|
|
(Açık İstihbarat :
Yiğit Bulut'un bir kaç ay önce HaberTürk
ekranlarından neredeyse tam gün başlattığı ve sonra bıçak gibi kesilen
"glukoz-fruktoz ve sağlığımıza etkileri" tartışması
hatırlanırsa,aşağıdaki yazı ile birlikte jöleli AKP
propagandistinin nasıl patronunun sesi olduğu bir kez daha netleşir)
"Yine
de sizleri sevdiğim için, bunları yazmak zorundayım"
diye yazmıştı Habertürk Yayın Yönetmeni Fatih
Altaylı. Bizi o kadar seviyordu ki, şöyle giriyordu 11 Eylül tarihli
yazısına:
"Aşağıda okuyacağınız satırlar pek hoşunuza gitmeyebilir. Kendinizi
kötü, hatta rahatsız hissedebilirsiniz. "İyi de, ne yapacağız"
diyebilirsiniz. Çünkü ben de aynen sizin söylemeniz muhtemel bu cümleyi
söyledim, aynen bu yazdıklarım gibi hissettim."
Ya!
Ne kadar da hassas ve bizleri düşünüyor değil mi?
İnanın kendi adıma çok mahcup oldum.
"Böylesi yazarlar,
yayın yönetmenleri oldukça bu millete zeval olmaz"
diye geçirdim içimden.
Sanırım meseleyi tam olarak anlatabilmek için, Fatih Altaylı'nın 'Pet
Şişelerden Kurtulun' başlıklı yazısına biraz
daha göz atmakta yarar var.
Şöyle yazmış özet olarak:
"Önceki gün, bir
yakınımın ameliyatı için, Türkiye'nin önemli hastanelerinden
birindeydim. Ameliyat sonrası, alanında Türkiye'nin değil, dünyanın en
iyilerinden biri ve çok da eski dostum olan doktorumuz geldi.
Ameliyatla ilgili bilgi vermek üzere. Konuşurken, önümdeki masada duran
"pet" şişeyi alıp açtım ve bardağıma su doldurmaya başladım. Profesör
doktor uzandı. Elimden pet şişeyi aldı. Suyu doldurduğum bardağı aldı.
Görevliyi çağırdı. Pet şişeyi çöpe atmasını, bardağı da lavaboya
boşaltmasını söyledi. 'Benim dolabımdan cam şişede bir su getirin'
dedi."
Bir köşe yazısından ziyade bir gerilim filmi gibi aktarılan
satırlar sizde de merak uyandırdı değil mi?
Acaba o pet şişede virüs mü vardı?
Inınınınnnnn!...
Devam edelim:
"Ne oldu hocam,
sular zehirli de bizim haberimiz mi yok" dedim
şaşkınlıkla.
"Keşke zehirli
olsa. Panzehiri olur, ilacı olur. Bunlar zehirden beter" dedi ve anlattı.
"Son yıllarda
kanser olaylarında büyük patlama yaşanıyor. Çok ileri yaşlarda ortaya
çıkması gereken bazı kanser türleri, çok erken yaşlarda görünür oldu.
Yaşlılarda görülecek lenfomalar, gencecik insanlarda peydahlanıyor.
Kemik kanserleri, kemik iliği tümörleri sık sık karşımıza çıkıyor."
"Biliyoruz
hocam. Çevre koşulları, hormonlu gıdalar. Her şey kanserojen"
dedim.
"Evet"
dedi.
"Bu pet şişeler
hepsinden daha kanserojen."
"Bütün
dünya kullanıyor" dedim.
"Medeni
ülkeler giderek daha az kullanıyor" dedi.
"Bu pet
şişelerdeki sular 2 haftadan uzun süre şişede kaldığı zaman, şişenin
içindeki zararlı maddeleri çözüyor ve suya karışmasına neden oluyor.
Bunlar hücre yapılarına çok ağır zararlar veriyorlar. Her gün yavaş
yavaş bozuyorlar. Eğer iki haftalıktan daha yeniyse bunun içindeki su,
iç. Ama iki haftalıktan daha eski ise içme."
Görüyorsunuz değil mi, dersiniz ki Dünya Sağlık Örgütü Altaylı'ya bir
sosyal sorumluluk projesinde oynama görevi vermiş ve o
da meçhul hoca ile beraber büyük bir kampanyanın gönüllü
elçisi olarak oynuyor.
Hadi biraz daha devam edelim, eğlenceli kısmı geliyor
çünkü…
"Hemen önümdeki
açılmamış pet şişeyi aldım. (Inınınınnnnn) 2 aylıktı ve son kullanma tarihi
olarak 10
ay sonrayı gösteriyordu.
"Bu şişeler kısa
süreli saklama için uygun. Ama uzun süreli saklamalarda çok zararlı."
"Peki
ne yapacağız?"
dedim.
Eveeeeettt... Yavaş yavaş kıvama geldi okuyucu, artık kendi
kendine yaptığı muz ortaya voleyi çakıp topu doksana takabilir!
Okuyalım:
"Cam şişe
kullanacağız. Cam şişede su alacağız. Her türlü gıdayı cam şişe içinde
talep edeceğiz. Hem çevreye daha az zararlı, hem de sağlığımıza."
Demek ki neymiş?
Cam işe kullanacakmışız!
Peki ama halk kahramanımızın bizim adımıza duyduğu
kaygılar ne olacak?
Misal:
"Maliyeti
yüksek ama"
dedim.
"Kanserin tedavi
maliyeti daha mı düşük? Aksine çok daha yüksek. Bütün hayatın boyunca
cam şişe kullansan, bir kanser tedavisinin onda biri maliyeti bulmaz.
Artık kanserleri büyük ölçüde tedavi edebiliyoruz ama yüksek maliyetli
oluyor. Hastayı da harap ediyor."
"Hadi küçük
şişeleri cam şişede hallettik, ya damacanaları ne yapacağız. Onlar da
pet benzeri bir madde değil mi?"
Profesör doktor daha da kötü konuştu.
"Oradaki sorun
daha büyük. O damacanalar birden fazla kez kullanılıyor. Ve onları
temizlemek için, deterjanla yıkanıyor genelde. İçinde kalan deterjanı
temizlemek için en az üç damacana su kullanmak gerek. Sen o
damacanaların üç damacana suyla yıkandığını düşünüyor musun?"
diye sordu.
"Düşünmüyorum"
dedim.
"Demek
ki damacanadaki suyla birlikte deterjan da içiyoruz"
dedi. Çocukluğumu hatırladım. İstanbul'da hasıra
sarılmış cam damacanalar içinde Beykoz'dan gelme sular satılırdı.
"Eskiden vardı cam damacanalar" dedim.
Evet heyecan dorukta, bizim için ne fedakarlıklara
katlanıyor değil mi?
Bakın kendisi ya da patronu değil, bir tıp profesörü ne
istiyor:
"Talep edelim
yine olur. Cama dönmekten başka çare yok. Yoksa her gün kendimizi bile
bile öldürüyoruz. Sigara içme kanser olursun kampanyaları yapılıyor.
Bunların yanında sigara masum kalır"
dedi.
Eh, bunun üzerine tabii 'bir kepçe de suyundan koyma
zamanı' gelmişti artık, bu da uzatma
dakikalarında fileleri havalandırma girişimi:
"İçim karardı
doğrusu. Ama artık eve pet şişe sokmama kararı aldım. Bu kararı da
sizinle paylaşmam gerektiğini düşündüm. Hepimizin çocukları için."
Bizim için, çocuklarımız için, ülkemiz için…
Acayip duygulandım bu satırları okurken ve sonrasında. Sonraki
birkaç günde Habertürk vakayı takip etti. Bir dolu haber
yayınlandı, 'pet şişe kötü, cam şişe şahane' içerikli…
Misal:
Plastikteki
tehlike,
Cam
şişeye hazırlık var,
Damacanadaki suyu cam kaba boşaltın!,
Pet
şişeler neden zararlı, gerçekten kanser yapıyor mu?.
Halk sağlığını bu kadar düşünen bir medya daha önce var mıydı
bilemiyorum. Ama Habertürk Yayın Gurubu büyük
bir fedakarlık ve sorumlulukla bizleri uyarıyordu.
Ve fakat, aynı anda Kulver Kalesi'nde…
Başka bir çok konuda halk kahramanlığına soyunmayı pek
akıllarına getirmeyenlerin, pet şişe mevzusunda bu kadar
cengaver kesilmesi, ülke medyasını bilenler için en
baştan soru işaretini oluşturmuştu çoktan. Düğün ve
bayram değildi de, eniştemizin bu buse merakı nereden
çıkmıştı?
Cevabı ise bir başka haberdeydi. Yine aynı gazete Altaylı'nın
yazısından yaklaşık bir ay önce şu başlıkla çıkmıştı:
Ciner'den
çevre dostu yatırım
Habertürk'ün patronu hep böyle sağlıklı yatırımlar yapardı esasen,
dolayısıyla elbette, pet şişe düşmanlığı ile cam şişe
yatırımının bir ilgisi olamazdı. Bu nedenle haber daha
ziyade cam şişe güzellemesi yapıyordu.
Okuyoruz:
"Ciner Holding,
madencilik, enerji ve medyadaki yatırımlarından sonra cam ambalaj
üretmek için kolları sıvadı. Ciner Holding iştiraklerinden Park Cam
Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından Bilecik/ Bozüyük Organize Sanayi
Bölgesi'nde satın alınan yaklaşık 224 dönüm araziye kurulacak olan
tesiste çevre dostu sağlıklı cam ambalaj üretilecek."
Ve bilin bakalım ilk ürün olarak ne üretecekti bu fabrika: maden
suyu şişesi!
Tabii, pet şişeye 'tu kaka' denirdi
denmesine. Plastiğin elbette savunulacak tarafı yoktu ama,
mesele bu kadar mı berbattı?
Elbette değil...
Şu tepkiler ve yorumlar Habertürk'te elbette yer almayacaktı. Başlık
şöyleydi mesela:
Haberturk
neden plastiğe savaş açtı!
Cam şişeyi kutsayanların görmediği bir takım gerçekler vardı.
Habertürk muhabiri, yatırımı desteklemek ve pet şişe aleyhine bilimsel
kanıt toplamak adına akademik çevrelere başvurmuş,
görüş almıştı. Ama nedense tam da istediği yönde olmamıştı cevaplar, o
yüzden bu haberi yayınlamak başka medya organlarına
kalmıştı.
Özetleyelim:
"Hacettepe
Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Çağatay Güler, konu ile ilgili Habertürk'ün sorusu cevapladı
ama gazetenin bu iddiası da havada kaldı. Prof. Dr. Güler'e göre
tehlike pet şişede değil pet olmayıp, 'polikarbon' olarak
üretilenlerdeydi."
Ne kadar enteresan değil mi?
Yukarıdaki linke tıklarsanız, çok daha ilginç tepkiler
ve karşıt görüşlere ulaşma şansınız olacaktır.
Bonus olarak da şu
linke bakabiliriz.
Ve son olarak tabii ki, Doğan Medya karşı tribünden topa
girecek ve o da bakanlık silahıyla Ciner Medya'yı
vuracaktı. İlk işaret fişeği geldi bile. İlerde muhtemelen bu tartışma
daha derinleşecektir ama, Bağcılar Medyası'nın abartıyla
servis ettiği haberi şöyle: Damacana
bakanlıktan aklandı
Şanslıyız aslında.
Eğer Aydın Doğan'ın da damacana yatırımı olmuş olsaydı, bu
şişe savaşları çok daha sert ve yıpratıcı olarak medya tarihine
geçecekti.
Ne diyordu o şarkı:
Çamura mı düştün edepsiz?
|