Siyaset3 Ekim 2011 00:00

Oslo'dan Lider Çıkarmak - Kaan Turhan / Açık İstihbarat

Erdoğan, MİT Müsteşarı’nı kendi göndermişti. Ülkesinin askerini şehit eden PKK’yla görüşmesi için Afet hanımı da yanına vermişti. Oslo görüşmelerinin içeriği önemli değildi, aslında. Önemli olan PKK’yla devletin görüşebilirliğini sabitlemekti. Kamuoyunda, terör örgütüyle masaya oturularak çözüm üretme gerçeği üzerine alıştırma yapmaktı. Zaten yandaş medya erbabları bu görüşmelerin olağan olduğunu, Öcalan’la da görüşüldüğünü sayıp döktüler.              Askeri vesayeti ortadan kaldırıyoruz diyenler, asker-sivil işbirliğiyle ve Polis Akademisinin inisyatifiyle, postmodern bir darbeyi gerçekleştirmiş durumdadırlar. Polis Akademisi ve İçişleri Bakanlığı rehberliğinde sürdürülen demokratik açılım sürecinin, Türkiye’ye getirdiği yönetim tıkanması ve toplumsal ayrışma sürecini yaşamakta olan Türkiye, bataklıktaki bir gemiye benzemektedir.  discount drug coupons lilly coupons for cialis free discount prescription cardsymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cenacialis walgreen coupon cialis discount cialis couponmicardisplus 80/25 mg ilkpirlantam.com micardis plus 80 12.5 mgdiscount card prescription discount prescription coupons prescription drugs discount cards

Oslo'dan Lider Çıkarmak

Kaan Turhan - Açık İstihbarat

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
 
www.acikistihbarat.com

03.10.2011


“Öcalan Kürt Ayaklanmasının Susturucusu mu?” başlıklı yazımda, devletin kurumlarını tanımayan bir oluşum olan Demokratik Toplum Kongresi (DTK), resmen tüm odaklarını eylemleriyle, “demokratik özerkliğin” ilanını tanınmasının sağlanması için seferber olmasını emretmektedir. Ve hala tüm bu kaotik ortam tribünden seyredilmektedir.

OdaTv, terörist Öcalan“sosyalist solun doğal lideri” olarak nitelemiş ve yandaş medya yazarlarının, televizyonlarının kamuoyunu koşulladığı bir ortamda, hazırlanan Kürt ayaklanmasının susturucusu, dizginleyicisi olarak gündeme getirmiştir.” diye bitirmiştim. Ve konuya ilişkin süreç AKP marifetiyle hızlandırılmış ayrışmaya doğru ilerletilmektedir.

PKK’yla görüşmeleri meşrulaştırmak, PKK’yı iğdiş edilmiş Türkiye siyasetinde yeni rollere hazırlamak için sızdırılan Oslo görüşmeleri sonrası ortamda; her şey açığa çıkmış görünüyor.

  1. BDP’liler yemin krizini aşmış,
  2. PKK’nın şehir yapılanması olarak açıklanan KCK tutukluları muhafazakâr-liberal ittifak çizgisine çekilmek üzere kodese yerleştirilmiş,
  3. Abdullah Öcalan’ın İstanbul’da ev hapsi vs. gündeme getirilmiştir.

İmralı canisinin yeni siyaset inşaasında görev verilmek üzere yedeklendiği gerçeğini bilen batı emperyalizmi dilbilimcisi Chomsky:

“Kürt halkının meşru taleplerinin gündeme alınması ve buna paralel samimi müzakerelerin yürütülmesi gerekiyor” demiş ve Öcalan’sız bir barış olamayacağını duyurmuştu.[1]

Aynı konuda Neçirvan Barzani de 29 Ağustos’ta şunları söylemişti: “Abdullah Öcalan’ın hapisteki koşullarının daha da iyileştirilmesi ve kendisiyle Kürt sorununu çözümünün bir parçası olarak görülmesi gerektiğini ifade etmiştim. Öcalan’la üst düzeyde geniş çaplı görüşmeler vardı ve kendisi sorunun içinde siyasi bir karakter olarak beliriyordu.”[2]   

Kısaca Öcalan, yeni siyasal ortamda belirleyici bir etken olacak ve siyasallaşan Kürt hareketini yönlendirme yeteğini devlet desteğiyle sabitleyecek.

Emperyalizmin kıt kaynakları daha fazla sömürmek üzere gerçekleştirdiği “Arap Ayaklanmalarının” Suriye boyutunda da Öcalan unsuru devreye sokuldu. Öcalan’ın Suriye günleri adı altında yayınlanan fotoğraflar, Türkiye kamuoyunda; Öcalan’ın sempatik, uzlaşılabilir, (fotoğraflara yansıyan) sosyal yönüyle ideal lider tiplemesi oluşturulmuş oldu.

Aslında Öcalan’ı Suriye’yle düşmanlığın pekiştilmesi için kullanmak gerekiyordu. Öcalan’ın Suriye’deki faaliyetleri şöyleydi:

“Hafız Esad rejimi "Öcalan'a Suriye kürtlerini kontrol etmesi" karşılığında PKK'nın ideolojik ve askeri eğitimi için kamp alanı açmasına fiilen yardımcı oldu. Örgütün ilk ideolojik ve askeri eğitim merkezi de Suriye'nin koruması ve lojistik desteği ile Bekaa Vadisi'nde kuruldu. 12 Eylül darbesinden sonra Güneydoğu'da yaşanan olaylar sonrası bir çok PKK'lı burada açılan merkezde eğitildi. Bugün örgütün lider kadrosunda yer alan Cemil Bayık, Duran Kalkan, Mustafa Karasu, Murat Karayılan, "Mahsun Korkmaz Akademisi" adı verilen bu merkezde dönüşümlü olarak örgütün ideolojik ve silahlı eğitimlerini yürüttü. Öcalan Suriye'deki ilk yıllarında zaman zaman kaldığı Bekaa Vadisi'nden daha sonra sürekli barındığı Bar Elias Kasabası'na geçti. Öcalan zaman zaman Şam ve Lazkiye'de kendisine tahsis edilen adreslerde kaldı. Ancak daha çok Bar Elias'da kalan

Öcalan zaman zaman burada örgüte katılan ve ideolojik eğitim için gönderilen PKK'lılara eğitim veriyor, hem de örgütün Avrupa kanadı ile Türkiye'de ilişkili olduğu kişi ve kurumları yönetiyordu. Burası ayrıca Öcalan'ın talimatlarının aksine hareket ettiği ileri sürülen kişiler için sorgu merkezi olarak da kullanılıyordu. Yurt dışından gelen uluslararası basın kuruluşları ile PKK'ya sempati duyan, Yunanistan, Almanya, Fransa'dan parlementerler ve kuruluşların temsilcileri de burada kabul ediliyordu. Öcalan örgütün yayın organlarındaki programlara da buradan uydu telefonuyla bağlanıyordu. Öcalan, Suriye'de kaldığı dönemde Kemal Burkay ile bugün BDP'de yer alan Ahmet Türk gibi politikacılar dışında, Celal Talabani ve Mesud ve Neçirvan Barzani gibi isimlerle görüşmeyi sürdürdü.”[3]
 

AKP, Amerikan çıkarları çerçevesinde dönüştürülen Ortadoğu coğrafyasında koçbaşı işlev üstleneceğinden; Erdoğan’ın dost ülke olarak gördüğü ve vizeleri kaldırdığı Suriye’yle şu aşamada düşman olmuştu. Esad’a karşı dostluğu ve iki ülke arasında geliştirilecek iyi ilişkiler unutulmuştu. Esad, artık halkına işkence yapan biri haline getirilmişti.

Aslında fotoğraf çok netti: Erdoğan, ezilen ülkelerin yanında yer almamış, atlantik ittifakının yanında yer almıştı. Esad’a cani diyen, Esad’ı halkını kötü yönetmekle suçlayan, batının taşeronu olmuştu, Erdoğan

Öcalan’ın Suriye’deki günleri sadece fotoğraflarla açıklandı, liderliği, sosyal yönleri vs. gündeme getirildi. Aslında Öcalan’ın Suriye günleri konusu, atlantik ittifakına bağılı dış politika yürüten Türkiye’nin, Suriye’yle olması gereken “hasım” ilişkisinin koşullarının oluşturulmasıydı.

Çünkü, Suriye Ortadoğu’da yalnız bırakılmalıydı, Esad halkına kurşun sıkan bir lider konumuna getirilmeliydi. Esad, anti-emperyalist, batının oyunlarını görüp direnen bir liderdi. Ancak kamuoyunda böyle algılanmamalı. Esad’ı liderlikten düşürüp, batı bağımlısı bir lideri Suriye’nin başına geçirmekti.  

Ardından MİT – PKK görüşmeleri ortaya çıktı. Oslo’da yapılan görüşmeleri birileri sızdırmıştı. Kimisi dedi İsrail, kimisi dedi MİT içindeki kliklerden biri, kimisi dedi CIA…

İşin temelinde hepsi olabilir de, sonuçları kime yaradı ona bakmak daha ölçülü bir davranıştı.   

Erdoğan, Makedonya’dan dönüşte uçakta yaptığı açıklamalar da sürecin devamı açısından ilginç nüveler sunmaktaydı.

Görüşmelerin sızmasından şok olmadım. Sürpriz olmadı. Bu konuyu tabii ki MİT Müsteşarımız Hakan Fidan’la da konuştum. Müsteşarım kendine inandığım, güvendiğim bir arkadaşımdır. Onu oraya yalnız göndermedim. Afet Hanım ile göndermiştik. O sıralarda Emre Bey’in (Eski MİT Müsteşarı Emre Taner) rahatsızlığı vardı. Hakan Fidan sadece buna değil uluslararası anlamda beni temsil etmesi gereken kritik toplantılarda da (mesela nükleer) görev almıştır.[4]

            Erdoğan, MİT Müsteşarı’nı kendi göndermişti. Ülkesinin askerini şehit eden PKK’yla görüşmesi için Afet hanımı da yanına vermişti. Oslo görüşmelerinin içeriği önemli değildi, aslında. Önemli olan PKK’yla devletin görüşebilirliğini sabitlemekti. Kamuoyunda, terör örgütüyle masaya oturularak çözüm üretme gerçeği üzerine alıştırma yapmaktı. Zaten yandaş medya erbabları bu görüşmelerin olağan olduğunu, Öcalan’la da görüşüldüğünü sayıp döktüler.             

Askeri vesayeti ortadan kaldırıyoruz diyenler, asker-sivil işbirliğiyle ve Polis Akademisinin inisyatifiyle, postmodern bir darbeyi gerçekleştirmiş durumdadırlar. Polis Akademisi ve İçişleri Bakanlığı rehberliğinde sürdürülen demokratik açılım sürecinin, Türkiye’ye getirdiği yönetim tıkanması ve toplumsal ayrışma sürecini yaşamakta[5] olan Türkiye, bataklıktaki bir gemiye benzemektedir. 

Aydınları zindanda olan, ülkesini kana bulayan teröristle masaya oturan, Türk Ulusu’nu, aydınını/askerini terörist, teröristini de kurtarıcı olarak algılatan bir siyasi zihniyetle karşı karşıya bırakılmıştır. Muhalif olarak kalanlar, teröristtir artık. AKP’nin gündemi atlantik ötesi tarafından belirlenmektedir. Halkın gündemi de ele geçirilmiş medya tarafından biçimlendirilmektedir.

Yeni Anayasa süreci başlatılırken, rol dağılımı da yapılmıştır.

Roller nettir. 


Asker, kışlasında mıntıka temizliği yapan bir konumda;
Polis ve MİT, AKP güvenliğini sağlayan, istihbaratı yönlendiren bir konumda;
bu sürece karşı çıkan ve ayak bağı olarak görülen Türk aydını ve Türk askeri zindanda işlevsiz konumda;
PKK siyasallaşarak gündemi belirleyen atlantik ötesine yamalı AKP siyasetine entegrasyonu sağlanan taşeron bir siyasal parti konumunda,
Türk Ulusu da Yeni Anayasa’yla başına nelerin geleceğinden habersiz, futbol, dizi, magazin, eğlence, geçim derdi, iş derdi vs. gibi sıradanlaştırılmış yaşam çeberinde kıvranan konumda…
  

 



[1] Özgür Gündem, 30 Ağustos 2011.

[2] PKK Öcalan’la Görüşmeleri Sekteye Uğrattı, 29.08.2011, Hewler Post.

[3] Muharrem Çağlar, Öcalan’ın Suriye Günleri, 06.09.2011, Habertürk

[4] Metehan Demir, PKK Görüşmeleri Gerekirse Başlar, 02.10.2011, Hürriyet

[5] Atilla Kart, Basın Açıklması, 27.09.2011





Açık İstihbarat @ 2011