Siyaset17 Mayıs 2005 00:00
Ulusal Birlik Bilinci - Uluç Gürkan
Hafta sonunda bir büyük mağazada alışveriş yapıyordum. Genç bir çift geldi yanıma. Ermeni soykırımı iddialarının bayraktarlığını yapan Fransa’nın ürünlerinin boykotu için imza istediler. Rafların Fransız peynirleriyle dolu olmasından rahatsızlık duyduklarını, topladıkları imzalarla mağaza yetkililerini bu konuda uyarmayı amaçladıklarını söylediler. Eve döndüğümde, mağazadaki genç çiftin bu duyarlılığı nasıl yaygınlaşabilir diye düşünüyordum. İnternette rastladığım bir mesaj ilgimi çekti. sitagliptin phosphate and metformin hydrochloride sitagliptin phosphate monohydrate melting point sitagliptin phosphate side effectsrenovation vejle link renovaabilify idippedut.dk abilify
Bu ülkenin tüm insanlarına sesleniyoruz’ deniliyor ve Fransız ürünlerine boykot çağrısı yapılıyordu. ‘Sonuçta ne değişir’ diyebilecek olanlara da, ‘Türk ulusu olarak duruşumuzu bütün dünyaya göstermeliyiz’ karşılığı veriliyordu.
***
Gerçekten gün, ulusal birlik bilincimizi bütün dünyaya göstermemizi gerektiriyor. Yurt dışında yaşayan Türkler, bu konuda bir süredir etkileyici eylemler sergiliyor.
Örneğin, Amerika’da 24 Nisan’da Türklerin gerçekleştirdiği eylem, Ermeni diasporasına meydanın boş olmadığını gösterdi. Bu eylem gelecek yıllarda da aynı heyecanla sürdürüldüğünde, hiç kuşkusuz Amerikan kamuoyunu da etkileyecek.
İngiltere’de, Belçika’da, İsviçre’de ve Almanya’da hareketlenen Türklerin tepkilerini göstermeleri de sonuçsuz kalmadı. Türk düşmanlığı ezberini değiştirenlere rastlandığı gibi, çok sayıda kişi bu konuya daha tarafsız bakabileceğinin sinyallerini şimdiden verdi.
Bu arada, Belçika’da başlangıçta karşılaşılan polis baskısı, boyun eğilmeyince büyük ölçüde kırıldı. Belçikalı parlamentere ulaştırılan, ‘Sözde Ermeni soykırımı reddetmeyi suç saydığınız gün toplanıp soykırım olmadığını belgelerle ve bilim adamlarının çalışmalarıyla açıklayacağız. Bizi yargılayıp mahkum ederseniz, sizi AİHM’nde düşünceyi engellediğiniz için teşhir edeceğiz’ mesajları da, sayısı arttıkça etkili olacağa benziyor.
***
Türkiye’ye ve Türk insanına büyük haksızlık yapılıyor. Dün Ermenilere soykırım yaptığımız, bugün de Kürtleri öldürdüğümüz papağan ezberi olmuş, durmaksızın yineleniyor.
Kimi Avrupa parlamentoları, Fransa’nın başlattığı modaya uyup sözde Ermeni soykırımı iddialarını tanıdıklarını ilan ediyor. Ancak, bu ülkede Ermenilerle Birinci Dünya Savaşı’nda karşılıklı çatışma yaşandığı anımsanmıyor. Bugün için de kanlı bir terör örgütüyle mücadele edildiği göz ardı ediliyor. Buna karşın Türkiye, bir tür düşmanlık hezeyanıyla suçlanıyor.
Türkiye buna sessiz kalamaz. Yurttaşlarının gösterdiği tepkiyle de yetinemez. Devlet düzeyinde de gerekli adımların atılması gerekir.
Başbakan Erdoğan bir süre önce, TBMM’nin de bazı ülkeler için soykırım iddialarını içeren kararlar alabileceğinden söz etmişti. Bu, laf ola söylenmiş bir söz olarak kalmamalıdır.
Bu konuda, Fransa, Polonya ve Belçika’ya karşı değerlendirilecek iddialar, Türkiye’ye yöneltilen suçlamalarla kıyaslanmayacak kadar ağır.
Polonya, Alman Nazilerinin İkinci Dünya Savaşı sırasında Yahudilere uyguladığı soykırımda Fransa ile birlikte işbirliği yapmaktan sabıkalıdır. Belçika ise sömürgesi Kongo’da insanları sadece siyah oldukları için kitleler halinde yok etmenin utancını saklayabilmenin hesabı içindedir.
Fransa’ya gelince, işbirliği yaptığı Alman Nazilerinden öğrendiklerini Cezayir’de acımasızca uygulamış ve toplam 1.5 milyon insanın canını almıştır. Fransa’nın Cezayir’de yaptıkları öylesine bir acımasızlıktır ki, 1945 yılında bağımsızlık için sokaklara dökülen sivil halka, havadan ve karadan ateş açarak bir anda 45 bin insanı katledebilmiştir.
Türkiye, kendisini tarihiyle yüzleşmeye çağıranlara, ‘Buyurun, bunu hep birlikte yapalım’ diyebilmelidir. AB ile müzakere sürecini olumsuz engelleyeceği kaygısıyla bundan kaçınmamalıdır.
Ulusal birlik bilinci olmayan bir ülke AB’nin tutsağı olabilir ama, özgür ve eşit üyesi olamaz.
***
Gerçekten gün, ulusal birlik bilincimizi bütün dünyaya göstermemizi gerektiriyor. Yurt dışında yaşayan Türkler, bu konuda bir süredir etkileyici eylemler sergiliyor.
Örneğin, Amerika’da 24 Nisan’da Türklerin gerçekleştirdiği eylem, Ermeni diasporasına meydanın boş olmadığını gösterdi. Bu eylem gelecek yıllarda da aynı heyecanla sürdürüldüğünde, hiç kuşkusuz Amerikan kamuoyunu da etkileyecek.
İngiltere’de, Belçika’da, İsviçre’de ve Almanya’da hareketlenen Türklerin tepkilerini göstermeleri de sonuçsuz kalmadı. Türk düşmanlığı ezberini değiştirenlere rastlandığı gibi, çok sayıda kişi bu konuya daha tarafsız bakabileceğinin sinyallerini şimdiden verdi.
Bu arada, Belçika’da başlangıçta karşılaşılan polis baskısı, boyun eğilmeyince büyük ölçüde kırıldı. Belçikalı parlamentere ulaştırılan, ‘Sözde Ermeni soykırımı reddetmeyi suç saydığınız gün toplanıp soykırım olmadığını belgelerle ve bilim adamlarının çalışmalarıyla açıklayacağız. Bizi yargılayıp mahkum ederseniz, sizi AİHM’nde düşünceyi engellediğiniz için teşhir edeceğiz’ mesajları da, sayısı arttıkça etkili olacağa benziyor.
***
Türkiye’ye ve Türk insanına büyük haksızlık yapılıyor. Dün Ermenilere soykırım yaptığımız, bugün de Kürtleri öldürdüğümüz papağan ezberi olmuş, durmaksızın yineleniyor.
Kimi Avrupa parlamentoları, Fransa’nın başlattığı modaya uyup sözde Ermeni soykırımı iddialarını tanıdıklarını ilan ediyor. Ancak, bu ülkede Ermenilerle Birinci Dünya Savaşı’nda karşılıklı çatışma yaşandığı anımsanmıyor. Bugün için de kanlı bir terör örgütüyle mücadele edildiği göz ardı ediliyor. Buna karşın Türkiye, bir tür düşmanlık hezeyanıyla suçlanıyor.
Türkiye buna sessiz kalamaz. Yurttaşlarının gösterdiği tepkiyle de yetinemez. Devlet düzeyinde de gerekli adımların atılması gerekir.
Başbakan Erdoğan bir süre önce, TBMM’nin de bazı ülkeler için soykırım iddialarını içeren kararlar alabileceğinden söz etmişti. Bu, laf ola söylenmiş bir söz olarak kalmamalıdır.
Bu konuda, Fransa, Polonya ve Belçika’ya karşı değerlendirilecek iddialar, Türkiye’ye yöneltilen suçlamalarla kıyaslanmayacak kadar ağır.
Polonya, Alman Nazilerinin İkinci Dünya Savaşı sırasında Yahudilere uyguladığı soykırımda Fransa ile birlikte işbirliği yapmaktan sabıkalıdır. Belçika ise sömürgesi Kongo’da insanları sadece siyah oldukları için kitleler halinde yok etmenin utancını saklayabilmenin hesabı içindedir.
Fransa’ya gelince, işbirliği yaptığı Alman Nazilerinden öğrendiklerini Cezayir’de acımasızca uygulamış ve toplam 1.5 milyon insanın canını almıştır. Fransa’nın Cezayir’de yaptıkları öylesine bir acımasızlıktır ki, 1945 yılında bağımsızlık için sokaklara dökülen sivil halka, havadan ve karadan ateş açarak bir anda 45 bin insanı katledebilmiştir.
Türkiye, kendisini tarihiyle yüzleşmeye çağıranlara, ‘Buyurun, bunu hep birlikte yapalım’ diyebilmelidir. AB ile müzakere sürecini olumsuz engelleyeceği kaygısıyla bundan kaçınmamalıdır.
Ulusal birlik bilinci olmayan bir ülke AB’nin tutsağı olabilir ama, özgür ve eşit üyesi olamaz.