Medya4 Ekim 2011 00:00

Lingo , Lingo Şişeler - Ferhat Barış

Ve fakat, aynı anda Kulver Kalesi'nde… Başka bir çok konuda halk kahramanlığına soyunmayı pek akıllarına getirmeyenlerin, pet şişe mevzusunda bu kadar cengaver kesilmesi, ülke medyasını bilenler için en baştan soru işaretini oluşturmuştu çoktan. Düğün ve bayram değildi de, eniştemizin bu buse merakı nereden çıkmıştı? Cevabı ise bir başka haberdeydi. Yine aynı gazete Altaylı'nın yazısından yaklaşık bir ay önce şu başlıkla çıkmıştı: naproxennatrium go naproxen kruidvatcialis forum cialis bez recepta cialis bez receptamicardisplus 80/25 mg click micardis plus 80 12.5 mg

Lingo Lingo Şişeler

Ferhat Barış  - Haber Aktüel

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
 
www.acikistihbarat.com

04.10.2011

(Açık İstihbarat : Yiğit Bulut'un bir kaç ay önce HaberTürk ekranlarından neredeyse tam gün başlattığı ve sonra bıçak gibi kesilen "glukoz-fruktoz ve sağlığımıza etkileri" tartışması hatırlanırsa,aşağıdaki yazı ile birlikte jöleli AKP propagandistinin nasıl patronunun sesi olduğu bir kez daha netleşir)

"Yine de sizleri sevdiğim için, bunları yazmak zorundayım"

diye yazmıştı Habertürk Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı. Bizi o kadar seviyordu ki, şöyle giriyordu 11 Eylül tarihli yazısına:

"Aşağıda okuyacağınız satırlar pek hoşunuza gitmeyebilir. Kendinizi kötü, hatta rahatsız hissedebilirsiniz. "İyi de, ne yapacağız" diyebilirsiniz. Çünkü ben de aynen sizin söylemeniz muhtemel bu cümleyi söyledim, aynen bu yazdıklarım gibi hissettim."


Ya!

Ne kadar da hassas ve bizleri düşünüyor değil mi?

İnanın kendi adıma çok mahcup oldum.

"Böylesi yazarlar, yayın yönetmenleri oldukça bu millete zeval olmaz"

diye geçirdim içimden.

Sanırım meseleyi tam olarak anlatabilmek için, Fatih Altaylı'nın 'Pet Şişelerden Kurtulun' başlıklı yazısına biraz daha göz atmakta yarar var.

Şöyle yazmış özet olarak:

"Önceki gün, bir yakınımın ameliyatı için, Türkiye'nin önemli hastanelerinden birindeydim. Ameliyat sonrası, alanında Türkiye'nin değil, dünyanın en iyilerinden biri ve çok da eski dostum olan doktorumuz geldi. Ameliyatla ilgili bilgi vermek üzere. Konuşurken, önümdeki masada duran "pet" şişeyi alıp açtım ve bardağıma su doldurmaya başladım. Profesör doktor uzandı. Elimden pet şişeyi aldı. Suyu doldurduğum bardağı aldı. Görevliyi çağırdı. Pet şişeyi çöpe atmasını, bardağı da lavaboya boşaltmasını söyledi. 'Benim dolabımdan cam şişede bir su getirin' dedi."

Bir köşe yazısından ziyade bir gerilim filmi gibi aktarılan satırlar sizde de merak uyandırdı değil mi?

Acaba o pet şişede virüs mü vardı?

Inınınınnnnn!...

Devam edelim:

"Ne oldu hocam, sular zehirli de bizim haberimiz mi yok" dedim şaşkınlıkla.

"Keşke zehirli olsa. Panzehiri olur, ilacı olur. Bunlar zehirden beter" dedi ve anlattı.

"Son yıllarda kanser olaylarında büyük patlama yaşanıyor. Çok ileri yaşlarda ortaya çıkması gereken bazı kanser türleri, çok erken yaşlarda görünür oldu. Yaşlılarda görülecek lenfomalar, gencecik insanlarda peydahlanıyor. Kemik kanserleri, kemik iliği tümörleri sık sık karşımıza çıkıyor."

"Biliyoruz hocam. Çevre koşulları, hormonlu gıdalar. Her şey kanserojen"

dedim.

"Evet" dedi.

"Bu pet şişeler hepsinden daha kanserojen."

"Bütün dünya kullanıyor" dedim.

"Medeni ülkeler giderek daha az kullanıyor" dedi.

"Bu pet şişelerdeki sular 2 haftadan uzun süre şişede kaldığı zaman, şişenin içindeki zararlı maddeleri çözüyor ve suya karışmasına neden oluyor. Bunlar hücre yapılarına çok ağır zararlar veriyorlar. Her gün yavaş yavaş bozuyorlar. Eğer iki haftalıktan daha yeniyse bunun içindeki su, iç. Ama iki haftalıktan daha eski ise içme."

Görüyorsunuz değil mi, dersiniz ki Dünya Sağlık Örgütü Altaylı'ya bir sosyal sorumluluk projesinde oynama görevi vermiş ve o da meçhul hoca ile beraber büyük bir kampanyanın gönüllü elçisi olarak oynuyor.

Hadi biraz daha devam edelim, eğlenceli kısmı geliyor çünkü…

"Hemen önümdeki açılmamış pet şişeyi aldım. (Inınınınnnnn) 2 aylıktı ve son kullanma tarihi olarak 10 ay sonrayı gösteriyordu.

"Bu şişeler kısa süreli saklama için uygun. Ama uzun süreli saklamalarda çok zararlı."

"Peki ne yapacağız?"

dedim.

Eveeeeettt... Yavaş yavaş kıvama geldi okuyucu, artık kendi kendine yaptığı muz ortaya voleyi çakıp topu doksana takabilir!

Okuyalım:

"Cam şişe kullanacağız. Cam şişede su alacağız. Her türlü gıdayı cam şişe içinde talep edeceğiz. Hem çevreye daha az zararlı, hem de sağlığımıza."

Demek ki neymiş?

Cam işe kullanacakmışız!

Peki ama halk kahramanımızın bizim adımıza duyduğu kaygılar ne olacak?

Misal:

"Maliyeti yüksek ama"

dedim.

"Kanserin tedavi maliyeti daha mı düşük? Aksine çok daha yüksek. Bütün hayatın boyunca cam şişe kullansan, bir kanser tedavisinin onda biri maliyeti bulmaz. Artık kanserleri büyük ölçüde tedavi edebiliyoruz ama yüksek maliyetli oluyor. Hastayı da harap ediyor."

"Hadi küçük şişeleri cam şişede hallettik, ya damacanaları ne yapacağız. Onlar da pet benzeri bir madde değil mi?"

Profesör doktor daha da kötü konuştu.

"Oradaki sorun daha büyük. O damacanalar birden fazla kez kullanılıyor. Ve onları temizlemek için, deterjanla yıkanıyor genelde. İçinde kalan deterjanı temizlemek için en az üç damacana su kullanmak gerek. Sen o damacanaların üç damacana suyla yıkandığını düşünüyor musun?"


diye sordu.

"Düşünmüyorum"

dedim.

"Demek ki damacanadaki suyla birlikte deterjan da içiyoruz"

dedi. Çocukluğumu hatırladım. İstanbul'da hasıra sarılmış cam damacanalar içinde Beykoz'dan gelme sular satılırdı. "Eskiden vardı cam damacanalar" dedim.

Evet heyecan dorukta, bizim için ne fedakarlıklara katlanıyor değil mi?

Bakın kendisi ya da patronu değil, bir tıp profesörü ne istiyor:

"Talep edelim yine olur. Cama dönmekten başka çare yok. Yoksa her gün kendimizi bile bile öldürüyoruz. Sigara içme kanser olursun kampanyaları yapılıyor. Bunların yanında sigara masum kalır"

dedi.

Eh, bunun üzerine tabii 'bir kepçe de suyundan koyma zamanı' gelmişti artık, bu da uzatma dakikalarında fileleri havalandırma girişimi:

"İçim karardı doğrusu. Ama artık eve pet şişe sokmama kararı aldım. Bu kararı da sizinle paylaşmam gerektiğini düşündüm. Hepimizin çocukları için."

Bizim için, çocuklarımız için, ülkemiz için…

Acayip duygulandım bu satırları okurken ve sonrasında. Sonraki birkaç günde Habertürk vakayı takip etti. Bir dolu haber yayınlandı, 'pet şişe kötü, cam şişe şahane' içerikli…

Misal:

Plastikteki tehlike,
Cam şişeye hazırlık var,
Damacanadaki suyu cam kaba boşaltın!
,
Pet şişeler neden zararlı, gerçekten kanser yapıyor mu?.


Halk sağlığını bu kadar düşünen bir medya daha önce var mıydı bilemiyorum. Ama Habertürk Yayın Gurubu büyük bir fedakarlık ve sorumlulukla bizleri uyarıyordu.

Ve fakat, aynı anda Kulver Kalesi'nde…

Başka bir çok konuda halk kahramanlığına soyunmayı pek akıllarına getirmeyenlerin, pet şişe mevzusunda bu kadar cengaver kesilmesi, ülke medyasını bilenler için en baştan soru işaretini oluşturmuştu çoktan. Düğün ve bayram değildi de, eniştemizin bu buse merakı nereden çıkmıştı?

Cevabı ise bir başka haberdeydi. Yine aynı gazete Altaylı'nın yazısından yaklaşık bir ay önce şu başlıkla çıkmıştı:

Ciner'den çevre dostu yatırım

Habertürk'ün patronu hep böyle sağlıklı yatırımlar yapardı esasen, dolayısıyla elbette, pet şişe düşmanlığı ile cam şişe yatırımının bir ilgisi olamazdı. Bu nedenle haber daha ziyade cam şişe güzellemesi yapıyordu. Okuyoruz:

"Ciner Holding, madencilik, enerji ve medyadaki yatırımlarından sonra cam ambalaj üretmek için kolları sıvadı. Ciner Holding iştiraklerinden Park Cam Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından Bilecik/ Bozüyük Organize Sanayi Bölgesi'nde satın alınan yaklaşık 224 dönüm araziye kurulacak olan tesiste çevre dostu sağlıklı cam ambalaj üretilecek."

Ve bilin bakalım ilk ürün olarak ne üretecekti bu fabrika: maden suyu şişesi!

Tabii, pet şişeye 'tu kaka' denirdi denmesine. Plastiğin elbette savunulacak tarafı yoktu ama, mesele bu kadar mı berbattı?

Elbette değil...

Şu tepkiler ve yorumlar Habertürk'te elbette yer almayacaktı. Başlık şöyleydi mesela:

Haberturk neden plastiğe savaş açtı!

Cam şişeyi kutsayanların görmediği bir takım gerçekler vardı.

Habertürk muhabiri, yatırımı desteklemek ve pet şişe aleyhine bilimsel kanıt toplamak adına akademik çevrelere başvurmuş, görüş almıştı. Ama nedense tam da istediği yönde olmamıştı cevaplar, o yüzden bu haberi yayınlamak başka medya organlarına kalmıştı.

Özetleyelim:

"Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Çağatay Güler, konu ile ilgili Habertürk'ün sorusu cevapladı ama gazetenin bu iddiası da havada kaldı. Prof. Dr. Güler'e göre tehlike pet şişede değil pet olmayıp, 'polikarbon' olarak üretilenlerdeydi."

Ne kadar enteresan değil mi?

Yukarıdaki linke tıklarsanız, çok daha ilginç tepkiler ve karşıt görüşlere ulaşma şansınız olacaktır.

Bonus olarak da şu linke bakabiliriz.

Ve son olarak tabii ki, Doğan Medya karşı tribünden topa girecek ve o da bakanlık silahıyla Ciner Medya'yı vuracaktı. İlk işaret fişeği geldi bile. İlerde muhtemelen bu tartışma daha derinleşecektir ama, Bağcılar Medyası'nın abartıyla servis ettiği haberi şöyle: Damacana bakanlıktan aklandı

Şanslıyız aslında.

Eğer Aydın Doğan'ın da damacana yatırımı olmuş olsaydı, bu şişe savaşları çok daha sert ve yıpratıcı olarak medya tarihine geçecekti.

Ne diyordu o şarkı:

Çamura mı düştün edepsiz? 

 

Açık İstihbarat @ 2011