Savcıları Göreve Çağırıyorum : Anayasa Suçu İşleniyor - Ali Eralp
Ulusunu, ülkesini parçalamak isteyen, çoluk çocuk demeden, 40 bin vatandaşının canına kıyan bir terör örgütü ile kapalı kapılar arkasında hangi ülkenin devlet adamı pazarlık yapar? Eşkıya ile anlaşma, görüşme toplantıları düzenler? Yeryüzünde görülmüş müdür bu? Anayasa maddesi açıktır:cialis 5mg prix en pharmacie http://cialis20mgsuisse.com/5mg/prix-en-pharmacie cialis 5mg prix en pharmacierenovation vejle renovation skive renovamicardisplus 80/25 mg click micardis plus 80 12.5 mgkamagra link kamagra geloxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin
|
Eskiden, siyasal yönetime başkaldırıp dağa çıkan, yol kesen, soygun yapan, haraç alan isyancı köylüler vardı. Bunlara eşkıya denilirdi. İçlerinde halkın malına, canına kasteden, ırzına namusuna göz koyanlar olduğu gibi; ağalardan, beylerden alıp yoksullara dağıtan, güçsüzlere arka çıkan eşkıyalar da vardı. Bunlar halk tarafından sevilir, sayılır, korunur, saklanırdı. Üstüne türküler yakılıp, şiirler, destanlar söylenirdi. Bu türden yiğitlik, cesaret ve kahramanlık öykülerine Türk edebiyatında, Türk romanında da çok geniş yer verildi. Özellikle 1950’lerden sonra romancılar bu konuları çok işlediler ve edebiyatımızı tüm dünyaya tanıttılar. Yaşar Kemal’in “İnce Memed”i, Kemal Tahir’in “Rahmet Yolları Kesti” gibi romanları bu türün en belirgin örneklerindendir. Bir de Sabahattin Ali’nin sözlerini derlediği bir şarkı var: Bir yanımı sardı müfreze kolu / Bir yanımı
sardı Varilcioğlu / Beş yüz atlıyınan kestiler yolu /Eşkıya dünyaya
hükümdar olmaz… Bir zamanlar eşkıyalar dağlarda gizlenirdi. Eşkıyalık mesleğini oralarda icra ederlerdi. Şimdi her yerde, her koşulda, her ortamda karşımıza çıkıyorlar. Bir veba gibi sarmışlar dört bir yanımızı. Kentlerde, köylerde, kasabalarda… Sevgili ülkemizin dağlarında ise PKK’lı eşkıyalar kol
geziyor bugün. Cinayetler işliyorlar. Masum insanların canına
kıyıyorlar. Bebe demiyorlar, dede demiyorlar, yaşlı-genç demiyorlar.
Öldürüyorlar, öldürüyorlar, öldürüyorlar… Ülkenin varlıklarını çarçur ediyorlar. Bu yoksul halkın daha da yoksullaşması, sefil olması için ellerinden geleni yapıyorlar. Paralar hastanelere, okullara, yollara yani halkın mutluluğuna harcanacağı yerde silaha, teçhizata gidiyor. Fabrikaları kundaklıyorlar. Kurduyla, kuşuyla, börtüsüyle böceği ile renk renk çiçekleri ile ormanları yakıyorlar. Milyonlarca canlıyı heba ediyorlar. Yaşamlarına son veriyorlar. İnsanlığın ortak malını yok etmek hangi rejimde, hangi
kitapta yazar? Kürt demiyorlar, Türk demiyorlar, Laz demiyorlar, Çerkez demiyorlar, ha bire öldürüyorlar. Kan döküyorlar. Vampirler gibi kan içiyorlar. Kanla besleniyorlar. Onların gıdaları kan… Ülkeyi eyaletlere bölmeye çalışıyorlar. “Demokratik özerklik” adı altında bölgesel, özerk meclisler, yönetimler oluşturmayı, belediyelere Kürdistan bayrakları asmayı tasarlıyorlar. Bunun ön toplantılarının yapıldığı ses kayıtlarında ortaya çıktı. Peki, sadece PKK eşkıyaları mı kol geziyor vatanımızda? Olmaz olur mu? Hem de sürüsüne bereket. Onlardan daha
tehlikeli, daha sinsi, daha gizli ama sevecen, güleç bir yüzle çökmüş
halkımızın bağrına, canını alıyor. 21. yüzyılın eşkıyaları bunlar… Bir zamanlar eşkıyalar zenginlerden alır yoksullara verirmiş. 21.yüzyılın çağdaş eşkıyaları ise yoksullardan alıp zenginlere veriyor. Milyonlarca insan aç biilaç yaşamaya çalışırken, bir grup mutlu azınlık havuzlu villalarda, köşklerde ömür sürüyor. Eskiden devlet eşkıyalara göz açtırmazmış. Hukuku da kendi çıkarı doğrultusunda
kullanıyor. Dilediği savcıyı, yargıcı dilediği zaman görevden alıyor.
İstediğini içeri atıyor, istediğini dışarı. Generallere, paşalara,
komutanlara kök söktürüyor. Türkiye bugün eşkıyalık düzenine geçmiştir. Gücü yeten gücü yetene. İslam’ın asırlık savunucusu Mehmet Şevket Eygi bile Milli Gazetede isyan bayrağını açmış, sahte Müslümanlara beddualar yağdırıyor: “İSLAMCILIĞIN cıcığını çıkarttınız, Allah belânızı versin!.. Ben çoğunuzun o eski mücahitlik günlerini bilirim, ne nutuklar atıyor, mangallarda kül bırakmıyordunuz. Sonra mücahitlik postunu çıkardınız müteahhit oldunuz…” (14.08.2010) Yalnızca “İslamcılığın cıcığını” mı çıkardılar? Hukukun, yargının, devlet yönetiminin, devlet adamlığının “cıcığı” çıkmadı mı? Ulusunu,
ülkesini parçalamak isteyen, çoluk çocuk demeden, 40 bin vatandaşının
canına kıyan bir terör örgütü ile kapalı kapılar arkasında hangi
ülkenin devlet adamı pazarlık yapar? Anayasa maddesi açıktır: Madde 3: Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. MADDE 4.– Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin
şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2. inci maddesindeki
Cumhuriyetin nitelikleri ve 3. üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve
değiştirilmesi teklif edilemez. Peki, sitelere düşen ses kaydında ne yapılıyor? Hukuk dili ile “Anayasa, Tebdil, tağyir ve
ilgaya teşebbüs” ediliyor…
|
||||