Türkiye'de ve Diğer Ülkelerde Yabancı Sermaye ve Özelleştirme Uygulamaları - Prof. Dr. Cihan Dura
Batı ülkelerinde özelleştirme yapılırken, sermayenin tabana yayılmasına özen gösterilmiştir. Stratejik tesisler satılmamıştır, Hele bu konuda yabancılara karşı ileri derecede devletçi bir yol izlenmiştir. Bizdeki özelleştirmelerde bu önemli hususlar göz ardı edilmiştir. Gelişmiş ülkeler az gelişmiş ülkelere karşı “merdiveni itme” stratejisi uygular. Nasıl bir stratejidir bu? Kısaca hatırlatayım: discount drug coupons click free discount prescription cardcialis forum cialis prodaja cialis bez receptaclaritin mazilo speeddatingmixers.co.uk claritin mazilo
|
Batı ülkelerinde özelleştirme yapılırken, sermayenin tabana yayılmasına özen gösterilmiştir. Stratejik tesisler satılmamıştır, Hele bu konuda yabancılara karşı ileri derecede devletçi bir yol izlenmiştir. Bizdeki özelleştirmelerde bu önemli hususlar göz ardı edilmiştir. Gelişmiş
ülkeler az gelişmiş ülkelere karşı “merdiveni itme” stratejisi
uygular. Nasıl bir stratejidir bu? Gelişmiş
ülkeler yabancı sermayeyi kendilerine çekmek için çaba gösterirken,
aynı yabancı sermayeye kısıtlamalar da
getirmektedir. ABD, FRANSA, ALMANYA VE DİĞER ÜLKELER ABD
bilindiği gibi dünyada liberal ekonominin
bayraktarıdır; tabiî işine geldiği zaman… Çok liberal görünen Fransa’nın mevzuatı, yabancı
yatırımları maliye bakanının iznine tabi tutar. Yabancı
sermayeye belirli alanlarda kısıtlama getirmiştir. Liberalleşmeye
rağmen Fransa hükümetleri, ekonominin pek çok önemli sektörünü denetim
altına tutmaktadır. Fransa’da devlet iş ve çalışma hayatını düzenleyen mevzuatla, yüksek vergilerle önemli ölçüde ekonomik hayatın içindedir. Öyle ki ilgili mevzuat ve uygulamalar, sanki yabancıları Fransa’da yatırım yapmaktan caydırmaya yöneliktir. Temmuz 2005’de Amerikan Pepsico şirketinin Fransız Danone şirketini satın almak istediği söylentilerinin çıkması üzerine, Fransız siyaset adamlarının satışa gösterdiği büyük tepki çok anlamlıdır (Bizde ise, benzer bir durumda politikacılarımız, hükümetlerimiz, Özelleştirme İdaresi Başkanımız, “yaşasın, yabancılar bize güveniyor” diyerek şıkır şıkır oynuyorlar). Bugün,
Türkiye’de estirilen neoliberal rüzgârların aksine, Avrupa'nın en
gelişmiş ülkelerinde devletin elindeki sanayi işletmeleri özenle
korunmaktadır. Örneğin Almanya Federal
Cumhuriyeti Anayasası’nın 'toplumsallaştırma' başlıklı 15. maddesi
şöyledir: 300 binin üzerinde çalışanıyla bir dünya otomotiv devi olan Volkswagen'in yönetim kurulunda, 1960 yılında çıkarılan özel bir yasayla 'son sözü söyleme hakkı' kamuya tanınmıştır. Bu hakkın maddi temelini, kamunun elinde bulunan, özel kişi ve kuruluşlara 'devredilemeyen' şirket payları oluşturmaktadır.
Toplumsallaştırılmış kuruluşlar da -yani devlete ait işletmeler de- özel girişimcilerin ellerindeki işletmeler gibi verimli işletilebilir. Buna Fransa’dan da birçok örnek verilebilir. Bir devlet kuruluşu olan Electricité de France 160 bin çalışanı ve 27 milyon müşterisiyle Fransa pazarının neredeyse tümüne egemen… Fransız halkına Avrupa'nın en ucuz elektrik enerjisini sunuyor. Benzer durum gene bir devlet işletmesi olan Gaz de France için de geçerlidir. 33 ülkede faaliyet gösteren bu şirketin 2001 yılındaki cirosu 14.4 milyar, kârı ise 891 milyon Avro'dur. Yüksek verimlilikle çalışan bu sanayi kuruluşlarının elde ettikleri kârlar devletin kasasına girmekte, son çözümlemede eğitim hizmetleri, sağlık hizmetleri ve diğer sosyal hizmetler olarak topluma geri dönmektedir. Bunun içindir ki, Almanya'da da, Fransa'da da, öbür kıta Avrupa’sı ülkelerinde de, sözgelimi eğitim ve sağlık bizdeki gibi özel ellerde para tuzaklarına dönüştürülmemiştir. Doğası
gereği yüksek kârların beklenmediği, beklenilmemesi gereken yatırımlar
da gereklidir; örneğin demiryolu ulaşımında potansiyel yolcu kapasitesi
düşük, fakat mutlaka açılması gereken hatlara kim yatırım yapacaktır? Tüm gelişmiş Batı ekonomilerine kapitalist serbest piyasa anlayışı egemendir, fakat devletler elindeki dev işletmeler yoluyla, yatırımlar yoluyla, vergilendirmeler yoluyla, teşvikler yoluyla ekonomide düzenleyici bir rol oynamaktadırlar -
Yine bir AB üyesi olan Finlandiya’da
büyük yerli firmaların yabancılara satılması, Sanayi ve Ticaret
Bakanlığı’ndan iznine tabi... - İsveç’te ise perakende ilaç ve içki satışı gibi bazı ekonomik sektörlerde devlet tekelleri devam ediyor. Banka şubesi açmak isteyen firmalar, Mali Denetim Kurumu’ndan özel izin almak zorunda. Tabii, başka sınırlamalar da var. - Avusturya’da ülkedeki şirketler “Avusturyalı bankaların, sigorta şirketlerinin, emeklilik fonlarının ve sanayi şirketlerinin oluşturduğu ortaklıklar”ın elinde bulunmalıdır. Elektrik sektöründeki işletmelerin %51’i merkezî hükümet’le eyalet hükümetlerine aittir. BATI STRATEJİK TESİSLERİNİ SATMAZ, TÜRKİYE SATAR Bütün liberal söylemin tersine, küresel sistem içinde korumacılık devam etmektedir. Korumacılık özellikle yabancı sermaye, şirket satın alırken kendini göstermektedir. ABD’de
Kongre bazı limanların Arap sermayesi tarafından satın alınmasını
engellemiştir. Bu ülkede ulusal güvenlikle ilgili hiçbir şirketin
yabancıya satılmasına izin verilmez. Fransa’da yabancı bankaların şube açması yasaktır. Almanya’da yabancı bankaların payı, %3 ile sınırlandırılmıştır. Avrupa ülkelerinin stratejik
kuruluşlara yaklaşımı, son derecede milliyetçi ve korumacıdır. Avrupa
Birliği Komisyonu’nun rekabeti ve serbest piyasa kurallarını emreden
kararlarına rağmen, üye ülkeler ulusal çıkarlarını olumsuz etkileyen
kararlara inatla karşı çıkmaktadır. Rusya Yeltsin zamanında serbest piyasa ekonomisine döndürülmüş, 1990-2000 boyunca küresel sistemin işgaline uğramıştır. Ancak Putin’in iktidara gelmesiyle, her şey tersine dönmüştür. Putin şu büyük başarıların mimarı olmuştur: - Rusya’nın stratejik kaynaklarının Batı’ya peşkeş çekilmesine son verilmiştir. - Batı’nın kültürel saldırılarına karşı etkili önlemler alınmıştır. - Özelleştirme muhalifi, korumacı
önlemler alınmıştır: Sayısı 70’i geçen maden ocağı (petrol yatağı ve
gaz alanı) stratejik statüye alınmıştır. Buralarda
yabancıların %50’den fazla pay sahibi olmaları yasaklanmıştır. Ayrıca
ölçüt olarak yeni stratejik üretim düzeyleri belirlenmiştir. Yabancı
bankaların ve sigorta şirketlerinin, Rusya’da şube açmaları
yasaklanmıştır. Sekiz
yıl süren Irak-İran savaşı Kuveyt'i zengin etmiş, Irak ve İran
ekonomisi çökmüştür. İtalya da, Telecom Italia'dan pay almak isteyen Amerikan AT & T şirketine kapı gösterilmiştir. AVRUPA’DA BANKALARIN YABANCIYA GİTMESİ ENGELLENİR, TÜRKİYE’DE İSE TEŞVİK EDİLİR İtalya'da finans devi UniCredit, küçük rakibi Capitalia'yı 21.8 milyar euroya satın aldı. Bu birleşmeyle piyasa değeri açısından HSBC'den sonra Avrupa'nın en büyük ikinci bankası doğmuş oluyordu. UniCredit'in bu alımı İtalya’da memnuniyet yarattı; çünkü Roma merkezli Capitalia'yı yabancı bankaların hedefi olmaktan kurtarmış oldu. İtalya'da büyük finans kuruluşlarının yabancıların eline geçme tehlikesi tartışmalara koru olmaktadır. Bu tartışmalar son yıllarda daha da şiddetlenmiştir. - Eski Merkez Bankası Başkanı Antonio Fazio, Hollandalı ABN Amro'nun İtalyan AntonVeneta bankasını satın almasını engellemeye çalışmıştır. - Unicredit CEO'su Alessandro Profumo'nun, Fransız Societe Generale ile birleşme görüşmeleri, Fransızların en büyük finans kuruluşlarından birinde hâkimiyetin İtalyanların eline geçeceği endişesiyle sonuçsuz kalmıştır. Bizim hükümetimiz ise devletin
elinde banka bırakmamaya adeta yemin etmiştir.
|
||||
