Siyaset19 Mayıs 2005 00:00

Pilav Üstü Az Egemenlik - Hüseyin Mümtaz

Lozan’a; Amasya-Erzurum ve Sivas’a, sonunda da Ankara’da “Cumhuriyet”e giden yol Samsun’da başlamıştı ve bu yolun başlangıcında, 1919’da Mustafa Kemal şöyle demişti:             “Efendiler bu vaziyet karşısında bir tek karar vardı. O da hakimiyeti milliyeye müstenit, bilakaydüşart müstakil yeni bir Türk Devleti tesis etmek.             …             Esasi Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu esas ancak istiklali tamme malikiyetle temin olunabilir. Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun istiklalden mahrum bir millet, medeni insanlık karşısında uşak durumunda kalmaktan öteye gidemez.             Ecnebi bir devletin himaye ve sahabetini kabul etmek insanlık vasıflarından mahrumiyeti, aczi ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir. Filhakika bu bu aşağılık duruma düşmemiş olanların isteyerek başlarına bir ecnebi efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez.             Halbuki Türk’ün haysiyeti ve izzeti nefis ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa mahvolsun daha iyidir. Binaenaleyh, YA İSTİKLAL, YA ÖLÜM”. (Nutuk Cilt 1. Sayfa 18-19)naproxennatrium zygonie.com naproxen kruidvatfusidinezuur voetschimmel read fusidinezuur acneabilify idippedut.dk abilify

Ölümü göze alan ve onları örnek alan insanlar, boş ümitlere hiç kapılmayın; kolay kolay yorulmazlar.

Ve bu yüzden, yukarıdaki olayların cereyan ettiği yıldan 86 ve o satırların yazıldığı tarihten tarihten 78 yıl sonra o “Cumhuriyet”in; o düşüncelerle kurulmuş “Cumhuriyet”in halihazır bir takım üyelerinden şu sözleri işitmek, duymak ve dinlemek ağırıma gidiyor.

“Ulus  devletin  egemenliğine  de  bakmak lazım.  Artık  ulus  egemenliği paylaşılacaktır. 21. yüzyılda  egemenlik  paylaşımına  hazır  olmalıyız”  (Kemal Derviş)

“Mustafa Kemal’in  kurduğu ulus-devletin  bitti… Lozan  mükemmel bir ver-kurtuldur.  İslamcılar  Türkiye’de  azınlıktı  ve baskı gördükleri için  demokrasi getiriyorlar” (Baskın Oran, Neşe Düzel ile  yaptığı  söyleşiden… Radikal, 5.4.2004)

“Atatürk’ün yaşadığı  dönemde  yaşama  geçirilen  tüm uygulamaların  arkasındayım  ve  savunucusuyum. Ancak  birileri  bu uygulamaları günümüze  taşımaya  kalkarlarsa, buna  karşı  çıkarım.”  (Toktamış  Ateş,  Cumhuriyet,  8.4.2004)

“- Atatürkçülük ile sosyal demokrasiyi bir araya getirmeye çalışmak zorunda mısınız? Niye sadece Atatürkçü ya da sadece sosyal demokrat olmuyorsunuz. Onu reddediyorum  anlamında bir şey söylemek gibi bir mecburiyetimiz  mi var?   (Memduh Hacıoğlu,  Neşe Düzel  ile yaptığı söyleşiden, Radikal, 3.11.2003)

Ama bütün bunlar, bu düşünce eksersizleri, fikir jimnastikleri belli bir amaca yöneliktir.

Üstelik asıl “mal sahipleri” de durumu gizlememektedirler. Açıkça ne demek istediklerini en yetkililerimizin gözünün içine baka söylemektedirler.

“Türkiye tam üyeliğin ne anlama geldiğini biliyor mu? AB mevzuatının benimsenmesi ile bazı egemenlik haklarının devredileceğinin farkında mı?" (Alman CDU üyesi Dr. Renate Sommer. İstanbul’da Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz’a soru. (9 Mayıs 2001)

Aynı soru hemen hemen aynı günlerde Atatürk'ün Kuvayi Milliye Ankara'sındaki Çankaya Köşkü'nde Cumhurbaşkanı'na yine bir yabancı tarafından soruldu, egemenliğin devri konusu bir hafta içinde İstanbul'dan Ankara'ya; Başbakan Yardımcısı’ndan Cumhurbaşkanına geldi.

Avrupa Günü dolayısı ile AB üyesi ve aday ülkelerin Ankara Büyükelçilerine Çankaya Köşkü'nde yemek veren Cumhurbaşkanı Sezere, AB'nin Ankara Temsilcisi Karen Fogg resmen şöyle sordu: "AB üyeliği için gereken şartlardan birisi bazı konularda egemenliği paylaşmak. Bu paylaşım şekline nasıl bakıyorsunuz?"

Sezer teknik ve politik bir cevap vermeyi tercih etti, meseleyi zamana yaydı ve çözümü meclisin iradesine bıraktı; "Türkiye'deki milletlerarası antlaşmalar kanun düzeyindedir ama Anayasa'nın altındadır. Sanırım zamanı gelince egemenliğin paylaşımı konusunda 90'ıncı maddeyi yeniden gözden geçireceğiz" dedi.

İki sene sonra 2003'ün 29 Ekim resepsiyonunda ve yine üstelik Çankaya Köşkü'nde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök, Fikret Bilâ'ya tarihe geçecek şu sözleri söyledi... "Egemenlik kavramı uluslararası kurallar ve kurumlar açısından değişiyor. Egemenlik, milli egemenlik, tamam da ama yeni kurallar, yeni teknoloji bu kavramı etkiliyor. Adam sizin semalarınızda şu uçuşu yapmak istiyorum diye bildiriyor, gelip icra edip gidiyor. Siz de aynı olanağı kullanıyorsunuz. Bu durumda egemenlik kavramı etkileniyor. Ne diyeceksiniz? Bu bir değişim ve yenilik. Bunlara açık olmak zorundasınız. Gelişmeleri izlemek zorundasınız."

Onun için ben 14 Mayıs 2005 günü Liberal Düşünce Topluluğu tarafından düzenlenen ”Demokrasiye Geçişin 55. Yılı Münasebetiyle Özgürlük ve Demokrasi Sempozyumu'nda” yaptığı konuşmanın ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Gül’ün Özbekistan bağlamında şöyle söylemesini hiç yadırgamıyorum:

“Dediğim gibi, hiçbir ülke artık kapalı, kendi başına hareket eder durumda değildir. Her ülkede olup biten olaylar bütün dünyayı ilgilendirmektedir”

Dolayısı ile Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Başbuğ’un; amacı Türkiye'yi ve uluslararası toplumu yakından ilgilendiren bir konuyu yerli ve yabancı uzmanların katılımıyla, farklı anlayışlar ve kültürler arası yaklaşımlarla paylaşmak olan 'Bilgi Çağı ve Teknolojik Gelişmeler Işığında Toplum, Yönetim, Yönetici ve Lider Yaklaşımlar' konulu sempozyumun açılışında “Ulusların egemenlik haklarının belirli bir alanını, kendi arzusu ve kendi iradesiyle o kuruluşun karar mekanizmalarında yer alması kaydıyla ve o kuruluştan kendi arzu suyla çekilebilmesi mümkün olduğu sürece, uluslararası bir kuruluşa devretmesi acaba tam bağımsızlığı zedeler mi? Sanırım bu soruyu tartışmalı ve uzlaşıya varmalıyız" demesini de kıymetli Necdet Sevinç’in aksine hiç yadırgamadım.

Çünkü bu konuşmadaki “düşünce”; Genelkurmay Başkanı Özkök’ün iki sene önce yaptığı ve yukarıya aldığımız görüşleri ile aynen uyuşmaktadır.

Sommer’in Mesut Yılmaz’a; Fogg’un Sezer’e sorduğu soru budur ve cevabını da böylelikle almış oluyoruz.

Bu düşünce sistematiği; 4 sene önce “ay”dan Türkiye’ye bakan tayin edilen; bu tayini sol ve sağ milliyetçi olduğu iddia edilen koalisyon partilerinin genel başkanlarınca kabul gören “görevi” bitince de yine geldiği yere “ay”a geri dönen dünya vatandaşı, uluslar arası memur Kemal Derviş’in ayrılırken söylediği ““Ulus  devletin  egemenliğine  de  bakmak lazım.  Artık  ulus  egemenliği paylaşılacaktır. 21. yüzyılda  egemenlik  paylaşımına  hazır  olmalıyız”  sözleriyle de son der ece “uyumludur”.

Neye üzülüyorsunuz ki?

Başbuğ bu veciz konuşmayı yaptığı toplantının çay-meşrubat molasında davetli ve “akredite” konuklardan Clinton'ın Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü James Rubin ve eşi ünlü gazeteci eşi Christian Amanpour’la koyu bir de sohbete katılmış.

Kıymetli okuyucu yazının başına dönüyorum.

Atatürk ne demişti:

            “Efendiler bu vaziyet karşısında bir tek karar vardı. O da hakimiyeti milliyeye müstenit, bilakaydüşart müstakil yeni bir Türk Devleti tesis etmek.”

Hâkimiyet; egemenlik demektir, müstakil de bağımsız..

İşte devlet, Türk Devleti bu düşüncenin eseridir.

“YA İSTİKLAL, YA ÖLÜM” diyerek, yâni ölümün bile göze alınarak çıkılan yolun sonucudur.

İstiklâl de bağımsızlık demektir ey okuyucu.

TBMM’nde Başkanlık Divanının arkasındaki duvarda yine Atatürk’ün hangi sözü yer alıyor?

“Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur”

Peki…

Ben 70 milyonluk ulusun bir bireyi olarak; egemenliğin de 70 milyonda birinin tapulu sahibi, 70 milyonda bir hissedarıyım.

Ben işte bu “kat mâliki” kimliğimle yukarıda adı geçen zevatı muhteremenin söylediklerine hiçbir şekilde katılmıyorum.

İşte bu kimliğimle, egemenliğimin tamamını veya belli bir alanını şöyle veya böyle, kıyısından-köşesinden hiç kimseye, sınıfa, zümreye, ecnebi bir devlete, ecnebi bir kuruluşa devretmeye asla niyetim olmadığını söylüyorum.

Değil “uzlaşıya varmayı”, tartışmayı bile kabul etmiyorum.

Çünkü ben 9’uncu Ordu Müfettişi Mustafa Kemal’in yukarıdaki sözleri söylediği ruh hali ve noktadayım.

Ben işte bu kimliğimle 4 Temmuz 2003 günü Süleymaniye’de geçirilen çuvallar yüzünden olayın cereyan ettiği yerden 1300 kilometre uzakta halen yaşadığım yerde ve bu kadar zaman sonra bile gece başımı yastığa koyunca uyuyamıyorum.

Konunun “birinci derece” ilgilileri ile konuya silsilei meratibe göre müdahil olanlar ne yapıyorlar, ne düşünüyorlar, nasıl uyuyorlar merak ediyorum.

Üstelik merakım ve üzüntüm, hırsım Milli Savunma Bakanı’nın, Nur Batur’un 2005 yılının 19 Mayıs’ından bir gün önce sorduğu “Çuval krizini ne kadar aştık?” sorusuna verdiği  Beklemediğimiz ve üzüldüğümüz bir olay. Ama üstünde durmaktansa yeni ufuklara bakmak çok daha iyidir diye düşünüyorum. Müşterek menfaatlerimiz o kadar çok ki cevabını duyduğum andan itibaren daha da artıyor.

Son bir şey daha..

“Düşündüğünüz”, “hazırlıklarını yaptığınız”, “kamuoyunu hazırlamaya çalıştığınız” düzen kurulduğunda sadece TBMM’de yazılı “Egemenlik kayıtsız-şartsız ulusundur” sözünü bulunduğu yerden kazımanız yetmeyecek.

İstiklâl Marşı’ndaki;

“Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım”

Ve;

“Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklâl” mısralarını da değiştirmeniz gerekecek..

Yahut bırakacaksınız bu marşı..

…AB’nin milli marşı olan Beethoven’in 9’uncı Senfonisini kabul edeceksiniz.

Papa II’inci İnnocent’i de…

 …..“en büyük sembol”…                  18 Mayıs 2005

 

“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA

57’İNCİ ALAY HERYERDE 

  HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”