Doğu Akdeniz
deyince işe Kıbrıs’tan başlamak gerekiyor. Çünkü hem stratejik önemi
büyük devasa bir uçak gemisi, hem ciddi bir petrol-doğal gaz platformu
olarak öncelikli ve temel bir ulusal sorun.
*
Sorunu, yeniden
iyice ısıtan Papadopulos oldu.
Papadopulos, KKTC *ve Türkiye’nin sözlü uyarılarına kulağını tıkayarak
yabancı şirketlerle petrol arama konusunda bağlantı kurdu.
Bir şirket, Limasol açıklarında arama yapmaya başladı.
Üç dört gün süren bu çalışma Türk donanmasının bölgede bir tur
atmasından sonra ‘güvenlik endişesiyle’ durduruldu.
Hristofyas da
gerginliği tırmandıracağını bile bile “milli politikalarını”
ısrarla sürdürüyor.
İsrail’le yapılan anlaşma, Hristofyas’ın bu tehlikeli oyununun son ve
önemli aşaması.
Şimdi bir soru: Tüm
bunlar olurken garantör ülkeler Türkiye ve İngiltere bu sürecin dışında
mı kalacak?
Kıbrıs’ta ABD’nin
de kullandığı iki İngiliz Üssü var.
Dikelya ve Ağrotur (Akrotiri).
1960 Anayasasına ve Anlaşmalarına göre tam bir “Bağımsız Devlet”
statüsünde bu İngiliz Üsleri.
(CIA)’in yayınladığı “World
Factbook 2005”e göre(1) Akrotiri tanınmış bir
devlet.
Bu devletin şimdi
bir de “Kıta Sahanlığı” oluşturuldu.
1960 Anlaşmaları içinde var olmayan bu kıta sahanlığı, petrol yatakları
fark edilince ortaya çıkıverdi.
Akrotiri Devleti şimdi kendi toprakları ve kara suları içinde “Kıbrıs Aslanı”
adını taşıyan bir tatbikata girişti, anavatanı İngiltere ile birlikte.
Kraliyet Hava, Kara kuvvetleri ve donanmasının katıldığı bu çapta bir
tatbikat hiç yapılmadı, daha önce.
Böylece “Akrotiri Kara
Suları” deyimi de ilk defa politik literatüre
girmiş oldu.
Bunun bir gerekçesi de var.
1960 Anlaşmalarının içeriğinde Akrotiri adlı İngiliz Egemen Üsleri’nin
kara suları olduğuna ve Münhasır Ekonomik Bölgesi bulunduğuna dair her
hangi bir not yok.
Ama bunu çağrıştıran bir bölüm var.
İngiliz ya da Akrotiri devleti tatbikat yapmak için, 1960 Anlaşmasına
göre Kıbrıs Cumhuriyeti’nden izin almak zorunda değil.
Bilgi vermesi yeterli.
“Bundan sonraki
adımda İngilizler, Limasol’un batısında Akrotiri Egemen İngiliz
Üssü’nün içinde yer aldığı Akrotiri yarımadasını öne sürerek, Akrotiri
Devletinin kıta sahanlığı ve “Münhasır
Ekonomik Bölge” hakkının bulunduğu iddialarını
ortaya atacak ve sonunda kabak biz Kıbrıslı Türklerin başında
patlayacak.
‘Münhasır Ekonomik
Bölgenin’ varlığı konusunda Rumlarla İngilizler sıkı bir pazarlığa
girişecekler ve adanın tümünde Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’nin egemenliğinin
geçerli olabilmesi için İngiltere hükümetinin Rumlara destek vermesi
karşılığında Rumlar bu hakkı İngilizlere verecekler.”(2)
Zaten ne ABD, ne İngiltere bu yatakların işletilmesini Rumlara
bırakırdı.
Böylesi bir anlaşmayla Rumlar bir taşla iki kuş vurmuş olacaklar.
Çok yönlü senaryolarla karşı karşıyayız.
Kısaca, Yunanistan
ve Kıbrıs Rum tarafı proaktif davranarak, uzun zamandır, A.B.D.,
İngiltere, A.B.ile çok uluslu şirketler ve de O.doğu ülkeleriyle çıkar
birlikteliği bazında aynı yörüngeye oturmaya çalışıyor.
Sonunda, ABD’nin
Mobili ile anlaşan Kıbrıs Rum Kesimi kuruluş günü olan 1 Ekim 2011’de
doğal gaz arama çalışmalarını başlatıyor.
Sondaj çalışmasından olumlu sonuç alındığında başka çok uluslu
şirketlerle de anlaşmalar yapılacak.
Bu gelişmeler sonucu Kıbrıs Rum Kesiminin yıllık 10 milyon avro gelir
sağlayacağı değerlendiriliyor.
Türkiye ise, Ege ve
D.Akdeniz’deki en güçlü kozunu, uluslararası alandaki en güçlü
markasını, TSK ve donanmasının, yıllar önce bu amaçla Marmaris-Aksaz’a
konuşlanan yenilmez armadasının zafiyete uğratılması için elinden
geleni ardına koymayan küresel çaba ve manipülasyonları ve de bunların
işbirlikçilerinin marifetlerini yargıyı da alet ederek perçinliyor.
Bakın durum nedir?
Yüzlerce
general(17si Amiral), subay ve astsubay tutsak.
20 temmuz 1975 tarihinde NATO’dan bağımsız bir milli güç olarak kurulan
Ege Ordusunun kaldırılması bile tartışmaya açılıyor(3).
Ve nihayet
”Türk ordusunu
darmadağın ettik…
Hep birlikte, bu
yüzyılın en başarılı ordularından birini, hezimete uğrattık…
Oysa o ordu,
Kurtuluş Savaşı’ndan çıkmış yepyeni bir ülkenin gururuydu… Bu ülkenin
hâlâ güçlü bir orduya ihtiyacı var… Ve en ihtiyacımız olduğu bir
sırada, o asker elinde gazlı bezle yarasını sarmaya çalışıyor… Tarih
bir gün bunu böyle yazacak…”(4)
denilmek zorunda kalınıyor.
Dikkat ediyor
musunuz?
Her bağımsız ve egemen ülkenin yaptığı gibi ulusal çıkarlara odaklanmış
bir dış politika yerine, ABD bile yüksek profil göstermekten
çekinirken, bölge kabadayısı imajı yaratılarak, güvenlik ve ekonomik
alanlarda(5)cepheler çoğaltılıyor.
Libya ve Suriye’den sonra “One
minute” şovu ile başlatılan, Marmara olayı ve BM
raporu ile tırmandırılan İsrail.
Küresel merkez denetiminde Doğu Akdeniz ısıtılıyor… Nerede kaldı ulusal
çıkarlar, sıfır sorunlu dış politika ve ne idüğü belirsiz demokratik
açılımlı iç politika?
Sonunda, inşallah “Bravo
kapitano …” durumuna düşülmez.
Fakat, işin şakası yok.
Ülke, bir yandan içeride ve dışarıda kan kaybediyor; bir yandan çok
ciddi badirelere gebe …
*Sevgili okurlar
konunun geçmişine ilişkin geçen haftaki yazıyı gazetenin portalinde ya
da www.turkcelil.com’da
bulabilirler.
*KKTC Kurucu
Cumhurbaşkanı, saygıdeğer büyüğümüz R.
Denktaş’a hepimiz adına acil şifalar diliyorum.
(1) https://www.cia.gov/library/publications/the-world-fact-book/index.html
(2) Prof.Dr.Ata ATUN, http://www.seffafgazete.com/yazar.asp?yaziID=675
(3)Radikal
G.,01.09.2011, Radikal gazetesinin haberine göre, Çelik,15 maddelik
eylem planını açıklarken Ege ve 1nci orduların varlığını da
tartışmaya açtı.
(4) Ertuğrul Özkök;
“Duygusal Ricat”,
Hürriyet G., 26.08.2011
(5)Utku Çakırözer;
‘Davutoğlu’nun Hatası, BM’ye O Raporu Yazdırmaktı’ Cumhuriyet
G., 04.09.2011
|