Basel ve Şeytanın Küresel İşgali - Tevfik Bir
GATT, ticaretin serbestleşmesiydi. Şimdi ticaretle ilişkili paranın yani sermayenin serbest dolaşımı da, ticaretin bankacılık ayağıda BASEL-2 ile sağlanmaktadır. Dünya bankacılık sistemini ve bunun araçlarını, örneğin “çek”i dünyada ilk olarak Tapınak Şövalyeleri bulmuştur, kurmuştur. İslamiyetin ve hatta Katolik Hıristiyanlığın “haram”olarak nitelediği faiz ve kredi sistemi protestanlar, evangelist protestanlar ve Yahudiler “helal” olarak görürler. levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetescoupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cardsescitalopram i alkohol go escitalopram i alkoholcleocin 150 mg read cleocin 300 mgabilify link abilify
|
1971
yılında ABD dolarının ve avrupa paralarının dalgalı kur sistemine
geçişi ve 1974 yılında yaşanan petrol krizi sonucunda, uluslararası
bankacılık piyasalarında büyük dalgalanmalar yaşanmıştır dedik. İşte bu
sorunlara çözüm bulmak amacıyla, 1974 yılında İsviçre'nin Basel
kentinde, Bankacılık Düzenleme ve Denetim Uygulaması Komitesi kuruldu.
1988 yılında da bu komite tarafından BASEL-1
uzlaşısı yani Sermaye Yeterlilik Uzlaşısı
yayınlandı.
Bu
uzlaşıyla, küresel bankerlerin (banka-finans şirketi sahiplerinin)
istediği sistem, uzlaşıya katılan tüm ülkeler tarafından “kural” olarak
kabul edilecektir. Yani, istenilen kriterlerin, “bilginin” tüm dünyaya
“en iyi” olarak sunulup kabul etttirilmesidir. Uluslararası ekonomist
ve stratejist Mete Akıncı'nın ifadesiyle BASEL-1
ile “bilginin serbest dolaşımı” sağlanmıştır.
Yıllar
geçer, BASEL-1 yetersiz görülür, günün ihtiyaçlarınıkarşılamaz, BASEL-1
ile istenilen bilgi/sistem dünya genelinde oturtulmuştur. 2004 yılında
BASEL-2 devreye sokulur. Yeni teknik kriterler getirir. Sermaye
yeterlilik rasyosu formülü değişir.BASEL-2'yi sn.
Mete Akıncı “sermayenin serbest dolaşımı” olarak
adlandırmaktadır.
GATT,
ticaretin serbestleşmesiydi. Şimdi ticaretle ilişkili paranın yani
sermayenin serbest dolaşımı da, ticaretin bankacılık ayağıda BASEL-2
ile sağlanmaktadır.
Dünya
bankacılık sistemini ve bunun araçlarını, örneğin “çek”i dünyada ilk
olarak Tapınak Şövalyeleri bulmuştur, kurmuştur.
İslamiyetin ve hatta Katolik Hıristiyanlığın “haram”olarak nitelediği
faiz ve kredi sistemi protestanlar, evangelist protestanlar ve
Yahudiler “helal” olarak görürler.
BASEL'ler
ile aslında, bu “haram” bankacılık sistemin değiştirilmesinin, dünyada
(belki) yeni bir bankacılık sisteminin keşfinin önüne geçilmiştir (bu
asla bir aldatmaca olan “faizsiz bankacılık”sistemi demek değildir).
Bireyler
için banka ile çalışmak artık elzemdir.
Kredi kartları,“enflasyona karşı kalkan konumunda olan mevduat” ve A tipi B tipi fonlar, maaşların banka hesaplarına yatmak zorunda olması,bankaların hesap işletim ücreti olarak senelik 70-80 TL para kesmeleri... Banka, tasarruf mevduatı sahibine 1 birim faiz öderken, bu parayı 5 birim karşılığı kredi adı altında tefecilik mantığıyla kiralamaktadır ve bugün milyarlarca (eski parayla da söyleyelim, rakamın ciddiyeti anlaşılsın, katrilyonlarca) dolarlık kârlar elde edilmektedir. Bu BASEL sistemleriyle bir banka,
örneğin 3 milyar dolar senelik net kâr sağlarken, ertesi sene senelik
net kârı 2 milyar dolara düştüyse, hemen uluslararası kriterleri
sağlayabilmek için, kârını yine yükseltebilmek için, binlerce kişiyi
işten çıkarabilmektedir.
Halbuki 2 milyar dolar yada 1 milyar dolar bile, o bankanın sahibinin 777 sülalesinin 77 senelik hayatını idame ettirmesi için yeterli bir düzeydir. Bankanın, varlığını devam ettirebilmesi için de yeterlidir. Ancak BASEL'lerle, bu gibi düzenlemelerle “Paraya Tapanlar Topluluğunun” yöntemleriyle, insan değil para odaklı bir küresel finans sistemi oluşturulmuştur. Kredi borcunu ödeyemeyen binlerce insan intihar etse de. Ve Tapınakçılar Dünya
Ticaret Örgütü'nü Kurar...
Devam
edelim.
Bu BASEL-1, BASEL-2, GATT ve GATS antlaşmaları ile temelleri atılan Sistem'in para ayağı 1995 yılında Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) adıyla kurulmuştur. Bu öyle kapsayıcı ve kapsadığı alanda kişileri (gerçek ve tüzel) öyle mahkum edici bir yapıdır ki, DTÖ'nün dışında kalmak, dünyanın dışında kalmak anlamına gelmiştir. Çin bile bu yapının dışında kalamamıştır, 2001 yılında DTÖ'ne üye olmuştur. Aslında
bu tarihten sonra Çin'in küresel sisteme entegre ancak Sistem'e karşı
büyümesi de başlamıştır. Rusya, DTÖ'ne girmek istemektedir, henüz üye
değildir. DTÖ'nün genel merkeziİsviçre'nin Cenevre kentindedir.
GATT'ıBASEL-2
tamamlamaktadır demiştik. GATS, hizmetin ancak daha çok kamu
hizmetlerinin taşeronlaşmasını, sözleşmeli memur sisteminin
yerleşmesini ve bunun yabancılara açılmasını öngören bir antlaşmaydı.
Bunun bankacılık ayağı da BASEL-3 ile gerçekleşecektir, BASEL-3
uzlaşısı devreye girmesi içinhazırlıklara başlanmıştır,
2015 yılında resmen yürürlüğe girecektir. Mete Akıncı, BASEL-3'ü“bankacılık
hizmetinin serbest dolaşımı“ olarak adlandırmaktadır.
Sizin
Ziraat Bankanız 1500 personel alırken, Vakıfbankınız 600-1000 personel
almışken, İş Bankanız ve diğer özel sektör bankalarınız fiilen
büyürlerken, eleman alırlarken, aksine Citibank, HSBC gibi küresel
bankalar Avrupa ve ABD'de binlerce çalışanının işine son veriyor. Bir
ülke bankacılık sektöründe işe alım varken, Avrupa ve ABD bankalarında
ise işten çıkarma var.
Sistem
her açıdan sömürüyü hedefler.
BASEL-3 ile, yabancıların Türkiye'de banka çalışanı olabilmesinin yolu açılıyor. Avrupa-Amerika'da bankalar işe alım yapıp, Türkiye'de işten çıkarmalar olsaydı, BASEL-3 dile getirilmezdi, bekletilirdi. Ta ki bugünkü gibi bir yapı ortaya çıkana kadar! Piramidin Gözü Üstümüzde
Bretton
Woods, doların rezerv para yapılması, sabit kur ve dalgalı kur, döviz
ve altın piyasası ilişkisi, IMF, Dünya Bankası, GATT ve GATS
antlaşmaları, BASEL-1,2,3 uzlaşıları, Dünya Ticaret Örgütü, OECD'nin
yapısından ve 1944'ten bugüne küresel finansal ve ekonomik süreçten
bahsetmeye çalıştım.
Dünyanın
ekonomi politikalarını (maliye politikası ve para politikasıkapsamında)
tek tipleştirmeye çalışan, düzenleyen, yöneten, kontrol eden, yıkan ve
yeniden inşa eden, sermayenin belirli ellerde toplanmasını sağlayan,
dünya insanlarını belli kalıplar içine hapseden sistemdir bu, neo
liberal ekonomi deniyor, vahşi kapitalizm deniyor. İdeolojilere göre,
bu sistemin adı da değişiyor.
Asgari
ücreti, çalışanın ve emeklinin sosyal haklarını,sendikalaşmayı ve
sendikasızlaşmayı düzenleyen, yoksulluk ve yoksunluğu dünya
insanlarının kaderi haline getiren ancak dünyamızın şuan temelinde yer
alan sistemin kurumlarıdır bunlar. BM ve onun alt birimlerine yazımda
girmedim. O da başlıbaşına bir konudur. Küresel soygunu düzenleyen
birimdir.
İşgalleri meşrulaştıran ve toplumların ve “saf” devlet yöneticilerinin gazını alan mekanizmadır. Bugün Somali açlıktan kırılırken, bu küresel sistemin kaymağını yiyen tabakada, tabaka tabaka yağlar oluşmuş, obeziteden kırılıyorsa, sebep bu sistemdir. Bugün
dünyada işgaller ve sözde devrimler yoluyla yeni bir paylaşım savaşı
var, işgaller var, saldırılar var, savaşlar başlıyor, başladı. ABD,
birkaç ay içinde Suriye'ye girecek gibi görünüyor. Askeri savaş varsa,
aynı anda aslında bunun temelinde ekonomik savaşlar da var demektir.
1. Dünya
Savaşı, benmerkezci bakış açısıyla, Osmanlı İmparatorluğu'nun
kaynaklarının paylaşılması mücadelesiydi.İnsanları öldürüp, ülkeleri
bölüp, ekonomik varlıklara el koyma mücadelesiydi.
2. Dünya
Savaşı, büyüyen silah sanayinin ve gözü dönen devletlerin dünya
varlıklarını işgali, Avrupa'nın kendi içindeki ekonomik savaşıydı,
sermayenin yeniden şekillenmesiydi, el değişimiydi.
Bugün 3.
Dünya Savaşı'nın yaşandığını görebiliyoruz, içindeyiz. Dalga dalga
geliyor savaşlar, işgaller. Varlıkların paylaşılması,ele geçirilmesi
söz konusu.
Ülkeler
Sistem'e bağlanıyor, toplumlar amaçsız piyasa toplumlarına
dönüştürülüyor.
Tek
tişörtle üç televizyon kanalıyla çayı şekersiz içerek mutlu olan
insanlara, dönüşümle ardından 30 tişört 30 televizyon kanalı yetmez
oluyor (aptal kutusunun askerleri, orduları olduk). Çaydaki şeker,
ikiye üçe çıkıyor. Çikolataların, glikozun, fruktozun sonu gelmiyor.
İnsan
vücudundaki kanser hücreleri bu tip “yapay” şekerlerle besleniyor,
insanlar değil toplumlar, yüzbinler kanser hastasıoluyor, şeker hastası
oluyor, ilaç şirketleri kanserli hasta başına yüzbinlerce dolar para
kazanıyor, devletlerin sosyal güvenlik sistemleri çöküyor, hükümetler
bu delikleri kapatabilmek için borçlanıyor. Sistem kendisini yeniden
üretiyor.
Sürekli
daha fazlasını isteyen, ulaşamayacağı varlıklara sahip olmak isteyen,
piyango, futbol kumarı/iddaa/spor toto, para yarışmalarıve yolsuzluk
ekonomisi hapsine atılan insanlar.
Sistem'e
borçlanması için ve ömrü boyunca aslında Sistem'e çalışmasıiçin
insanların ceplerine konulan kredi kartları, verilen“geleneksel
krediler”, yeter ki borçlansın diye verilen bireysel ihtiyaç kredileri,
taşıt kredileri, konut kredileri, tatil kredileri...
Borçlu,
hasta, mutsuz ve kukla insanlardan oluşan hastalıklı toplumlar ve
onların “sağlıklı değerlendirmeyle” seçtikleri(!) iktidarlar, şov
hükümetleri, sözde demokrasiler...
Milyarlarca
dolar kâr eden bankalar, finans şirketleri. Kârları yüksek gelince, bu
bankaları alkışlayan toplumlar, mutlu olan“iktisatçılar”, uzmanlar.
Ekonominin gidişatını banka kârlarıyla orantılı değerlendiren mantık.
Nerede
gelir dağılımındaki adalet, nerede kayıt dışı ekonomiyle mücadele,
nerede hakkıyla hak olanı kazanmaya çalışan helal peşinde koşan toplum,
nerede %10'luk işsizlere %18'lik genç işsizlere çare bulacaklar?
Ekonomiyi, para politikası ve fiyat istikrarı olarak gören bürokrasi,
siyaset, finans sektörü ve küresel sistem.
Uzunca
yazdım. Ben aslında piramidi ve piramidin üstündeki gözü anlatmaya
çalıştım.
(Açık İstihbarat : Yazı Tevfik Bir'in blogunda , Piramitteki Göz - Küresel Ekonomik Sistem (Bölüm 2) başlığı altında yayınlanmıştır)
|
||||