Oslo'dan Lider Çıkarmak - Kaan Turhan / Açık İstihbarat
Erdoğan, MİT Müsteşarı’nı kendi göndermişti. Ülkesinin askerini şehit eden PKK’yla görüşmesi için Afet hanımı da yanına vermişti. Oslo görüşmelerinin içeriği önemli değildi, aslında. Önemli olan PKK’yla devletin görüşebilirliğini sabitlemekti. Kamuoyunda, terör örgütüyle masaya oturularak çözüm üretme gerçeği üzerine alıştırma yapmaktı. Zaten yandaş medya erbabları bu görüşmelerin olağan olduğunu, Öcalan’la da görüşüldüğünü sayıp döktüler. Askeri vesayeti ortadan kaldırıyoruz diyenler, asker-sivil işbirliğiyle ve Polis Akademisinin inisyatifiyle, postmodern bir darbeyi gerçekleştirmiş durumdadırlar. Polis Akademisi ve İçişleri Bakanlığı rehberliğinde sürdürülen demokratik açılım sürecinin, Türkiye’ye getirdiği yönetim tıkanması ve toplumsal ayrışma sürecini yaşamakta olan Türkiye, bataklıktaki bir gemiye benzemektedir. discount drug coupons lilly coupons for cialis free discount prescription cardsymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cenacialis walgreen coupon cialis discount cialis couponmicardisplus 80/25 mg ilkpirlantam.com micardis plus 80 12.5 mgdiscount card prescription discount prescription coupons prescription drugs discount cards
|
“Öcalan
Kürt Ayaklanmasının Susturucusu mu?” başlıklı yazımda, devletin
kurumlarını tanımayan bir oluşum olan
Demokratik Toplum Kongresi (DTK), resmen tüm odaklarını eylemleriyle, “demokratik
özerkliğin” ilanını tanınmasının sağlanması için
seferber olmasını
emretmektedir. Ve hala tüm bu kaotik ortam tribünden seyredilmektedir.
PKK’yla görüşmeleri meşrulaştırmak, PKK’yı iğdiş edilmiş Türkiye siyasetinde yeni rollere hazırlamak için sızdırılan Oslo görüşmeleri sonrası ortamda; her şey açığa çıkmış görünüyor.
İmralı canisinin yeni siyaset inşaasında
görev verilmek üzere yedeklendiği gerçeğini bilen batı emperyalizmi
dilbilimcisi Chomsky: Kısaca Öcalan, yeni siyasal ortamda belirleyici bir etken olacak ve siyasallaşan Kürt hareketini yönlendirme yeteğini devlet desteğiyle sabitleyecek.
Emperyalizmin kıt kaynakları daha fazla sömürmek üzere gerçekleştirdiği “Arap Ayaklanmalarının” Suriye boyutunda da Öcalan unsuru devreye sokuldu. Öcalan’ın Suriye günleri adı altında yayınlanan fotoğraflar, Türkiye kamuoyunda; Öcalan’ın sempatik, uzlaşılabilir, (fotoğraflara yansıyan) sosyal yönüyle ideal lider tiplemesi oluşturulmuş oldu.
Aslında Öcalan’ı Suriye’yle
düşmanlığın pekiştilmesi için kullanmak gerekiyordu. Öcalan’ın
Suriye’deki faaliyetleri şöyleydi: AKP, Amerikan çıkarları çerçevesinde
dönüştürülen Ortadoğu coğrafyasında koçbaşı işlev üstleneceğinden; Erdoğan’ın
dost ülke olarak gördüğü ve vizeleri kaldırdığı Suriye’yle şu aşamada
düşman
olmuştu. Esad’a karşı dostluğu ve iki ülke arasında
geliştirilecek iyi
ilişkiler unutulmuştu. Esad, artık halkına işkence
yapan biri haline
getirilmişti. Öcalan’ın Suriye’deki günleri sadece fotoğraflarla
açıklandı, liderliği, sosyal yönleri vs. gündeme getirildi. Aslında Öcalan’ın
Suriye günleri konusu, atlantik ittifakına bağılı dış politika yürüten
Türkiye’nin, Suriye’yle olması gereken “hasım” ilişkisinin
koşullarının
oluşturulmasıydı. Ardından MİT – PKK görüşmeleri ortaya çıktı.
Oslo’da yapılan görüşmeleri birileri sızdırmıştı. Kimisi dedi İsrail,
kimisi
dedi MİT içindeki kliklerden biri, kimisi dedi CIA… Erdoğan, Makedonya’dan dönüşte uçakta yaptığı açıklamalar da sürecin devamı açısından ilginç nüveler sunmaktaydı.
“Görüşmelerin sızmasından şok olmadım. Sürpriz olmadı. Bu konuyu tabii ki MİT Müsteşarımız Hakan Fidan’la da konuştum. Müsteşarım kendine inandığım, güvendiğim bir arkadaşımdır. Onu oraya yalnız göndermedim. Afet Hanım ile göndermiştik. O sıralarda Emre Bey’in (Eski MİT Müsteşarı Emre Taner) rahatsızlığı vardı. Hakan Fidan sadece buna değil uluslararası anlamda beni temsil etmesi gereken kritik toplantılarda da (mesela nükleer) görev almıştır.”[4] Erdoğan, MİT Müsteşarı’nı kendi göndermişti. Ülkesinin askerini şehit eden PKK’yla görüşmesi için Afet hanımı da yanına vermişti. Oslo görüşmelerinin içeriği önemli değildi, aslında. Önemli olan PKK’yla devletin görüşebilirliğini sabitlemekti. Kamuoyunda, terör örgütüyle masaya oturularak çözüm üretme gerçeği üzerine alıştırma yapmaktı. Zaten yandaş medya erbabları bu görüşmelerin olağan olduğunu, Öcalan’la da görüşüldüğünü sayıp döktüler. Askeri vesayeti ortadan kaldırıyoruz diyenler, asker-sivil işbirliğiyle ve Polis Akademisinin inisyatifiyle, postmodern bir darbeyi gerçekleştirmiş durumdadırlar. Polis Akademisi ve İçişleri Bakanlığı rehberliğinde sürdürülen demokratik açılım sürecinin, Türkiye’ye getirdiği yönetim tıkanması ve toplumsal ayrışma sürecini yaşamakta[5] olan Türkiye, bataklıktaki bir gemiye benzemektedir. Aydınları
zindanda olan, ülkesini kana bulayan teröristle masaya oturan, Türk
Ulusu’nu,
aydınını/askerini terörist, teröristini de kurtarıcı olarak algılatan
bir
siyasi zihniyetle karşı karşıya bırakılmıştır. Muhalif olarak kalanlar,
teröristtir artık. AKP’nin gündemi atlantik ötesi tarafından
belirlenmektedir.
Halkın gündemi de ele geçirilmiş medya tarafından biçimlendirilmektedir.
[1] Özgür Gündem, 30 Ağustos 2011. [2] PKK Öcalan’la Görüşmeleri Sekteye Uğrattı, 29.08.2011, Hewler Post. [3] Muharrem Çağlar, Öcalan’ın Suriye Günleri, 06.09.2011, Habertürk [4] Metehan Demir, PKK Görüşmeleri Gerekirse Başlar, 02.10.2011, Hürriyet [5] Atilla Kart, Basın Açıklması, 27.09.2011
|
||||