|
Başbakan
Erdoğan iktidara geldiği günden bu yana Filistin konusunda gösterdiği
hassasiyeti ne yazık ki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti için
göstermemiştir.
Bakınız şimdi de Erdoğan Filistin’in Birleşmiş Milletlere kabulü için
çaba harcıyor. İnsan düşünmeden yapamıyor;
“Acaba Başbakan Filistin’in BM’e
üye olması için gösterdiği çabayı Kıbrıs Türklerinden neden esirgedi?
Yoksa Kuzey Kıbrıs’ın devlet olarak tanınması onun için önemsiz bir
konu mu?”
İşin
aslı tüm bu soruların cevabı Erdoğan’ın Kıbrıs politikasında saklı.
Göreve geldiği ilk günden itibaren Erdoğan’ın Kıbrıs konusunda güttüğü
politika “ver kurtul”
olarak özetlenebilir. Başbakan Erdoğan; Annan planına “hayır”
diyeceğini ve bu nedenle Kıbrıs sorununun tam da AB ve ABD’nin istediği
gibi çözüme ulaşamayacağını bildiği için Denktaş’ı örtülü bir darbe ile
iktidardan etmiştir.
Ne yazık ki Erdoğan Annan’a
“Birleşmiş
Milletler Genel Sekreteri olarak Kıbrıs sorununa çözüm arıyorsanız
öncelikle Kıbrıs Türk kesimini devlet olarak tanımalısınız. Adada Rum
varlığını devlet olarak kabul edip Türk kesimini etmemeniz ardından da
soruna çözüm arıyoruz demeniz ikiyüzlülüktür.”
demek yerine; Türklerin Rumların inisiyatifine bırakılacağı, Türk
askerinin adayı terk edeceği, Kıbrıs Türk kesiminin büyük bir toprak
parçasını Rumlara vereceği ve tazminat ödemek zorunda bırakılacağı
Annan Planına “evet” denmesi için kulis yapmış, netice itibariyle Türk
tarafı gerek AB’nin gerekse AKP’nin fonladığı kalemlere(!) inanıp
“evet” demiştir.
Gördüğünüz
gibi Başbakan Erdoğan Kıbrıs’ı ve Türkiye’nin Akdeniz’deki çıkarlarını
korumayı aklına bile getirmezken, Filistin için her şeyi göze
alabilmektedir.
Peki, Erdoğan’ın Filistin için gösterdiği onca çaba Arap ülkelerince
takdir edilmiş midir?
Ne yazık ki “hayır”
Erdoğan’ın Filistin’in devlet olarak tanınması gerektiği yönünde
Birleşmiş Milletlerde yaptığı konuşmayı, birliğe üye Arap ülkeleri
salonda kalıp dinleme zahmeti bile göstermemiştir.
Bugün yandaş basında “Arap fatihi” olarak gösterilen ve Arapların
sevdiği lider olarak anlatılan Erdoğan, pek çoğuyla ailecek görüştüğü
söz konusu Arap ülke liderlerinin Kıbrıs Türk kesimini devlet olarak
tanımaları yönünde girişimde de bulunmamıştır.
Tüm bu gelişmeler bize Erdoğan’ın
Filistin’in devlet olarak tanınması için harcadığı eforu Kıbrıs’ın
devlet olarak tanınmaması(!) için harcadığını göstermektedir. Hatta
Erdoğan bununla da yetinmemiş; Denktaş’ın yerine getirdiği Mehmet Ali
Talat’a yaptıkları telefon görüşmesinde: “Kıbrıs’ın
devlet mevlet olarak tanınmasını hiç gündeme getirmeyelim.”
diyebilmiştir.
Bu
cümleyi sarf eden Türkiye Cumhuriyeti Başbakanın; yavru vatan
dediğimiz, uğrunda şehit verdiğimiz Kıbrıs’ı ve Kıbrıs Türkleri yerine;
Filistin’i ve Filistinli Arapları tercih etmesi insanın içini acıtıyor
değil mi?
Filistin’le
ilgili son gelişmelerden bir diğeri de İsrail’le ilgili.
Başbakan; Filistin’e yardım için gönderilen Mavi Marmara isimli gemiye
yapılan İsrail saldırısı nedeniyle bu ülke Türkiye’den özür dilemediği
müddetçe ilişkilerin normalleşmesinin mümkün olamayacağını söyledikten
sonra, Rumların Akdeniz’de petrol aramasına destek vermesinin ardından
İsrail’e savaş açabileceğimizi bile dile getirdi.
Erdoğan Mavi Marmara olayındaki sivil katliam nedeniyle İsrail’den
“özür” beklemede haklı.
Gerçekten de yandaş basının Erdoğan’ı yüceltme düşüncesi ile
emperyalist ülkelerin Başbakandan beklentilerinin o yönde olması
nedeniyle empoze edildiği gibi Türkiye bölge lideri bir ülke olsaydı
İsrail Türkiye’den özür dilemekle kalmayıp tazminatta ödemeliydi.
Başbakan Erdoğan Arap halkının hayranlığı yerine Arap liderlerinin
saygısını kazanmış olsaydı Ortadoğu ülkeleri de ortak düşman olarak
gördükleri İsrail’e karşı Türkiye’nin yanında olmaktan çekinmezdi.
Peki, bu saygıyı Erdoğan nasıl
kazanabilirdi?
“NATO’nun Libya’da işi ne” dedikten hemen sonra Türkiye’yi Haçlı
donanmasına en çok gemiyi veren ülke konumuna düşürmeseydi,
Esad’la can ciğer arkadaşken Suriyeli muhaliflere örtülü ödenekten
milyon dolarlık yardım yapmasa, muhaliflerin ülkemizde konuşlanmasına
izin verirken hava sahamızı Suriye’ye gidecek silahlara kapamasaydı (E. Çölaşan’a göre silahlar
İsrail’in baş düşmanı Hamas’a gidiyor olduğu için Erdoğan’ın bu kararı
İsrail’in ekmeğine yağ sürmektedir.)
Mübarek’le ilgili Amerika’nın tavrı netleşinceye kadar sessiz kalıp
ardından Obama’nın politikasını izlemeseydi.
Evet, tüm bunları yapmasaydı yani söylediklerinin arkasında durmak
yerine bugün söylediğinin tam tersini yarın söylemeseydi Arap
liderlerinsaygısını kazanırdı.
Ayrıca
Erdoğan’ın tutum ve söylemlerindeki tutarsızlık bunlarla da sınırlı
değil.
Ortadoğu ülkelerinin Amerika’nın isteği doğrultusunda değişen
iktidarlar konusunda değişken politikalar izlemesini bir kenara bırakın
Erdoğan’ın; Türkiye’nin gerçek gündemi olan terörle de ilgili tutumu da
kabul edilir değildir.
İsrail’den
Mavi Marmara baskını ardından özür bekleyen Erdoğan, subaylarımızın
başına çuval geçiren Amerika’ya karşı aynı sert(!) tutumu gösterememiş,
Türkiye’nin ve Irak Türkmenlerinin haklarını savunmak için bölgede
görev yapan TSK mensuplarının arkasında dimdik duramamış, Amerika’nın özür dilemesi
gerektiğini dilemezse Türkiye olarak “Nota” vermemizin doğru olacağını
söyleyenlerle sanki kendisi bu utancı yaşayan ülkenin Başbakanı
değilmiş gibi “ne notası
müzik notası mı”
diye dalga geçebilmiştir.
Filistin
için İsrail’e savaş açmayı göze alan Erdoğan’a sormak isterim;
“söz konusu
savaşta müttefik olarak yanınızda kimlerin yer alacağını
düşünüyorsunuz? Elindeki taşlarla Filistinlileri mi, Amerika’nın isteği
üzerine “normalleşme” sürecinde yok saydığımız Azerileri mi, yoksa I.
Dünya Savaşında bizi arkadan vuran ve BM’deki konuşmanızı dahi
dinlemeyen Arapları mı?”
Diğer
yandan Filistin için savaşı göze alan Başbakan yüzlerce şehit vermemize
neden olan Barzani’ye “PKK’nın
topraklarında barınmasına izin vermeye devam edersen bunu savaş sebebi
sayarım” diyememiş, şehitlerimizin kanını yerde koymuştur.
Erdoğan
Filistin için İsrail’e karşı sergilediği sözüm ona dik duruşu; AB ve
BM’e karşı Kıbrıs Türklerinden, Amerika’ya karşı başına çuval geçirilen
Türk subayından ve Barzani’ye karşı şehitlerimizden esirgememiş olsaydı
sadece Arap halkının değil; tüm dünyanın saygısını kazanır ve gerçekten
bölgenin lider ülkesi olmamızı sağlardı.
|