Medya4 Ağustos 2011 00:00

Sedat Ergin'in "Objektif Gazetecilikten" Kaçma Telaşı-Açık İstihbarat Özel

Balyoz iddianamesinde önemli çelişkiler ortaya çıkaran Sedat Ergin, "internet andıçı" gibi daha önemsiz bir iddianamede yer alan bilgileri bu denli "vahim" bulmaya başlamışsa, "objektif gazetecilikten" çarketme zamanı gelmiş demektir.. naproxennatrium go naproxen kruidvatcleocin 150 mg mattnichols.co.uk cleocin 300 mgkamagra link kamagra geloxcarbazepine dosage click oxcarbazepin

Hürriyet gazetesi yazarı Sedat Ergin, olayları objektif değerlendiren, somut bilgileri ön plana çıkaran, incelediği konudaki mantık ve tutarlılık ögelerini sağlam biçimde sorgulayan, "tarz sahibi" bir gazeteci olarak bilinir.

Bu özelliğinden hareketle, meslektaşlarının büyük bir çoğunluğu gibi "Ergenekon" davalarında polis ve savcılıktan sızan bilgilere, isim kirletme amaçlı spekülasyonlara rağbet etmek yerine, işin zor ve emek isteyen tarafını seçti: Önemli bir mesai harcayarak binlerce sayfayı bulan Balyoz iddianamesi ve eklerini satır satır inceledi. Savcıların "delil" olduğunu iddia ettikleri belgelerde sanık avukatlarının bile atladığı önemli çelişkiler yakaladı. Dosyadaki sahte delilleri belgeleriyle ortaya koydu.

Kuşkusuz hangi dava söz konusu olursa olsun, bir gazetecinin gerçeği bu şekilde ciddiyet ve titizlikle araştırması gazeteciliğin bir gün herkese lazım olacak ve özenle korunması gereken bir özelliğidir. Herkesin sorgusuz sualsiz yargısız infaz safına geçtiği bir ortamda ortaya çıkacak adaletsizliğin bedelini ödemeye hiç bir toplumun ve bireyin gücü yetmez.

Sedat Ergin'in işte bu her gazeteciden beklenmesi gereken objektif tavrı, kayıtsız şartsız bağlılık isteyen iktidarı ve onun adına zehir saçan Göbels medyasını çok rahatsız etti.

Ergin bir de tutuklu gazetecilerle dayanışma için Taksim Meydanı'na çıkınca, iktidar yalakalarının medyadaki boy hedeflerinden biri haline geldi. Polis ve savcıların dikte ettirdiği her spekülasyonı yazarak gazeteci olanlar, Sedat Ergin'e "Gözaltına alınacaklar lotosunda" Nuray Mert ve Ruşen Çakır ile birlikte üst sıralarda yer vermeye başladılar. İlk büyük "medya operasyonunda" gözaltına alınacağı kulaktan kulağa fısıldanmaya başlandı.

Belki bu gelişmelerin etkisiyle, belki de dosya üzerindeki çalışmasını tamamladığı için Sedat Ergin'in bir süredir Balyoz veya başka bir iddianame hakkında yazı yazmadığı gözlemlendi.

Tâ ki Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner ve kuvvet komutanlarının görevden ayrılmasıyla siyasette ve medyada artık yeni bir düzenin kökten yerleşmeye başlamasına kadar....

Bilindiği gibi Genelkurmay üst düzeyinin istifası ile "İnternet andıçı" soruşturmasının iddianame aşamasına gelmesi eş zamanlı oldu. Bu arada "Islak imza" davasında tutuklu yargılanan Albay Dursun Çiçek, duruşma sırasında söz alarak internet andıçının gerçek bir çalışma olduğunu ve "imza hiyerarşisi" içinde gerçekleştirildiğini açıkladı.

Çiçek'in bu açıklaması, medya tarafından "büyük itiraf" ve "üstlerini ihbar etme" sansasyonu ile duyuruldu. Oysa Dursun Çiçek basit bir şey söylüyordu: "İnternet andıçı çalışması doğrudur, ancak İrtica ile Mücadele Eylem Raporu düzmecedir. Eğer doğru olsaydı onu da kabul ederdim."

Tutuklu sanık burada, üstlerini ihbar etmek veya "ifşaatta bulunmak" niyetiyle değil, yargılama esnasında bir tutarlılık ortaya koymak ve mahkemeye karşı dürüst davranarak gerçeğin ortaya çıkmasına katkıda bulunmak amacıyla da hareket ediyor olabilirdi...

Tabii, "itirafın" bu kısmı medya tarafından görmezden gelindi ve Dursun Çiçek'in Silivri'deki mahkeme salonunda edilmiş binlerce sözden sadece bir tanesi olan bu açıklamsı, birden bire manşetlere çıktı ve gündemi belirledi.

Çiçek'in bu "itirafı", objektif gazetecilik yüzünden başı iktidarla ve cellat meslektaşlarıyla derde girmiş kimi gazetecilere de kendilerine "balans ayarı yapma" fırsatı verdi.

Bu bağlamda Sedat Ergin, 02.08.2011 tarihli köşesinde "Bu dava TSK'da çok baş ağrıtacak" başlıklı bir yazı yazarak "internet andıçı" meselesini irdeledi. Savcı Cihan Kansız'ı ön plana çıkaran Ergin, bu kez Balyoz iddianamelerini yazarken yaptığı gibi savcıların gerçek olamayacak kadar abartılı talep ve değerlendirmelerine eleştiri getirmedi. İnternet siteleri üzerinde çalışma yaptığı ve yaptırdığı iddia edilen subayların sırf böyle bir çalışmadan dolayı başka delillere bakılmadan "terör örgütü üyeliği" ile suçlanmasını aşırı bulmadı. İddiayı objektif bir dille aktardıktan sonra özetle şöyle devam etti:

"İddianamenin belgelediği en vahim olgu, 2009 öncesinde faaliyette olan söz konusu internet sitelerinde sistematik bir şekilde doğrudan iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetini hedef alan pek çok haber ve yorumlara da yer verilmiş olmasıdır.

Bir başka deyişle, iddianame Genelkurmay Başkanlığı karargâhında seçilmiş sivil otoriteyi hedef alan bir kampanyanın yürütüldüğünü somut örneklerle ortaya koyuyor.

Neresinden bakılırsa bakılsın bu iddianame, önümüzdeki dönemde Genelkurmay açısından ciddi ölçülerde baş ağrıtacak bir yargılama sürecini haber veriyor. Sivil otorite karşısında sergilenen bu tutumun demokrasi ölçüleriyle bağdaşmadığı bir tarafa, düşündürücü bir nokta daha var iddianamede. Metin, 2002 ve 2007 seçimlerinde sandıktan nasıl bir sonuç çıktığının Genelkurmay karargâhında tam olarak anlaşılmadığını ve hiçbir şey olmamışçasına eski reflekslerle hareket edilebildiğini gösteriyor. Burada ciddi bir muhakeme zafiyeti var."

Ergin, bugünkü (04.08.2011) yazısında da "Savaş uçakları irtica fotoğrafı çeker mi?" sorusunun cevabını aradı. Bu kez, önümüzdeki günlerde Balyoz iddianamesi ile birleştirilmesi beklenen ikinci Balyoz iddianamesini irdeleyen Ergin, yazının genel yapısı itibarıyla adeta birinci iddianame hakkında yazdıklarının günahını çıkardı, telafisini yapmaya çalıştı..

Ergin'in yazısından anlaşıldığı üzere F-16 uçaklarıyla bir tarikat şeyhinin çiftliğinin izlenip fotoğraflarının çekildiği iddiası var. Yine Sedat Ergin'den "İrtica ile mücadele" adı verilen faaliyetin " askeri lojmanlarda vaaz veren bir imamın "Hala kızıyla tokalaşmak zinadır" demesini raporlar dökme noktasına getirildiğini öğreniyoruz. Böyle bir bilgiye resmi raporlarda yer vermenin "terör örgütü suçu" olup olmadığı hukuken hayli tartışma götüreceğe benziyor; olsa olsa komik ve faydasız bir "faaliyet" olduğu söylenebilir.

Kaldı ki Orgeneral Bilgin Balanlı, savcılık ifadesinde, söz konusu çiftliğin izlenmesi konusundaki bir belgenin kendisi tarafından hazırlanmadığını, bu belgenin sahte olduğunu söylüyor ancak çiftliğin bulunduğu bölgede bir istihbarat faaliyetinin gerçekleştirildiğini ve bu konuda kendilerinden destek istendiğini kabul ediyor.

Şimdiye kadar abartılı suçlamalar ve yasada suç olarak belirtilmemiş faaliyetlerden "terör örgütü suçu" çıkarmalar konusunda defalarca yazı yazan Sedat Ergin'e göre gerek internet ortamının izlenmesi, gerek tarikat şeyhine ait çiftliğin fotoğrafının çekilmesi, "son derece vahim!"

Şayet adil ve objektif bir yargılama yapılıyor olsaydı, Sedat Ergin'in de çok iyi bilidği gibi böyle faaliyetlerden dolayı hiç kimse tutuklu yargılanmayacağı gibi, belki de yargılamanın sonucunda Genelkurmay'ın kendi kurumsal yapısı ile ilgili konularda internet çalışması yapmasının normal olduğu, ancak "hükümet aleyhine yayın yaptırmak" gibi maksadı aşan uygulamaların gerçekleştirildiği ortaya çıkacaktı. Meteroloji Genel Müdürlüğü bünyesinde bile yapılan bu tür çalışmalar doğal olarak "terör suçu" kapsamına sokulmayacaktı.

Sedat Ergin'in bunu en iyi bilen gazetecilerden biri olduğu muhakkak. Bütün düzmeceliğine ve sahte delillerine rağmen, Balyoz iddinamesi ile İnternet Andıçı iddianamesi mukayese edildiğinde aranan asıl "darbe faaliyetlerinin" Balyoz iddianamesinde yer bulduğu da gerçek.

Buna rağmen Sedat Ergin bugün, internet andıçı gibi diğer iddianamelerden daha önemsiz bir iddianamede yer alan bilgileri bu denli "vahim" bulmaya başlamışsa, "objektif gazetecilikten" çarketme zamanı gelmiş demektir..

Ergin, Balyoz iddianamesi üzerinde yaptığı gerçekçi ve titiz çalışmayı yok saydıramayacağına göre "internet andıçı" ve "Şeyhin çiftliği üzerinden uçak uçurma" gibi daha önemsiz konulara "vehamet" atfederek, Balyoz'daki "suçunu" telafi etmeye çalışıyor.

İktidara ve Göbels'in emrine giren meslektaşlarına "Bakın, ben objektif bir gazeteciyim; askerlerin korkunç şeyler yapmış olduklarını da kabul ediyorum" mesajı veriyor.

Umalım ki kurtuluşuna çare olsun...