Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, dün 30 Ağustos Zafer Bayramı
törenlerinde ilk kez ev sahipliği yapmasını ‘Ara dönemlerden’ kalan
protokol uygulamasındaki ‘normalleşme’ olarak tanımladı.
Başka anlam yüklenmemeliydi, silahli kuvvetler milletin gözbebeğiydi.
Eşinin başı örtülü diye cumhurbaşkanı yapılmasına askerin başarısız bir
direniş sergilediği Gül adına mütevazı bir ifade idi bu; adeta Gül
‘Ainesi iştir kişinin’ sözünü hatırlatıyordu.
Başbakan Tayyip Erdoğan ise bayramın ilk günü askeriyedeki son
gelişmeler üzerine gazetecilerin sorularını yanıtlarken çok önemli bir
açıklamada bulundu. Genelkurmay’ın e-muhtıra adı takılan 27 Nisan 2007
bildirisini internet sitesinde göz önünden kaldırması konusunda “Biz bu arzumuzu daha önce de
önceki yönetimlere ifade etmiştik” diye önemli bir
açıklamada bulundu.
Erdoğan şöyle devam etti:
“Onlar bu adımı
nedense atmamıştı, ama şu andaki TSK yönetimi, Genelkurmay Başkanlığı
bu adımı atmıştır.”
Erdoğan bu iki önemli cümleyi,
“Türk Silahlı
Kuvvetlerimizin şu andaki yönetiminin özellikle bir değişim, dönüşümü,
demokratik anlamda bakışını değerlendirmesi bakımından çok önemliydi”
çerçevesine oturtuyor; gazetecilere cevabının giriş cümlesi buydu.
Erdoğan’ın bu sözlerinin üç muhatabı olabilir:
Birincisi, 27 Nisan bildirisini yayımlayan ve sorumluluğunu da üstlenen
o dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt. İkincisi, Büyükanıt’ın
halefi İlker Başbuğ.
Üçüncüsü de görevde
bir yılını doldurmadan istifa edip yerine Orgeneral Necdet Özel’in
atanmasına imkân veren Işık Koşaner.
O zaman, o günlere dönüp, bugünleri yeni bilgilerin ışığında anlamaya
çalışalım:
Genelkurmay’ın belki de kılıç şakırdatarak iktidarı hizaya getirmeyi
umduğu yeni bir 28 Şubat 1997 olmasını umduğu 27 Nisan 2007
bildirisinin, hükümetin 28 Nisan’da, kısaca ‘Siz kendi işinize bakın’
diye özetlenebilecek cevabı üzerine şimdiye dek pek çok şey yazıldı.
Askerin bu girişimiyle Türkiye ve dünya tahlilini yenilemediği,
‘zamanın ruhunu’ kaçırmış olduğu, bugün geriye bakınca daha iyi
anlaşılıyor.
Sonra gelişmeler hızlandı.
Erdoğan, 1 Mayıs’ta
erken seçim kararı aldı. Ayrıca cumhurbaşkanının halk tarafından
seçilebilmesi için halkoylamasına gidileceğini açıkladı.
Erdoğan, 4 Mayıs’ta
Büyükanıt’ı Dolmabahçe’deki makamına çağırdı. Başbakan ve Genelkurmay
Başkanı 2.5 saat konuştular.
O görüşme sonrası Türkiye’de bazı gelişmeler hızlandı. Erdoğan, 21 Mayıs’ta
(Büyükanıt’ın tavsiyesiyle atadığı) emekli Orgeneral Edip Başer’i
terörizmle mücadele koordinatörlüğünden aldı.
23 Mayıs’ta,
Büyükanıt’ın bir silah fuarına gelen 5 mevkidaşıyla on beş dakika sonra
geçeceği yol üzerinde, Ankara’nın Ulus semtinde PKK’lı olduğu açıklanan
bir intihar bombacısı, kendisiyle birlikte altı kişiyi öldürdü.
24 Mayıs’ta
Şırnak’ta uzaktan kumandalı mayın patlamasıyla 6 er şehit oldu.
26 Mayıs’ta
ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, cumhurbaşkanı olmasına karşı
askerin 27 Nisan bildirisini yayımladığı Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül’ü arayıp “ABD’nin
Türkiye’yle işbirliği artacak” dedi.
Haziran 2007 daha farklı geldi.
12 Haziran’da
Erdoğan, Gül, Büyükanıt, Başbuğ ve (o dönem Jandarma Komutanı)
Koşaner’in Ankara’da bir güvenlik toplantısı yaptığı günün akşamında,
İstanbul Ümraniye’de bir gecekonduda, bugün Ergenekon soruşturmalarının
başlangıcı saydığımız 27 el bombası bulundu.
Milli İstihbarat Teşkilatı’nın o günkü müsteşarı Emre Taner, 21 Haziran’da
Erdoğan’a, 22 Haziran’da
Büyükanıt’a birer brifing verdi.
Brifinglerin TSK içinde ayrı bir örgütlenmeyi işaret eden ‘Karargâh
Evleri’ soruşturmasıyla ilgili olduğu söylendi.
Aynı günlerde bir grup gazeteci, yazar ve programcı, Başbuğ tarafından
Isparta Eğirdir’deki Dağ Komando Okulu’na davet edildi; soranlara Büyükanıt’ın programının uygun
olmadığı, Başbuğ’un sorulara yanıt vereceği özellikle söylendi.
Gazeteciler o gece orada konakladılar ve sabah kahvaltısı sırasında
Büyükanıt’ın programının değiştiği, birazdan geleceği söylendi. Büyükanıt birazdan helikopterle
geldi, basın toplantısı her ikisinin de asık yüzleri ve gizlemekte
zorlandıkları asabiyetleri ile gecikmeyle başladı.
Neden 2009 başına dek 6 komando tugayının profesyonel düzene geçeceği
açıklaması için bu kadar kapsamlı bir organizasyon zahmetine girildiği
bugün de anlaşılabilmiş değil.
Bugün geriye bakınca,
“Acaba o 27
Haziran günü Başbuğ başka bir şeyler söyleyecekti de Büyükanıt’ın
gelişi mi engelledi”
sorusu akla takılıyor.
Ama kesin olan bir şey, aynı gece Eskişehir’de yapılan bir polis
operasyonuyla emekli Binbaşı Fikret Emek’in annesinin evinde gizlenmiş
silah ve patlayıcıların bulunmuş olmasıdır.
29 Haziran’da
Ümraniye bombaları ve Cumhuriyet gazetesinin bombalanması olaylarıyla
ilgili başka ordu emeklileri de yakalandı ve Türkiye hızla AK Parti’nin
yüzde 47 oy aldığı 22 Temmmuz seçimlerinin havasına girdi.
Gazeteci milleti aracılığı ile Türk kamuoyunun o dönem Eğitim ve
Doktrin Komutan Yardımcısı sıfatıyla korgeneral rütbesindeki Necdet
Özel’in varlığından haberdar olması o Eğirdir toplantısı
vesilesiyledir.
Necdet Özel bugün Genelkurmay Başkanı.
Erdoğan, siyaset-asker ilişkilerindeki normalleşmeye katkısı (hem 27
Nisan bildirisini göz önünden kaldırması hem de 30 Ağustos
kutlamalarında ev sahipliğini olması gerektiği gibi Cumhurbaşkanı Gül’e
bırakması) nedenleriyle Özel’e teşekkür etti.
Büyükanıt, Başbuğ ve son özeleştirisi nedeniyle kendisine soruşturma
kapısı da aralayan Koşaner, aynı Erdoğan tarafından Başbakan’ın
talimatını ya da haydi önerisini diyelim, kaale almayan devlet memuru
ilan edilmiş durumda.
Bu durumda,
Erdoğan’ın sözlerini belki de Büyükanıt’la Dolmabahçe buluşması üzerine
dolaylı yoldan yaptığı ilk açıklama saymak gerekiyor.
Erdoğan’ın Dolmabahçe’de Büyükanıt’a yalnızca bunu söylediğini düşünmek
için Türkiye ve dünyadan bihaber olmak gerekir; sonrasında başlamış ve
süren soruşturmalar ve gelinen aşama ortada.
Ancak Erdoğan’ın Dolmabahçe’de Büyükanıt’tan 27 Nisan bildirisini
internet sitesinden kaldırmasını söylediğini varsaymak için artık
elimizde dayanak noktası var.