Siyaset18 Mayıs 2005 00:00

Kara Milyarder - Güray Öz

Gerçeğe perende attıran profesörün mantığını çözmekte zorlanıyoruz. Almanya'da, ekonomiyi kimin yönettiğini herkes biliyor. Piyasanın nasıl işlediğini ve aktörlerinin kimler olduğunu da. Halkın durumdan memnun olmadığını, her gün lanet okuduğunu gelişmiş ülkelerde aklı başında ve dürüst hiç kimse inkâr etmez. Devletin, ''serbest piyasa ekonomisi'' adı verilen sistemin aktif yöneticisi, orkestra şefi olduğu, Almanya'da derslerde okutuluyor. cialis sample coupon cialis coupon card cialis manufacturer couponoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin

Göz göre göre gerçeğin tersini söylemek, çağımızın bir hastalığı olsa gerek. Söyleyenler kendi söylediklerine inanıyorlar mı, bilemem, ama gerçeğin böylesine tersyüz edilmesi, insanların ahlaki olarak kabul edebilecekleri bir şey değildir.

Anlı şanlı bir profesörümüz, Prof. Dr. Mehmet Altan yazıyor: ''Gelişmiş çağdaş bir ülkede ekonominin patronu kimdir?'' Cevap veriyor: ''Tabii ki halk. Peki bizde kim? Hâlâ devlet.''

Gelişmiş bir ülkede, diyelim Almanya'da, ekonominin patronu halk mı? Onun için mi halkın 5 milyonu işsiz, onun için mi çalışanların gerçek ücretleri neredeyse 10 yıldır düşüyor? Onun için mi kazanımlar çalışanların, emeklilerin elinden bir bir alınıyor? Yoksa Alman halkı mazoşist mi?

Profesörümüzün gerçeği tersyüz eden sözlerinin esbab-ı mucibesi ikinci cümlesindedir: ''Gelişmiş bir ülkede ekonomik paylaşım nerede gerçekleşir? Tabii ki piyasada. Bizde nerede gerçekleşiyor? Maalesef siyasette.''

Gerçeğe perende attıran profesörün mantığını çözmekte zorlanıyoruz. Almanya'da, ekonomiyi kimin yönettiğini herkes biliyor. Piyasanın nasıl işlediğini ve aktörlerinin kimler olduğunu da. Halkın durumdan memnun olmadığını, her gün lanet okuduğunu gelişmiş ülkelerde aklı başında ve dürüst hiç kimse inkâr etmez. Devletin, ''serbest piyasa ekonomisi'' adı verilen sistemin aktif yöneticisi, orkestra şefi olduğu, Almanya'da derslerde okutuluyor.

Ama profesörün denklemi pek basittir; ekonomiyi halk yönetiyor, piyasa paylaştırıyor, devlet seyrediyor. Gerçekse bunun tersidir. Ekonomiyi patronlar ve onların ulusal-uluslararası örgütleri devletin aktif katkısıyla yönetiyor. Paylaşım devletin sıkı koruması, sistemi korumaya yeminli partilerin parlamenter zorbalığı altında gerçekleşiyor ve altta kalan hep halk oluyor.

Türkiye için neden hayıflandığı ise anlaşılmıyor profesörün.

Türkiye'de de aynen böyle oluyor. Fark, sadece pastanın küçüklüğünde ve paylaşımın kayıt içi, kayıt dışı şeklinde kendini gösteren mafioz kuralsızlığındadır.

***

Bir başka tersyüz etme işlemi de geçen günlerde ''solcu'' bir yazar eliyle piyasaya sürüldü. ''Solcu'' kardeşimiz Can Dündar , Milliyet gazetesinde ''Kızıl Milyarder'' başlığı altında yayımlanan röportajında George Soros 'a övgüler düzdü. Soros, sosyalist ülkelerin çözülmesinde ve yıkılmasında aktif rol oynadığını övünerek anlatan, şimdi de bölgeyi ABD emperyalistleri için yeniden dizayn etmeye çabalayan anlı şanlı borsa spekülatörüdür. Ona ''kızıl milyarder'' değil, ''kara milyarder'' adı uygun düşer. Türkiye'de yandaşlarıyla birlikte kendine biçtiği görev, gerilimleri ABD çıkarlarına göre yönetmek, solu etkisizleştirmek, canlanmasına engel olmaktır. Arada bir Bush politikalarını eleştirir pozlarla ''suret-i haktan'' görünmeye çalışmaktaysa da, aslını inkâr eden bir haramzade değildir. Bilgi Üniversitesi yayınları arasında çıkan ''Küreselleşme Üzerine'' adlı kitabında aynen şunları yazıyor: ''Hem ekonomik, hem de askeri açıdan hâkim bir konum sahibi olmanın keyfini çıkarıyoruz. En doğal eğilim ve en az pürüz yaratacak olanı, piyasa köktenciliğine ve jeopolitik köktenciliğe devam etmek olacaktır.''

Bu sözlerde milyarderlik, saldırganlık, vahşi kapitalistlik bol miktarda var da, bir kızıllık sezebiliyor musunuz Allah aşkına?

Can Dündar her şeyi unutmuş olabilir, ama kızıl ile karayı da mı birbirinden ayıramıyor artık?