İstihbarat11 Eylül 2011 00:00
Erdoğan'a Bülent Yıldırım Sorusunu Kim Sordu? CHP'mi, MİT'mi ? - Açık İstihbarat Özel
İsrail'e karşı Mavi Marmara operasyonunu kurgulayan denge, yukarıda açıkladığımız ve paradoksal yapıya sahip olan "İsrail karşıtı" ve "İsrailsever" cephenin bir karışımı. İsrail'in politikalarına temelden karşı olanların içini doldurup şehit olduğu, İsrail sevenlerin dışarıdan itip kahraman olduğu bir gemi Mavi Marmara. Ve Mavi Marmara'yı yola çıkaran gücü daha iyi anlamak için Avrasya gemisini hatırlamak ve arka planını bilmek gerekiyor. claritin mazilo claritin tablete claritin mazilo
|
Öncelikle şu tespiti sabitleyelim : Bülent Yıldırım'ın günahlarına da, sevaplarına da şahit olanlar adına şunu söyleyebiliriz ki; Bülent Yıldırım hatalarıyla acemi, sevapları ile samimi bir adamdır ve bugüne kadar kelle koltukta dünya çapında ezilen Müslümanların ve insanların hayrına bir çok çalışmaya imza atmıştır. Fakat bu gerçek Bülent Yıldırım ve başında olduğu İHH'nın , bu coğrafyada hangi jeo-stratejik denklemde hangi değişkene denk düştüğünü analiz etmeye engel değildir. Bu analizin temelinde Bülent Yıldırım'ın zamanında kendisine sorulduğunda net cevap veremediği üç soru yatmaktadır : 1) Sevgili Bülent; bu kadar geniş ve yetenekli bir organizasyon ama bütün odak noktanız yurtdışı. Anadolu'da sizi görebilene aşkolsun. Sizi yurtiçinde faaliyetten men eden bir şeyler mi var? 2) Yoğunlaştığınız alanlara bakıyorum da; nerede NATO-ABD, orada siz. Çeçenistan, Bosna,Somali vs. Küresel güçlerin ilgilendiği müslüman coğrafyalarla, onlarla aynı zamanlama ile ilgilenmeniz bir tesadüf mü? 3) 2005'lerde IHH'nin yayınladığı bir Filistin/İsrail raporu okunduğunda bu raporu sizin yazdığınıza emin olmak zor çünkü İslamcı bir odaktan Filistin hakkında bu kadar ruhsuz, "objektif" bir analiz çıkmaması lazım. Bu raporu, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Filistin masası yazsa aynen bu üslupla yazardı; bunun sebebi nedir? Bu sorulara net cevap veremeyen bir IHH'nin ne kadar "sivil" bir toplum örgütü olduğu sorusunun ipinin ucunu çekmeye başladığımızda şu kanaate erişmek zor olmadı: İHH, Türk devletinin dış politikasının önemli bir aracıdır ve bu yönde Türk devletinin müttefikleri ile ortak operasyon alanlarında faaliyet göstermesi tesadüfi değildir ve Bülent Yıldırım İHH'yı başarı ile yönetmektedir. Aslında Türk dış politikası ve ile uluslararası gündeme yerleşen bir geminin keşiştiği noktada Bülent Yıldırım ismi ilk kez yeralmamıştır. O zaman kamuoyunun gündemine düşmemiştir ama Avrasya gemisinin kaçırılması olayında da Bülent Yıldırım ismi İstanbul'un arka sokaklarında yaşanan bir kovalamacanın merkezinde yeralmıştır. Devletin bir kolunun kovaladığı, diğer kolunun kaçtığı bir kovalamacadır bu. Bugün Türk devleti bünyesinde İsrail konusunda bir çatallaşma mevcut. ABD devleti içindeki çatallaşma ile paralel olarak. Ve paradoksal olarak, İsrail karşıtı kesim , şu anda İsrail hükümetini ele geçirmiş faşist dangalaklar korosundan (İsrail'i hep farklı tonlarda da olsa faşistler yönetmiştir ama bu kadar dangalağı zor bulunur) ve bu kadronun İsrail'i sürüklediği çıkmazdan memnun. İsrail taraftarı kesim ise, İsrail'deki mevcut hükümetin İsrail adına handikap oluşturduğundan ve dolayısı ile bu hükümetin düşürülerek daha makul bir ekibin başa geçmesinden yana. Bunlar daha çok "liberal-sol" olarak kodlanan Musevi lobisinin ve bu kesimin AB-D ve Türk devleti içindeki uzantıları. (Bkz bizde İshak Alaton, dışarıda George Soros ; Bkz. AIPAC - J Street lobileri ayrışması) Dolayısı ile İsrail karşıtlarının İsrail hükümetinden içten içe memnun olduğu; İsrail taraftarlarının ise İsrail hükümetine posta koyduğu bir dönemden geçiyoruz. Tayyip Erdoğan ; küresel ve bağlantılı ulusal devletin içindeki bu çatallaşmanın tezahürü olarak İsrail hükümetine bu kadar dayılanıyor. Bir yandan İsrail'i İran'a karşı koruyacak olan füze kalkanını topraklarında devreye sokarken, diğer taraftan İsrail'e dayılanmanın tezatı ile karşı karşıyayız. Davud boynuzu ödülünü takmış bir Başbakan'ın Davud'un çocuklarına gerçek anlamda bir boynuz takabileceğine inanmamızı istiyorlar. Bu tarz tezatlarla daha çok karşılaşacağımızı not ederek bu yazının esas konusuna geri dönelim. Geçenlerde CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin son dönemde Tayyip Erdoğan ile Kemal Kılıçdaroğlu arasındaki İsrail polemiği ile ilgili bir basın toplantısı düzenledi ve bu basın toplantısında, Tayyip Erdoğan'ın İsrail konusundaki ikiyüzlülüğü ile ilgili önemli bir iddia ortaya attı : "Başbakan Erdoğan, perdenin önünde başkadır, arkasında bambaşka bir adamdır. Sayın başbakana soruyorum; perdenin önünde Mavi Marmara’yı sahiplenirken, perdenin arkasında İsrail’e şirin görünmek için bu yardım faaliyetini organize eden İHH başkanını ‘İran servisinin adamıdır, benim ona sözüm geçmiyor’ diyerek, İsrail hükümetine jurnalledin mi, jurnallemedin mi? Sayın Bülent Yıldırım’ı MOSSAD’ın önüne yem olarak attın mı, atmadın mı?" Tekin'in iddiası çok önemli. Başbakan Erdoğan'ı , Bülent Yıldırım'ı İsrail'e jurnallemek , hem de "İran servisinin adamıdır" diyerek hedef haline getirmekle suçluyor. Mavi Marmara gemisine son anda binmekten vazgeçen AKP milletvekilleri olduğunu hatırlayın. Yıllardan beri Milli Görüş çizgisinde ve Erbakan'a yakın duran Bülent Yıldırım ve ekibine AKP'nin pratik bir mesafede durduğu da bir gerçek. Somut ve istihbari bir iddia içeren bu çıkışın Gürsel Tekin tarafından yapılması ayrıca manidar. Gürsel Tekin'in MİT ve özellikle İstanbul Bölge ile yakın temasları olduğu yolundaki iddiaları , Tayyip Erdoğan'la ilgili ortaya attığı bu iddia ile yanyana koymanızı tavsiye ediyoruz. Bu iki iddianın doğruluk derecelerinin yüksek olduğuna inanıyorsanız , yukarıda çizdiğimiz tablo çerçevesinde şu çıkarımı yapabiliriz: İsrail konusunda Erdoğan - MİT Ayrışması Belki biraz daha hayalgücü ile, "MİT'den Erdoğan'a Soru Geldi : Bülent Yıldırım'ı Sattın mı?" bile diyebiliriz. Neden mi? Hakan Fidan'ın, henüz MİT'e tam anlamı ile hakim olamadığını ve özellikle İstanbul bölgenin her zamanki gibi kendi dinamiklerini koruduğunu söyleyebiliriz. Akademik hayallerle sahadaki gerçeklerin her zaman uyuşmadığının tek kanıtı Davudoğlu değil. Dolayısı ile MİT derken, Hakan Fidan'ı değil, kurumsal derinliği ile kontrol altına alınması zor MİT'i kastediyoruz. Türk devleti içindeki İsrail karşıtı cephe, ABD'deki İsrail karşıtı cephe ile yakın dirsek temasında ve bu cephe Tayyip Erdoğan'a tam anlamı ile güvenemiyor. Tayyip Erdoğan'ın mezhepsel altyapısı nedeni ile psikolojik derinliklerinde İran'ı İsrail'den daha büyük "şeytan" olarak gördüğünün ve İsrailsever cephe ile geçmişten gelen teşrik-i mesaisinin farkında. İsrail'e karşı Mavi Marmara operasyonunu kurgulayan denge, yukarıda açıkladığımız ve paradoksal yapıya sahip olan "İsrail karşıtı" ve "İsrailsever" cephenin bir karışımı. İsrail'in politikalarına temelden karşı olanların içini doldurup şehit olduğu, İsrail sevenlerin dışarıdan itip kahraman olduğu bir gemi Mavi Marmara. Ve Mavi Marmara'yı yola çıkaran gücü daha iyi anlamak için Avrasya gemisini hatırlamak ve arka planını bilmek gerekiyor. Dolayısı ile bu operasyon ve karşı tepki dozu her an değişebilecek, kontrolden çıkabilecek bir ortamda seyrediyor. Gürsel Tekin'in Bülent Yıldırım sorusu be nedenle basit bir CHP sorusu değil. O sorunun arkasında; "İsrail'e temelden karşı olanlar" "İsrail'le dost olup da, mevcut İsrail hükümetine karşı olanlar" "İsrail hayranı olup da, bu kaosun İsrail'i güçlendireceğini düşünenler" ve bu çerçevede birbirleri ile işbirliği veya çatışma içinde olan ulusal ve küresel devlet içi odakların karmaşası mevcut. Ve tabi bu odakların en mahrem kesişme noktalarından biri MİT. Konu Bülent Yıldırım, soran da Gürsel Tekin olunca, Tayyip Erdoğan'ın bu soruyu çok ciddiye almasını ve doğru tahlil etmesini tavsiye ederiz. Açık İstihbarat
|
||||