Odatv İddianamesinde İlk Göze Çarpanlar-Fatma Sibel Yüksek/Açık İstihbarat
Sanırım, dünyada hazırlanmış iddianamelerden en fazla haber başlığını barındıran iddianame bu... Suç: CHP'yi ele geçirmek! Delil: "CHP ne yapmalı" başlıklı haber... İddianamenin sansasyonel özelliği itibarıyla belki de en merak edilen bölümü "Deniz Baykal'a komplo" olayıydı, Burada dikkat çekici olan bir şey var... cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciecoupons for cialis 2016 blog.nvcoin.com prescription drug cardsdiscount card prescription racindirt.com prescription drugs discount cards
134 sayfalık Odatv iddianamesini ilk etapta kendimce bir hızlı okuma yöntemiyle okudum. Zaten ileri demokraside hepimiz iddianame okuma uzmanı olduk. Hangi bölümler tekrar içerir, hangilerinin atlanması gerekir hepsini ezberlemiş durumdayız.
Odatv iddianamesi, diğer iddiaanameler gibi kallavi değil. Yanılmıyorsam, Ergenekon soruşturmaları kapsamında hazırlanmış en kısa iddianame olma özelliğini taşıyor. Zaten hazırlayan savcı da
"İddianamede mümkün mertebe özel hayatın gizliliğine dikkat edilerek şüpheliler ve soruşturma konusu suçla ilgisi olmayan üçüncü şahısların isimleri başharfleri yazılmak suretiyle kısaltılmıştır.Mahkeme kararları doğrultusunda tespiti yapılan telefon görüşmelerinde delil mahiyetinde olmayan özel görüşmeler iddianame içerisine alınmamıştır"
diyerek kendisinin "Zekeriya Öz'den farklı olduğunun" altını çizmiş.
Bu cümleyle bir bakıma Zekeriya Öz'ün imzasını taşıyan iddianamelerin 'özeleştirisi' yapılmış...
Zekeriya Öz'ün imzası atılan önceki iddianamelerde Sinan Aygün'ün Rıfat Hisarcıklıoğlu'na "Oğlum, Cumhurbaşkanı'na çıkacağız sakal tıraşı ol, etek tıraşı ol.." dediğini, kezâ Tercüman gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ufuk Güldemir'in "Ben o Şamil'in g...nün fotoğrafını birinci sayfaya basıp..." diye başlayan bir söz sarfettiğini bile okumuştuk.
Ayıptır, devlet ciddiyeti ile bağdaşmıyor...
Netice itibarıyla Odatv savcısının bu vurgulamayı yapması iyi oldu, çünkü Zekeriya Öz ve diğer savcılar hakkında açtığımız davada karşımızda kamu adına savunma yapan avukat, savcıların soruşturmayla ilgili yasaları hiç bir şekilde ihlal etmediklerini, iddianameye 'delil' diye koydukları özel konuşmaların suç olup olmadığını anlamamız için kovuşturmanın tamamlanmasının beklenmesi gerektiğini savunuyor.
Oysa Odatv savcısı ne demiş oluyor?
"Daha önceki iddianamelerde özel yaşam ve kişisel bilgiler yer almıştır, biz bu hatayı yapmadık".
İddianamenin girişinde yer alan bu itirafı savcılara karşı açtığım davanın ilk duruşmasında delil olarak sunacağım.
Yani 'toparlamışlar' kendilerince...
İddianamenin 6 ay gibi yasanın öngördüğü bir süre içerisinde hazırlanıp mahkemeye sunulması da uzun tutukluluk süreleriyle ilgili olarak yaygınlaşan kaygıların dikkate alınıyormuş gibi yapıldığını gösterir.
Şamil Tayyar bir televizyon programında "AKP içinden birileri Tayyip Erdoğan'a gidip 'Errgenekon davalarında yanlış gidiyoruz, bu iş bizim aleyhimize döner' diyerek davayı yavaşlatmaya, zayıflatmaya çalışıyor ama Sayın Başbakan bunların hiç birine kulak asmıyor, Ergenekon konusundaki kararlılılığı devam ediyor" demişti.
Be hey Şamil Efendi, hani senin Başbakan'ın yargının işine karışmıyordu?
Birileri, Ergenekon davasındaki gidişattan kaygı duyup Başbakan'dan bunu düzeltmesini istediğine, senin Başbakan'ın da "Hayır, böyle kalsın, iyi gidiyoruz" dediğine göre bu durumda Başbakan Ergenekon davasının karar vericisi demektir. Bu durumda ya sen yalan söylüyorsun ya da "Yargının işine karışmam" derken Başbakan'ın yalan söylüyor...
Tabii ki sen de çok yalanlar söylüyorsun ama burada Başbakan'ın yalan söylüyor...
Sen de Başbakan'ı parlatacağım, yalakalık yapacağım derken yalanı açık ediyorsun.
Neyse... Tayyip Erdoğan'ın kendisinden Ergenekon konusunda rahvan gidilmesini isteyenlerin bazı kaygılarına iştirak ettiğini bu iddianameye bakarak düşünebiliyoruz.
Usûl konusunda küçük reformlar yapılmış, sanırım bir otuz yıl daha beklersek, AKP yargısının hukuka uygun iddianameler yazmaya başladığını göreceğiz!
Şekil- şemal böyle ama mantığın diğer iddianamelerden eksik kalır hiç bir tarafı yok. Bir kere bu "Ergenekon" denilen devasa gizli örgütün "medya yapılanması" neden reytingi düşük, zor ayakta duran küçük televizyonlardan; üç-beş bin kişinin okuduğu internet sitelerinden, tirajı düşük gazeteler ve işsiz güçsüz, alt düzey gazetecilerden oluştuğunu hiç anlayamıyoruz.
Sen kökü Agarta'ya kadar uzanan bir örgüt olacaksın, yüzlerce yıldır Türk devletlerinin damarlarına nüfuz edeceksin ve de Tayyip Erdoğan'ın damadının sahip olduğu kadar bir medyaya bile sahip olamayacaksın!
Toplasan 100 bin kişiye hitap etmeyen yayın organlarıyla, SSK'dan işsizlik maaşı alan gazetecilerle işi götürmeye çalışacaksın?
İddianamede, "Örgütün amaçları ve yürütülen faaliyetler" başlığı altında toplanmış "büyük hedeflerle" hiç uyumlu bir yapılanma değil bu...
Ve "Ergenekon'un" Odatv, Halk Tv, Avrasya Tv, Ulusal Kanal ve de Açık İstihbarat gibi televizyon kanalları ve internet siteleri "kurdurduğu" ortaya atılmış ki işte buna gülmekten ölürüm.
Düşünebiliyor musunuz Açık İstihbarat ve Odatv!
Odatv'nin İsrail'e ve PKK'ya göz kırptığını en ağır sözlerle eleştirmiş olan bizler, Açık İstihbarat olarak Odatv ile birlikte "Ergenekon'un medya yapılanması içinde olmakla" suçlanıyoruz.
Şiddetle reddederim ve eminim Odatv de bunu şiddetle reddedecektir...
Bunun dışında, İddianamede "suç" olarak gösterilmek istenen faaliyetlerin neredeyse tümü gazetecilik faaliyeti. Haber konusundaki görüş alışverişleri, haber kaynağı dedikoduları, başlık konusundaki öneriler, görüş almak amacıyla bırakılan notlar, haber toplantılarında sarfedilen sözler tümü "örgütsel faaliyet" olarak değerlendirilmiş.
Şöyle bir mantık ve metod kurulmuş:
Önce "suç" tespit ediliyor. Diyelim ki, "CHP'nin yeni yönetimini destekleme kararı" bir "örgüt suçu" olarak belirleniyor.
Sonra, bu "suçun" delilleri toplanmaya başlıyor ki onlar da konuyla ilgili yapılan haberler oluyor. Örneğin, Soner Yalçın ile Barış Pehlivan "Abi, destek olmak lazım Kılıçdaroğlu'na" şeklinde laflar etmişler kendi aralarında, buna hemen bir "Ergenekon stratejisi" damgası vurulduktan sonra "delil" olarak da bu konuyla ilgili yapılan haberler sıralanıyor.
Sanırım, dünyada hazırlanmış iddianamelerden en fazla haber başlığını barındıran iddianame bu...
Suç: CHP'yi ele geçirmek!
Delil: "CHP ne yapmalı" başlıklı haber...
Böyle bir şey olabilir mi Allahaşkına?...
Sonra, "Ulusal Medya 2010" isimli bir "örgütsel dökümandan" söz ediliyor ki hayatımda bundan daha dandik bir "strateji belgesi" okumadım ve de böyle bir örgütün mensubu olmakla suçlandığım için çok utandım... Davutoğlu'nun "Komşularla sıfır sorun" ve Ömer Çelik'in "Win-win" projesinden bile daha uyduruk.
Böyle bir "belgenin" ancak bir geri zekalı tarafından yazılabileceğini söylemekten başka yapacak bir şey yok ki zaten sanıkların tümü bu belgeden haberdar olmadıklarını, bilgisayarlarına kasıtlı olarak eklemlendiğini söylüyor.
İddianamenin sansasyonel özelliği itibarıyla belki de en merak edilen bölümü "Deniz Baykal'a komplo" olayıydı ancak bu konuda da basına daha önce sızdırılmış bilgilere ek bir şey göremedik. İklim Bayraktar adlı şahısla Deniz Baykal arasında geçtiği iddia edilen telefon konuşmalarının tamamı daha önce yayımlanmıştı.
Burada dikkat çekici olan bir şey var:
Savcı, Odatv'nin Halktv'yi satmakta direnen Deniz Baykal'a "komplo kurduğu" konusunda oldukça iddialı cümleler kaleme almış. (Çok açık yazılmasa da bu "komplonun" cinsel içerikli bir komplo olduğu ve kullanılan kişinin de İklim Bayraktar olduğu öne sürülüyor).
Yalnız çelişkili bir durum var; İklim Bayraktar önce Deniz Baykal'in kendisini taciz ettiğini telefonda Soner Yalçın da dahil pek çok kişiye anlatıyor. Kullandığı ifadelere bakılırsa bu "tacizden" rahatsız olmuş gibi görünüyor.
Konuşmaların akışında, tacizden sadece İklim Bayraktar'ın değil örneğin Soner Yalçın'ın da rahatsız olduğu, hatta Yalçın'ın Barış Pehlivan'la yaptığı telefon konuşmasında Deniz Baykal'ı kastederek, "Allah belasını versin kafayı yedi herhalde. Ne yapmak gerek bilmiyorum yarın herifle görüşmem var. Peki nasıl taciz etmiş aşağılık yaratık" dediği;
sonrasında İklim Bayraktar ile yaptığı konuşmada, "Ne yapıyor peki eliyle meliyle mi bir şey yapıyor yani adi kafayı mı yemiş bu ya?"ifadelerini kullandığı görülüyor.
Soru şu:
Eğer Odatv, Deniz Baykal'a İklim Bayraktar vasıtasıyla cinsel içerikli bir komplo kurmayı planlamışsa, tacizden neden hep birlikte rahatsız olunuyor?
Oysa, amaç cinsel içerikli bir şantaj ortaya koymaksa "İyi iyi..fazla uğraşmamız gerekmeyecek adam zaten malzeme vermeye hazırmış" diye sevinilmesi icap etmiyor mu?
Acaba önce "tacizden" rahatsız olup, düşündükçe "Aslında bu durumdan yararlanabiliriz. Hazır ortaada taciz varken biz de komplo kuralım bari" diyerek sonradan mı niyeti bozdular?
Eğer böyleyse, yani Baykal'a komplo kurmaya taciz olayından sonra karar vermişlerse, bu durumu ortaya koyan tapeler nerede?
Ya da şantaj kararı baştan alınmışsa, telefonların dinlendiğini bildikleri için aslında tacize sevindikleri halde numaradan kızmış gibi mi yapıyorlar?!
Durum oldukça çelişkili görünüyor ve içerik olarak savcının "Baykal'a şantaj" iddiası ile bağdaşmayan bir tape dökümü var ortada..
Kuşkusuz Odatv iddianamesi ile ilgili olarak daha pek çok şey yazılıp çizilecek. Benim ilk bakışta gözüme çarpan hususlar bunlar. Daha ayrıntılı bir okuma yapacağım.
Şimdi Savcı'nın mantığına göre bizim Odatv iddianamesi hakkında yaptığımız bu kritikler de "Ergenekon davalarını gözden düşürmeye, yıpratmaya yönelik bir faaliyet" olmuş oluyor...
İyi de Sayın Savcı, biz bu davanın sanığıyız. Bırakın da Nagehan Alçı'dan bir farkımız olsun, iddianamelerinize eleştirel bakalım.
Aksi, tabiata aykırı olmaz mı?
Son olarak, iddianamenin sonuna eklenen "hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilenler" listesindeki bir isim dikkat çekici:
Rafael Sadi...
Rafael Sadi'nin soruşturmaya tabi olduğu bilinmiyordu. Acaba ifadesi alındı mı veya ifadesinin alınması için İsrail hükümetine yazı yazıldı mı?
İfadesi bile alınmadıysa, "kovuşturmaya yer olmadığına" nasıl karar verildi?
Vakit gazetesi, Odatv operasyonundan sonra "İsrail'in arka odası" diye manşet yapmış, sonra bu iddiayı içeren yayınlarını "şak" diye kesivermişti.
İddianamede bu konuya hiç girilmemiş olması enteresan...
Hem de çok enteresan...