|
Dikkat
edilirse, tüm olayların başlangıcı olarak ''iki Almanya'nın birleşmesi''
tarihinin verilmesine özen gösteriliyor. Bu tarih, ''birleşmenin ortaya
çıkardığı sorunların nasıl çözüleceğine'' ilişkin verilen kararlarda
kuşkusuz, önemlidir. Ancak, göçmenlere yönelik şiddetin kaynağını
açıklamaktan uzaktır. ''Birleşme'' öncesinde de var olan sözüm ona
''neo nazişiddet''in kaynağının da, keza ''derinliklerde'' aranması
iddiası şimdilik çürütülmeyi bekliyor.
Türklerin
Almanya'da varlığının 50. Yılını ''kutluyoruz''! Happy birthday, Türke!
Almanya
ve tüm Avrupa ekonominin yeniden inşasında ve toplumsal refahın
yükseltilmesinde son derece önemli katkılar yapan göçmen işgücüne
devletin bakış açısını ele vermesi bakımından ibret verici bu ifşaat,
Almanya'da ''Türklerin
50. Yılı'' başlığı altında kutlamalar yapılırken ortaya
çıkınca, ilginç bir paradoks kendiliğinden gerçekleşmiş oldu. En azından, artık varlığımızın
Almanya'da yetki sahibi ve genişliği tam olarak kestirilemeyen bir
''derinlik'' tarafından kutlama ile karşılanmadığını biliyoruz.
''İnsanlık tarihinin en yüce
değerlerinin ortaya çıktığı ve yerleştiği mekân olarak''
kendisini göstermeyi pek seven Avrupa'nın aslında, kendisine yardımcı
olan konuklarına karşı bile riyakâr ve hilebaz davrandığının
anlaşılması, ''modern batı'' algısı üzerine yapılan tartışmalara da bir
katkı sağlayacaktır.
Tüm
olguları yan yana getirdiğimizde, Almanya'nın uzun vadede kaybeden
taraf olacağını söylemek kehanet değildir.
Gitmemizi mi istiyorsunuz? Peki, gidelim!
Bunun
sonuçlarına katlanacak ve bedelini ödeyecek hazırlığınız vardır,
herhalde?
Almanya
ekonomisinin ''kalbi'' otomotiv başta olmak üzere, endüstrinin en ucuza
çalışan ve en yetişkin kadroları olan Türklerin ülkelerine dönüşüne
hazır mısınız?
Küçük esnafların en yaygını olarak hem işsizliği gizleyen ve hem de
perakende sektöründeki tekelleşmeyi kıran Türk girişimcileri
kaybettiğinizde neler olacağına hazır mısınız?
Binlerce bilimciyi Türkiye'ye gönderdiğinizde hem bilimsel rekabette ve
hem de eğitimde kaybetmeye hazır mısınız?
Türkleri
göndererek, boşluğu eski Doğu Almanya'nın iş gücü ile kapatmak
düşüncesi Almanya'da karar vericilerin ne kadar sığ ve ufuksuz kararlar
alabildiğini göstermesi açısından da ibret vericidir.
Türklerin nasıl gönderileceğine karar verenlerin ise, eski geleneklere
başvurmak dışında fazla fantezileri olmamasıda, Almanya adına ayrıca
bir kepazelik yaratıyor. Nitekim, Angela Merkel'in bunun farkında
olarak, olayı ''utanç verici'' şeklinde nitelediği anlaşılıyor.
Göçmenlere
yönelik şiddetin arkasında derin güçlerin varlığının ortaya çıkmasının
toplumsal hayata etkilerini hep birlikte göreceğiz. Ancak, yetkili
makamlarda bulunan sorumluluk sahibi politikacıların, göçmenlerde
yayılacak ''anti-Almanya'' duyguların zararlarını Almanya ekonomisinin
ve siyasetinin karşılayamayacağını idrak etmesi gerekiyor. Tersine göç, bu tepkilerin belki
de şiddetli dalgasını oluşturacaktır.
''Mio dio arrivano i turchi''
yani, ''aman Allahım,
Türkler geliyor'' tümcesini İtalya kıyılarında yaşayan
köylüler bir felaket parolası olarak kullanırmış.
Osmanlı devletine bağlı korsanların bu kıyılara her uğrayışı ürünlerin
gasp edilmesi, kızlara harem için, erkeklere ise Enderun için
alıkonulması demekmiş.
Bugün, özellikle de Almanya açısından, ''aman Allah'ım, Türkler gidiyor''
demek, ekonomik ve politik ilişkilerin yönünü göstermesi nedeniyle
doğru ve yerinde bir felaket uyarısı olacaktır.
|