Teknoloji28 Ekim 2011 00:00

Erdoğan'la Çevik Bir'i Birleştiren Deprem Silahı Teknolojisi - Açık İstihbarat

1999 depreminden bu yana bu konuda en ayrıntılı raporları yazan, yetkililerin önüne ABD'nin elinde deprem silahı bulunduğuna dair somut kanıtı koyan ve 2001 yılında ABD Büyükelçiliğine yönelik gerçekleştirilen depremle ilgili eylemi ilk duyuran yayın olarak bu teknolojinin varolup olmadığını tartışmıyoruz bile. Merak eden alır, ""Dört Yaz Önce Ne Yaptığınızı Biliyoruz" - Sosyal ve Siyasal Çözülmenin İşaret Fişeği Depreme Farklı Bir Bakış" başlıklı raporumuzu okur.  Gerçekleşen her depremi , bu deprem silahına bağlayanlardan da değiliz. HAARP teknolojisi, deprem teknolojisi değil özel bir iletişim teknolojisi ve aynı zamanda atmosfer silahıdır. HAARP, esas deprem silahı teknolojisini perdelemek için piyasaya salınmış bir sis bombasıdır. discount drug coupons click free discount prescription cardcleocin 150 mg read cleocin 300 mgmicardisplus 80/25 mg click micardis plus 80 12.5 mg

 Erdoğan'la Çevik Bir'i Birleştiren Deprem Silahı Teknolojisi

Açık İstihbarat

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
 
www.acikistihbarat.com

28.10.2011


İnsanlığın en büyük talihsizliği teknolojinin tahayyül edilemez ufuklara doğru yelken açtığı bir dönemeçte, toplumsal ahlakın yerlerde sürünmeye başlamış olmasıdır. 

Yüksek teknoloji düşük ahlakla birleştiği noktada insanlığı ve milletleri binbir belanın beklediği aşikar. Bir yazılım hamlesi ile seçim sonuçlarına müdahale eden hükümetlere de rastlarsınız, yeni nesil bombalarını denemek için Libya'da insanların kanına girenlere de.

Bu ahlaksızlığın temel şartlarından biri insanın araçsallaştırılmasıdır. Bu araçsallaştırma insanlığın gözüne ilk bilgisayar oyunları ile sokulmuştur. "Tanrı gözü" denilen açılarla oynanan bu oyunlar insanları kitleler halinde hareket ettirmenin veya öldürmenin stratejik hesapları üzerine kuruludur.

Bunlara popüler kültüre enjekte edilen Kurtlar Vadisi gibi zehirleri katarsanız , insan öldürmenin araçsallaştığı ve önemsizleştirildiği bir toplumsal zemine ulaşırsınız. Bu tarz toplumları yöneten elitlerin bakış açıları ise, sokakta "canımı çok sıkıyor, sıkacağım bir tane" diyen avamın bir üst versiyonu olarak karşımıza çıkar.

Sokaktaki adam kendini "mafya babası" zannederken, yönetici elit kendini tanrı olarak görmeye başlar, tanrıyı oynar. Toplum köpek düzenine girer. Herkes yanındakinin gücüne göre ya ezer, ya biat eder. 

İşte bu "Tanrı"yı oynayabileceğini zanneden ahlaksız elitlerin eline verilebilecek en yüksek teknoloji "deprem silahı" teknolojisidir.

1999 depreminden bu yana bu konuda en ayrıntılı raporları yazan, yetkililerin önüne ABD'nin elinde deprem silahı bulunduğuna dair somut kanıtı koyan ve 2001 yılında ABD Büyükelçiliğine yönelik gerçekleştirilen depremle ilgili eylemi ilk duyuran yayın olarak bu teknolojinin varolup olmadığını tartışmıyoruz bile.

Merak eden alır, ""Dört Yaz Önce Ne Yaptığınızı Biliyoruz" - Sosyal ve Siyasal Çözülmenin İşaret Fişeği Depreme Farklı Bir Bakış" başlıklı raporumuzu okur. 

Gerçekleşen her depremi , bu deprem silahına bağlayanlardan da değiliz. HAARP teknolojisi, deprem teknolojisi değil özel bir iletişim teknolojisi ve aynı zamanda atmosfer silahıdır. HAARP, esas deprem silahı teknolojisini perdelemek için piyasaya salınmış bir sis bombasıdır.


HAARP'la tayfun, yağmur, fırtına yaratabilirsiniz ama deprem değil.  Dolayısı ile Van depremini HAARP teknolojisi üzerinden deprem silahına da bağlamıyoruz, bağlayanlara da acil şifalar diliyoruz.

Van depremi ne kadar doğal bir deprem ise, Gölcük'te İsrail ve ABD donanmalarının da katıldığı tatbikat sırada gerçekleşen Gölcük depremi de o kadar yapay olarak tetiklenmiş bir depremdir.

Ve Gölcük depremi 28 Şubat aracılığı ile başlatılan ve AKP projesinin başa geçirilmesi ile olgunlaşan sosyal-siyasal sürecin çok önemli bir durağı ve 28 Şubatın devamıdır.
Ve bu depremin 28 Şubat sürecinin devamı olarak kurgulandığına inandığımız için, geçenlerde 28 Şubat'ın başat figürlerinden biri ile ilgili ortaya çıkan bir anektodu özellikle önemsiyoruz. 

AKP'yi iktidara getiren 28 Şubat sürecinin katalizörü ve daha sonrasında AKP'ye danışmanlık yapmaya başlayan zamanın generali, şimdilerin İsrail'le bağlantılı işadamı Çevik Bir'den sözediyoruz.

28 Şubat sürecinde Tansu Çiller'in başdanışmanlığını yapan Kocabıyık ve Karaca'nın geçenlerde Çevik Bir'le ilgili anlattıkları bir anektod basına yansıdı.

(Açık İstihbarat : 28 Şubatta Tayyip Erdoğan'In önünü temizleme operasyonunda hedefe konan İslamcı yapılar arasında Enver Ören yeralmamıştır. Çevik Bir'İn Enver Ören'e yönelik bu duygusal yaklaşımları ayrıca incelenmeye değer bir konudur)

Bu anektoda göre Çevik Bir, Enver Ören'e aynen şunları söylüyor:

"Enver Ören Bey, Çevik Bir ile askeri liseden sınıf arkadaşları. Söylentiye göre Enver Bey, Çevik Bir'e gitmiş. "Bu yapılan şeyler toplumda kaosa yol açar, kan dökülebilir' şeklinde ikazlarda bulununca Çevik Bir demiş ki,

"3 milyon insan ölse ne olur?"

Yukarıda bahsettiğimiz, insanları kitleler halinde öldürmeyi daha ulvi amaçlar için bir araç olarak gören o sapkın anlayışın bir yansıması ile karşı karşıyayız bu anektodda.

Yalnız bu sözlerin neye istinaden söylendiği konusunda tereddütlerimiz var.

Bu anektod, Ergenekon-Balyoz sürecinde gündeme geldiği için, darbe ile bağlantılı olarak ele alındı ve Çevik Bir'in "bir darbe olsa ve 3 milyon kişi ölse ne olur?" mealinde bu lafı söylediği iddia edildi.

Halbuki hiç kimse bir darbe ile 3 milyon kişiyi öldüremez. Bu rakam; Pol Pot ve Stalin rejiminin bile tahayyül edemeyeceği bir insan kıyımıdır.

Bu sayıda insanın kıyımına ancak doğal afetler ve özellikle depremler sebep olabilir.

Çevik Bir bu sözleri sarfetti ise, (tekzip ettiğine şahit olmadık) kastettiği bir darbe değil, fazlası ile içli dışlı olduğu ABD ve İsrail'in elindeki bu özel deprem teknolojisi ve silahı olabilir.

Deprem sonrasında yaşanan olağanüstü şartların etkisiyle ne tür "sıkıyönetim ilanı" çabalarının yaşandığını bilenler için , depremin birileri tarafından nasıl bir sosyal-siyasal proje olarak görüldüğü de bir sır değildir.

Bazı dangalak islamcıların o dönemde ortaya çıkıp, "Gölcük'te fuhuş yapılıyordu , o yüzden depremin merkez üssü orası" gibi sözlerle saçmalamaları da, yine deprem travması üzerine "şeriatçı" imgesini yerleştirmek adına kendi içinde bir Aczmendi vakasıdır.

Amaç; deprem bahanesi ile ülkedeki siyasal süreci askıya almaktı ve tabiki bu olası darbenin "Kenan Evren"i hazırdı. 

Fakat Washington-Kudüs eksenindeki  hesap çarşıya uymadı. Tayyip Erdoğan henüz yeteri kadar olgunlaşmamıştı.

Türkiye'de devlet-millet ilişkisini kıran bu depremin sonuçlarının olgunlaştığı noktada Tayyip Erdoğan sahneye sürüldü ki, o zamana kadar Çevik Bir çoktan kendi kendini imha etmiş ve AKP sularına yanaştırılmıştı bile.

Çevik Bir'in İsrail lobisindeki  dostları ile Tayyip Erdoğan'a Davut Boynuzunu takanlar aynı isimlerdi.

Türkiye'yi dönüştürmek gibi yüzyılın projesi için birilerinin aklında

"3 milyon insan ölse ne olur?"

cümlesinin bulunduğuna eminiz.

Bu kişi Çevik Bir olmasa bile, Çevik Bir'in gölgesinde gezindiklerinin ahlakı da, teknolojisi de bu cümlenin gereğini yerine getirmeye müsaittir.

Marmara depremi işte bu cümlenin gereğini yerine getirmekten utanmayanların yarattığı ve bu utanmaz insanlık katilleri ile kolkola girmekten utanmayanların hasadını gerçekleştirdiği bir depremdir.

Bu perspektiften baktığınızda Tayyip Erdoğan ve Çevik Bir'i kaderlerinde ortak bir deprem silahı teknolojisi olduğunu göreceksiniz.

Açık İstihbarat



Açık İstihbarat @ 2011