PKK Terörünün Tasfiyesi İçin Bir Örnek : İngiltere ve İRA - Doç. Dr. Celalettin Yavuz
Birincisi 1974 yılında yürürlüğe girmiş olan Terörü Önleme Geçici Yasasıdır. Bu yasa Parlamentoda yılda bir kez görüşülmekte ve zamanın şartlarına göre değişikliklerin yapılabileceği esnekliğe sahiptir. Bu yasa bağlamında, ilgili bakana, terörle ilgili şüpheli kişileri İngiltere ve Kuzey İrlanda dışına çıkarma ya da bu kişilerin bu ülkeye girişini engelleme yetkisi ile polislere terörizm ile ilgili olarak gözaltı belgesi olmadan şüphelileri 48 saat gözaltında tutmak ve ilgili bakanın izni ile bu süreyi beş güne kadar uzatmak yetkisi verilmiştir. Terörist örgüt üyeleri ile mülakat yapılması ve yayınlanması yasaklanmıştır. acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadanew prescription coupons free prescription cards discount online cialis couponscialis manufacturer coupon open drug coupon card
|
(Açık
İstihbarat : Aşağıdaki yazı, İngiltere'nin IRA ile
mücadelesi açısından tarihi , etnik ve sosyolojik boyutlarını ele alışı
açısından okunması gereken bir yazı. Fakat, PKK ile İRA arasındaki ve
arka planındaki tarihsel, etnik ve sosyolojik boyutlarının farklılığını
bu kadar net ortaya koyan bir yazının başlığının "PKK ile mücadelede
bir örnek" olarak atılması ise yadırgadıcı. Bu yazı; başlığının aksine PKK
ile mücadelede IRA örneğinin neden temel alınamayacağının ipuçları ile
doludur)
--------------------------------------- Devlet görevlilerinin PKK terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan’la İmralı’da görüşme- müzakereleri yanında, bazı terör elebaşılarıyla benzer müzakerelerin Oslo’da sürdürüldüğünün anlaşılması, ancak bu müzakerelerin aksine PKK’nın istekleri verilmeyince, Haziran 2011’in sonundan itibaren artan sayıda terör olayları Türkiye’nin en önemli gündem maddesi haline geldi. Terörün tasfiyesi konusunda da çeşitli fikirler gene
havada uçuşmaya başladı. Terörün tasfiyesi bir günde, bir ayda, bir
yılda olabilecek bir şey değildir. Tasfiye yavaş, ancak kararlılıkla,
ülkenin ve Meclis’in uzlaşmasıyla mümkün olabilmektedir. Terörün
tasfiyesi konusunda en sık verilen İngiltere’deki İrlanda Cumhuriyet
Ordusu (İRA)’nın tasfiyesi örneği, bu yazının esasını oluşturmaktadır.[1]
IRA
Terörünü Hazırlayan Sebepler
Kuzey İrlanda olayları, diğer milliyetçi
hareketlenmeler gibi kısa bir geçmişe değil, oldukça köklü bir tarihe
sahiptir; İngiltere ile İrlanda arasındaki bu sorun dünyanın birçok
bölgesinde koloni oluşturma yarışına girmiş olan İngiltere’nin 12.
yy’de İrlanda adasını ele geçirmesiyle başlamıştır.
IRA’nın oluşumuna zemin hazırlayan etkenlerin başında Katolik-Protestan çatışmasının geldiği görülmektedir. İrlanda adasında meydana gelen bu mezhep bölünmesinin
kökleri, Katolik Kilisesi’nin Kral VIII. Henry’nin Anne Boleyn ile
evlenmesine izin vermemesi sonucu Kral Henry’nin mezhebini değiştirerek
Anglikan Kilisesi’nin kurulmasını sağladığı dönemlere kadar
uzanmaktadır.
Katolik mezhebinin tüm değerlerini silebilmek amacıyla sert ve kararlı adımlar atılmış, baskı 12. yy’de Kral II. Henry tarafından İngiltere’ye katılan İrlanda adasındaki Katoliklere de uygulanmıştır. İngiltere Kilisesi 16. yy’de Vatikan’dan uzaklaşarak kendi Protestan Kilisesi’ni kurmaya başladı. İngiltere, Galler ve İskoçlar Protestanlığı kabul ederken, İrlanda Katolik olarak kalmayı sürdürdü. Bu “İngilizleştirme” harekâtı 1534’ten 1691 yılına kadar çeşitli savaşlarla devam etti. Özellikle de Kral VIII. Henry’nin İrlanda’ya Britanyalı göçmenleri yerleştirmesi ile İrlanda’da ayrımcılıkla ilgili çatışmaların kıvılcımı çakıldı. VIII. Henry, Katolik Kilisesinin tüm mal varlığına el
koymuş ve İrlanda adasına göç eden Protestanlara bu mal ve toprakları
dağıtmıştır. Bu şekilde
adada, dini ve geleneksel değerlerini korumaya çalışan İrlandalı
Katolikler ile Anglikan Kilisesi’ne girerek Protestanlığı kabul eden
göçmenler olmak üzere iki grup oluşmuştur.
Yüzyıllar boyunca adanın Katolikler lehine olan nüfus
yapısı değiştirilmeye çalışılmış; önceleri toprakların %60’ına sahip
olan Katolikler, zamanla 18. yy’nin ortalarına varıldığında sadece
%7’sini ellerinde tutabilmişlerdir.
Büyük Britanya Kralı William of Orange dönemi ise, Katolikler açısından tam bir felaket olmuş, kamu kurumlarında görev almaları ve üniversite eğitimi almaları yasaklanmıştır. Bu durum İrlanda milliyetçiliğinin doğmasına zemin oluşturmuştur. İrlanda’da din eksenli bölünme, bu gelişmeler doğrultusunda etnik kökenli bölünmeye doğru yol almıştır. Kolonisi olarak İrlanda’da hakimiyetini devam ettirmek
isteyen İngiltere, İrlanda ile arasında halk, kültür, düşünce ve dil
değiş-tokuşu yapmış ancak yapılan bu değiş-tokuşun adaletsiz bir
şekilde uygulanması zamanla Katoliklerin mal varlığının elinden
alınmasına neden olmuş ve Protestanlar varlıklı bir hayat sürerken,
Katolikler yoksulluk içerisinde hayatlarına devam etmişlerdir.
Bu durum Katoliklerin, Protestanlara ve onların bu varlıklı hayata sahip olmalarını sağlayan İngilizlere karşı kin ve nefret beslemelerine neden olmuştur. İrlanda milliyetçiliğinin doğmuş olduğu ortamda Kuzey
İrlanda’daki Katoliklerin oranı %34 civarındaydı ki, bu oranın çoğunluk
olan Protestanların içerisinde asimile edilmesi çok zordu.
Dolayısıyla ilk önce ‘Birleşik İrlanda Topluluğu’ oluşturulmuş, bu topluluğun etkin rol oynadığı 1798 isyanı sonucu 20.000’den fazla kişi ölmüştür. Bu ayaklanma İngiltere’yi, İrlanda’yı bir an önce Britanya’ya katma gerektiğini hatırlattı. Bu maksatla rüşvet, asalet ve toprak dağıtarak İrlanda Parlamentosunu adeta satın alarak ikna ettiler. Buna rağmen “Birleşme Yasası” ilk oylamada 104’e karşı 109 oyla reddedildi. Bunun üzerine ikinci bir oylama yapıldı ve 115 ret oya karşılık 158 oyla ilgili yasa kabul edildi. Zaman içerisinde de Protestanların baskın olduğu yeni yerleşim bölgeleri kurularak, İngiltere’yi destekleyen milletvekillerinin sayısı artırılmaya çalışıldı. Ağustos 1800 tarihli bu İrlanda ve İngiltere parlamentoları tarafından kabul edilen “Birleşme Yasası”na göre kabul edilen temel maddeler şöyle idi: “1. İrlanda, Büyük Britanya ve İrlanda Birleşik Krallığı’na katılacaktır. 2. Dublin Parlamentosu feshedilecektir. İrlanda,
İngiliz Parlamentosunda 100 milletvekili, 4 daimi ve 28 geçici lord
tarafından temsil edilecektir. (Hepsi de Anglikan olacaktır.)
3. İngiltere ile İngiltere arasında serbest ticaret
yapılacaktır.
4. İrlanda, Birleşik Krallığın genel harcamalarının on
yedide ikisinden sorumlu olacak, ayrı bir maliye bakanı istihdam
edecektir.
5. İrlanda kendi mahkemeleri ve memuriyet sistemini
koruyacaktır.
6. Hiçbir Katolik, memur olamayacaktır.”
Aslında bunun anlamı
“Birleşme” değil, İrlanda’nın, İngiltere’nin boyunduruğu altına girmesi
demekti.
Birleşme Yasası böyle kabul edilirken, Katolikler ile
Protestanlar arasında eşitliği amaçlayan ‘Katolik Topluluğu’ ise, 1823
yılında kurulmuştur.
İrlanda’daki baskı ve fakirlik dolayısıyla İrlanda adasını terk edip New York’a yerleşen İrlandalı Katolikler ‘Fenian Brotherhood’ adlı örgütü kurmuş ve İrlanda’nın bağımsızlığı için çabalamıştır. Bu örgütün Dublin’deki karşılığı ise ‘İrlanda Cumhuriyetçi Kardeşliği’ örgütüdür. Bu örgütlerden de anlaşılacağı üzere, İrlanda milliyetçiliği oldukça yaygın bir hale gelmiştir. İngiltere’nin
artık rahat edebileceğini düşündüğü bir dönemde bu kez İrlanda’daki
büyük kıtlık yeni bir sorun yarattı. 1845’te çıkan ve özellikle
patateste görülen büyük kıtlık dönemi beş yıl sürdü. Bu dönemde büyük
sıkıntı çeken İrlandalılara İngiltere yardım etmedi.
Kıtlığın atlatılmasında gene en büyük yardımı İrlandalılardan görmüşlerdi. Yani, evvelce Amerika’ya göç eden ve yıllar sonra İrlanda’nın bağımsızlığında da kendilerine yardımcı olacak olan Amerikalı İrlandalılardan… İrlanda’yı kendi içerisinde özerk yapabilecek olan bir
düzenleme nihayet 20. yy.’da hazırlanmış, lakin Birinci Dünya
Savaşı’nın patlak vermesi ile bu tasarı askıya alınmıştır, bu durum
İrlandalıların silahlı mücadeleye başvurmasına neden olmuştur.
Bu süreç içerisinde 1919 yılında İrlandalı gönüllü grupları bir araya gelerek silahlanmış ve İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA)’nu kurmuşlardır. Bu örgüt üyelerinin yaş durumları incelendiğinde %5’inden çok daha azının 40 yaş ve üzerinde olduğu, büyük bir bölümünü ise arkadaş etkisiyle örgüte katılan 18 ile 19 yaşlarındaki gençlerin oluşturduğu görülmektedir. Örgüt üyelerinin hem genç hem de bekar oluşu inandıkları değerlere daha sıkı bağlanmalarına ve hayatta riske atacak pek fazla varlıklarının olmayışı nedeniyle beklenenden çok daha fazla şiddet eylemine yönelmelerine neden olmuştur. Erkekler silahlı örgüt içerisinde yer alırken, kadınlar genellikle örgütün siyasi kolu olan Sinn Fein içerisinde bulunmuş ya da IRA’ya destek olan ve yarı-askeri bir birliktelik olarak bilinen ‘Cumann na mBan’ isimli örgütte görev üstlenmişlerdir. Eski “IRA” olarak da bilinen bu ilk IRA’nın mensupları
1919 yılında patlayıcı madde nakline refakat eden İrlanda Kraliyet
polisine saldırarak ikisini öldürmüştü. Bu eylemleri dönemin IRA
militanlarından Dan Breen,
“Kasıtlı olarak eylem yaptık. Treacy (diğer saldırgan) bana, savaşı başlatmanın yolunun birisini öldürmek olduğunu söyledi ve biz bir savaş başlatmak istiyorduk. Bu yüzden düşman güçlerinin en önde ve en önemli dalından olan polisleri öldürmeye karar verdi…” şeklinde anlatmıştır. IRA, 1920’li yıllarda eylemlerini kentlere taşımış,
ardından bombalamalar, yaralamalar ve diğer terör eylemleri birbirini
izlemiştir. İrlandalılar uzun yıllar süren mücadeleler sonrası, Birinci
Dünya Savaşı sonrasında uygun atmosferden yararlanarak Bağımsız İrlanda
Cumhuriyetini ilan etmiştir.
İngiltere, İrlanda adasının kuzeyinde yer alan Ulster bölgesinin kendisine bağlı kalması şartı ile Bağımsız İrlanda Cumhuriyeti’ni tanımıştır. 1921 tarihli bu anlaşmaya göre, Kuzey İrlanda istemesi
halinde, anlaşmada belirlenen koşullar dâhilinde “Serbest İrlanda”dan
ayrılabilecekti. Bunun için de anlaşmanın imzalanmasından itibaren
birkaç aylık belirli bir süre gerekliydi. Serbest İrlanda ile Kuzey
İrlanda arasındaki sınır ise “İrlanda sınır komisyonu” tarafından
belirlenecekti. Fakat bu işlem gerçekleşmedi. Serbest İrlanda’nın
İngiltere’ye olan borcunun silinmesi karşılığında sınırlar
değiştirilmedi. İki yıl boyunca Kuzey ve Güney iki İrlanda Meclisi ve
iki hükümet mevcuttu.
Ancak, adanın ikiye bölünmesi ve Kuzey İrlanda’nın
İngiltere’ye bağlılığı üzerinde anlaşmaya varılması sonucu, bu durumu
IRA içerisinde kimi gruplar Cumhuriyete ihanet olarak kabul etmiş ve
örgüt ikiye bölünmüştür. Bundan böyle IRA iç hesaplaşma ile İrlanda
topraklarında da terör estirmeye başlamıştır.
İç savaş sonrasında İrlanda hükümeti, IRA’yı yasadışı terör örgütü olarak ilan etmiş ve tasfiye etme harekâtına başlamıştır. Bu dönem sonrasında ise Cumhuriyetçi İrlandalılar 1921 yılında ayrıldıkları soydaşlarıyla birleşmek amacıyla İngiltere ve İngiliz kontrolündeki Kuzey İrlanda hükümetine karşı mücadele etmeye başlamışlardır. Cumhuriyetçilerin isteği, İrlanda adasındaki tüm
İngilizlerin adayı terk etmesi idi. Buna karşılık adada önemli sayıda
Protestan İngiliz iskân edilmişti. Bu Protestan Kuzey İrlandalılar da
yapılan bağımsızlık antlaşmasından tedirginlerdi. Çünkü yeni Katolik
devletin dini özgürlükleri kısıtlayacağı endişesini taşıyorlardı.
Üstelik adanın diğer sakinlerine göre sanayi açısından çok daha
gelişmiş ve daha varlıklı idiler. Gelecekte adanın diğer yerleri gibi
“geri” kalacakları düşüncesine sahiplerdi.
Bu sebeple Kuzey İrlandalı Protestanlar da silahlanmışlardı. Bu grup daha sonra “Birlikçiler” adıyla anılacaklardı. Amaçları İrlanda Cumhuriyeti’nden bağımsız, Protestanların kontrolü altında ve İngiltere’nin bir parçası olarak “Kuzey İrlanda” adı altında toplanmaktı. “Ulster Unionist Party” (Ulster Birlikçi Parti) ve “Democratic Unionist Party” (Demokratik Birlikçi Parti) şeklinde de iki önemli parti kurmuşlardı. Öte yandan, “Cumhuriyetçiler” ya da “Milliyetçiler”
olarak da bilinen Kuzey İrlanda’nın Katoliklerinin ana hedefi
İngilizlerin tamamen İrlanda adasından çıkarılmasıydı. Sosyal Demokrat
Liberal Parti (SDLP) ve IRA’nın siyasi kanadı olan Sinn Fein adında da
iki parti mevcuttu.
SDLP, İrlandalı Protestan nüfusun da ikna edilmesi suretiyle birleşmeyi savunurken, Sin Fein, birleşmenin derhal yapılmasını ve İngilizlerin de adadan çıkarılmasını hedefliyordu. Sinn Fein’ın siyasi destek verdiği IRA ile bu tarihten sonra amansız mücadeleler başladı. Çok iyi finanse edilen IRA aynı anda 400 militan bulundurabilmekteydi. 1921 yılından itibaren pek çok IRA faaliyeti sonunda
çok sayıda insan öldürüldü, IRA elemanları yakalandı.
Ekim 1921’de İrlanda’daki İngiliz askeri sayısı 57.000’e, güvenlikle ilgili RIC polisi sayısı 14.200’e ve gene güvenlik güçlerine yardımcı milislerin sayısı 2.600’e çıkmıştı. Anlaşmanın imzalanmasıyla birlikte Güney İrlanda’daki İngiliz birlikleri 12 Ocak 1922’den itibaren çekilmeye başladılar. Anlaşma yanlıları ve IRA grupları arasındaki iç savaş 1923 yılı ortalarına kadar sürdü. Bir taraftan da Serbest İrlanda devleti ile İngiltere arasındaki müzakereler sürdürülmekteydi. Bunların sonucunda 6 Aralık 1922’de Serbest İrlanda devleti de resmen kuruldu. Bu devlete ait hükümet kuvvetleri karşısında IRA’nın yenilmesi sonucu, 1923 yılı ortalarında iç savaş da sona ermişti. 4.000 kişinin hayatına mal olan bu savaş sonucunda, anlaşma karşıtı yaklaşık 12.000 kişi de bir yıl süreyle toplama kamplarında tutukluluk hali yaşadılar. Anlaşma sonrasında 32 vilayetin yer aldığı Serbest İrlanda’ya karşılık, 6 vilayetin bulunduğu Protestan ağırlıklı Kuzey İrlanda İngiltere’ye bağlı kalıyordu. Bu sonuçla İngiltere İrlanda’dan vazgeçmiş, sadece Kuzey İrlanda ile yetinmişti. Ancak Serbest İrlanda hala “bağımsız” değildi. Bu yeni düzenlemeyle İrlanda’nın kuzeyi Protestan
ağırlıklı bir otonomiye kavuşurken, Serbest İrlanda’da da Protestanlar
baskılara maruz kalıyorlardı. Bu sebeple kuzeyle güney İrlanda arasında
karşılıklı göç yaşandı. Bir taraftan da şiddet olayları devam ediyordu.
Kuzey’deki Protestan yönetiminde ilk Başbakan James Craig’le birlikte
kurulan tüm “Birlikçi” hükümetler Katolik azınlığa karşı ayrımcı
politikalar izlemeye başladılar.
Kamu kesimi, gemi inşa ve ağır sanayideki mühendislik iş alanlarında Katoliklere yer verilmeyen bir uygulama başlatıldı. 1929 yılında da nispi temsil (orantılı temsil) sistemi kaldırılarak, 50 yıl sürecek bir “Birlikçi” tek parti iktidarının yolu açıldı. Bu arada aynı yıl 12 Temmuz’da Protestan Kardeşlik Örgütü’nün “Orange Tarikatı”, Orange’li Prens William’ın 1690 tarihli Katolik Kral II. James’e karşı zaferini simgeleyen yürüyüş yıldönümünde, bu yürüyüşü Katolik mahallelerinden yapmaya kalkınca çıkan çatışmada 9 kişi öldü. Bu karışıklıklara rağmen “Kuzey İrlanda”, 1969 yılına
kadar, IRA’nın zaman zaman yaptığı saldırılar dışında nispeten sakin,
ancak Katoliklerin dışlandığı ve ekonomik açıdan yoksullaştırıldığı bir
bölge olarak kaldı.
Serbest İrlanda ise 1949 yılında bağımsızlığını ilan ederek “İrlanda Cumhuriyeti” adını aldı ve İngiliz Milletler Cemiyeti’nden de ayrıldı. Adanın bölündüğü 1920’li yıllarda nüfusun %10’u Protestan iken, gelinen günde bu oran %4’lere kadar düştü. Kuzey İrlanda’daki çatışmalar 1960’lı yıllarda yeni
bir boyut kazanmış ve ABD’deki bağımsızlık hareketi örnek alınarak
İnsan Hakları Hareketi başlatılmıştır.
Bu haklar ev ve iş dağılımın adil bir şekilde yapılmasını, seçimlerde uygulanan adaletsizliklerin giderilmesini öngörmekteydi. Bu hareket dâhilinde yürüyüşler, oturma eylemleri düzenlenmiş, kitle iletişim araçlarının ilgisini çekmek planlanmıştır. Ancak bu hareket, başarılı olduğu takdirde imtiyazlı hakları ellerinden alınabilecek olan Protestanlar tarafından karşılık bulmuş ve şiddet eylemleri iki taraflı sürdürülmüştür. Ekim 1968’de Londonderry’de “Sivil halklar
Yürüyüşçüleri” İngiliz RIC polisleri tarafından dövüldüler ve bu
manzara televizyonlardan da gösterildi.
Bunun üzerine eski IRA militanları tarafından “Geçici İrlanda Cumhuriyeti Ordusu” (PIRA) kuruldu. Her ne kadar PIRA olarak kurulsa da, kamuoyunda “IRA” olarak anılmayı sürdüren bu İrlandalı örgüt, silahlandı. Katolikler güvenlik güçlerinin giremeyeceği “kurtarılmış bölgeler” oluşturmaya başladılar. Ağustos 1969’da Kuzey İrlanda hükümeti İngiliz kuvvetlerini yardıma çağırdı. Temmuz 1970’te Belfast’a ulaşan İngiliz birlikleri sokağa çıkma yasağı ilan ettiler. Masum dört sivilin öldüğü çıkan olaylar sonucu 337 kişi tutuklanmış, tüm evler aranmıştı. Altı ay sürmesi düşünülen bu “Barışı koruma Harekâtı” bir türlü sonuçlanmamış, 38 yıl devam etmişti… Zaman içerisinde Protestanlar da mücadelenin içerisine girdiler. 30 Ocak 1972’de İngiliz askerleri Derry’de 13 silahsız protestocuyu silahla katlettiler. Bu olay üzerine IRA, öldürülen Katoliklerin intikamını almak istediğini dile getirmiş ve şiddetin artmasına neden olmuştur. Oysa IRA’nın daha önceki eylemleri, can kaybına yol açmayacak, fakat hayatı sekteye uğratacak türdendi. Tarihe “Kanlı Pazar” olarak geçen bu olayından sonra,
İngiltere, kurulduğu ilk günden bu yana ‘Protestanlar için Protestan
Parlamentosu’ olarak anılan Kuzey İrlanda Parlamentosunu kapatmış ve bu
durum Katolik toplum için bir zafer olarak anıla gelmiştir.
Kuzey İrlanda Parlamentosunun kapatılması IRA eylemlerine son vermemiş, aksine bombalama eylemlerini arttırmıştır ve IRA’nın artan eylemleri sonucu yargıç kararı olmaksızın tutuklamaya izin veren ‘internment’ (enterne etme) yasası yürürlüğe girmiştir. Bu yasanın 12. Maddesine göre İçişleri Bakanı “Kuzey İrlanda’da barışın korunması ve kamu düzeninin sürdürülmesine zarar vereceği veya verdiği ya da vermekte olduğundan kuşkulanılan herhangibir kimseye karşı” enterne etme emri verebiliyordu. IRA’nın dönem lideri Macstiofain ise örgütün
amacının, Kuzey İrlanda’yı yönetilmez hale getirmek olduğunu sürekli
dile getirmiştir. İnsan Hakları Hareketi ve daha sonra meydana gelen
şiddet eylemleri sonrasında hükümet ekonomik ayrımcılığın önüne
geçebilmek amacıyla 1976 yılında ‘Adil
İşe Alım Yasasını’ çıkartmıştır, ancak bu yasanın, her bir
Katolik’e verilen işin Protestan’ın o işi kaybetmesi anlamına geldiği
için şiddeti yok etmede etkili olduğu söylenememektedir.
Kuzey
İrlanda’da IRA Dışında Diğer Terör Örgütlenmeleri
Kuzey İrlanda Bölgesi’ndeki terör örgütü olarak,
sadece IRA genel olarak bilinmesine rağmen bölgede terör çift yönlü
sürdürülmüştür. Protestanlar kendi ayrıcalıklarından taviz verme
taraftarı değillerdi. Bu amaçla karşı terör kampanyası başlatmışlardır.
Protestanlar tarafından kurulan terör örgütleri şu şekilde olmuştur:
• Ulster Özgürlük Savaşçıları (UFF: Ulster Freedom Fighters): IRA’ya benzer yöntemler uygulayan, mali desteğini zengin iş adamalarından sağlayarak, Katoliklerin bulunduğu yerlere bombalı saldırılar düzenleyen bir terör örgütüdür. • Ulster Gönüllüler Gücü (UVF: Ulster Volunteeer Force): Hedefi tüm IRA üyelerini öldürmek olan bir terör örgütüdür. • Ulster Savunma Birliği (UDA: Ulster Defence Association): 1971 yılında Protestanların silahlı gücünü koordine etmek amacıyla kurulmuş ve Protestanların en geniş silahlı birliği olarak tanınmıştır. Bu örgütler ve eylemleri incelendiğinde Protestanların
da IRA’dan daha az tehlikeli olduğu söylenemez.
Hatta kimi dönemlerde Protestan örgütlerinin terör sonucu katlettiği insan sayısı IRA’nınkilerini geçmiştir. Bu örgütlerin tüm Katolikleri hain olarak görmesi eylemlerini kendilerince meşrulaştırmaktaydı. Ancak bu örgütler IRA’yı tamamen yok etme gücüne sahip değildi. Bunun nedenleri şöyle özetlenebilir: • Belfast, Derry gibi Katoliklerin yoğun olduğu bölgelerde yoğun Katolik doğum oranının varlığı ve her bir doğumun ileri yıllarda IRA’ya militan olarak katılabilme ihtimali, • Örgütün, kurulduğu ilk dönemlerde Amerika’dan, daha sonra ise Arap devletlerinden para, silah, eğitim gibi destek almış olması, • Gerçekleşen olaylar sonucu IRA lehine destek artışı, • Eşitsizlikleri yok etmeyi amaçlayarak yürürlüğe konulmuş olan 1920 İrlanda Yasası gibi yasaların varlığı, • Katolik İrlandalıların yoğun bulunduğu bölgelere İngiliz ordularının girmiş olmasına rağmen çatışmaların kaçınılmaz olması ve kimi asker ve polis güçlerinin İrlandalılardan nefret etmeleri sonucu İngiltere’nin kimi politikalarının ters tepmiş oluşudur. 1920 İrlanda yasası ülkenin ırkçı kanunlar çıkarmasını
engelliyor olsa da, bu yasa sadece devlet düzeyinde parlamentoyu
bağlayıcı olduğu için yerel unsurlar üzerinde etkisi olmamaktadır ve
birçok kez bu yerel yönetimler ayrımcılığı öngören uygulamalar
yapmıştır.
Bu arada 1976 yılından itibaren İngiltere Kuzey
İrlanda’ya “Özel Harekat Birliği” (SAS) gönderdi.
IRA içerisindeki muhbir ve ajanları vasıtasıyla terör faaliyeti yapılacağını öğrenen SAS, pek çok operasyon öncesi IRA mensuplarını pusuya düşürerek öldürdü. Bu arada anılan operasyonlar sırasında masum insanlarda ölmüştü. 1980 yılında SAS yeniden yapılandırıldı. Buna rağmen 1988’de Cebeli Tarık’ta yaşanan ve büyük yankı yapan olaylar da dâhil, SAS’ın “yargısız infazları” artış kaydetmeye başlamıştı. Öte yandan Katolik ve Protestan örgütlerinin terör
eylemleri, Kuzey İrlanda’daki yatırımları olumsuz etkilemiş ve bu durum
işsizliğe yol açmıştır. İşsizliğin artması ise bu örgütlerin eleman
sağlamasını daha kolay hale getirmiştir.
Teröre
Karşı Mücadelede İngiltere-İrlanda Uzlaşması
Terörü sona erdirebilmek amacıyla Dublin ve Londra
hükümetleri 1985’de İngiltere -İrlanda Antlaşmasını imzaladılar.
Bu antlaşmaya göre Kuzey İrlanda sorununa çözüm bulmak amacıyla siyasi, güvenlik, yasal konularda düzenli olarak bilgi alışverişi sağlanacaktı. Ancak, bu antlaşmadan IRA süreç içerisinde olamadığı için rahatsız olmuş ve saldırılarını arttırmıştır. IRA’nın saldırılarına ise UFF, karşı saldırılarla cevap vermiştir. Bu gelişme bir başka yeni gelişmeyi de beraberinde
getirdi. Sinn Fein içerisindeki birçok kişi, IRA’nın askeri
mücadelesiyle İngilizlerin Kuzey İrlanda’dan çıkarılmasının mümkün
olamayacağını görmeye başlamıştı.
Keza İngiliz kuvvetleri de pek çok yerde çatışmayı kontrol altına alabilse dahi, toplumun IRA’ya verdiği desteğin dikkate alındığında IRA’yı askeri yolla yenmenin mümkün olmadığını da görebiliyordu. Bu duruma “Çatışmaların Çözümlenmesi” (Conflict Resolutions) sözlüğünde “olgunlaşma noktası” da denmektedir. Yani çatışan taraflar birbirlerini yenemeyeceklerini anlamış, çatışmayı sonlandırabilmek için iki tarafı da memnun edebilecek bir çözüm yolu arama dönemi başlamıştı. Sinn Fein bu tarihten sonra “Birleşik İrlanda”
hedefine erişebilmek için daha geniş tabanlı bir milliyetçi siyasal
cephe oluşturma gayreti içerisine girdi. Siyasi taleplerin yapısı
değiştirilmeye, İngilizlerin Kuzey İrlanda’dan çekileceği takvimle
ilgili tarih konusunda yumuşamaya başladı.
Birleşik İrlanda için “Birlikçilerin”, yani Kuzey İrlandalı Protestanların onayının da gerekli olduğunu kabullenmeye başladılar. Bu maksatla da İngiliz hükümetinden bu konuda yardım talebinde bulundular. Ancak, her şeye rağmen 1985 tarihli bu anlaşma ile Kuzey İrlanda sorunu kalıcı olarak taraflarca bir çerçeveye oturtulmuştu. Bunu 1992 yılındaki başarısız bir siyasi müzakere izledi. Şiddeti desteklediği gerekçesiyle Sinn Fein müzakerelerden dışlandı. 1993 yılında Dublin ve Londra yönetimlerinin
gelecekteki görüşmeler konusunda ortak bildiri hazırlaması tasfiye
sürecine yeni bir boyut kazandırdı. IRA ve Protestan örgütlerinin silah
bırakmayı reddetmesi her defasında denenen barış görüşmelerini sekteye
uğratmıştır.
SDLP Lideri John Hume ve Sinn Fein’in lideri Gerry Adams, şiddetin devam ettiği ve hiçbir siyasal seçeneğin görünmediği 1993 yılında yeniden görüşmelere başlayarak, düğümlenen sorunu azma girişiminde bulundular. Yıl boyunca devam eden görüşmeler sonunda IRA’nın “onurlu” bir şekilde şiddeti sona erdirmesini mümkün kılabilecek önemli prensipler kabul edildi. Bu barış sürecine ABD’nin katkısı önemliydi.
Zira uzun yıllar ABD Dışişleri Bakanlığı Kuzey İrlanda meselesini “İngiltere’nin iç meselesi” gibi görmeye çalışsa da, gayrı resmi yollardan ABD’de yerleşmiş zengin İrlanda göçmenlerinin İrlanda’daki Cumhuriyetçilere verilen desteğe göz yummuştu. 1970’te IRA mahkûmlarının ailelerine yardım amacıyla ABD’de adı NORAID (İrlanda Yardım Komitesi) olan bir sivil toplum örgütünün kurulmasına da yardım etmişti. SDLP’li John Hume’ın devreye girmesiyle İrlanda kökenli Amerikalıların İrlanda sorununa yaklaşımı da değişmeye başladı. Hume’ın çabaları sayesinde IRA’ya silah ve para desteği vermek yerine, NORAID’e alternatif olarak kurulan “İrlanda Dostları (FOA) grubu kurularak desteklendi. 1985 tarihli İngiltere-İrlanda Anlaşması ABD tarafından da desteklendi. Bu maksatla Kongre’de 50 milyon dolarlık bir yardım paketi de onaylandı. Bill Clinton’un Başkan seçilmesinin ardından ABD’nin konuya yaklaşımı daha da netleşti. Clinton’ın 1992 yılında Kuzey İrlanda sorununa el
atacağını dile getirmesi ve yapılan gizli görüşmeler sonrasında 31
Ağustos 1994’te IRA ateşkes ilan etmiştir.
1995 yılında ise Kuzey ve Güney İrlanda’nın birleşmesini amaçlayan iki tasarı hazırlanmıştır. Birinci tasarı, hükümet yapısı ile ilgili olup 90 kişilik bir meclisin kurulmasını, ikincisi ise ticaret, kültürel faaliyetler, tarım, balıkçılık, endüstri, ulaşım, enerji, sağlık, sosyal refah ve eğitim gibi alanlarda İrlanda adasının kuzeyi ve güneyindeki kurumların işbirliğini öngörmekteydi. Ancak ateşkesin ilan edilmesinden itibaren 17 ay geçmesine rağmen siyasal bir gelişmenin olmaması IRA’nın 9 Şubat 1996’da bomba yüklü bir arabayı patlatarak ateşkesi bozmamasına neden olmuştur. Silahların tekrar patlaması ve IRA terör örgütünün tasfiye sürecinde söz sahibi olabilmek isteği Amerikalı senatör George John Mitchell’i* 1996 yılında barış görüşmeleri masasına oturmak isteyen her iki tarafın da kabul etmesi gereken bazı prensipleri yayınlamaya itmiştir. Bu prensipler şu şekildedir: “Sorunların çözümünde barışçı ve demokratik
yöntemler kullanılacak.
Silahlı örgütler silahlarından arındırılacak.
Silahsızlanma bağımsız bir komisyon tarafından
izlenecek.
Görüşmeleri etkilemek amacıyla güç kullanımı ya da
güç kullanımıyla tehdit reddedilecek.
Görüşmeler sonunda varılan anlaşmalara uyulacak.
Cezalandırma amaçlı saldırılar ve öldürmeler son
bulacak.”
1997 yılında Başbakanlığa gelen Tony Blair’in,
yaklaşık olarak 150 yıl önce gerçekleşmiş olan ve İngiltere
hükümetinin, birçok İrlandalı Katolik’in ölümüne neden olan ‘kıtlık’
dönemine ilgisizliği dolayısıyla özür dilemiş olması barış sürecine
önemli katkı sağlamıştır.
Kuzey İrlanda’yı İrlanda Cumhuriyeti ile birleştirme amacından vazgeçmemesine rağmen ABD’nin arabuluculuğu ile IRA, ateşkes ilan etmiş; fakat karşılıklı silah bırakma gerçekleşmediği takdirde kendilerini güvende hissedemeyecekleri için silah bırakmamıştır. 1998 yılında Kuzey İrlanda’daki tüm örgütlerin silahtan arındırılması gibi konuları içeren ‘Good-Friday’ (Kutsal Cuma) Anlaşması imzalanmıştır. Bu “Kutsal Cuma Anlaşması” ile, 1969’dan beri
3.700’den fazla kişinin ölümünün, 30 binden fazla insanın
yaralanmasının ve eşyaya verilen zararların ardından istikrara yürüyüş
başlamıştı.
Ölenlerin %60’ı Cumhuriyetçi milisler, %30’u Loyalistler ve %10’u da tartışmalı olmakla birlikte çoğunlukla güvenlik güçleri tarafından gerçekleştirilmişti. 1984-1993 döneminde ölümlerin yıllık ortalaması 467 iken, daha sonra 80 kişiye düşmüştü. Bu arada Kuzey İrlanda dışında (İrlanda Cumhuriyeti, İngiltere ve Avrupa) öldürülenlerin sayısı da 200 civarındaydı. Ölenlerin 763’ü asker iken, askerler tarafından öldürülenlerin sayısı da 309’du. Cumhuriyetçiler içerisinde öldürülenlerin %75’i, Loyalistlerin de %50’den fazlası “faili meçhul” cinayetler olarak kaydedildi. Cinayetlerin %10’undan sorumlu tutulan askerler içerisinde de çok azı bu sebeple mahkûm edildi. 1998 Kutsal Cuma Anlaşması ile taraflar, Kuzey
İrlanda’nın geleceğine Kuzey İrlanda halkının karar vereceğini kabul
etmişlerdi. Kuzey İrlandalılar İngiliz, İrlandalı ya da her ikisi dâhil
pasaport taşıma hakkına sahip olacaklardı.
İrlanda Cumhuriyeti de Kuzey İrlanda’dan toprak talebinden vazgeçecekti. Buna karşılık anlaşma, Kuzey İrlanda’nın, halkın onayı ile İrlanda Cumhuriyeti’ne katılma hakkını da kapsamaktaydı. İngiltere de İrlanda adası genelinde İrlandalıların “Self Determination” (kendi kendini yönetme) hakkını tanımaktaydı. İrlanda Cumhuriyeti için de federal yönetim yolunu açmaktaydı. Anlaşma ayrıca yönetimde güç paylaşımı, yetki
paylaşımı, seçimlerdeki oran, toplumsal özerklik ve eşitlik, azınlık
hakları, azınlık veto hakları gibi konularda da anlaşmaya açık ifadeler
konmuştu.
28 Temmuz 2005 tarihinde IRA terör örgütünün siyasi
kolu Sinn Fein lideri Garry Adams, IRA’nın silahlı mücadeleye son
vereceğini açıklamıştır. İngiliz askeri birlikleri ise, 1 Ağustos
2007’de Kuzey İrlanda’dan çekilmeye başlamıştır.
IRA’nın isteği olan Birleşme hususunda ise Dublin’in
görüşü, Kuzey İrlanda ile oradaki halkın çoğunluğunun onayı olmadan
birleşmenin olamayacağı noktasındadır.
İngiltere’nin
IRA Terörünü Önlemek Maksadıyla Aldığı Önlemler
İngiltere’de IRA terörünü önlemek maksadıyla alınan
pek çok tedbirler şöyle özetlenmiştir:
1. Güvenlik/ Polisiye Tedbirler:
İngiltere, terörle mücadele edecek özel güvenlik birimleri
oluşturmuştur. Bu birimlerin başında ‘SAS’ (Special Air Service)
gelmektedir. 1988 yılında SAS’ın silahsız üç IRA üyesini öldürmesi , bu
birliğin gerekirse tüm IRA üyelerini öldürebileceğini göstermiştir.
SAS’ın yanı sıra, ‘Kraliyet Ulster Güvenlik Teşkilatı’ ve ‘Ulster
Savunma Alayı’ diğer terörle mücadele eden güvenlik birimleridir.
2. Yasal Tedbirler:
İngiltere’de terörle mücadele konusunda iki yasa bulunmaktadır.
Birincisi 1974 yılında yürürlüğe girmiş olan Terörü Önleme Geçici Yasasıdır. Bu yasa Parlamentoda yılda bir kez görüşülmekte ve zamanın şartlarına göre değişikliklerin yapılabileceği esnekliğe sahiptir. Bu yasa bağlamında, ilgili bakana, terörle ilgili şüpheli kişileri İngiltere ve Kuzey İrlanda dışına çıkarma ya da bu kişilerin bu ülkeye girişini engelleme yetkisi ile polislere terörizm ile ilgili olarak gözaltı belgesi olmadan şüphelileri 48 saat gözaltında tutmak ve ilgili bakanın izni ile bu süreyi beş güne kadar uzatmak yetkisi verilmiştir. Terörist örgüt üyeleri ile mülakat yapılması ve yayınlanması yasaklanmıştır. Halka açık alanlarda terör örgütlerinin renklerini içeren kıyafet giyenlerin altı aya kadar hapsedilmeleri öngörülmüştür. Terör eylemlerini önceden haber almak için, polise belli durumlarda posta gönderilerini açma ve telefon dinleme yetkisi verilmiştir. Diğer
bir yasa olan Kuzey İrlanda Olağanüstü Koşullar Yasası ise, idareye,
Terörü Önleme Geçici Yasası’ndan daha fazla yetki vermektedir.
Bu yasa bağlamında, polis şüpheli evlere girmek ve arama yapmak, düzeni
sağlamak bakımından yargı öncesi bazı yayınları durdurmak, terör örgütü
üyesi olduğundan kuşku duyulan kişileri oturma ve seyahat
özgürlüklerinden alıkoymak gibi haklar tanınmıştır.
3. Ekonomik ve Sosyal Tedbirler: Kuzey
İrlandalı Katoliklerin ekonomik ve sosyal yönden Protestanlarla eşit
olmamaları ayaklanma nedenlerinden bir tanesidir.
Bu yüzden İngiltere, kimi ekonomik ve sosyal tedbirler alma gerekliliği hissetmiştir. Kuzey İrlanda’da gerçekleşen terör eylemleri bu bölgenin yatırımcılar için cazip olmamasına neden olmuştur. Bu nedenle, bölgede devlet yatırımı yapılarak kişilerin gelirlerinin devlet tarafından sağlanması gerçekleştirilmiştir. Eşitsizliğe dayalı sorunları gidermek için Yoksunluğa Son Verme Programı geliştirilmiştir. Bu Program bağlamında, 10 kişiden fazla kişinin çalıştığı işyerlerinde işgücünün dinsel kompozisyonu inceleme altına alınmış ve kişilerin dini mezhebinden dolayı iş yerinde ayrımcılığa uğramalarının önüne geçilmeye çalışılmıştır. ‘Birlikte Tatil Yapma Projesi’ geliştirilerek Katolik ve Protestan topluluklarının kaynaşmasını sağlamak hedeflenmiştir. 4. Uluslar arası Tedbirler:
IRA’nın bulmuş olduğu dış desteği kesmek amaçlı İngiliz hükümeti
adımlar atmıştır. İngiliz hükümeti, destek veren ülkelerin uluslararası
arenada dışlanmasını mümkün kılarak, desteğin kesilmesini sağlamıştır.
Bir başka araştırmacı ise IRA-İngiltere çatışmasının
sona ermesinde şu esaslara dikkat çekmektedir:
1. Güvenlik önlemlerinin yeterli olmadığını görme: Temmuz 1970’de 6 aylığına Belfast’a gelen İngiliz kuvvetleri 38 yıl burada kaldı. Sadece IRA ile değil, milliyetçi nüfusla da çatıştı. IRA militanları Katolik İrlandalılardan ayrılmaya çalışılarak, adi suçlu gösterilmek istendi. Bu durum uzun vadede IRA’nın halka dönüp, “Hayatlarını sizin uğrunuza feda etmeye hazır oğullarınıza ve kızlarına adi suçlu muamelesi yapılıyor. Bunu kabul edecek misiniz?”Bu politikalar tutmadı, hatta ters bile tepmişti. Bu arada İngiliz kuvvetleri tam bir “nizami savaş”
mantığı içerisinde; “savaş, düşman ve bölgenin kontrol altına alınması”
gibi savaş mantığı içerisinde hareket ediyordu. 1985 yılına
gelindiğinde sorunun savaş mantığı ile çözülemeyeceği anlaşıldı.
2. Sorunun gerçek yüzüyle tanınması ve
kabullenilmesi: İngilizler siyasi yollara başvurulsa
dahi, güvenlik önlemleriyle IRA’nın etkisizleştirilebileceğini
düşünüyordu.
Margareth Thatcer’in başbakan olduğu 1975-1979 döneminde katı bir “Birlikçiler” (Protestan İrlandalılar) taraftarlığı hakimdi. Katoliklerin talepleri “ayrılıkçı talepler” gibi değerlendiriliyordu. Öte yandan, 1980’lerin ortalarından itibaren IRA’nın
siyasi kanadı Sinn Fein’de de çok kişi IRA’nın askeri mücadeleyi
sürdürerek İngilizleri Kuzey İrlanda’dan atamayacağını görmeye
başlamışlardı. İngiliz kuvvetleri de “halk desteği” bulunan IRA’yı
kontrol edebilse dahi, tamamen ortadan kaldıramayacağını görüyordu.
Çatışma artık “olgunlaşma noktası”na ulaşmıştı. Bu durumu bilenlere
göre, şiddetin devamı ya da artırılması, barışı öngören
alternatiflerden çok daha yüksek maliyetli idi. İki tarafta da bu
durumu görenler mevcuttu.
3. Muhatap Belirleme: İngiltere uzun süre IRA’nın
siyasi destekçisi gibi gördüğü Sinn Fein’i muhatap görmemişti. Ne zaman
ki Kuzey İrlandalı Protestanların da sürece dahil edilmesini ileri
süren SDLP öne çıktı, ondan sonra bu parti muhatap alındı.
Seçimlerede %20 oy alan SLDP, bir anda Başbakan John Major tarafından
muhatap alınmıştı. Bu arada süreç ışında kalan Sinn Fein da SLDP ile
görüşerek sürece dolaylı muhatap olmuştu. Her iki partinin
liderlerinden Gerry Adams ve John Hume sık sık bir araya gelerek bu
süreci değerlendirmişlerdi.
4. Eylemlerin Durması ve ülke
topraklarının silahlı teröristlerce arındırılması:
İngiltere; sindirilemeyeceğini, aksine IRA’nın terörist faaliyetlerine
güçlü bir şekilde karşılık vereceğini göstermişti. Tüm mücadelesine
rağmen IRA, İngiltere’yi Kuzey İrlanda’dan çıkaramamıştı.
5. Silahsızlanma: Tony
Blair İngiltere’de iktidar oluncaya kadar Kuzey İrlanda’daki
görüşmelerin önünü tıkayan en önemli konu buydu.
1993’te Sinn Fein’e, açıkça silahların teslim edilmesi beyan edilmeksizin “IRA’nın şiddeti durdurması kaydıyla” Kuzey İrlanda’nın geleceğine ilişkin siyasi müzakerelere katılma imkânı sunuldu. Mayıs 1997’de Blair’in ezici bir çoğunlukla iktidar olması üzerine “silahsızlanmanın bir ön şart olmayacağı”, tüm partilerin katımlıyla müzakerelerin yürütüleceği bir sürecin başladığını bildirdi. Bundan sonra tamamen silahsızlanma için uzun bir süre beklemek gerekti. Öyle ki Uluslararası Bağımsız Silahsızlanma Komisyonu (IICD), Eylül 2005’te kendisi ve bağımsız tanıkların, IRA’daki mevcut silahların kullanılmayacak derecede etkisizleştirildiğini açıklayabildi. Bu tecrübe şunu göstermişti: Her ne kadar tam ateşkes
ve şiddet olaylarının durdurulması ön koşul ise de, ayrıca taraflar
arasındaki güven inşası için barış görüşmeleri sürdürülmeli ve bu arada
silahsızlanma da başlatılmalıydı.
6. Af: Bu durum da
karşılıklı güven inşasında önemlidir. IRA’ya ait mahkûmlar erken
salıverilmişti. 10 Nisan 1998’den sonra 450 mahkûm “şartlı” olarak
tahliye edildiler. Bunlardan 242’si Cumhuriyetçi örgütlere, 196’sı
Loyalistlere mensuptu. Yasada 10 Nisan 1998’den önce işlenmiş terör
suçları için bazı hafifletici çareler bulundu.
Bunlar ömür boyu hapis ya da en az beş yıl hapis cezası olacak şekilde düzenlendi. O sırada bir terör örgütüne desteği devam etmeyenler ile serbest bırakılması halinde terör örgütünün destekçisi olmayacağı kanaati verenler için serbest bırakılma fırsatı da getirilmişti. Keza, cezalarının üçte birini çekmiş olanların da derhal salıverilmeleri ile ömür boyu hapis cezası alanlar için bazı hafifletici düzenlemeler getirilmişti. Burada esas sorunu hala örgütte devam eden militanların durumu oluşturuyordu. Bunlardan 10 Nisan 1998 tarihinden önce suç işleyenler için bulunan ara formül şöyle idi: “a. Halen terör faaliyetini sürdüren bir örgütün mensubu olmamaları, halen terörizmle uğraşıyor olmamaları, b. Bu tarihten sonra 5 yıl veya daha fazla cezayı
gerektirecek bir suç işlemeleri halinde, başvuruları üzerine bir
komisyonca uygunluklarına karar verileceği,
(1) Bu kararı alanların serbestçe Kuzey İrlanda’ya
dönecekleri,
(2) Bu komisyon kararının özel mahkemeye
gönderileceği,
(3) Mahkemenin yapacağı kovuşturma sonucunda
ilgilisinin yargılanmayı gerektirir bir suç işlediğine kanaat getirmesi
halinde yargılama yapacağı,
(4) Bu yargılamada sanığın bulunmayacağı, avukatının
gelebileceği, sonuçta verilecek cezanın ise hemen yukarıdaki,
mahkûmlara uygulanan hükümlere tabi tutulacağı belirlenmişti.
Böylelikle ‘kanun kaçağı’ durumunda olanlara cezaevine girmeksizin
yargılanıp serbest kalma imkânı getiriliyordu.”
7. Haklar Temeline Dayalı Politika
Geliştirilmesi: Terörün hortlamasını önlemek üzere
siyasi, sosyo-kültürel önlemlerin alınması da önemlidir. Bu maksatla
yerel halkın kalbinin ve akıllarının kazanılması, muhalefetle işbirliği
yollarının bulunması düşünüldü. İngiliz hükümetlerinin konut, istihdam
ve polis servisindeki ayrımcılığı kaldırma girişimi yararlı oldu.
Katolikler zamanla eşitlik, insan hakları, güç paylaşımı dâhil tüm “sivil haklara” sahip olduğu görüldü. Bunların bir ayrıcalık değil, doğuştan gelen haklar olduğu kabullenildi. Entegre eğitim sistemi, yerel-küresel vatandaşlık eğitimleri gibi çalışmalar da IRA’yı destekleme azmindeki Cumhuriyetçileri farklı düşünmeye sevk etti. Böylece hükümet siyasi bir stratejiyi formüle edip yürürlüğe koyuncaya kadar, askeri önlemler de durumun kontrolü için alındı. 8. Ekonomik Kalkınma Programları:
Çatışma süreci içerisinde ekonomik kalkınma programlarının özellikle de
yerel ekonomi sektörü için yürürlüğe konması, şiddetin sona
erdirilmesini desteklemektedir. Şiddetin azalmasıyla ekonomik hedefler
daha kapsamlı olarak devreye sokulur. Barış süreci ile birlikte
ekonomik önlemlerin aynı anda başlatılması, ekonomiyi bahane edenler
için önleyici bir tedbir gibidir.
Kuzey İrlanda’da ekonomik önlemlerin devreye
sokulmasında özellikle ABD ve AB üslendi, bölgeyi geliştirme özel
yatırımcıları bölgeye çekmek için milyarlarca dolar harcama yapıldı.
9. Toplumsal Kaynaşma Politikaları:
Uzun süren çatışmalar sebebiyle taraflar arasında kapanması güç derin
izler bırakmaktadır. Ölenlerin ailelerinin, yaralıların acılarının
hafifletilmesi, toplumsal bölünmenin getirdiği karşılıklı güvensizlik
kaygılarının giderilmesi, çatışmayı körükleyen ekonomik sıkıntıların
giderilmesi bu izlerin zamanla silinmesinde belirleyici rol
oynamaktadırlar.
Her grubun kendi okulu, kendi gazeteleri, kendi siyasi
partileri, kendi kültürel ve spor organizasyonları, karşı tarafı
“güvenilmez” gibi gösterin tarihi mevcut Kuzey İrlanda’da bu
bölünmüşlüğü gidermek çok daha güçtü. Üstelik dini bölünme (Katolik ve
Protestan) çok derin etkiler bırakıyordu. Nüfusun %90’ı kendi grubundan
insanların bulunduğu semtlerde yaşıyordu. Bu derin bölünmüşlüğü
gidermek için AB destekli projelere sarıldılar. Çocukların ayrılmış
yerine karışık okullara gitmesi teşvik edildi. Toplumların bir
diğerinin bayramına saygı göstermesi sağlanmaya çalışıldı. Polis
gücünde Katolikler de istihdam edilmeye başlandı. Böylelikle iki tarafı
zamanla husumetten arındırıcı, birbirlerine saygılı ve kaynaştırıcı
formüller üretilmeye çalışıldı.
Sonuç
Her ne
kadar İngiltere IRA sorununu çözmüş gibi görünse de, zaman zaman Kuzey
İrlanda’da münferit bomba yüklü arabaların patlatılması, ya da gösteri
yürüyüşleri yaşanmakta, terör birdenbire tasfiye edilememektedir.
1998 yılından sonraki en önemli hadise 2001 yılında bomba yüklü bir arabanın patlatılmasıydı. Bu tarihten sonra polisin erken istihbarat temini ile benzer tehlikeler büyük ölçüde önlenebildi. Bu olayı takiben Şubat 2010 ayında IRA mensupları misket bomba yüklü bir arabayı daha, Kuzey İrlanda milliyetçiliğinin “kalesi” olarak bilinen Newry’deki mahkeme binası önünde patlattılar. Tesadüf eseri ölen ve yaralanan olmadı. Nisan 2010 ortalarında İngiltere Gizli Servisi Mİ-5’in
kuzey İrlanda’daki merkezi binası yakınlarında benzer bir bombayı daha
patlattılar. Hemen bir hafta sonra bu kez gene Kuzey İrlanda’da
Newtownhamilton’daki bir karakol önünde bomba yüklü araba patlatıldı,
sadece iki polis yaralandı. Haziran 2010 ayı içerisinde ise 136 kilo
ağır patlayıcı yüklü bir araç gene Kuzey İrlanda’daki sınır köyü
Aughnacloy’da polis tarafından bulundu.
11 Temmuz 2010’da Belfast’ta gene IRA’nın kalesi
olarak nitelenen Ardoyne bölgesinde Protestanların geleneksel, ancak
Katolikleri tahrik eden yürüyüşünün ardından 4 gün süren bir kargaşa
çıktı. Protestanlar tarafından geleneksel şekilde her yıl 12 Temmuz’da
düzenlenen, Protestan Kral William’ın 1690’da Katolik rakibini
üstünlüğünü simgeleyen yürüyüş üzerine çıkan kargaşada 82 polis
yaralandı. Göstericiler polise taş, şişe ve Molotof kokteyl, polis de
lastik mermi kullandı. 100’den fazla gösterici tutuklandı.
[1]
İRA’nın tasfiyesi ile ilgili dipnotlu ve kaynakçalı metnin orijinali
için bkz: Celalettin Yavuz, Terör ve Terörizmle Mücadele – ‘PKK Özeli’
ve Çözüm Arayışları, Berikan Yayınları, Ankara, 2011, s. 63-82.
|
||||