrü
gerektiriyorsa, Hatay’ın da Suriye’ye verilmesi gerekir. Zaten Suriye,
Hatay’ı kendi haritalarında sınırları içinde gösterir!
Bir başka hususta şudur:
Dersim
İsyancılarının başında bulunan “Seyyid Rıza”dır.
Seyyid
nedir, kimlerdir?
Hazreti Peygamber’in torunları Hz. Hüseyin’in soyundan gelenlere
“Seyyid”, Hz. Hasan’ın soyundan gelenlere “Şerif” denmiştir. Seyyid
“efendi önder”, şerif ise “şerefli önder” anlamındadır.
Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde soy kütüğüne göre Seyyid olanlara
itibar edilmiş, korunmuş, payeler verilmiştir. Seyyidler soylarının temizliğini
kayda aldırmak için aileden “Nakibüleşraf” adı verilen memurlar tayin
ederlerdi. Bu kayıtlar, sahte seyyid ve şerifleri önlemek için
yapılmıştır.
Osmanlı Devleti’nin savaşlarında Seyyidler, Peygamber Sancağı’nın
altında toplanır Türk Ordusu’nun zaferi için dua ve niyazlarda
bulunurdu. Seyyidler, kendilerini koruyan devlete karşı hiçbir zaman
aykırı davranmamıştır…
Devletine isyan eden, Mehmetçikleri şehit eden “Seyyid” olabilir mi?
Şurası unutulmamalıdır ki; her olay zamanın şartlarına göre
değerlendirilmelidir. Yaşadığımız zamanın sosyal, siyasi, teknolojik ve
kültürel gelişmişliğin getirmiş olduğu refah seviyesi içinde geçmişi
yargılamak ne kadar doğru olur ki?
Tüm bunlar olayları yorumlama da bir ibret olmalı ve ders alınmalı. Bu
Ülke; hain düşüncelere sahip olmayan Türk’ü ve Kürt’ü ile Alevi’si ve
Sünni’si ile hepimizindir. Önemli olan anlayabilmek, anlatabilmek ve
anlaşabilmektir.
|